Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2021/746 E. 2023/1055 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2021/746
- Karar No
- 2023/1055
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1179 Esas KARAR NO: 2025/1156 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2024/747 Esas - 2025/234 Karar TARİHİ: 09/04/2025 DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 03/07/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin sigorta aracılık hizmetleri alanında faaliyet gösterdiğini, ... adıyla kurulan şirketin 2011-2014 yılları arasında ... bünyesinde faaliyetlerini sürdürdüğünü, ... Extranın, 2018 yılı itibarıyla portföy ve müşteri kaybına uğradığını, ayrılma sürecinde davalı tarafın eski çalışanları istihdam ettiği ve rekabet kurallarına aykırı davrandığının iddia edildiğini, davalı tarafın ... Extra’nın portföyünü ve müşteri tabanını haksız rekabet yolu ile kendine çekmeye çalıştığının öne sürüldüğünü, ayrılma protokolüne göre ... Extra’ya ödenecek taksitlerde gecikmeler yaşandığını ve davalı tarafın ödeme yükümlülüklerini yerine getirmediğinin belirtildiğini, davanın ana unsurları arasında haksız rekabet, portföy kaybı, müşteri ilişkilerinin bozulması ve SGK borçlarının ödenmemesi gibi meseleler bulunduğunu, ... Extra'nın uğradığı zararlar ve davalı tarafın haksız rekabet teşkil eden fiilleri nedeniyle davalı tarafından müvekkili şirkete karşı gerçekleştirilen haksız fiil nedeniyle şimdilik 10.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminatın, haksız fiil tarihinden itibaren TC Merkez Bankası ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkilene verilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini vekaleten talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında akdedilen Acentelik Sözleşmesi’nin 26.maddesinde, "Sözleşmenin yorumlanması veya uygulanmasından doğan ihtilaflarda uyuşmazlıkların hal mercii İstanbul Merkez Mahkemeleri ve İcra Daireleridir." şeklinde kararlaştırıldığını, davacının haksız talepleri İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021/746 E. 2023/1055 K. sayılı ilamı ile reddedilmiş olup söz konusu karar 10.04.2024 tarihinde kesinleştiğini, yine taraflar arasında akdedilen Pay Devir Sözleşmesi’nin 11.maddesinde "İşbu Sözleşme’ye ilişkin olarak doğabilecek her türlü ihtilafın çözümünde İstanbul Çağlayan Mahkemeleri ve İcra Daireleri yetkilidir." şeklinde kararlaştırıldığını, taraflar arasında akdedilen sözleşmeler uyarınca yetkili mahkemelerin İstanbul Asliye Ticaret Mahkemeleri olup işbu davanın yetkisizlik nedeniyle reddi gerektiğini, davacı tarafından Pay Devir Sözleşmesi’ne istinaden ödeme yükümlülüklerinin müvekkili şirketin haksız fiili nedeniyle yerine getirmediği iddia olunmuşsa da bu iddianın son derece yersiz olduğunu beyan ederek, davanın öncelikle yetkisizlik yönünden reddi ile dosyanın yetkili mahkeme İstanbul Asliye Ticaret mahkemelerine gönderilmesine, mahkemece aksi kanaatte olunması halinde zamanaşımı ve kesin hüküm itirazları doğrultusunda haksız davanın usulden reddine, haksız açılan davanın esas yönünden de reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına, karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 09/04/2025 tarih ve 2024/747 Esas - 2025/234 Karar sayılı kararında;".....Davacı vekili her ne kadar TBK hükümlerine dayanarak haksız fiilden ötürü 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığını iddia etmiş ise de; davanın esasında davalının haksız rekabet teşkil ettiği iddia edilen eylemlerine dayanarak açıldığı anlaşılmaktadır. Haksız rekabet konusunda açılacak olan davaların TTK 60. maddesi kapsamında, dava hakkı olan tarafın bu hakların doğumunu öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her halükarda bu hakların doğumundan itibaren üç yıl içinde açılması zorunludur aksi halde haksız rekabete ilişkin talepler zamanaşımına uğrar. Ayrıca İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/746 Esas 2023/1055 Karar sayılı dosyası incelendiğinde davacının Eylül 2018 tarihi itibariyle durumdan haberdar olduğu değerlendirilmiş, TBK 72. maddesi uyarınca 2 yıllık zamanaşımı süresinin de dolduğu kanaatine varılmış olup davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HUAK 18/A-(13) ''Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde, iki saatlik ücret tutarı Tarifenin Birinci Kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir. İki saatten fazla süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâlinde ise iki saati aşan kısma ilişkin ücret aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde uyuşmazlığın konusu dikkate alınarak Tarifenin Birinci Kısmına göre karşılanır. Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve taraflarca karşılanan arabuluculuk ücreti, yargılama giderlerinden sayılır." ve (14). Fıkrası: "Bu madde uyarınca arabuluculuk bürosu tarafından yapılması gereken zaruri giderler; arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde anlaşma uyarınca taraflarca ödenmek, anlaşmaya varılamaması hâlinde ise ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır." hükümleri gereğince arabuluculuk gideri olarak Arabuluculuk Dava Şartı Dosya No:... sayılı dosyasından arabulucuya 3.120,00-TL tarife bedeli üzerinden serbest meslek makbuzu doğrultusunda ödeme yapıldığı tespit edilmiş, her iki tarafın arabuluculuk ilk oturumuna katıldıkları ve davanın reddine karar verildiği gözetilerek; davacı aleyhine arabuluculuk ücretine hükmedilmesi gerektiği anlaşılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.."gerekçesi ile, ''1-DAVANIN ZAMANAŞIMI NEDENİYLE REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin müvekkil şirketin ciddi ölçüde maddi ve manevi zarara uğradığı somut vakıalara dayanan haksız fiil kaynaklı tazminat talepli dava hakkında verdiği zamanaşımı nedeniyle ret kararının usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, uyuşmazlık konusunun dayanağı olan haksız fiile konu eylemlerin; müvekkil şirket çalışanların sistematik biçimde ayartılması, bu sayede müşteri portföyünün hileli yöntemlerle devşirilmesi ve müvekkil şirketin kâr potansiyelinin ortadan kaldırılması ve ayrılma protokolünün uygulanabilirliğinin ortadan kaldırılması olduğunu, bu eylemlerin genel hükümlere göre haksız fiil niteliğinde olduğunu ve zararın doğduğu her an ve her zarar yönü bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini, Yerel mahkemenin öğrenme olarak Eylül 2018 tarihini kabul etmesine dair gerekçesinin de olmadığını, mahkeme dosyasında öğrenme olarak kabul edilecek hiçbir beyan, açıklama, rapor, değerlendirme olmadığını, müvekkilin işbu dava konusu haksız fiilleri Eylül 2018 tarihinde nasıl ve ne şekilde öğrendiğinin bilinmediğini, İst. 8. Asliye Ticaret Mah. 2021/746 Esas sayılı dosyasında bu çıkarıma nasıl varıldığının anlaşılamadığını, İlk derece mahkemesi tarafından davanın hukuki niteliği yanlış yorumlanarak özel hüküm niteliğindeki haksız rekabete gidildiğini ve zamanaşımı değerlendirmesinde hata yapıldığını, Müvekkil şirketin bünyesinde çalışan bazı kişilerin, karşı tarafça organize şekilde ayartılarak istifa ettirildiğini, bu kişilerin müvekkil şirkette çalışırken sahip oldukları müşteri bilgilerini karşı tarafa aktardığı ve böylelikle müvekkilin uhdesinde kalması gereken müşteri portföyünün müvekkil şirketten koparıldığının dosyaya sunulan deliller ile görülmekle birlikte celbi talep edilen deliller ve tanık beyanları ile de ispatlanacağını, bu durumun sadece TTK m.54 vd. anlamında haksız rekabet değil, aynı zamanda TBK m.49 anlamında genel hükümlere göre bir haksız fiil teşkil ettiğini, müvekkil şirketin ayrılma protokolü gereği hak kazanması gereken alacaklardan mahrum bırakılmasının, ayrıca portföydeki müşteri ilişkilerinden doğacak olan gelecekteki kazançlarının elinden alınmasının, söz konusu haksız fiilin doğrudan sonucu olduğunu, İlk derece mahkemesi tarafından dava konusunun yalnızca haksız rekabet kapsamında değerlendirerek TTK m.60’a göre 1 ve 3 yıllık zamanaşımı sürelerinin uygulandığını, ancak davanın TBK m.49’a dayalı olarak ikame edilmiş olduğunu, haksız fiilin özel bir hali olan haksız rekabet ile sınırlı olmadığını, bu nedenle ilk derece mahkemesinin yalnızca TTK hükümleri çerçevesinde zamanaşımı değerlendirmesi yapmasının ve TBK m.72'deki 2 ve 10 yıllık süreleri göz ardı etmesinin hukuka aykırı olduğunu, Haksız fiil sorumluluğun doğabilmesi için gerekli olan 4 temel unsurun hukuka aykırı fiil, zarar, illiyet bağı ve kusur olduğunu, bununla birlikte 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 57 maddesinde haksız fiilin özel bir görünüş biçimi olan "Haksız Rekabet"e ilişkin genel hüküm düzenlendiğini, bu itibarla her haksız rekabetin bir haksız fiil olduğunu, bununla birlikte davalının haksız fiilinin aynı zamanda bir ticari haksız rekabet olduğunu, zira davalının dürüstlük kuralına aykırı hareketleri nedeniyle müvekkilin müşteri portföyünü, çalışanlarını ve itibarını kaybettiğini, Somut olayda her ne kadar haksız fiilin gerçekleştiği tarih 2018 yılı olsa da müvekkil tarafından mağdur olduğu haksız fiilin davalının ayartmış olduğu eski işçilerden yeni öğrenildiğini ve huzurdaki davanın ikame edildiğini, 10 yıllık zamanaşımı süresinin zarar verici fiil veya olaydan itibaren; iki yıllık zamanaşımı süresinin ise öğrenmeden itibaren başlayacağını, dolayısıyla davanın süresi içerisinde ikame edildiğini, haksız fiile ilişkin ilk hareket 2018 yılında gerçekleştirilmiş olsa ve müvekkilin zararı 2018 yılı sonundan itibaren meydana gelmeye başlamışsa da müvekkil sigorta sektörünü bırakmak zorunda kaldığından, davalının hareketi müvekkilin mahvına sebep olduğundan müvekkilin zararının mütemadi bir şekilde devam ettiğini, Yerel mahkemenin zamanaşımı süresinin başlangıcına yönelik değerlendirmesinin hatalı olduğunu, buna rağmen İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/746 Esas 2023/1055 Karar sayılı dosyası incelendiginde davacının Eylül 2018 tarihi itibariyle durumdan haberdar olduğunun değerlendirildiğinin belirtildiğini, bunun fahiş bir hata olduğunu, dava konusu olayların Eylül 2018 tarihinde öğrenildiğinin İst. 8. Asliye Ticaret Mahkemesi dosyası incelenerek anlaşılamayacağını, zira işbu dosya içerisinde dava konusu olayların söz konusu tarihte öğrenildiğine dair hiçbir rapor ve değerlendirme de bulunmadığını, Somut olayda davalı şirketin, ayrılma protokolünün imzalanmasından hemen sonra müvekkil şirketin poliçe üreten en değerli çalışanlarını sistematik biçimde ayartarak, bu personellerin aracılığıyla müvekkilin müşteri portföyünü kendisine çektiğini, müvekkilin yaşadığı ekonomik buhran ve faaliyetlerini sürdüremeyecek duruma düşmesi nedeniyle olayların perde arkasını ancak 2023 yılında araştırabildiğini, bu kapsamda 2023 yılı Eylül ayında yapılan araştırmalar sonucu çalışanların davalı tarafından gezilere götürülerek transfer edildiği ve müşteri portföyünün bu yöntemle gasp edildiğinin ortaya konduğunu, dolayısıyla TBK m. 72 uyarınca zamanaşımı süresinin, zarar ve failin öğrenildiği 2023 yılı Eylül ayında işlemeye başladığını, bu nedenle işbu davanın süresi içinde açıldığını, Müvekkil şirketin zararının mütemadi nitelikte olduğunu ve süreklilik arz ettiğini, davalının eylemleri doğrultusunda müvekkilin zararının bir defalık değil, zamana yayılarak artan bir kayıp olduğunu, portföyden elde edilecek komisyon, poliçe ve prim gelirleri her ay düzenli olarak doğacakken bu haklardan sistematik bir şekilde mahrum bırakıldığını, bu nedenle zamanaşımı süresinin, zararın doğduğu her olay ve her zarar kalemi açısından yeniden işlemeye başlayacağını, kaldı ki zamanaşımı defi incelenirken mahkemenin re’sen değil, ileri sürülen defi kapsamında ve somut zarar tarihleri dikkate alınarak değerlendirme yapması gerektiğini, İlk derece mahkemesi tarafından davanın esasına girilmeden zamanaşımı yönünden ret kararı verildiği için esasa ilişkin hiçbir taleplerinin dinlenmediğini ve incelenmediğini, müvekkil ... Sigorta Aracılık Hizmetleri Anonim Şirketi'nin 30.07.2014 tarihinde kurulduğunu ve sigorta aracılık hizmetleri alanında faaliyet gösterdiğini, müvekkil şirket yetkililerinin aynı zamanda 07.12.2011 tarihinde kurulmuş ... Hizmetleri Limited Şirketi (‘...’) unvanlı, sigorta aracılık hizmetleri alanında faaliyet gösteren bir şirketinin daha bulunduğunu, Davalı ile müvekkil şirket arasında çeşitli zamanlarda acentelik vb. sözleşmeler akdedildiğini, ...’nin kurulduğu tarihten itibaren müvekkil şirketin 2011-2014 yılları arasında acentelik faaliyetlerine ... bünyesi adı altında devam ettiğini, müvekkil şirket ... bünyesinde faaliyetlerini sürdürmekte iken, müvekkilin başarılı bir acente olmasından kaynaklı olarak eski ünvanı ... Hizmetleri Anonim Şirketi olan firmadaki ...'e ait %50 hisse ... tarafından devir alındığını ve şirketin unvanı değiştirilerek ... yapıldığını, bu eski unvanı ... Hizmetleri Anonim Şirketi, yeni unvanı ... olan firmanın %50 hissesi ise davalı şirkete (eski unvanıyla ... A.Ş.) ait olduğunu, bu hisse devri yoluyla davalı ile ... arasında ... çatısı altında bir ortaklık kurulduğunu, ...'nin henüz ortaklık kurulmadan önce fon büyüklüğünün 52.000.000 TL civarında olduğunu, davalı ile ... arasında ortaklık kurulması ile birlikte ...'nin tüm fon ve portföyü, çalışanlarının ... şirketine aktarıldığını,bu devirden sonra ...'nin acentelik faaliyetlerine sona verdiğini ve faaliyetlerine davalı ile ortak olduğu ... altında devam ettiğini, 2014 ile 2018 yılları arasında ... şirketinin portföy büyüklüğünün sürekli arttığını, farklı şehirlerde yeni ofisler açtığını ve istihdam edilen personel sayısının 300'ü aştığını, 2018 yılı itibariyle 35.000 müşteri ve 250.000.000 TL fon büyüklüğüne ulaşıldığını, 2018 yılı Eylül ayında davalı tarafın ...'daki ortaklıktan ayrılmak istediğini bildirdiğini ve o tarihte bu ortaklıkta %50 hissesi bulunan müvekkilin içinde bulunmuş olduğu ekonomik buhrandan faydalanmak suretiyle 14.09.2018 tarihinde ayrılma protokolü imzalandığını, Ayrılma protokolüne göre, her ay eşit taksitlerle, belli koşullarda ...'ya toplamda 3.000.000 TL'nin davalı tarafından ödeneceğinin kararlaştırıldığını, ayrılma protokolünün 5. Maddesi uyarınca sözleşmenin 22 ay süreyle yürürlükte kalacağının kararlaştırıldığını, yine ayrılma protokolünün 6.1. maddesinde sözleşmesinin EK-4’ünde yer alan bireysel emeklilik ve ferdi kaza dahil hayat branşlarına dair portföyün sözleşme süresi sonunda satıcıya bedelsiz devredileceğinin düzenlendiğini, yani 22 ay boyunca Ayrılma Protokolü EK-4’de yer alan portföyün ... bünyesinde kalacağını, ancak bu portföyün ayrılma protokolü sonrası ... tarafından sistematik bir biçimde çalışanlar aracılığıyla ele geçirildiğini, Ayrılma protokolüne göre davalı şirketin müvekkil şirkete ödemesi gereken eşit taksitlerin ödenme koşullarından birisinin daha önce müvekkil şirketin borçlarına ilişkin yapılandırılması gerçekleştirilmiş olan SGK borçlarının ödenmesi olduğunu, Yine protokole göre davalı şirketin müvekkil şirkete ödemesi gereken eşit taksitlerin ödenme koşullarından bir diğerinin ...'da 22 ay boyunca kalacak fonun protokol ek-7 de belirtilen hedeflerin altına inmemesi şeklinde belirlendiğini, yine davalı tarafça her 3 ayda bir yapılacak denetimlerle söz konusu fon seviyesinin belirlenen düzeyin altına düşüp düşmediğinin gözlemleneceğini,Davalı tarafça ayrılma protokolü doğrultusunda 2018 yılının Eylül ve Ekim bedellerinin ödendiğini, fakat 2018 yılı Kasım ayı taksidi muaccel olduğu halde ödenmediğini, davalı tarafça ilgili tarihte ödemenin yapılmamasının nedeni olarak yukarıda bahsi geçen koşulların sağlanamamış olmasının gerekçe gösterildiğini, devam eden süreçte aynı gerekçelerle diğer taksitlerin de ödenmediğini, Müvekkil şirketin ayrılma protokolünün imzalamasından sonra hem en değerli personellerini hem bu personeller sayesinde kazandığı portföyünü ve müşterilerini kaybetmeye başladığını, ayrılma protokolünün imzalandığı dönemde çok zor bir dönemden geçen müvekkilin acentelik faaliyetlerine devam edemez bir duruma geldiğini, yaşadığı diğer buhranlar sebebiyle de o tarihlerde personellerini, portfoyünü ve müşterilerini neden kaybettiğine ilişkin derinlemesine bir araştırmaya girişemediğini, Müvekkil şirket ile davalı arasında ayrılma protokolünün imzalanmasını izleyen günlerde, müvekkil şirketin yıllardır poliçe üreten en değerli çalışanlarının, davalı şirket tarafından ayartıldığını, müvekkil şirket yöneticilerinin eski çalışanları ile yaptığı görüşmeler neticesinde bu hususun tespit edildiğini, protokolün imzasının ardından müvekkil şirket çalışanlarının, davalı şirket tarafından gezilere götürüldüğünü, işçilerin müvekkil şirketten ayrılmasının sağlandığını ve işçilerin davalının diğer ortağı veya joint venture iş birliği kurduğu şirketler ve acenteler üzerinde istihdam edildiğini, davalının müvekkil şirketin eski çalışanlarının ayartılarak davalı şirketin ortağı olduğu diğer şirketler ve acenteler üzerine geçirilmesi hareketi sonucunda, başta protokol ile birlikte müvekkil şirkete 22 ay boyunca bırakılmış olan protokolün ekinde yer alan müşteri portföyünün de davalı tarafa geçmeye başladığını, netice itibariyle müvekkil şirketin ayrılma protokolünde bahsi geçen fonun korunamamasının sebebinin doğrudan davalının haksız fiili nedeniyle olduğunu, zira davalı şirket tarafından müvekkil şirketin personelinin ayartıldığını, personel ile birlikte portföyler ve müşterilerin de davalı tarafa transfer edildiğini, davalı tarafın 22 ay sonunda bedelsiz olarak geçecek olan portföyü bu 22 ayı beklemeden müvekkilden kopardığını, SGK kayıtlarının celbedilmesi ile müvekkil şirketin ekte yer alan listede verilen işçilerin ayrılma protokolünün imzalanmasını izleyen günlerde davalı şirket ve ortakları ve acentlerinde istihdam edildiğinin ortaya çıktığını, davalı şirket tarafından müvekkil şirket çalışanlarının tatile götürüldüğünü, bu hususta çalışanların tanık olarak dinlenilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Mahkemece, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı taraf dava dilekçesi ile; Ayrılma protokolünün imzalanmasının ardından şirketin SGK borçlarını ödeyememesi ve ayrılma protokolünde belirtilen şartları sağlayamaması, ofislerini kapatmak durumunda kalması, poliçe üretememesi, elindeki çalışanlarını ve müşteri portföyünü kaybetmesi sonucu zarara uğradığını, 2023 yılı Eylül ayında yapmış olduğu araştırmalar neticesinde 2018 yılında şirket personellerini, portföyünü ve müşterilerini kaybetmesinde doğrudan davalının eylemlerinin neden olduğunu ileri sürüp maddi ve manevi tazminat talep etmiştir. Dava dilekçesinde ileri sürülen iddiaların mahiyeti, dosyadaki mübrez deliller ve mahkeme gerekçesi, verilen kararın istinaf denetlenmesinin yapılması ve istinaf sebeplerinin karşılanmasına yeterli değildir. Bu halde mahkemece yapılması gereken iş, hakimin davayı aydınlatma yükümlülüğü kapsamında davacı vekiline dava dilekçesindeki taleplerini somutlaştırıp beyanda bulunması ve davacı tarafın hangi çalışanlarının davalı tarafça ayartılmak suretiyle işten ayrılıp davalı bünyesinde çalıştığına ilişkin kesin sürenin sonuçları hatırlatılmak süretiyle davacı tarafa kesin süre verilip beyanda bulunulduğu taktirde; bildirilen kişilere ait işe giriş ve ayrılışlarına ait SGK kayıtlarının ve İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/746 Esas 2023/1055 Karar sayılı dosyasının celbedilerek hangi çalışanın ne zaman davacı şirketten ayrılıp davalı veya davalı şirketin ortağı olduğu dava dışı şirketlere geçtiğinin tespit edilip davacının somutlaştıracağı taleplere göre, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesi, protokoller, İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi dosyası ve dosyaya celbedilecek SGK kayıtları ve tarafların sonuca etkili tüm delilleri toplanıp incelenerek, davacı talebinin hangi haksız eylem veya eylemlere dayandığı, eylemlerin ne zaman başladığı, süreklilik arz edip etmediği ve davacının haksız eylemleri ve zararı ne zaman öğrendiği tam olarak tespit edilerek, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin mahiyetine göre, zamanaşımı sürelerinin ne zaman başlayıp sona erdiği belirlenerek sonucuna göre zamanaşımı süresinin dava tarihi itibariyle dolup dolmadığının değerlendirilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yukarıdaki şekilde karar verilmesi yerinde olmayıp davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmüştür.Sonuç itibariyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/04/2025 Tarih ve 2024/747 Esas - 2025/234 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 03/07/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.