Bölge Adliye Mahkemesi · İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi 2021/1724 E. 2025/691 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Daire
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
Esas No
2021/1724
Karar No
2025/691
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2021/1724 KARAR NO : 2025/691 KARAR TARİHİ : 27/03/2025

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 27/04/2021 NUMARASI : 2015/58 Esas 2021/414 Karar DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) BAM KARAR TARİHİ : 27/03/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 27/03/2025

Davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında yazılı olmamakla birlikte, cari hesap gibi işleyen bir hukuk ilişkisinin mevcut olduğunu, buna göre müvekkili şirketin vermiş olduğu ticari emtia için belirli dönemlerde hesap mutabakatı sağlandığını, sağlanan mutabakat gereği ödemelerin vadeli kıymetli evrak ile yapıldığını, ancak davalı firmanın 16.11.2013 ile 27.03.2014 tarihleri arasında satın aldığı malların bedellerini kıymetli evraka bağlamadığı gibi ödeme yoluna da gitmediğini, davalı / borçlunun müvekkilinden aldığı fatura karşılığı mal tutarının 111.520,03 TL’ na baliğ olduğunu, davalı firma ile söz konusu borcun ödenmesi hususunda masaya oturulduğunu, peşin ödeme yapması koşuluyla davalıya 29.042,35 TL indirim yapılması konusunda anlaşma yaptıklarını, borçlunun bu anlaşmaya istinaden 27.03.2014 tarihli 160612 seri no.lu faturası ile 25.000,00 TL “ ıskonto “ ve 30.04.2014 tarihli 161251 seri no.lu faturası ile 4.042,35 TL “ fiyat farkı “ faturası düzenleyerek müvekkiline verdiğini, ancak davalının müvekkili şirketi sürekli oyaladığını, borca ilişkin hiçbir ödeme yapmayıp kıymetli evrak vermediğini, bu sebeple İzmir 3. Noterliğinin 13037 yevmiye no.lu ve 30.09.2014 tarihli ihtarnamesi keşide edilerek iş bu borcun 10 gün içerisinde ödenmesi, aksi halde toplam 29.042,35 TL tutarındaki indirimin geri alınacağı ve yasal yollara başvurulacağının davalıya ihtar edildiğini, anılan ihtarnamenin 10.10.2014 tarihinde usulüne uygun olarak muhatabı davalıya tebliğ edilmesine rağmen herhangi bir ödeme yapılmadığını, davalı / borçlunun bu ihtarname ile temerrüde düşürülmesi üzerine, İzmir 21. İcra Müdürlüğünün 2014 / 15618 E. Sayılı dosyası ile borçlu hakkında ilamsız takip başlatıldığını, ancak 7 örnek ödeme emri alan davalının yetkiye ve borca itirazı üzerine takibin durduğunu, davalı / borçlunun yetki itirazının yerinde olmadığını, müvekkilinin yerleşim yerinin İzmir olup, takip konusu alacağın, alacaklının ikametgâhında ödenecek borçlardan olduğunu, borca yapılan itirazın haksız olduğunu, müvekkilinin davalıya satmış olduğu mal bedellerinden dolayı 111.520,03 TL alacaklı olduğunun müvekkili şirket faturaları, defter ve kayıtları ile sübuta ereceğini belirterek; davalı / borçlunun İzmir 21. İcra Müdürlüğü'nün 2014/15618 E. Sayılı dosyasındaki vaki itirazının iptali ile takibin devamını, alacağın % 20 ‘ sinden az olmamak kaydıyla icra inkâr tazminatına hükmedilmesini ve Mahkeme masrafları ile ücreti vekâletin davalı yana yükletilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında herhangi bir yazılı cari hesap sözleşmesinin mevcut olmadığını, cari hesap ekstresinin müvekkili şirket tarafından kabul edildiği veya talep edilen borç miktarı konusunda mutabakat olduğuna ilişkin herhangi bir delilin dosyaya sunulmadığını, dava dilekçesinin 1 no.lu paragrafında davacı firmaca “ müvekkil ile davalı / borçlu arasında yazılı olmamakla birlikte, cari hesap gibi işleyen bir hukuk mevcuttur “ denildiğini, Taraflar arasında yazılı cari hesap sözleşmesinin bulunmadığının açıkça kabul edildiğini, sözlü cari hesap sözleşmesinin TTK. Madde 87/2 gereğince muteber sayılamayacağını, bu sebeple tek taraflı tutulan cari hesap ekstresine göre borcun ispat edilmesinin mümkün olmadığını, öncelikle davacı firmaca dava dilekçesinin ekine delil mahiyetinde sadece İzmir 3. Noterliğinin 13037 yevmiye no.lu ve 30.09.2014 tarihli ihtarnamesinin eklendiğini, alacağa dayanak yapılan fatura örneklerinin eklenmediğini, bu sebeple ihtarname içeriğinde sıralanan faturalara karşı beyan ve itirazları sunma hakkının saklı tutulduğunu, davacının davasında haksız olduğunu, faturanın tek başına akdi ilişkinin ve borcun varlığını ispat için yeterli olmadığını, fatura bir akit olmayıp, akdin ifasını gösteren bir belge olduğundan ihdasının muteber bir borç ilişkisinin varlığına bağlı olduğunu, fatura tanzim eden ile adına fatura tanzim edilen arasında böyle bir borç ilişkisinin bulunmaması halinde faturanın hukuki bir sonuç doğurmasından söz edilemeyeceğini, Yargıtay’ ın emsal kararların da - faturanın tek başına akdi ilişkinin varlığını ispatlamaya yetmeyeceğini, faturanın ispat aracı olabilmesi için bir sözleşmenin ya da taraf defterlerinin birbirlerini doğrular nitelikte olması - gerektiğini belirtildiğini, Yargıtay kararları ile de sabit olduğu üzere; bahse konu faturalarla alacaklı olduğunu iddia eden davacının iş bu iddiasını ispatla mükellef olduğunu, aksi halde iddia ve talebin reddi gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, takibe konu faturaların tebliğ edilmiş olsa bile, bu güne kadar itiraz edilmemesi, kayıt altına alınmış olması faturaların kabul edildiği manasına gelmediğini, Yargıtay İBGK 27.06.2003 tarih ve 2001 /1 E. 2003 / 1 K. Yargıtay HGK 24.09.2003 tarih ve 2002 / 19 – 449 E. 2003 / 491 K. Sayılı kararları ile durumun sabit olduğunu, faturalara 8 gün içerisinde itiraz edilmemesinden fatura verilmesine sebep olan iş veya hizmetin yapılmış olduğunun, malın teslim alınmış olduğunun kabulü anlamına gelmeyeceğinin Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 05.05.2005 tarih ve 2004 / 7832 E. 2005 / 4738 K. Sayılı kararında da açıkça belirtildiğini, Yargıtay tarafından verilen kararlarda da belirtildiği üzere, dava konusu faturanın delil kuvvetini haiz bir ticari belge olarak sayılması için, faturaya konu malların teslimi ile faturanın müvekkili şirket kayıtlarında yer alıp almadığı hususunun araştırılması gerektiğini, müvekkili şirketin, davacı firmaya herhangi bir borcu olup olmadığını, varsa buna ilişkin miktarların belirlenmesi ve hesap edilmesi için müvekkili şirkete ait defter ve kayıtların üzerinde inceleme yapılması gerektiğini, ancak müvekkili şirketin defter ve kayıtlarının kapsamlı olmasından dolayı bilirkişi tarafından müvekkili şirket nezdinde inceleme yapılması talebinde bulunulması zaruretinin hâsıl olduğunu, dava dilekçesinin 2 no.lu paragrafında “ Davalı / borçlu ile iş bu borcu ödemesi konusunda masaya oturulmuş, peşin ödeme yapması koşulu ile davalıya 29.042,34 TL indirim yapılması konusunda anlaşılmıştır. Davalı / borçlu bu anlaşmaya istinaden 27.03.2014 tarihli 160612 seri numaralı faturası ile 25.000,00 TL ıskonto ve 30.04.2014 tarihli 161251 seri numaralı faturası ile 4.042,35 TL fiyat farlı faturası düzenleyerek müvekkilime vermiştir “ dediğini, 3 numaralı paragrafta ise indirimin geri alındığının ifade edildiğini, kesilen ıskonto ve fiyat farkı faturalarının hiçbir şarta bağlanmadığını, davacı yetkilisine de tebliğ edilerek müvekkili şirket kayıtlarına alındığını, basiretli bir tacir gibi davranmayan davacının, “ ıskontodan vazgeçtim “ şeklindeki beyan ve ıskontonun peşin ödeme şartına bağlı yapıldığı yönündeki dayanaksız iddialarının kabul edilmesinin mümkün olmadığını belirterek; fazlaya ilişkin tüm hakların saklı kalması kaydıyla davanın reddine, yetki itirazının kabulü ile dosyanın yetkili İstanbul Anadolu Ticaret Mahkemesine gönderilmesine, davacı tarafından talep edilen icra inkâr tazminatının reddine, kötü niyeti sabit olan davacı taraf aleyhine dava değerinin % 20’ sinden aşağı olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesine, ve Mahkeme masrafları ile avukatlık ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. MAHKEMECE: "...,Somut olayda, İcra takibinde takip dayanağı " açık/cari hesap bakiyesi" olarak belirtilmiştir. Takip talebinde ve ödeme emrinde 20/10/2014 tarihli asıl alacak olarak bildirilmiş ve takibe İzmir 3. Noterliği'nin 30/09/2014 tarih ve 13037 yevmiye nolu ihtarı eklenmiştir. Dava dilekçesinde de davacı ".... Ancak davalı taraf 16/11/2013 ile 27/03/2014 tarihleri arasındaki aldığı malların bedellerini kıymetli evraka bağlamadığı gibi ödeme yoluna da gitmemiştir." şeklinde beyanda bulunarak dava konusu ve icra takibi konusu alacağı sınırlarını/çerçevesini belirlemiştir. Takip ve davada belirtilen dönemi aşarak taraflar arasındaki borç alacak ilişkisine dair hesap yapılması hem taleple bağlılık ilkesine aykırı olacaktır, hem de davalının savunma hakkının ihlali olacaktır. Zira davalı belirtilen döneme ilişkin olarak savunma yapmış ve icra takibine karşı itirazda bulunurken de bu döneme ilişkin beyanda bulunmuştur. Dava ve takip konusu edilmeyen dönemden kaynaklanan alacağın hüküm altına alınması mümkün değildir. Bu nedenle bunun aksine inceleme ve değerlendirme yapılan bilirkişi raporları mahkememizce kabul edilmemiştir. Somut olayda taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi olmadığı fakat önceki borçlar ödenmediği halde ticari ilişkinin devam etmesi nedeni ile açık hesap ilişkisinin olduğu anlaşılmıştır. Uyuşmazlığın çözümü bakımından öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelere ilişkin Yargıtay Kararlarındaki gerekçeleri tekrar etmekte fayda bulunmaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 89. maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddede cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir. Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK’ nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır. Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK’ daki cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz. “İtirazın iptali davası 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Ödeme emrine itirazın iptali davası, (konusu borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan) bir eda davasıdır. İtirazın iptali davası, takip alacaklısı tarafından, ödeme emrine (süresi içinde) itiraz etmiş (m.62) olan takip borçlusuna karşı açılır. Alacaklı davayı kazanırsa (yani, mahkeme borçlunun borçlu olduğu kanısına varırsa), mahkeme, borçlunun itirazının iptaline karar verir; işte bundan dolayı, bu davaya itirazın iptali davası denir. İtirazın iptali davasının konusu, icra takibi konusu yapılmış olan alacaktır; bu nedenle, itirazın iptali davası açılmadan önce, borçlu itiraz ettiği borcu tamamen öderse, alacaklının itirazın iptali davası açmakta hukuki yararı (HMK m.l 14/1-h) yoktur ” ( Kuru, B.: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, Eylül 2007,s.107 ). İtirazın iptali davası icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Kısmi ifaya ilişkin kurallar TBK md. 100 (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 84 ve devamı) ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 101. maddesinin birinci fıkrasına göre birden fazla borcu bulunan borçlu, ödeme zamanında bu borçlardan hangisini tediye etmek istediğini alacaklıya beyan etme hakkına haizdir. 102. maddeye göre de yasal olarak geçerli bir beyan vaki olmadığı yahut makbuzda ödemenin hangi borca mahsup edileceği gösterilmediği takdirde, tediye muaccel olan borca mahsup edilir. Birden çok borç muaccel ise tediye, borçlu aleyhinde birinci olarak takip edilen borca mahsup edilir. İcra takibi yapılmamış ise tediye, vadesi daha önce gelmiş olan borca mahsup edilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.032018 tarih 2017/19-1634 E. 2018/633 K., 03.05.2006 tarih, 2006/19-260 E.-2006/251 K., 09.06.2010 tarih, 2010/19-262 E.-2010/304 K. ve 27.01.2016 gün 2015/15-1830 E.-2016/98 K., 27.01.2016 tarih 2015/15-1830 E. 2016/98 K., 13.05.2015 tarih 2013/19-2244 E. 2015/1342K sayılı kararlarında benzer gerekçelere yer verilmiştir. Yukarıda alıntı yapılan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında belirtilen açıklama ve ilkelere göre taraflar arasında açık hesap ilişkisi olduğu kabul edilerek davalı tarafından yapılan kısmi ödemelerin vadesi önce gelen veya keşide tarihi önce olan faturalara mahsup edilmek yolu ile hesaplama yapılan bilirkişi raporundaki tespit ve değerlendirmeler dikkate alınarak aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir," gerekçesi ile; "Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile; Davalının İzmir 21. İcra Müdürlüğünün 2014/15618 Esas sayılı dosyasından yapılan icra takibine itirazının kısmen iptali ile, takibin 71.673,03-TL asıl alacak, 830,63-TL işlemiş faiz, 127,01- TL ihtar gideri olmak üzeri toplam 72.630,66- TL üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine, Fazlaya ilişkin istemin reddine," şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının talebinin ötesine geçilmek sureti ile (talep etmediği dönemler ile ilgili) karar tesis edilmiş olması nedeni ile yerel mahkeme kararını istinaf ettiklerini, müvekkili ile davalı-borçlu arasında yazılı olmamakla birlikte, cari hesap gibi işleyen bir hukuk ilişkisinin mevcut olduğunu, buna göre, müvekkilinin vermiş olduğu ticari emtia için, belirli dönemlerde hesap mutabakatı sağlanmakta ve sağlanan mutabakat gereği ödemelerin, vadeli kıymetli evrak ile yapıldığını, ancak, davalı tarafın 16.11.2013 ile 27.03.2014 tarihleri arasındaki aldığı malların bedellerini kıymetli evraka bağlamadığı gibi ödeme yoluna da gitmediğini, davalı-borçlunun müvekkilinden fatura karşılığı aldığı mal tutarının 111.520,03 TL.’na baliğ olduğunu, davalı borçlu ile iş bu borcu ödemesi konusunda masaya oturulduğunu, peşin ödeme yapması koşulu ile davalıya 29.042,35 TL indirim yapılması konusunda anlaşıldığını, davacı tarafça dava konusu edilen 16.11.2013 – 27.03.2014 arasındaki mal bedelleri olduğunu, bu tarihler öncesi döneme ilişkin bir alacak iddiası ve talebinin bulunmadığını, yine davacının kabul ettiği üzere, 27.03.2014 tarihinde tarafların 16.11.2013-27.03.2014 tarihleri arasındaki mal bedellerinin ifası amacı ile bir araya geldiklerini, müvekkili şirket tarafından yapılan ödemenin öncelikle bu tarihler arasındaki borcun ifasına ilişkin olduğunu, o tarihte 29.042,35 TL. lik iade faturası sonrası kayıtlarında olan faturalar ile toplam görünen borcunu 3 adet çek ile ödediğini ve borcunu sıfırladığını, akabinde, aradaki mutabakat doğrultusunda davacının 27.03.2014 tarihli faturalarını 01.04.2014 tarihi itibari ile kayıtlarına aldığını ve toplam 38.383,37 TL. borçlu duruma geldiğini, bilirkişiler tarafından, davacının talepleri ile bağlı kalınarak tespit edilmediğini ve en nihayetinde yapılan ödemenin önceki alacağa karşılık ödenmiş kabul edilerek müvekkili şirketin borçlu olduğu yönünde hatalı karar tesis edildiğini, davacının icra takibinde alacak iddiasına dayanak olarak gösterdiği sebep ile sıkı sıkıya bağlı olduğunu, davacının İzmir 21.İcra Müdürlüğünün 2014/15618 Esas sayılı dosyasına müvekkili şirket adına yapılan itirazın iptalini talep ettiğini, davacı vekilince, İzmir 21.İcra Müdürlüğünün 2014/15618 Esas sayılı dosyasına müvekkili şirket adına yapılan itirazın iptali amacı ile eldeki itirazın iptali davasının ikame edildiğini, davacının takip talebinde alacağını 124 adet faturaya dayandırmış ise de, dava sırasında bu defa süregelen cari ilişkiden bahsederek davasını ispata çalıştığını, eldeki davanın itirazın iptali davası olup, davacının itirazın iptali davasının icra takibine sıkı sıkıya bağlı olduğunu, yerel mahkemenin 10.11.2015 tarihli ön inceleme duruşmasında taraflar arasındaki uyuşmazlığın tespit edilmiş olup, bilirkişiler tarafından taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu aşılmak sureti ile tüm cari döneme ilişkin inceleme yapılmış olmasının “taleple bağlılık ilkesine” de aykırı olduğunu, yerel mahkemenin 10.11.2015 tarihli ön inceleme duruşmasında; “Taraflar arasında davaya konu edilen takibe konu olan 16.11.2013-27.03.2014 tarihleri arasında 112.650,00 TL. lik mal teslimi yapılıp yapılmadığı ve davacı alacağının oluşup oluşmadığı konusunda uyuşmazlık bulunduğu tespit edildi” şeklinde uyuşmazlık konusunun tespit edildiğini, hal böyle olmasına rağmen, 04.09.2018 tarihli bilirkişi raporunun 19.sayfasında ise “Davacı tarafın iddiasını 16.11.2013-27.03.2014 tarihleri arasındaki döneme dayandırması hususları dikkate alınarak bir borç/alacak tespiti yapılması sağlıklı olmayacağı gibi bu yöntem muhasebe tekniği açısından da doğru değildir.” şeklindeki beyanları ile yerel mahkeme tarafından bilirkişiye 22.05.2018 tarihli celsede yapılan görevlendirmenin de dışına çıkıldığını beyanla ve açıkladıkları diğer nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen usul ve yasaya aykırı kısmen kabul kısmen red kararının, müvekkili şirket lehine ortadan kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

Dava, cari hesaptan kaynaklı icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi " (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. " şeklinde düzenlenmiştir. İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Bir satım ilişkisinde satıcı taraf sattığı malın-hizmetin miktarını ve alıcıya teslimini, alıcı ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. TBK'nın 102. maddesi" Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur. Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi en az olan borç için yapılmış sayılır. " şeklindedir. Somut olayda ; Davacı tarafça, cari hesap gibi işleyen bir hukuk ilişkisinin mevcut olduğunu, buna göre müvekkili şirketin vermiş olduğu ticari emtia için belirli dönemlerde hesap mutabakatı sağlandığını, sağlanan mutabakat gereği ödemelerin vadeli kıymetli evrak ile yapıldığı, ancak davalı firmanın 16.11.2013 ile 27.03.2014 tarihleri arasında satın aldığı malların bedellerini kıymetli evraka bağlamadığı gibi ödeme yoluna da gitmediği, davalının aldığı fatura karşılığı mal tutarının 111.520,03 TL’ na ulaştığı, ihtarname ile temerrüde düşürülmesi üzerine, İzmir 21. İcra Müdürlüğünün 2014 / 15618 esas sayılı dosyası ile borçlu hakkında ilamsız takip başlatıldığı, itiraz üzerine takibin durduğu iddiasıyla itirazın iptali için dava açılmış olup, davalı taraf cevap dilekçesinde takipten dolayı davalının davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığı beyanla davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, hükme esas alınan denetime elverişli bilirkişi raporunda karşılaştırmalı olarak incelenen tarafların kayıtlarında davacı şirketin davalı şirketten takip ve dava tarihi itibari ile 71.673,03.-TL alacaklı olduğunun tespit edildiğinin, aksinin davalı tarafından kanıtlanmadığının anlaşılmasına göre davalı vekilinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27/04/2021 tarih, 2015/58 Esas ve 2021/414 Karar sayılı kararına karşı davalının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı taraftan alınması gereken 4.961,40 TL istinaf nispi karar harcından başlangıçta alınan 1.240,35 TL'nin mahsubu ile eksik yatırılan 3.721,05 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince oy birliği ile kesin olmak üzere karar verildi. 27/03/2025

Atıf: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, E. 2021/1724, K. 2025/691, T. 27.03.2025, www.arakarar.com/karar/izmir-bolge-adliye-mahkemesi-17-hukuk-dairesi-2021-1724-e-2025-691-k-3ad55d4531f5