Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1817 E. 2025/686 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/1817
Karar No
2025/686
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2022/1817 Esas

KARAR NO:2025/686 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN DOSYANIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO:2018/997 Esas - 2022/348 Karar

TARİHİ:27/04/2022

DAVA:Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ:24/04/2025

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin Birleşik Arap Emirlikleri'nin Dubai şehrinde merkezi olan ve ilaç ve eczacılık sektöründe satış, pazarlama ve tedarik hizmetleri konularında hizmet sunan, başta Dubai olmak üzere özellikle orta doğu pazarındaki hizmetleri ve tebrübesi ile bilinen şirket olduğu, davalıların Türkiye'de başta onkoloji olmak üzere çeşitli türlerde ilaç eczacılık ürünleri ürünleri üretimi ve satış yapan ticari şirketler olduğunu, davalı şirketlerin Türkiye'de ürettikleri ilaç ve eczacılık mamullerinin Ortadoğu pazarında satışı ve pazarlanmaları konusunda hizmet ihtiyacı olduğu gerekçesi ile müvekkili ile davalılar arasında 18/09/2017 tarihli bir Tek Satıcılık ve Dağıtıcılık Sözleşmesi akdedildiğini, bu sözleşme kapsamında ortadoğudaki 10 ülkede satış yetkisinin münhasıran davacıda olduğunu, sözleşme süresinin 10 yıl olduğunu, sözleşmede kar oranlarının da belirlendiğini ve ilk 5 yıl için toplam 22.829.510 USD, diğer 5 yıllık sürede ise 21.595.482 USD kar elde edileceğinin kararlaştırıldığını, müvekkilinin edimlerini tam ve eksiksiz ifa ettiğini, 4 ay sonra TBK 33.md hükmü gereğince sözleşmenin feshedildiğini, sözleşmeyi imzalayan kişilerin yetkili olduğunu, haberci ya da çevirmen statüsünde olmadığını, bu nedenle söz konusu maddeye dayanılarak sözleşmenin feshedilemeyeceğini, sözleşmeyi imzalayan kişilerin basiretli bir tacir gibi davranmak zorunda olduklarını, feshin haksız olduğunu, davalı şirketlerin kusurlu olduğunu, bu nedenle davalı şirketin müvekkilinin zararını karşılaması gerektiğini, yoksun kalınan karın sözleşmeyi kusuruyla fesheden taraftan alınmasını gerektiğini beyanla; davanın kabulüne, davalı şirket tarafından 05/01/2018 tarihinde yapılan feshin haksız olduğunun tespitine, Tahkikat sonucunda müvekkilinin maddi zararının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda arttırılmak ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 50.000,00 ABD doları maddi tazminatın sözleşmenin haksız olarak feshedildiği tarih olan 05/01/2018 tarihinden itibaren Devlet bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden hesaplanan faizi ile birlikte fiilen davalıdan tahsiline, tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının Birleşik Arap Emirliklerinde mukim olmasından ötürü MÖHUK madde 48/1 uyarınca Yargılama giderleri, vekalet ücreti ve müvekkillerin uğrayabileceği zararların da dikkate alınarak teminat yatırılması için davacıya süre verilmesi gerektiğini bul nedenle davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, ihtarname de açıkca belirtilen miktar hakkında kısmi dava açılamayacağını, davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkillerinin adreslerinin Kadıköy/İSTANBUL olduğu, bu nedenle yetkili mahkemenin İstanbul Anadolu Mahkemeleri olduğunu, müvekkillerinin davaya konu sözleşmeleri imzalarken hataya düştüğünü, sözleşmenin revize edilmiş hali yerine Müvekkilleri tarafından kabulü mümkün olmayan maddeler içeren sözleşmelerin Müvekkillerine imzalattırıldığını, Sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi esaslı unsurlarında dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağını,Dava konusu sözleşmelerin her iki tarafa borç yükleyen sürekli edimli sözleşmeleri olduğunu ve taraflar henüz edimlerini yerine getirmeye başlamadan hızlı bir şekilde dava konusu sözleşmelerden dönüldüğünü, henüz ifasına başlanmayan, sürekli edimli bir sözleşmeden dönülmesi durumunda müspet zarar niteliğinde mahrum - kalınan karın talep edilemeyeceğini, sürekli edimin ifasına başlanmamış ise, sözleşmenin feshi değil sözleşmeden dönmenin söz konusu olacağını, dönme üzerine istenecek tazminat olumsuz zararın giderilmesine yönelikken, fesih halinde olumlu zararın yani ifaya olan çıkarın tazmini mümkün kabul edildiğini ve sürekli edimli bir sözleşmeden dönülmesi durumunda müspet zarar niteliğinde mahrum kalınan kar talep edilemeyeceğini,Sürekli edimli bir sözleşmeden dönülmesi durumunda müspet zarar niteliğinde mahrum kalınan kar talep edilemeyeceğine ilişkin açıklamaların bir an için kabul edilmediği durumda bile menfi ve müspet zararın birlikte talep edilemeyeceğini, henüz sözleşmenin ifasına başlanmamış, dava konusu ilaçların satışı için ilgili ülkelerin sağlık bakanlıklarına ruhsat başvurusunda dahi bulunulmadığı durumda davacının sözleşme ilişkisine istinaden 50.000-USD harcama yaptığı hususunun, ispatlaması gerektiğini; ancak dosya içerisinde nasıl bir harcama yapıldığına ilişkin ne ayrıntılı bir açıklama ne de delil bulunduğunu, Sözleşmelerin somut haliyle ifaya elverişli olmadığını, 1 numaralı davalı koçsele ait ürünler 2 numaralı davalı onkonun sözleşmesinde yine aynı şekilde onkoya ait ürünler koçselin sözleşmesinin içerisinde yer aldığını, bu durumda müvekkillerin kendilerine ait olmayan ürünlerin, sözleşmelerde belirtilen şartlarda ruhsatlarını almaları ve pazarlanması için davacıya yetki vermeleri mümkün olmadığını beyanla; davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 27/04/2022 tarih ve 2018/997 Esas - 2022/348 Karar sayılı kararında;"Dava; taraflar arasındaki tekel dağıtım ve pazarlama sözleşmesinin kurulmuş sayılıp sayılamayacağı, sözleşmede dönme yönünde mi yoksa fesih yönünde mi bildirim yapılıp yapılmadığı, sözleşmenin gerçekleşmemesinden kaynaklı maddi tazminat şartlarının oluşup oluşmadığı, varsa miktarının ne olduğu hususlarına ilişkindir.Davalı vekilinin cevap dilekçesinde yetki itirazında bulunduğu, mahkememizin 01/07/2020 tarihli celsesinin 3 nolu ara kararı gereğince taraflar arasında düzenlenen yetki sözleşmesi uyarınca reddine karar verildiği görülmüştür.Davalı vekilinin cevap dilekçesinde M.Ö.H.U.K uyarınca teminat yatırılmasını talep ettiği, mahkememizin 01/07/2020 tarihli celsesinin 9 nolu ara kararı gereğince M.ö.h.u.k.madde 48 uyarınca talebin kabulü ile davacının dava değerinin yüzde 20'si oranında teminat yatırılması için 2 haftalık süre verildiği, davacı vekili tarafından süresi içerisinde teminat yatırıldığı görülmüştür.Davacı ... (...) ile davalılar ... ŞİRKET ile ... arasında 18/09/2017 tarihinde ayrı ayrı “TEK ELDEN DAĞITIM VE PAZARLAMA SÖZLEŞMESİ” akdedildiği, her ne kadar davacı ile davalılar arasında ayrı iki sözleşme imzalanmış olsa da söz konusu sözleşmelerin büyük ölçüde aynı maddeleri içerdiği, önemli sayılmayacak düzeydeki farklar dışında taraflar arasında imzalanan sözleşmeler aynı olduğu, sözleşme maddeleri incelendiğinde, genel hatlarıyla davacı ile davalılar arasında tek elden dağıtım ve pazarlamaya ilişkin bir anlaşma yapıldığı, buna göre davalıların tıbbi/medikal ürünlerinin körfez ülkelerindeki pazarlamasının davacı tarafça üstlenildiği ve bunun karşılığında sözleşmede belirtilen tutarlarda tahmini bir gelir elde edeceğinin kararlaştırıldığı görülmüştür.Ankara ... Noterliğinin 16/05/2018 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamenin incelenmesinden ... tarafından ... ANONİM ŞİRKET ile ...'ne 18/09/2017 tarihli Tek Satıcılık Sözleşmesinin haksız feshinden kaynaklanan tazminat taleplerine ilişkin ihtar olduğu görülmüştür.Tüm dosya kapsamı, sunulan deliller,bilirkişi raporu ve ek raporu hep birlikte değerlendirildiğinde; Davacı ... (...) ile davalılar ... ŞİRKET ile ... arasında 18/09/2017 tarihinde ayrı ayrı “...SÖZLEŞMESİ” akdedildiği, her ne kadar davacı ile davalılar arasında ayrı iki sözleşme imzalanmış olsa da söz konusu sözleşmeler büyük ölçüde aynı maddeleri içerdiği, önemli sayılmayacak düzeydeki farklar dışında taraflar arasında imzalanan sözleşmelerin aynı olduğu, sözleşme maddeleri incelendiğinde, genel hatlarıyla davacı ile davalılar arasında tek elden dağıtım ve pazarlamaya ilişkin bir anlaşma yapıldığı, buna göre davalıların tıbbi/medikal ürünlerinin körfez ülkelerindeki pazarlamasının davacı tarafça üstlenildiği ve bunun karşılığında sözleşmede belirtilen tutarlarda tahmini bir gelir elde edeceğinin kararlaştırıldığı, davalıların TBK'nun 33. Maddesi hükmü kapsamında yanılgıya düştüklerini iddia ederek sözleşmeleri feshettikleri ve mahkememizdeki işbu davanın açıldığı görülmüş olup, mahkememizce dosya üzerinde bilirkişi heyeti marifetiyle inceleme yaptırılmasına karar verilmiş olup,Davacı tarafın yurt dışı şirketi olması nedeniyle ticari defter kayıtlarını sunmadığı, Davalı şirketin 2017 ve 2018 yıllarına ait ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdikleri yasal süresinde yaptırılmış olduğu ve usulüne uygun tutulduğu, buna göre HMK 222./2 maddesi kapsamındaki koşulları taşıdığı, davalının sunmuş olduğu 2017 ve 2018 yılı mizan dökümlerinde davacıya ilişkin herhangi hesap, açıklama, kayıt olmadığı, davacının Ağustos 2017 tarihi ile Ocak 2018 dönemine arasında Ekip maaşları ,Tanıtım Masrafları ,Vize, Barınma ve diğer masraflar açıklamalı toplam 408.973,42 USD tutar gideri olduğu, Sözleşme taslağına ilişkin görüşmelerde kanunun lafzında belirtildiği gibi bir “haberci ya da çevirmen” kullanılmadığı, davalı şirketlerin yöneticilerinin sözleşme görüşmelerinde bizzat yer aldığı, söz konusu yöneticilerinin Amerika Birleşik Devletleri’nde eğitim aldığı, konusuna hakim ve tecrübeli oldukları, iyi derecede İngilizce bildikleri ve sözleşme görüşmelerine bizzat iştirak ettikleri, bu bağlamda sözleşmenin TBK md.33 kapsamında feshedilmesinin şartlarının oluşmadığı, sözleşmenin kurulmasındaki, aldatma (hile) ve korkutma (ikrah) gibi diğer irade sakatlığı hallerinin de şartları oluşmadığı, dosya kapsamında yapılan incelemelerde korkutma (ikrah) durumuna ilişkin herhangi bir iddia bulunmadığı gibi, aldatma (hile) açısından yapılan incelemelerde de buna yönelik bir bulguya rastlanılmadığı, davalıların sözleşme görüşmelerini bizzat yürüttükleri, konu hakkında yüksek eğitimli ve tecrübeli oldukları, özenli bir yönetici gibi hareket etmek zorunda oldukları, bu nedenle aldatmanın (hilenin) de varlığından bahsedilemeyeceği anlaşılmıştır. Ancak davacı taraf, davalıların fesih bildirimine karşı veya yargılama aşamasında feshin geçersiz ve sözleşmenin ayakta olduğunu savunmamış, feshi kabul ederek feshin haksız olduğunu iddia ederek zarar ziyan ve yoksun kalınan kazanç talebinde bulunduğu anlaşılmış olup buna göre taraflar arasında kurulan sözleşmenin 10 yıl süreli ve sürekli edimli (ani edimli olmayan) sözleşme olduğu açıktır. TBK.m.126 gereğince, bu tür sözleşmelerin ifasına başlanması halinde diğer tarafa gecikmiş ifa ve gecikme tazminatı veya sözleşmeyi feshederek erken fesih sebebiyle tazminat isteme imkanı verilmiştir. Ancak dava konusu somut olayda henüz sözleşmenin ifasına başlanmadığı, zira sözleşme konusu ilaçların Türkiye de satışı için öncelikle ruhsatlandırma gerektiğini, davacı tarafın böyle bir başvurusunun dahi olmadığı savunularak henüz ifaya başlanmadığını savunmuştur.Davacı tarafın sözleşmenin ifasına başladığına dair bir delil sunamadığı Sunulan harcama belgelerinin ise bu işle ilgili olduğunun tespiti yapılamadığı anlaşılmıştır. Davacı taraf, davalıların fesih bildirimine karşı veya yargılama aşamasında feshin geçersiz ve sözleşmenin ayakta olduğunu savunmamış, feshi kabul ederek feshin haksız olduğunu iddia ederek zarar ziyan ve yoksun kalınan kazanç talebinde bulunmuştur. Ancak sözleşmede yer alan kar oranları ve satış rakamlarının olağan olup olmadığı, davacının emsal bir iş bulup bulamayacağı, bulursa hangi sürede bulabileceği hususunda maliyetler, rakip ürünlerin varlığı, rakip firmalarla rekabet stratejileri, firmaların çeşitli vadelerde kar beklentileri gibi konulara dayanması, bu konuların da değişken pek çok alt başlıktan oluşması, nihayetinde gerekliliklerle birlikte firma yönetimlerinin tercih ve kabullerine dayanması gerekçesiyle değerlendirme yapmanın mümkün olmadığı, mahkememizce aldırılan 01/09/2021 tarihli bilirkişi raporu ve16.01.2022 tarihli ek rapor ile sabit olup, bilimsel, denetime açık ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporu doğrultusunda ispatlanamayan davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile,''1-DAVANIN REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; karar tarihi itibariyle dava edilen miktar sebebiyle heyet tarafından incelenmesi gereken davaya ilişkin olarak tek hakim tarafından karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava değerinin 0.000,00 Amerikan Doları olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası kur verileri uyarınca 15.11.2021 tarihinden itibaren Amerikan Doları’nın Türk Lirası karşılığının 10,00 TL’yi geçtiği ve karar tarihine kadar bu değerin altına hiçbir zaman düşmediği görüldüğünden, dava değeri olan 50.000,00 Amerikan Doları karşılığının 500.000,00 TL’yi geçtiğini, nitekim ilk derece mahkemesi tarafından gerekçeli kararın verildiği tarih olan 27.04.2022 tarihinde de Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası kur verileri uyarınca Amerikan Doları’nın Türk Lirası karşılığının 14.8451 olduğunu, bu kapsamda karar tarihindeki dava değerinin de 742.255,00 TL olduğunu, sonuç olarak 5235 sayılı Kanun’da belirtildiği üzere değeri 500.000,00 TL’yi aşan ticari uyuşmazlıklarda heyetle görülme zorunluluğu olduğunu ve ilk derece mahkemesinin karar tarihinde ve hatta çok daha öncesinde dava değerinin bu sınırı aştığı da düşünüldüğünde söz konusu uyuşmazlığın tek hakimle karara bağlanmasının açıkça yasaya aykırı olduğunu, anılan gerekçeli kararın kaldırılması ve heyetle birlikte yeniden yargılama yapılarak karar verilmesi gerektiğini,Dava dilekçesi ile sözleşmenin haksız feshinin neden olduğu zararlar ile birlikte feshin haksızlığının tespitinin de talep edildiğini, yürütülen yargılama sırasında bu talebe mütenasip olarak tarafların feshin haksızlığı konusunda iddia ve savunmalarını sunduklarını, ancak ilk derece mahkemesi tamamen bu yöndeki taleplerini ve tarafların bu husustaki iddia ve savunmalarını yok sayarak hükmün gerekçesinde "feshin haksızlığının anlaşıldığı" tespitine rağmen hükümde bu hususla ilgili bir kararın yer almadığını, bu suretle ilk derece mahkemesince taleplerinden biri ile ilgili hüküm kurulmadığını, bunun usul ve yasaya aykırı olduğunu, hükmün kaldırılması ve yeniden yargılama yapılması gerektiğini, Mahkeme tarafından gerekçeli kararda; bilirkişi ek raporuna ilişkin beyanlarına, yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınması taleplerine ve bu taleplerin reddine ilişkin gerekçeye yer verilmediğini, ilk derece mahkemesi tarafından 21.04.2021 tarihli duruşmada “Dosyanın 4 kişilik bilirkişi heyetine tevdi ile tarafların iddia ve savunmaları, dosyadaki tüm deliller hep birlikte değerlendirilmek suretiyle, tarafları ticari defterleri üzerinde inceleme yapılarak davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise miktarı ve ferilerinin hesaplanarak rapor tanzim edilmesinin istenmesine” hususlarının aydınlatılması amacıyla dosya bilirkişi heyetine tevdi edildiğini, müteakip süreçte bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen raporun müvekkil şirketin alacaklı olup olmadığı, alacak miktarının ve ferilerinin hesaplanması hususlarına ilişkin açıklama içermemesi nedeniyle 20.10.2021 tarihli duruşmada ek rapor alınmasına karar verildiğini, ek bilirkişi raporunun da alacak ve ferilerine ilişkin olarak hiçbir açıklama içermediğinden bilirkişi raporuna itirazlarını sunduklarını ve dosyada yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasının talep edildiğini, 27.04.2022 tarihli karar duruşmasında ilk derece mahkemesinin, feshin haksız olduğu ve haksız fesih sonucu oluşan maddi zararın hesaplanması için yeni bir bilirkişi heyetine tevdi edilmesi taleplerine ilişkin red kararı verdiğini, ancak daha sonra yazılan gerekçeli kararda mahkeme tarafından bu taleplerinin reddine ilişkin herhangi bir gerekçe gösterilmediğini, bu itibarla, tarafımızca bilirkişi raporuna yapılan itirazlar ve dosyanın yeni bilirkişi heyetine tevdi edilmesi talepleri hiçbir inceleme ve gerekçe gösterilmeksizin reddedildiği için kanuna ve Yargıtayın yerleşik içtihadına aykırı olduğunu, bu hususun bir bozma sebebi olduğunu, talepleri doğrultusundan yeniden yargılama yapılarak karar verilmesi gerektiğini,Hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik olduğunu, ilk derece mahkemesi tarafından 21.04.2021 tarihli duruşmada “Dosyanın 4 kişilik bilirkişi heyetine tevdii ile tarafların iddia ve savunmaları, dosyadaki tüm deliller hep birlikte değerlendirilmek suretiyle, tarafları ticari defterleri üzerinde inceleme yapılarak davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise miktarı ve ferilerinin hesaplanarak rapor tanzim edilmesinin istenmesine” karar verildiğini, tanzim edilen kök bilirkişi raporunda hiçbir şekilde alacak miktarı ve ferilerine ilişkin bir tespit yer almadığından dosyanın ek bilirkişi incelemesine gönderildiğini, bu kapsamda, bilirkişi heyetinin raporda müvekkil şirketin alacak ve ferilerini hesaplaması gerektiğini, ancak ek bilirkişi raporunda da hiçbir şekilde Müvekkil Şirketin alacak miktarına ve ferilerine ilişkin bir tespite yer verilmediğini, aksine yapılan feshin haksızlığı tespit edilmiş olmasına rağmen herhangi bir hesaplama yapılmasına imkan bulunmadığının ifade edildiğini, bu itibarla da bilirkişi heyeti tarafından mahkeme tarafından aydınlatılması istenen konulardan biri olan “zarar miktarı”nın hesaplanmadığını ve zararın miktarı açıklığa kavuşturulmadan eksik bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulduğunu, açıklığa kavuşmayan bu hususa rağmen hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu,İlk derece mahkemesinin, zararın çok fazla alt başlıktan oluşması, hesaplama yapmanın güç olması, piyasa analizi gerektirmesi gibi sebeplerle hesaplanamayacağı şeklinde hüküm kuramayacağını, gerekli inceleme ve hesaplamayı yapma veya yaptırmanın yerel mahkemenin görevi olduğunu, seçilen bilirkişiler tarafından “zararın hesaplanmasının mümkün olmadığı” tespiti üzerine mahkeme tarafından yapılması gereken işin davanın reddedilmesi yerine yeni ve zararı hesaplayabilecek bir bilirkişi heyeti teşkil ederek zararın hesaplanmasını sağlamak olduğunu, İlk derece mahkemesi tarafından sözleşmenin ifasına başlanmadığı hususunda yapılan tespitin maddi ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, hatalı bilirkişi raporunda kısmen yer alan ve hükmün temel gerekçesi olarak göze çarpan sözleşmelerin ifasına başlanmadığı iddiasının ise tamamen sözleşmenin ve yazılı delil ile ortaya konulan maddi vakıaların göz ardı edilmesinden ibaret olduğunu, bu kapsamda, her ne kadar ilk derece mahkemesi tarafından sözleşmenin ifasına başlandığı yönünde bir delil bulunmadığı ifade edilmişse de, bu tespitin “sözleşme edimleri” mefhumunun sözleşmeye aykırı ve hatalı olarak dar yorumlanmış olmasından kaynaklandığının ifade edilmesi gerektiğini, dava konusu sözleşmelerin yalnızca bir edimden (ruhsat sonrası ilaç dağıtımı) ibaret olmadığını, taraflara sürecin farklı aşamalarında farklı hak ve yükümlülükler yüklediğini, dolayısıyla bahse konu sözleşmede, ilaçların üretim ve dağıtımı edimlerine ek olarak, asli edim yükümlülüğü olarak tabir edilebilecek ve sözleşmenin ifası kapsamında olmazsa olmaz nitelikte çok sayıda yükümlülük bulunduğunu,Bu kapsamda, bahse konu sözleşmelerde hem davalılar hem de müvekkil açısından;- yerel dağıtıcı ağını oluşturmak (md.4)-“ürünler’in Bölge’de Alt Yüklenicileri tarafından kendi şirket ünvanı ve sorumluluğu altında dağıtılmasını, tanıtılmasını, pazarlanmasını ve satılmasını sağlamak” (md 7.1),

-“makul olarak gerekli tüm personeli görevlendirmek ve eğit(mek)” (md. 7.2),-“aktif bir satış organizasyonu sürdür(mek)”(md. 7.2.3.),-“açıklanan aktif maddelerinden meydana gelen başka ürünleri, tescil ettir(memek), ithal et(memek), tanıtımını yap(mamak), sat(mamak) ve/veya dağıt(mamak)” (md.19), gibi pek çok yükümlülük bulunduğunu, dolayısıyla, dava konusu sözleşmelerin kapsamının, davalılar ve kısmen de bilirkişiler tarafından hatalı şekilde yorumlandığı üzere, taraflarca yalnızca “ilaçların teslimi/dağıtımına başlanması”ndan ibaret olmadığını, hatta bahse konu edim yükümlülüklerinin önemli bir kısmının ilaç ruhsat süreçlerinin başlamasından önceki döneme ilişkin olduğunu, bu anlamda yalnızca “münhasırlık şartı gereği başka ürün tescil ettirmemek” (m.19) yükümlülüğünün dahi tek başına sözleşmelerin uygulanmaya başladığını gösterdiğini, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin “ilaçların teslimi / dağıtımına başlanması”ndan önce başladığını, sözleşmelerin yukarıda sunulan maddeleri ile birlikte davalılar şirket yetkilisi ... tarafından da kabul edildiğini, zira, kendisinin, 19 Eylül, 2017 tarihinde müvekkil şirket yetkilisine yazdığı e-postada yer verdiği “Bu çoktan ortaklar haline geldiğimiz anlamını taşıyor.” ibareleri ile taraflar arasındaki sözleşmenin hüküm ve sonuçlarını doğurmaya başladığını ortaya koyduğunu, sözleşme ile kararlaştırılan bu farklı edimlere ilişkin müvekkil şirketin “basiretli bir tacir” gibi davranarak bahse konu yükümlülüklerine uygun biçimde derhal ifaya başladığını, bu kapsamda sözleşmelerin imzalanmasını müteakip, müvekkil sözleşmelerin 7’nci maddesine uygun olarak aktif bir satış organizasyonu kurmak üzere davalıların bilgisi, talebi ve onayı dahilinde derhal harekete geçtiğini ve sözleşme kapsamındaki tüm ülkelerde alt dağıtıcıları tespit ederek davalıların bilgisine sunduğunu, bunun da ötesinde, alt distribütörlerle imzalanacak sözleşmelere ilişkin tüm müzakereleri yürüttüğünü, sözleşmeler üzerinde mutabakata varılmasını sağladığını ve nihai hali verilen sözleşmeleri imza için davalılara sunduğunu, yine bu süreçte müvekkilin sözleşmeler kapsamındaki ülkelerin ruhsat vermeye yetkili makamlarıyla resmi olarak temasa geçtiğini ve davalıların ruhsat başvurusu dosyalarının hazırlanması için gereken her türlü bilgi ve belgeyi davalılarla paylaştığını, fesih sözleşmelerinin gönderilmesinin on gün öncesinde bile, ...’un da bilgisi dahilinde olarak, 04.12.2017 tarihli e-posta ile ruhsat dosyalarının hazırlanmasının devam ettiğinin davalı tarafından müvekkile bildirildiğini, yine fesih sözleşmelerinin gönderilmesinin iki gün öncesinde, davalılar ile müvekkil arasında ve ...’un bilgisi dahilinde, ruhsat başvuru dosyasının hazırlanması konusunda detaylı bilgi alışverişi yapılmakta olduğunun görüldüğünü, bu kapsamda, hem sözleşmenin imzalanmasından önce hem de sonrasında müvekkil tarafından davalılara, örneğin Katar’daki bir ihale için 19 Ağustos 2017’de ihale ilanı gönderildiğini ve ihaleye katılım için istenen ilaçların ... fiyatları ile birlikte gönderilmesinin istendiğini, Yemen’de ise daha önce sunulan çok sayıda e-posta yazışmalarından görüleceği üzere, müvekkilin bu ülkede davalılar adına ihaleye katılacak şirket ile bizzat davalılar tarafından temasa geçirildiğini, bunun üzerine müvekkilin 21.09.2017 tarihinden 22.12.2017 tarihine kadar ihaleye ilişkin işlemlerini yoğun bir şekilde koordine ettiğini, bunun sonucunda 8 Kasım 2017’de Yemen’deki ihaleye katılım sağlandığını, nitekim davalıların tanığı ...'nın, davanın 21.04.2021 tarihli 6. celsesindeki “davacının distirübütörlerle yapılan anlaşmalardan ... şirketi de haberdardı, zaten bu konu sözleşmenin esasını içeriyordu,” beyanıyla, müvekkil şirketin sözleşmelerin ifasına başladığını ve bu hususun da davalılar tarafından bilindiğini ikrar ve kabul ettiğini, tüm bu hususların ürünlerin ruhsatlandırılmasından önce dahi sözleşmenin ifasına başlanmış olduğunu açıkça ortaya koyduğunu, taraflar arasındaki detaylı yazışmalarla ve bizatihi davalılar tanığı beyanı ile de sabit olduğunu, bu itibarla bilirkişilerin sözleşmenin ifasına başlandığı konusunda bir bilgi veya belge bulunmadığı konusundaki tespitinin yerinde olmadığını,Sözleşmede yer alan bedellerin olağan olup olmadığı hususunda araştırma yapılmasının usule ve yasaya aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesi kararı incelendiğinde, hükmün gerekçelerinden bir diğerinin de “sözleşmede yer alan kar oranları ve satış rakamlarının olağan olup olmadığı” hususunun tespit edilememesi olduğunu, anılan rakamların olağan olmadığını, mahkeme tarafından bu konuda araştırma yapılmasının dahi usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu noktada, tarafların “basiretli bir tacir” gibi davranma yükümlülüklerinin gündeme gelebileceğinin değerlendirilmekte olduğunu, ayrıca davalı şirketin temsilcilerinin davranışlarına ilişkin inceleme konusu yapılması gereken diğer bir hususun da Türk Ticaret Kanunu’nun 18’inci maddesinde belirtilen “basiretli bir tacir gibi davranma” yükümlülüğü olduğunu, somut olaya ilişkin olarak ise, sözleşmede imzası bulunan şirket temsilcilerinin de bu yükümlülükten azade olmadığının söylenmesi gerektiğini, hem sözleşme görüşmeleri esnasında hem de sözleşme akdedilirken; basiretli ve öngörülü bir tüccarın fiilî ve hukukî işlemlerde göstermesi gereken dikkat, tedbir ve özeni göstermek sözleşmeyi imzalayan davalı şirket temsilcilerinin sorumluluğunda bulunan bir husus olduğunu, dolayısıyla davalı şirketi “sınırsız olarak münferit imza ile temsil ve ilzam etmeye” yetkili kişilerden hukuki fiil ve işlemlerinde öngörülü olması ve bu sorumlulukları ile mütenasip bir özen göstermesi gerektiğini, bu çerçevede ise bir sözleşmenin akdedilmesinden 4 ay sonra, iletimde bir hata bulunduğu gerekçesi ile feshedilmesinin basiretli bir tüccarın iş görüş biçimi içerisinde mütalaa edilemeyeceğini, Bilirkişi heyetinin müvekkilin mahrum kaldığı karın hesaplanamayacağı, dosyada davacının gerek menfi gerek müspet zararlarını despit etmeye elverişli ek bilgi ve belgelerin itirazlarla birlikte sunulmadığına ilişkin beyanı ve bu tespite dayanan itiraz konusu kararın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, bilirkişi heyetinin kök raporunda da belirttiği üzere müvekkilin uğradığı zararın kesin olduğunu ve zararın miktarını tespite muhtaç olduğunu, bahse konu zararın hesaplanma yöntemine ilişkin hususların müteakip maddelerde sunulduğunu,Taraflar arasında akdedilen ve ilk derece mahkemesine de dava dilekçesi ekinde sunulan sözleşmelerin “Bedel ve Ödeme Koşulları” başlıklı 4. maddesinden de görüleceği üzere taraflar sözleşme akdedilirken ürünün piyasaya sürülmesi sonrası komisyon oranları hakkında net olarak anlaştıklarını, Sözleşmenin 4. maddesinin 3. fıkrası uyarınca taraflar arasında karşılaştırılan komisyon oranlarının aşağıdaki gibi olduğunu;YIL KOMİSYON ORANI Ürünün piyasaya sürülmesinden itibaren ilk 3 yıl Kaydedilmiş ... fiyatından %40 Ürünün piyasaya sürülmesinden itibaren ikinci 3 yıl Kaydedilmiş ... fiyatından %37 Ürünün piyasaya sürülmesinden itibaren 7.yıl ve sonrası Kaydedilmiş ... fiyatından %35 Taraflarca sözleşme maddesinde kararlaştırılan ve yukarıdaki tabloda sunulan komisyon oranları ve sözleşmenin eklerinde belirtilen tahmini satış rakamları kapsamında müvekkilin yıllara göre kazanacağı kar oranının aşağıdaki gibi olduğunu;YIL 2. YIL 3. YIL4. YIL 5. YIL İLK 5 YIL TOPLAMI ONKO SATIŞ TAHMİNİ (USD) 7,396,045 8,135,651 8,949,216 9,844,138 10,828,551 45,153,601 KOCSEL SATIŞ TAHMİNİ (USD) 2,710,484 2,981,533 3,279,686 3,607,654 3,968,420 16,547,777 TOPLAM ONKO- KOCSEL (USD) 10,106,529 11,117,184 12,228,902 13,451,792 14,796,971 61,701,378 KOMİSYON DEĞERİ (USD) 4,042,612 4,446,874 4,891,561 4,977,163 5,474,879 22,829,510 İLK 5 YILLIK SATIŞ (USD) 61,701,378 İLK 5 YILLIK KOMİSYON (USD) 22,829,510 İKİNCİ 5 YILLIK TAHMİN (USD) 61,701,378

İKİNCİ 5 YIL İÇİN KOMİSYON TAHMİNİ (USD) 21,595,482 TOPLAM USD 44,424,992 Taraflar arasında mutabık kalınan şartlar özetlenecek olursa; müvekkilin 1. yıl için 4,042,612USD, 2. yıl için 4,446,874USD, 3.yıl için 4,891,561 USD, 4.yıl için 4,977,163 USD, 5.yıl için 5,474,879USD olmak üzere ilk beş yıl için toplam 22,829,510USD komisyon alacağının bulunduğunu, müvekkilin sonraki 5 yıl için ise komisyon alacağının 21,595,482 USD olduğunu, bu kapsamda sözleşme hükümleri çerçevesinde müvekkilin sözleşme süresi olan 10 yıllık süre için komisyon alacağı toplam 44,424,992 USD olduğunu,Müvekkilin maddi zararının ise kesinti yöntemi ile hesaplanacağını, “Kesinti Yöntemi”nin uygulanması için ilk önce müvekkil şirketin sözleşmenin ifası tamamlansaydı elde etmesi muhtemel gelirlerin toplamının bulunması gerektiğini, ardından müvekkil şirketin sözleşmenin ifası için yaptığı ve yapacağı masraflar bulunan toplamdan çıkarılması gerektiğini, buna ek olarak müvekkil şirketin emsal bir iş bulma süresinin de maddi zararın hesaplanmasında esas alınması gerektiğini,Taraflar arasındaki sözleşmenin “Rekabet Yasağı” başlıklı 19. maddesi uyarınca müvekkil şirketin sözleşmenin akdedilmesinden itibaren emsal bir iş bulmasının mümkün olmadığını, nitekim anılan sözleşme maddesi uyarınca müvekkil şirketin sözleşmenin geçerli olduğu süre boyunca başka şirketlerden benzer ürünleri tedarik etmesinin yasaklandığını, bu nedenle sözleşme devam ederken müvekkil şirketin kendisi lie temasa geçen tüm şirketleri reddederek sözleşme konusu ürünlere sahip olduğunu ve benzer ürünler alamayacağını belirttiğini, sektörün yapısı nedeniyle bu hususun bilinir hale geldiğini, dolayısıyla müvekkil şirketin bu süreçte emsal niteliğinde başka bir sözleşme yapmadığını, yine sektörün yapısı nedeniyle, sözleşmenin davalı tarafından aniden ve haksız bir şekilde feshedilmesinin müvekkil hakkında hem ilaç üreticileri hem de sözleşme kapsamında bulunan ülkelerdeki alt distribütörler nezdinde soru işaretlerine yol açtığını ve müvekkilin itibar kaybına uğramasına sebep olduğunu, bu sebeple de geçen zaman zarfında emsal bir sözleşme yapmanın mümkün olmadığını, zira, ilaç sektöründeki pazar paylarının kolay kolay değişmediği, sözleşmeye konu onkolojik ilaçları tedarik eden şirketlerin pazarda yerini sağlamlaştırmış ve sınırlı sayıda şirketler olduğunun bilindiğini, her halükarda, 10 ülke ve 7 emirliği içeren bu çapta bir operasyonun, gerekli alt dağıtım ağını organize etmek, lisansları almak, sözleşmenin ifasında görevlendirilecek personelin görevlendirilmesi gibi hususları gerektirdiği göz önüne alındığında, bu emsalde bir sözleşme yapabilmek için en az 2 yıl gerekeceğinin açık olduğunu, bu kapsamda, bilirkişilerin uzmanlıkları göz önünde bulundurulduğunda, mahrum kalınan karın bu konuda yetkin olması beklenen bilirkişi heyeti tarafından tespit edilememiş olmasının kabulünün mümkün olmadığını, zira sözleşme hükümleri, sözleşmenin ekleri ve dosyaya sunulmuş olan bilgi ve belgeler dikkate alınmak suretiyle yoksun kalınan karın hesaplanmasının mümkün olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; taraflar arasında akdedilen 18/09/2017 tarihli "Tek Elden Dağıtım ve Pazarlama Anlaşma"larının davalı tarafından haksız olarak feshedildiği ve zarara uğranıldığı iddiası ile müspet zarar kapsamında kalan kar mahrumiyeti zararının tahsili talebine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davacı vekili tarafından her ne kadar iş bu davanın karar tarihindeki kur dikkate alınarak hesaplanan değeri itibariyle heyet halinde yargılamanın yürütülerek karar verilmesi gerektiğine ilişkin istinaf sebebi ileri sürülmüş ise de, dava değerinin dava tarihindeki kur dikkate alınarak hesaplanması gerektiği ve dava tarihindeki kura göre hesaplanan dava değeri dikkate alındığında heyet ile yargılamanın yürütülmesi ve karar verilmesi sınırının altında kaldığı anlaşıldığından davacı vekilinin söz konusu istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davacı vekili tarafından dava dilekçesinde, taraflar arasında akdedilen sözleşmelerin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğinin tespiti ve uğranılan maddi zararın tahsiline karar verilmesinin talep edildiği, tek başına sözleşmenin haklı/haksız olarak feshedildiğinin tespitine ilişkin dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığı, söz konusu tespitin bu sebeple uğranılan zararın tahsili talepli eda davası sırasında tartışılacağı, Mahkemece yapılan yargılama sonucunda dava konusu sözleşmelerin haksız olarak feshedildiği (edimin ifasına başlanmadığı için geriye etkili) kanaatine varıldığı ve bu hususun ayrıntılı olarak gerekçeli kararda açıklandığı, hüküm kısmında davacının maddi tazminat talepli davasının reddine karar verildiği, sözleşmenin haksız olarak feshedildiğinin tespitine ilişkin ayrıca bir hüküm kurulmasının gerekmediği ve usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Somut uyuşmazlıkta; taraflar arasında akdedilen18/09/2017 tarihli "..."ları davalı tarafından sözleşmenin kurulmasında hataya düşüldüğü iddiası ile 05/01/2018 tarihinde geriye etkili olarak feshedilmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davalının hataya düştüğüne ilişkin savunmasına itibar edilemeyeceği ve feshin haksız olduğu kanaatine varılarak davalının sözleşmeyi haksız olarak feshettiği tespit edilmiş ve bu tespite karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmamıştır. Davacı vekili, dava dilekçesinde ilk önce taraflar arasında akdedilen sözleşmenin kurulması ve ifası için yaptığı ve menfi zarar kapsamında kalan masraflar, giderler ve ödemeler ile müspet zarar kapsamında kalan mahrum kaldığı zararı talep etmiş, cevaba cevap dilekçesinde müspet zarar talebinde bulunduğunu ve daha sonra dosyaya sunulan yazılı beyanı ile de davadaki taleplerinin sadece müspet zarara ilişkin olduğunu beyan etmiş ve istinaf dilekçesinde de müspet zarar talebine ilişkin istinaf sebepleri ileri sürdüğünden sadece davadaki talebinin ve dava konusunun müspet zarar olarak kabulü ile bu çerçevede istinaf incelemesi yapılmıştır.Taraflar arasındaki sözleşmenin konusunun ..., Ek 1'de (Ürün veya ürünler) sıralanmış ...'ya ait ürün veya ürünlerin Bölge'de pazarlaması ve satışına ilişkin olarak tüm düzenleyici ve pazarlama ruhsatlarını...'yu temsilen almaya ve ...'dan ... yetkisini kazanmaya; ... ise söz konusu bu yetkileri ...'ye vermesi, ..., tüm yasal şartları yerine getireceğini ve bölgesinde Lisansın hüküm ve koşullarını icra edeceğini garanti etmesi, davalılar tarafından davacıya tedarik edilecek ürünlerin tescil ve pazarlama onayları ve sevkiyat izinlerinin alınmasından sonra kararlaştırılan bölgelerdeki tüm pazarlarda dağıtımı, tanıtımı, pazarlaması ve satımının davacı tarafından yapılmasıdır. Davacı tarafından sözleşmenin ifası için çalışmalara başlandığı iddia edilmiş ise de, sözleşme hükümlerine göre sözleşmede belirtilen ürünlerin ruhsat dosyasının davalılar tarafından hazırlanarak davacıya iletileceği, davacı tarafından ürünlerin pazarlanacağı bölgelerdeki sağlık otoritelerinden pazarlama izninin alınacağının düzenlendiği, ancak davalı tarafından ürünlere ilişkin herhangi bir ruhsat dosyasının hazırlanarak davacıya iletilmediği ve davacı tarafından pazarlamaya ilişkin ilgili kuruluşlardan herhangi bir pazarlama izninin alınmadığı, taraflar arasındaki sözleşmede ürünlerin pazarlanmasına ilişkin sürekli asıl edimlerin bu ruhsat ve izinden sonra başlanacağı, ancak söz konusu pazarlama izinlerinin alındığına ilişkin davacı tarafından delil sunulmadığı gibi bu izinlere istinaden davalı tarafından davacıya ürünlerin gönderildiği ve davacı tarafından pazarlanmaya ve satışına başlandığına dair delil sunulmadığı, zaten tarafların buna ilişkin bir iddiasının da bulunmadığı ve davalı tarafından da sözleşmenin ifasına başlanmadığının ve ruhsatların alınmadığının savunulduğu, sözleşme kapsamındaki asıl edimler başlamadan davalı tarafından geriye etkili olarak sözleşmenin feshedildiği ve fesih iradesinin geri etki olduğu yani dönme yönünde olduğu açık olup, sözleşmenin geriye etkili olarak feshi halinde de müspet zarar talep edilemeyeceğinden Mahkemece davanın reddine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtaya temyiz yasa yolu açık olmak üzere 24/04/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2022/1817, K. 2025/686, T. 24.04.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-1817-e-2025-686-k-114abfa7f21f