Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/12 E. 2025/905 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/12
- Karar No
- 2025/905
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/12 Esas
KARAR NO:2025/905
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:29/12/2020
NUMARASI:2018/793 Esas, 2020/768 Karar
DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:26/06/2025
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin gümrük hizmetleri işi ile iştigal ettiğini, davalıya gümrük hizmeti verdiğini, davalı tarafından araç sürücülerine masraf ulaştırılamadığından, davalının talebi ve talimatı üzerine davalıya ait araç sürücülerine davalının cari hesabına işlenmek üzere avans verildiğini, bu nedenle davalıdan 2.000,00 Euro alacağı doğduğunu, bu alacağın ödenmemesi üzerine davalı aleyhine ... sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı tarafından icra takibine itiraz edildiği ve takibin durduğunu belirterek davalının itirazının iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine % 20 den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ile müvekkili arasında ticari iş ilişkisi veya sözleşme bulunmadığını, davacının iddiasının sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayandığını, davacının iddialarının 2014 yılında gönderildiği iddia edilen bir takım meblağlara dayandığını, icra takip tarihi dikkate alındığında TBK 82. Maddesi gereğince 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, bu nedenle davanın öncelikle zamanaşımından reddi gerektiğini, müvekkilinin davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığını,davacı taraf ile müvekkili şirket arasında hiçbir ticari iş, sözleşme ilişkisi bulunmadığını, bu hususun müvekkilinin defter ve kayıtları üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesi ile de tespit edileceğini, davacı tarafından müvekkili şirket ile ticari ilişkiyi ispatlar hiç bir delil sunulmadığını, davanın bu nedenle reddi gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla dava konusu alacağın varlığı ve miktarı likit olmadığından davacının icra inkar tazminatı talebinin reddi gerektiğini, dava konusu olayda temerrüt oluşmadığından davacının işlemiş faiz talebinin de reddi gerektiğini belirterek davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle reddine, yine esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece; davalının uluslararası nakliyat işi yaptığı, davacı tarafın davalı tarafa gümrük hizmetleri verdiği, davalı şirketin şoförlerine davalı şirketin talimatıyla toplam 2.000 Euro tutarında masraf ödemesi yapıldığı iddiasıyla iadesi amacıyla iş bu davayı açtığı, mahkememizce alınan 22/11/2019 tarihli bilirkişi raporunda sonuç olarak davacı yanın faaliyet merkezi ile ticari defter ve kayıtları Almanya' da bulunduğundan davacı yanın ticari defterleri üzerinde herhangi bir inceleme yapılamadığını, incelenen davalı şirkete ait 2017 yılı ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin yasal süresinde yaptırıldığını, bu anlamda ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğunu, davalı yan ticari defterlerinde, davacı şirket ile mevcut bir ticari ilişkiye ait herhangi bir kaydın bulunmadığı belirtilmiş olup her ne kadar davacı şirket tarafından sunulmuş olan e-posta içeriklerinin kesin delil niteliğinden olmadığından , davacı ve davalı şirket defterlerinde dava konusu alacağın varlığına dair bilgi bulunmadığı ve dolayısıyla davacı alacağının ispat edilemediği, ayrıca davacı tarafından iadesi talep edilen ödemelerin en son tarihinin de 12.03.2015 tarihi olduğu, söz konusu alacağının takip tarihinin 05.09.2017 olduğu dolayısıyla sebepsiz zenginleşmeye dayalı 2 yıllık zamanaşımı süresinin geçmiş olması nedeniyle talep hakkını kaybettiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf nedenleri olarak; bilirkişi raporu ile müvekkilinin davalıdan 2.000,00 Euro alacaklı olduğu sabit hale geldiğini, Mahkeme tarafından mail içeriklerinde ve belgelerde yer alan şoförlerin davalı çalışanı olup olmadığının tespiti bakımından ...'ya müzekkere yazıldığını, gelen cevapta ... ve ... isimli kişilerin davalı çalışanı olduğu açıkça anlaşıldığını, ancak buna rağmen yerel Mahkeme tarafından davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca ...'dan gelen cevapta ... ve ... isimleri yer almaktayken diğer davalı çalışanı ...'ın ismi bulunmasa da listede ... isimli bir işçi yer almakta olup, bu farklılık, davalı tarafından işçinin adının sehven hatalı bildirilmesinden dolayı, müvekkilin fatura ve e-mail kayıtlarında şoförün adının ... ismi ile geçmesi neticesini doğurmuş olabileceğini, dosya kapsamındaki e-posta içerikleri ve davalı adına düzenlenmiş 27.10.2014 tarih ... nolu ...... açıklamalı 900,00 Euro, 31.10.2014 tarih ... nolu ...,... açıklamalı 300,00 Euro, 15.11.2014 tarih ... nolu ...,... açıklamalı 800 Euro bedelli 3 adet fatura niteliğindeki belgeler incelendiğinde, bu belgelerin ekinde sürücü ödeme belgesi ve sürücü imzalarının bulunduğu ve davalının nakliye direktörü tarafından müvekkiline gönderilen e-posta içerikleri ile örtüştüğünün görüldüğünü, müvekkilini, davalı şirkete verdiği hizmet gereği davalının taleplerini sorgulama veya denetleme gibi bir görevi, sorumluluğu ve pozisyonu bulunmadığını, dolayısıyla müvekkilin, davalının ödeme yapılmasını talep ettiği şoförlerin davalı nezdinde sigortalı çalışan olup olmadığı bilmesinin mümkün olmadığını, bu bağlamda ...'a da tıpkı diğer şoförler gibi davalının talimatı ile (E-posta) ödeme yapıldığından, davalı firmaya ait 2014 yılı ... çalışan listesinde bu kişinin adının bulunmaması nedeniyle müvekkilinin alacağının bulunmadığı sonucunun çıkarılmasının mümkün olmadığını, yerel mahkemenin zamanaşımı yönündeki değerlendirmesinin de hatalı olduğunu, müvekkili tarafından davalının şoförlerine, davalı tarafından gönderilen e-postalara istinaden ödeme yapıldığından taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunduğundan dava konusu ilişkide 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin söz konusu olduğunu, sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığını belirterek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;Dava, icra takibine vaki itirazın iptali ve takibin devamı istemine ilişkindir. Davacının ... sayılı dosyası ile davalı şirket aleyhine 2.000,00 Euro'nun tahsili için takip başlattığı, davalının yasal süresinde borca ve fer'ilerine itiraz ettiği, itiraz dilekçesinin davacıya tebliğine ilişkin evraka rastlanmadığı, davacı tarafından itirazın iptali ve takibin devamı için İİK 67. Maddesi gereğince bir yıllık hak düşürücü süre içinde iş bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.Mahkemece, davacının alacaklı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili, davalı şirket ile aralarındaki ticari ilişki gereği, davalının yurtdışındaki şoförlerine ihtiyaçları için avans ödemesi yaptığını ileri sürerek bu ödemelerin davalıdan tahsilini istemiş, davalı ise davacı ile aralarında herhangi bir ticari ilişki olmadığını savunmuştur.İlk derece mahkemesinde alınan bilirkişi raporunda özetle; davacının faaliyet merkezi ile ticari defter ve kayıtları Almanya'da bulunduğundan davacının ticari defterleri üzerinde herhangi bir inceleme yapılamadığı, davacının delil listesi ekinde ibraz ettiği belgelerle sınırlı olmak kaydı ile yapılan incelemelerde, “... “sürücü ödeme” listesine göre, davaya konu edilen sürücülere yapılan (900+300+800) Euro'luk ödeme kayıtları çerçevesinde, davacının takip tarihi itibarıyla davalı yandan 2.000,00 Euro alacaklı göründüğü, incelenen davalı şirkete ait 2017 yılı ticari defterlerinin açılış ve kapanış taşdiklerinin yasal süresinde yaptırılmış olduğu, bu anlamda ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu, davalı ticari defterlerinde, davacı şirket ile mevcut bir ticari ilişkiye ait herhangi bir kaydın bulunmadığı, bu anlamda kendi ticari defter kayıtlarına nazaran davalının takip tarihi itibarıyla davacı yana herhan gi bir borcunun bulunmadığı, bununla birlikte dosyaya sunulu, davalı yan tarafından davacı yana gönderilen e-posta metinlerinde, şoför isimlerinin zikredildiği ve şoförlere ödeme yapılmasının talep edildiği, buna istinaden davacı tarafından, şoförlere imza karşılığı ödeme yapıldığı ve davacının davalı unyanına faturalar düzenlediği anlaşılmakla, taraflar arasında ticari bir ilişkinin olup olmadığı hususunda takdirin mahkemeye ait olduğu, davacının sunduğu belgelerde yer alan şoförlerin davalı çalışanı olması durumunda, rapor içerisinde yer verilen e-posta içerikleri de dikkate alındığında, davacının davalıdan 2.000,00 Euro alacaklı olacağının değerlendirilmiş olup, takdirin mahkemeye ait olduğu belirtilmiştir.Davacı vekili, davalının e mail üzerinden gönderdiği talebi ve talimatı doğrultusunda davalının şoförlerine ödeme yapıldığını, sürücü ödeme belgesi ve sürücü imzalarının bulunduğu belgeler ile davalının nakliye direktörü tarafından müvekkiline gönderilen e-posta içeriklerinin örtüştüğünü belirterek karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur.Davacı taraf, şoför avans talepleri ile şoför avanslarından oluşan borcun ödenmesi talebini içeren bir kısım mail yazışmalarını sunmuştur. Borçlar Kanunun hazır olmayanlar arasında kurulan sözleşmenin hüküm anı başlıklı 14. maddesi; "Yazılı şekilde yapılması öngörülen sözleşmelerde borç altına girenlerin imzalarının bulunması zorunludur. Kanunda aksi öngörülmedikçe, imzalı bir mektup, asılları borç altına girenlerce imzalanmış telgraf, teyit edilmiş olmaları kaydıyla faks veya buna benzer iletişim araçları ya da güvenli elektronik imza ile gönderilip saklanabilen metinler de yazılı şekil yerine geçer." hükmünü, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 199. maddesi ise "Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film,görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir." hükmünü düzenlemektedir.Somut olayda davacı taraf, taraflar arasındaki iletişimin elektronik posta vasıtasıyla gerçekleştirildiğini ve davalının talimatı üzerine davalının şoförlerine avans ödemesi yaptığını ileri sürmektedir.Elektronik posta iletişiminin işleyişinde, taraflar arasında doğrudan doğruya bir iletişim bulunmadığından, elektronik posta ile yapılan irade beyanı, hazır olmayanlar arasında yapılmış bir irade beyanıdır.Elektronik posta vasıtasıyla iletişimde yazılı metnin muhatabın elektronik posta adresine gönderilip muhatabın elektronik posta kutusuna kaydedilmekle öneri (irade beyanı) muhatabın hakimiyet alanına girmiş sayılır.Öneriyi kabul beyanı elektronik posta veya onun hızına eş değer bir iletişim yolu ile telefon, faks veya teleks yolu ile de yapılabilir. Öte yandan bu iletişim yolları ile kurulan kira sözleşmesinde kabul ve sözleşmenin kurulduğu anın kullanılan iletişim yollarının özelliğine göre Borçlar Kanun'unun konuyu düzenleyen ilgili maddeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir (Yargıtay 6. HD'nin 2015/9617 Esas, 2016/5442 Karar sayılı kararı) Bu bağlamda davacı ve davalı şirketlerin e-posta adresleri ve bu yerlere gönderilen postalar ve diğer yazışmalar üzerinde inceleme yapılarak, davacının dilekçe ekinde sunduğu email adresinin davalı şirkete ait olup olmadığı,davalı şirketin mail adresinden gönderilip gönderilmediğinin araştırılmasından sonra HMK 199. Maddesi de değerlendirilerek sonucuna göre bir karar vermek gerekirken, yukarıda açıklanan nedenle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle anılan eksiklik giderilmeden işin esasının incelenmesi mümkün olmayacağından HMK'nın 353/1.a.6 bendi uyarınca kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye iadesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE,2-İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/793 Esas, 2020/768 Karar sayılı ve 29/12/2020 tarihli kararının HMK 353/1a-6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılmak ve yeniden bir karar verilmek üzere mahal Mahkemesine İADESİNE,4-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından davacı tarafça peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 556,10 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1a-6 bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.26/06/2025