Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1054 E. 2025/1863 K. – İtirazın İptali
Konu: İtirazın İptali
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1054
- Karar No
- 2025/1863
- Karar Tarihi
- Konu
- İtirazın İptali
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1054
KARAR NO : 2025/1863
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: TEKİRDAĞ ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 09/03/2022
NUMARASI : 2021/1111 Esas - 2022/220 Karar
DAVA: İtirazın İptali (Altın satışından kaynaklı)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında kuyumculuk işinden kaynaklanan ticari ilişki olduğunu, dava konusu olan emtianın işçiliği ile birlikte davalıya teslim edildiğini, ancak bedelinin ödenmediğini, borcun ödenmemesi nedeni ile Bakırköy 2.İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında ilamsız takip başlatılarak ödeme emri gönderildiğini, davalının haksız itirazı neticesinde takibin durduğunu, mal tesliminin 016456 numaralı 09.12.2014 tarihli irsaliye ile ... tarafından tartılarak teslim aldığını beyanla itirazın iptaline ve % 20 den az olmamak üzere icra inkar tazminatı ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; taraflar arasında iddia edildiği şekilde akdi ilişki söz konusu olmadığını, 016456 numaralı 09.12.2015 tarihli irsaliyenin takip dosyasında ve dava dosyasında olmadığını, bilindiği üzere mal teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami 7 gün içinde fatura düzenlenmesi gerektiğini, 5035 sayılı Kanunun 48. maddesine göre bu süre zarfında düzenlenmeyen faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağını, davacı tarafça dosyaya sunulmuş bir fatura olmadığı gibi, aradaki ticari ilişkiyi ispatlayan bir sözleşme de bulunmadığını, davalıya teslim edilmiş herhangi bir malın bulunmadığını, davalının çalışanı ...'nun böyle bir maldan haberi olmadığını, ...'nun iş akdinin 2015 yılı Ocak ayında sona erdiğini, ...'nun dava konusu fatura içeriğindeki emtiayı almaya ve irsaliye imzalamaya yetkisinin olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.İlk derece mahkemesince 26.03.2018 tarih ve 2015/519 Esas, 2018/339 Karar sayılı ilamı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine, Dairemizin 13.11.2020 tarih ve 2019/80 Esas, 2020/1183 Karar sayılı ilamı ile kuyumculuk sektöründe çalışana altın teslimi konusunda ticari teamül bulunup bulunmadığının araştırılmadan, teamülün varlığının kabul edilerek karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmıştır. Kaldırma kararı üzerine ilk derece mahkemesince gerekli araştırmalara yapılarak yeniden karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Ticari defterler, HMK m. 220. madde anlamında vesika niteliğindedir. Öte yandan, ticari defterlerin ispat kuvvetini düzenleyen HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 82.) maddesindeki hüküm, 'I Kati delil' şeklindeki kenar başlığı ile birlikte değerlendirildiğinde ve aynı Kanun’un 1474. maddesi uyarınca kenar başlıklarının metne dahil bulunduğu da gözetildiğinde; ticari işlerden dolayı tacirler arasında çıkan uyuşmazlıklarda ticari defterlerin (maddede gösterilen koşulların mevcut olması kaydıyla), kesin delil niteliğinde bulunduğunu öngörmektedir. Bununla birlikte alacak istemine dayanak yapılan faturalar yönünden, faturayı alan taraf (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Taraflar arasında bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, TTK 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. (Yargıtay 23. HD 2015/1418 esas ve 2015/8313 karar sayılı kararında da bu husus belirtilmiştir.)Davacı vekili fatura içeriğindeki malı davalıya teslim ettiğini iddia ederek fatura bedelinin tahsili için takip başlatmış, davalı vekilince emtianın davalıya veya malı teslim almaya yetkili temsilcisine teslim edilmediği savunulmuştur. Bu aşamada her ne kadar davacı vekilince fatura içeriğine konu kuyumculuk sektörüne yönelik malın ...'ya teslim edildiği, ...'nun davalı çalışanı olarak malı teslim almaya yetkisi olduğu iddia edilmiş ise de istinaf kaldırma ilamında değinildiği ve bu doğrultuda yapılan örf adet hukuku araştırmasından anlaşıldığı üzere kuyumculuk sektöründe mal teslim almaya yetkili çalışanın, her çalışan olamayacağı, teslim edildiği iddia edilen ürünlerin niteliği gereği malı teslim alan kişinin mal teslim almaya yetkilendirilmiş olması gerektiği, tezgahtar olan ...'nun mal teslim alabilmesine izin veren örf adet de bulunmadığı, buna göre davacının alacak talebinde bulunabilmesi için takip dayanağı fatura içeriğindeki malı davalıya teslim ettiğini ve faturayı tebliğ ettiğini ispatlaması gerektiği, davacının iddiasını ispatlayamadığı..." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davalının konsiye satış bağlamında teslim edilen emtiadan kaynaklı alacağı ödemediğini, mahkemece verilen kabul kararının İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin kararı ile emtianın teslim ettiği davalı çalışanı ...'ya yapılan teslimin TTK'nın teslimde ticari örf ve âdete ilişkin eksik inceleme ile bozulduğunu, mahkemece bu karar üzerine Kuyumcular Odası ve Çorlu Ticaret ve Sanayi Odasından aldığı cevabi yazılara göre davanın reddine karar verildiğini, mahkemenin gelen yazıları da tam aksi yönde yorumlayarak TTK'nın 1/2. maddesinde ticari ihtilafların halline dair emredici sıralamayı dahi göz ardı ederek hak ve hakkaniyetle bağdaşmayan bir karar verdiğini, Müvekkilinin çeşitli tarihlerde davalıya konsinye mal sattığını, davalının talebi ile 09.12.2014 tarihinde 4066,66 gr 14 ayar işçilikli muhtelif altın takıların davalı şirkete sevk irsaliyesi tanzim ederek teslim edildiğini, Seri A - ... numaralı ve 9.12.2014 düzenleme tarihli sevk irsaliyesinden, malların bu tarihteki sigortalı çalışana teslim edildiğinin anlaşılacağını, sigortalı çalışanın sarraflık mesleğinde 16 yıllık tecrübesi olduğunu, ve çalışanın “yukarıda yazılı 4066,66-gr 14 ayar 585 işçilikli malı tartarak teslim aldım” şerhiyle irsaliyeyi imzaladığını, alınan raporda emtia değerinin 240.397,95 TL olduğunun belirlenmesi üzerine mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, ancak teslim alanın yetkisinin araştırılması için kararın bozulduğunu, mahkemenin sadece iki kurumdan gelen cevabi beyanları bağlamından kopararak tam aksi yönde yorumladığını, bu yazılar dışında kaldırma ilamında belirtilen hususlara dair araştırma yapmadığını, Çorlu Ticaret ve Sanayi Odasının cevabi yazısında "kuyumculuk sektöründe çalışan ve satış işlemi yapma konusunda yeterli olan çalışanın, emtia (satılacak mal) teslim almak yetkisinin olup olmadığı hususlarında uygulamada ticari örf ve adetin bulunup bulunmadığı yapılan araştırma neticesinde tespit yapılamamıştır" tespiti yapıldığı halde mahkemece cevabın bağlamından kopararak "...verilen yazı cevabında kayıtlarında yapılan araştırma neticesinde buna yönelik örf adet uygulamasına rastlanmadığının bildirildiği anlaşılmıştır" şeklinde sonuca varıldığını, esasında bir örf ve adetin bulunup bulunmadığı tespit edilemiyorsa, konsinye malın teslimi hususunda 16 yıllık davalı çalışanın yetkili olduğunun müstekar Yargıtay içtihatlarına göre kabulü gerektiğini, Kuyumcular Odasından gelen cevabi yazıda; böyle bir örf ve adet olup olmadığının bilinmemekle birlikte, emtia teslim alma yetkisinin, yapılacak işin mahiyeti gereği her çalışana ait olmaması gerektiği yönünde görüş bildirdiğini, mal tesliminde yetkili bir kuyumculuk çalışanın vasıflarının neler olduğuna ilişkin mahkemece yetersizlik gerekçesinin açıklanmadığını, mahkemenin Çorlu Sanayi ve Ticaret Odasının kesinlik arz etmeyen cevabından dahi kuyumculuk sektöründe satış işlemi yapanların emtia almak yetkisine haiz olmadığını çıkarmasının adil yargılanma hakkına aykırı olduğunu, emsal bir Yargıtay kararında mahalli örf ve adet araştırmasının olgusal temelde kesinlik içermesi ve bu hususta kapsamlı bir araştırma yapılması gerektiğine karar verildiğini, mahalli örf ve adet araştırmasına dair gelen cevabi yazıların hiç birisinde mahkemenin gerekçeli kararda nazara verdiği gibi bir tespit olmadığını ve kesinlik içermediğini, gerçek mesleği doğalgaz tesisat işi olan davalının kuyumculuk ve sarraflık sektöründe mesleki birikim ve tecrübesi olmadığı, herhangi bir kalfalık ve ustalık belgesi olmadığı gibi davalının aynı zamanda akrabası olan, bütün işlerini takip eden alım satım işlerini sevk ve idare eden kişinin sektörde 16 yıllık tecrübesi olan ...' olduğunu, bu kişinin kuyumculuk sektörüne dair 16 yıllık mesleki birikimini daha evvel Çorlu'da ... firmasında müdürlük ve mağaza sorumluluğu da yaparak tecrübe kazandığını, sarraflık mesleğinin emtia kabulü, alım ve satımı işlerinde temayüz etmiş biri olduğunu, bu kişinin 08.06.2014 tarihinde Çorlu’da yerel bir gazeteye verdiği beyanatında bu hususun belirtildiğini, Yukarıdaki Yargıtay içtihadı da dikkate alındığında, davalı tarafın çalışanı ...'nun kendi beyanıyla da sabit olan meslekteki 16 yıllık geçmişinin araştırılarak kuyumculuk sektöründeki bu işleyişe dair uzman bir bilirkişinin görüş alınarak karar verilmesi gerektiğini, mahkemece bu şekilde araştırma yapılmadan eksik inceleme ile karar verildiğini, esasında malı teslim alan kişinin, teslim tarihinde ilgili tarafın çalışanı olup olmadığı ve imzanın ona ait olup olmadığı hususunu nazara alınarak karar verilmesi gerektiğini, tanık ... konsinye konu malların teslimi tarihinde davalı taraf çalışanı olduğu gibi, emtiayı teslim aldığını 09.12.2014 tarihli sevk irsaliyesindeki imzayı kabul edip, tezgahtar olarak çalıştığını beyan ettiğini, ancak mal teslim alma yetkisi bulunmadığını beyan ederek tevilli ikrarda bulunduğunu, Yargıtay kararında SGK kaydı olmasa da malı teslim alan çalışan hakkında dahi çalışan olup olmadığının daha ayrıntılı araştırılması gerektiğinin belirlendiğini, malı teslim almada salt çalışan olmanın yeterli görüldüğünü, burada ise davalı çalışanı ve dava konusu emtiayı teslim alan ...’nun davalının SGK'lı çalışanı olduğunu, ayrıca bu kişinin 28.6.2014 tarihinde yerel bir gazeteye verdiği beyanatında sektörde 16 sene çalıştığını beyan ettiğini, bu şekilde yetkin bir çalışanın mal teslim almasının rutin bir uygulama olduğunu, tanığın 09.12.2014 tarihli sevk irsaliyesindeki imzayı kabul edip, mal teslim alma yetkisinin bulunmadığını ve sevk irsaliyesinden evvelki bir tarihte bir önceki işletme sahibinin ( ... ) yanında çalıştığı esnada emtia alımında yetkili olarak irsaliye imzaladığını, o dönemden alınan imzasının kötü niyetli olarak somut ihtilafta kullanıldığını ve irsaliyede tahrifat yapıldığı iddiasında bulunduğunu, sahtecilik bahsinin şikayete konu edilmemesinin de davalı ve çalışanın konsiye malı teslim aldığına delil olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, altın satımı ve hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine yönelik itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355.maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında yazılı bir satım sözleşmesi bulunmamaktadır. Davacı, konsiye satış kapsamında 09.12.2014 tarih ve A-016456 sıra numaralı irsaliye ile 4066.66 gram 14 ayar işçilikli altını davalıya teslim ettiğini iddia etmiştir. Sevk irsaliyesinin incelenmesinde, irsaliyeye konu 14 ayar (585) işçilikli 4066,66 gram muhtelif takının konsiye olarak ... tarafından davalı çalışanı ...'ya teslim edildiği kaydının yer aldığı anlaşılmıştır.Davacı tarafından sunulan fatura örneklerinin incelenmesinde; 2014 yılında taraflar arasında başka altın alım satımına ilişkin ticari ilişki bulunduğu, satım bedellerinin fatura düzenlenerek davalıya gönderildiği anlaşılmaktadır. Ancak bu faturaların kapalı fatura olarak düzenlendiği ve eldeki yargılamanın konusuyla her hangi bir ilgilerinin bulunmadığı anlaşılmıştır.Dosya içerisinde bulunan SGK hizmet dökümlerinden; irsaliye ile mal teslim alan ...'nun, 2012 yılı 2. aydan itibaren, 1070546 iş yeri numaralı ...'e ait iş yerinde çalıştığı, aynı unvana sahip iş yerinin davalıya devrinden sonra da anılan kişinin 1091024 no.lu iş yerinde 2014 yılı 9. aydan itibaren çalışmaya devam ederek 15.01.2015 tarihinde iş yerinden ayrıldığı anlaşılmıştır.Mahkemece kuyumcu bilirkişiden alınan 24.06.2016 tarihli raporda irsaliyeye konu emtia değerinin 240.397,95 TL olduğu belirlenmiştir.Mahkemece taraf defterleri üzerinde mali müşavir bilirkişi tarafından yapılan incelemede; 2014 yılında davacı tarafından davalıya dört adet fatura ve bir adet sevk irsaliyesi düzenlendiği, 29.310,23 TL bedelli faturaların kapalı olarak düzenlendiği, ancak bu emtiaların iş yerinde teslim edilmesi nedeniyle irsaliye düzenlenmediği, faturaların davalının işletme defterinde de kayıtlı bulunduğu belirlenmiştir. Davaya konu sevk irsaliyesinin ise davacı kayıtlarında bulunduğu, irsaliyeye ilişkin davalı kayıtlarında herhangi bir kayıt bulunmadığı, çalışanın mal teslim almak konusunda yetkili olup olmadığı ile ilgili takdirin mahkemede olduğuna dair bilirkişi görüşü bildirilmiştir. Mahkemece itiraz üzerine bilirkişiye yeniden görev verilerek, davacı ile işletmeyi devreden dava dışı kişi arasında ticari ilişki bulunup bulunmadığı, varsa ...'nun mal teslim alma konusunda yetkili olup olmadığı, bu kişinin davalı çalışanı iken mal teslimi konusunda yetkisinin bulunup bulunmadığı konularında defterler üzerinde inceleme yapılarak rapor düzenlenmesi istenmiştir. 22.02.2018 tarihli raporun incelenmesinde; davalı tarafından sunulan klasördeki alış faturalarında ...'nun imzasının bulunmadığı, ancak daha önceki işverene bağlı çalışırken 04.09.2014 tarihinde davacıya ait emtiayı kabul ettiği hususlarının tespit edildiği anlaşılmıştır.Davacı vekili rapora karşı sunduğu dilekçesinde, müvekkilinin daha önce ticari işletmeyi işleten ... ile ticari ilişkisinin bulunduğunu, bu kişinin çalışanlarına emtia teslim edildiğini, bu kapsamda aynı işletmede çalışmaya devam eden tanığın emtia teslim alma konusunda yetkili olduğunu, kuyumculuk sektöründeki teamüle göre emtia satışına yetkili olan çalışanların teslim almaya da yetkili olduklarını beyan etmiştir. Dilekçe ekinde, işletmenin devri öncesi çalışanlara yapılan teslim ve düzenlenen fatura örnekleri sunulmuştur. Davacı vekili, konsiye satışa ilişkin olarak19.03.2018 tarihli dilekçesi ile açıklama yapmış olup özetle; konsiye satışta emanet sureti ile satış bulunması nedeniyle mülkiyetin devredilmediğini, bu nedenle satıcının stoklarında göründüğünü, bu nedenle fatura düzenlenmediğini beyan etmiştir. Duruşmada tanık olarak dinlenen ... beyanında: " Ben davalı işyerinde 2- 3 yıl öncesi 1 yıl kadar çalıştım, bana gösterdiğiniz 09/12/2014 tarihli sevk irsaliyesindeki teslim alan imzası tarafıma aittir, ancak ben tezgahtar olarak çalışmaktaydım ve mal teslim alma gibi bir yetkim yoktu, dolayısıyla bana gösterilen irsaliyede oynama yapılarak delil olarak sunulmuş olabilir, ben davalı ... beyden önce aynı işyerinde ...'in yanında çalışıyordum, işletmenin adı o zaman da ... Kuyumculuk'tu, Ekrem bey zamanında bu şekilde mal alıp sevk irsaliyesini imzalıyordum, o dönem imzamın alınarak kötü niyetli olarak bu davada kullanıldığını düşünüyorum" şeklinde beyanda bulunmuştur. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı, davalıya 09.12.2014 tarihli irsaliye ile emtia teslim ettiğini iddia etmiş, davalı ise taraflar arasında bahse konu altına ilişkin sözleşme ilişkisi bulunmadığını ve emtianın teslim alınmadığını savunmuştur. Davalı çalışanı olan ... tanık olarak dinlenmiş ve sevk irsaliyesindeki imzanın kendisine ait olduğunu, ancak davalı yanında çalışırken mal teslim alınması konusunda yetkisi bulunmadığını, devirden önce aynı iş yerini işleten ... yanında çalışırken mal teslim yetkisinin bulunduğunu, bu dönemdeki imzalarının kötü niyetle kullanılmış olabileceğini beyan etmiştir. Davalı, emtiayı teslim alan çalışanın mal teslim alma konusunda yetkisinin bulunmadığını beyan etmektedir. Davacı ise kuyumculuk sektöründeki ticari teamüle göre, emtia satışı konusunda yetkili olan çalışanların emtia teslim alma konusunda da yetkili olduğunu ileri sürmektedir. Davacı tarafından, asıl irsaliye koçanları dosyaya ibraz edilmiş olup, dava konusu irsaliye 09.12.2014 tarihine aittir. Bu tarihten önceki teslim ise 26.05.2014 tarihli olup sonraki teslim 05.01.2015 tarihlidir. İncelenen irsaliyelerin bir birini takip ettiği anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, irsaliyede imzası bulunan davalı çalışanı ...'nun davalı adına mal teslim alması konusunda yetkili olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Davacı yan, teslim konusunda ticari teamül bulunduğunu ileri sürmüş, ancak mahkemece bu konuda bir araştırma ve inceleme yapılmadan ticari teamül bulunduğu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın istinaf edilmesi üzerine Dairemizce kaldırılmış ve bu konuda araştırıma yapılması gerektiği belirtilmiştir.Çorlu Ticaret ve Sanayi Odasınca gönderilen cevabi yazıda; "Kuyumculuk sektöründe çalışan ve satış işlemi yapma konusunda yeterli olan çalışanın, emtia (satılacak mal) teslim almak yetkisinin olup olmadığı hususlarında uygulamada ticari örf ve adetin bulunup bulunmadığı yapılan araştırma neticesinde tespit yapılamamıştır" şeklinde görüş bildirilmiştir. İstanbul Kuyumcular Odasından gelen cevabi yazıda ise "Kuyumculuk mesleğinde ticarete konu olan emtiaların; muhtelif ayarlardaki altın, pırlanta, yakut, zümrüt ve kıymetli taşlardan müteşekkil olduğu dikkate alındığında; bu mamullerin iş yerinde satın alınması, teslim edilmesi veya teslim alınması konularında işletme sahibi tarafından yetkilendirilecek bir personel tarafından işlem yapılmasının uygun olacağı kanaatindeyiz. İşletmedeki her çalışanın bu işlemler konusunda yetkili olduğu ve bu konuda sektörde örf ve adetin bulunduğunun söylemenin de mümkün olmayacağı..." şeklinde görüş bildirilmiştir. Görüldüğü gibi her iki cevabi yazıda, kuyumculuk sektöründe, işletmede çalışan herhangi bir çalışana emtia teslimi yapılması konusunda bir teamül bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle işletmenin iş hacminin ve yapılan işlemlerin değerlendirilerek bilirkişi raporu alınmasına gerek bulunmamaktadır. İşletmede çalışan ... ile ilgili yukarıda yapılan tespitlerde, bu kişinin daha önce ... Kuyumculuk işletmesini işleten dava dışı ...'in yanında uzun süre çalıştığı, işletmenin davalı tarafından devir alınmasından sonrada kısa süre burada çalışmaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Davacının, daha önce davalı adına satarak teslim ettiği emtiaların benzer şekilde çalışanlara teslim edildiği hususunda bir kanıt sunulmaması nedeniyle davalı savunmasının TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı olup olmadığının değerlendirilmesine gerek duyulmamıştır. Bu durumda, açıkça yetkilendirilmeyen çalışanın yetkisinin TTK'nın tacir yardımcılarına ilişkin hükümlerine göre belirlenmesi gerekir. Emtiayı teslim alan ...'nun ticari temsilci veya ticari vekil olmadığı açıktır. Bu nedenle anılan kişinin diğer tacir yardımcılarından sayılması ve teslim olgusunun buna göre değerlendirilmesi gerekir. TBK'nın 552. maddesi gereğince diğer tacir yardımcıları ticari işletmenin alışılmış bütün satış işlemlerini yapabileceği gibi yetkili oldukları işlemler hakkında fatura da düzenleyebilirler. Ayrıca tacir yardımcılarının ticari işletmenin alışılmış işlemlerden doğan borçlarının ifa edilmesine ve bunların hiç yada gereği gibi ifa edilmemesine ilişkin ihtar ve diğer açıklamaları işletme sahibi adına yapmak, bu nitelikteki ihtar ya da diğer açıklamaları özellikle alışılmış işlem dolayısıyla teslim edilmiş mallara ilişkin ayıp bildirimlerini ticari işletme adına kabul etmeye yetkili olduğu anlaşılmaktadır. Somut olayda çalışana teslim edildiği iddia edilen altın miktarı, niteliği itibariyle davalı işletme için olağan nitelikte bir işlem olmadığından, bu miktarda bir emtianın teslim alınması hususunda işletme sahibinin veya yetkilendirilmiş bir çalışanının yetkili olduğunun kabulü gerekir. Herhangi bir çalışana teslim hususunda ticari bir örf adet bulunmadığı, davalının çalışanının bu miktar bir emtiayı teslim alma hususunda yetkisinin de bulunmadığı anlaşılmakla, ilk derece mahkemesince davanın reddine dair verilen kararda usule ve yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından, davacı vekilinin tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 27.11.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.