Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2021/1491 E. 2025/846 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2021/1491
Karar No
2025/846
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2021/1491 KARAR NO : 2025/846 KARAR TARİHİ : 22/04/2025

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 27/10/2020 NUMARASI : 2018/812 Esas 2020/664 Karar DAVANIN KONUSU : Rücuen Tazminat BAM KARAR TARİHİ : 22/04/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 24/04/2025

Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı şirketler ile temizlik hizmeti konusunda hizmet alım sözleşmeleri imzalandığını, hizmet alım sözleşmesi imzalayan davalıların işçisi olan dava dışı ...'ın , müvekkili idare tarafından İzmir 2.İş Mahkemesi'nin 2014/644 Esas ve 2015/492 Karar sayılı kararı ile ve icra takibi gereğince ödenmek zorunda kalınan işçilik alacaklarından davalıların sorumlu olduğunu, bu nedenlerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile müvekkili İdarenin dava dışı ...'a İzmir 20.İcra Müdülüğü'nün 2015/17317 E. sayılı icra dosyasında ödediği kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti olan 21.108,30 TL ve mahkeme masrafları 1.371,06 TL olmak üzere toplam 22.479,36 TL' nin davalılar ... Ltd.Şti (01.05.2018-30.04.2009) ... Ltd.Şti (05.05.2009-30.06.2009/01.07.2009-31.12.2009) ve ... Ltd.Şti (06.01.2010-31.12.2010) döneminden sorumlu olmaları nedeni ile ödeme tarihinden itibaren hesaplanacak ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Ltd.Şti. cevap dilekçesinde özetle; Davalı şirketin adresi göz önünde bulundurulduğunda davanın yetkili İstanbul Anadolu Adliyesi'nde ikame edilmesi gerektiğini, bu sebeple yetki itirazında bulunduklarını, öncelikle belirtmek gerekir ki, personelin iş akdinin taraflarcınca feshedilmediğini, personelin diğer tüm alt işverenler olarak kısa süreli iş sözleşmesi imzalayarak ve asıl işveren bünyesinde çalışarak çalışma hayatını sürdürdüğünü, diğer yandan 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 2/6 son hükmüne göre asıl işveren-alt işveren ilişkisinin olabilmesi için alt işveren asıl işverenden, iş yerinde yürüttüğü mal ve hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerde iş alması ve işçilerini sadece bu iş yerinde çalıştırması gerektiğini, alt işveren asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde işçilerini çalıştırması gerektiğini, özetle bir iş veya hizmet alt işverene yardımcı iş olması veya asıl işin bir bölümünün ancak teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerin varlığı halinde verilebileceğini, bu iki unsurun birlikte bulunması gerektiğini, davacı dilekçesinde de belirlendiği üzere personelin ... Belediye bünyesinde müvekkili şirket sigortalısı olarak işçi statüsünde çalıştığını, bütün emir ve talimatları Belediye yönetiminden aldığı tanık beyanları ile ispat edileceğini, aynı şekilde işe alımların ve işten çıkarılmaların tamamiyle belediye tarafından belirlendiği yargılama aşamasında ortaya çıkacağını, şirketin ... Belediye Başkanlığı ihalesini aldığını ve belediye'nin belirtmiş olduğu işçi listesinde yer alan işçiler ile işe başlamış ve belirtilen sürelerde işi yürüttüğünü, işçilik haklarına ilişkin alacakları açısından sigortalı olarak çalıştığı asıl işveren olan belediyenin sorumlu olması gerekir iken müvekkili aleyhine hüküm kurulmasının mümkün olmadığından bahisle davalı şirket yönünden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Diğer davalılarca esasa cevap süresi içerisinde cevap dilekçesi sunulmadığı görülmüştür. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece "...Davalılara yapılan tebligata rağmen davaya karşı bir cevap vermedikleri görülmüştür. Davalı ... sunduğu beyan dilekçesinde yetkisizlik kararı verilmesini talep etmiş ise de, süresinde sunulmadığından değerlendirimeye alınmamıştır. İzmir 2. İş Mahkemesinin 2014/644 E sy dosyası, İzmir 20. İcra MD'nün 2015/17317 E sy takip dosyası, davacının rücuan istediği ödeme belgeleri, davacının her bir davalı ile ilgili olarak ihale sözleşmelerini içerin CD ,dava dışı işçiye ait SGK kayıtları dosya içersinde mevcuttur. İzmir 2. İş Mahkemesinin 2014/644 E sy dosyasının incelendiğinde; davacısının ... olduğu, davalının ... olduğu, ihbar olunanların ... AŞ, ... Ltd Şti, ... Ltd Şti, ... Şti olduğu, dava konusunun 4.500,00.-TL net kıdem tazminatı, 500,00.-TL yıllık net izin ücreti olmak üzere toplam 5.000,00.-TL'nin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla talep edildiği, mahkemece 15/10/2015 tarihli verilen kararda 9.151,04.-TL net kıdem tazminatı ve 1.811,16.-TL net yıllık izin ücretinin kabulüne karar verildiği, dosyanın Yargıtay'a gönderildiği, mahkeme kararının Yargıtay 22. HD'nin 19/12/2017 t.li onama kararı ile kesinleştiği görülmüştür. İcra dosyası incelendiğinde ,Alacaklı ... tarafından, ... aleyhine İzmir 2.İş Mahkemesi’nin kararına dayanarak toplam 14.836,55.-TL alacak üzerinden 04.12.2015 tarihinde başlatılan icra takibi olduğu, dava dışı işçinin toplam alacağının icra giderleri ve vekalet ücreti ile birlikte 21.108,30 TL bedelin 13.03.2018 tarihinde icra dosyasına ödendiği Yine dosya kapsamına göre 1.371,06 TL Mahkeme yargılama gideri de (95,00 TL gider avansı, 571,80 bakiye ilam karar harcı, 324,00 TL temyiz masrafı, 380,26 TL temyiz onama harcı) ilgili Dokuz Eylül vergi dairesi ve mahkemeler veznesine ödendiği, böylece toplam ödeme miktarının 22.479,36 TL olduğu anlaşılmıştır. ...bilirkişiden rapor alınmıştır. Bilirkişi raporu ile birlikte değerlendirildiğinde ; İzmir 2. İş Mahkemesi kararının gerekçesi ile de belirlendiği üzere davacı ...’un dava dışı işçiye karşı “asıl işveren” sıfatı bulunduğu, mevcut yasal düzenlemeler gereği asıl işverenler ve alt işverenler (yükleniciler) işçilik hak ve alacakları nedeniyle” işçilere karşı” birlikte ve zincirleme olarak sorumlu oldukları, ancak Asıl ve Alt işveren arasındaki ilişkide Borçlar Kanunu ve sözleşme hukuku hükümleri esas alınacağından, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği, taraflar arasındaki hizmet alımı sözleşmeleri incelendiğinde, Genel şartlar 6.maddenin atfıyla yüklenicinin çalıştıracağı personele ilişkin maddi sorumlulukların yükleniciye ait olduğunun belirlendiği anlaşılmaktadır. Davalıların sorumlu oldukları dönem itibari ile yapılan aktüer hesaplamada, neticeten ... Şti./... Ltd.Şti./... için toplam 2.321,79 TL’yi bu davalılardan ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen talep edebileceği; ...Şti./... Adi Ort. İçin de toplam 4.420,19TL TL’yi bu davalılardan ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen talep edebileceği anlaşılmakla davanın kısmen kabulüne karar vermek gerektiği, davacının rapora davalıların ... ile yükümlü olmadıklarından kıdem tazminatı hesabında davalıların dava dışı işçiye ödedikleri son ücretler üzerinden sorumluluk miktarlarının hesaplanmasına itiraz etmiş ise de, kesinleşen İzmir 2.İş Mahkemesinin konuya ilişkin kesinleşmiş kararında da belirlendiği üzere kıdem tazminatı hesabında davalıların dava dışı işçiye ödediği son ücretler üzerinden sorumluluk miktarları tespit edilebileceğinden davacının itirazı yerinde görülmeyerek davanın aşağıdaki gibi kabulüne karar vermek gerektiği kanaat ve sonucuna varılmıştır." şeklindeki gerekçe ile;"Davanın KISMEN KABULÜ ile, davalı .../... Ltd. Şti (....ortaklığı) için toplamda 2.321,79 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiliyle davacıya verilmesine, davalı ... Şti / .... Ltd Adi ortaklığı için toplam 4.420,19 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiliyle davacıya verilmesine, " karar verilmiştir. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İdarelerinde temizlik hizmeti işi, 5393 Sayılı Belediye Kanunu'nun ve 4837 Sayılı İş Kanunu'nun verdiği yetki ile 4734 sayılı Kanun uyarınca hizmet satın alınma yoluyla yapılmakta olup, davalılar ile de bu kapsamda hizmet alım sözleşmesi imzalandığını, söz konusu ihaleler ve hizmet alım sözleşmeleri uyarınca, dava dışı ..., davalıların işçisi olarak 01.05.2008-30.04.2009 tarihleri arasında ... Ltd. Şti. aracılığıyla ,05.05.2009-31.12.2009 tarihleri arasını .... San. Ve Tic. A.Ş. aracılığıyla 06.01.2010-31.12.2010 tarihleri arasında ... Ltd. Şti. aracılığıyla ve 01.01.2011-29.06.2014 tarihleri arasında ... A.Ş. aracılığıyla idarelerinde temizlik personeli olarak çalıştığını, idarenin iş mahkemelerinde görülen davalarda, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/6.maddesi uyarınca yüklenici firma işçilerinin asıl işvereni sayılmakta ve işçileri alacaklarından yüklenici firma/alt işveren ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorum bulunduğundan idare tarafından dava dışı ...'a ödenen kıdem tazminatı yıllık izin ücreti alacağının tamamından sorumlu olduğunu, mahkemece kıdem tazminatı hesabında davalıların dava dışı işçi ödediği son ücretler üzerinden sorumluluk miktarları tespit edilebileceği gerekçesi ile davanın kısmen kabulü hatalı olup yasal düzenlemelere aykırı bulunduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda hatalı hesaplama yapılarak dava dışı ...'ın alt işveren nezdinde çalıştığı dönemdeki ücretleri dikkate alındığını, bilindiği üzere kıdem tazminatının işçinin iş sözleşmesinin feshedildiği tarihteki son ücreti üzerinden hesaplandığını, idarelerinin dava dışı işçiye ödemiş olduğu ücretin, işçinin toplam hizmet süresi (çalıştığı gün sayısı) bölünerek, işçinin günlük ücretinin tespit edilerek (kıdem tazminatı esas ücret, son ücretine göre hesaplanacağından her bir çalışma dönemi için ayrı ay günlük ücret değerlendirmesinin yapılmaması ), bu ücrette hizmet süresi ile çarpılıp, ilgili alt işverenin kıdem tazminatından sorumlu olduğu miktarın bulunması gerektiğini, dava dışı işçi ...'a İzmir 2.İş Mahkemesinin 2014/644 esasına kayıtlı dosyası uyarınca ödenen kıdem tazminatı hesabının işçinin fesih tarihindeki son ücreti dikkate alınarak belirlendiğini, davalıların, işçinin fesih tarihindeki son ücret üzerinden hesaplanan müşterek ve müteselsilen sorumlu bulunduğunu, mahkemece aksi kabul edilerek son işçi yönünden hakkaniyete ve ölçülülük ilkesine aykırı sonuçlar doğmasına sebebiyet verildiğini, asıl işveren alt işveren ilişkisinde asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı iş yeri ile ilgili olarak 4857 Sayılı İş Kanunu'ndan, iş sözleşmesinden veya alt işveren taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerden alt işveren ile birli sorumlu tutulduğunu, buradaki sorumluluk cezai değil, hukuki bir sorumluluk olduğunu, davalı şirketler ile idare arasında ayrı ayrı imzalanan Temizlik Hizmeti İhaleleri'nin “Ödeme Yeri ve Şartları” başlıklı 13'üncü maddesine göre “Oluşacak kıdem ve ihbar tazminatları ile ilgili her türlü sorumluluk yükleniciye ait olup, 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine göre işlem yapılacağını, idare tarafından davalıların işçisi ...'a yapılan kıdem tazminatı yıllık izin ücreti ödemesinden davalıların müşterek ve müteselsilen sorumlu bulunduğunu, idare tarafı bulunduğu benzer davalarda mahkemelerce verilen kararlı ve kararlara esas alınan bilirkişi raporlarında alt işverenlerin işçiyi çalıştırdıkları dönemle sınırlı olarak sorumluluğunun bulunduğu kesinleşmiş bulunduğunu, bilirkişi raporunda alacağın fer'ilerine ilişkin asıl alacağa oranlanması ile hesaplama yapılmış ise de, dava dışı ...'a idarenin ödemek zorunda kaldığı tüm miktarlardan davalıların müteselsil sorumlulukları bulunduğunu, mahkemece dava tarihinden itibaren faiz hükmedilmesinin hatalı bulunduğunu, dava dilekçesindeki toplam 22.479,00TL.'nin ödeme tarihinden itibaren hesaplanacak ticari faizi ile birlikte davalıların müştereken ve müteselsilen tahsili talep edildiğini, davanın rücu alacağına dayandığını, rücu hakkı başkasına ait bir borcu yerine getiren kişinin malvarlığında meydana gelen kaybı gidermeye yönelen tazminat niteliğinde bir talep hakkı olduğundan idare tarafından da dışı 3. kişiye ödeme yapıldığı günden itibaren faiz yürütülmesi gerektiğini, yerel mahkeme kararının gerekçe bölümünde de “davalı ..../.... Şti. (...) için toplamda 2.321,79 TL.'nin davalılardan ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte, davalı ... Şti./... Şti. adi ortaklığı için toplam 4.420,19 TL.'nin davalılardan ödeme tarihi itibaren işleyecek ticari faiz ile birlikte müştereken ve müteselsilen talep edebileceği anlaşılmakla denilerek ödeme tarihinden itibaren ticari faize hükmedilmesi gerektiği kabul edilmesine rağmen hüküm bölümünde dava tarihinden itibaren ticari faiz hükmedildiğini, yerel mahkemece idare aleyhine kısmen reddedilen kararın kaldırılması ile davanın kabulüne karar verilmesini, İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/812 E., 2020/ 6 K. sayılı ve 27/10/2020 tarihli kısmen 'kabul kararı kaldırılarak tüm taleplerinin kabul edilerek davanın kabulü karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, davacı asıl işveren tarafından dava dışı işçiye ödenen işçilik alacaklarının taraflar arasında imzalandığı belirtilen Hizmet Alım Sözleşmeleri gereğince davalı alt işverenlerden rücuen tahsili istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf incelemesi istinafa başvuran vekilinin dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar res'en gözetilerek ve yine HMK 357/1.maddesindeki, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar istinaf incelemesi sırasında dinlenemez ve yeni delillere dayanılamaz hükmü çerçevesinde yapılmıştır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "Davanın kısmen kabulü ile, davalı .../... Ltd. Şti (...) için toplamda 2.321,79 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiliyle davacıya verilmesine, davalı .... Şti / ... Ltd Adi ortaklığı için toplam 4.420,19 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiliyle davacıya verilmesine," karar verilmiştir. 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 2/6. maddesine göre; "Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerin sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanunudan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur." hükmü bulunmaktadır. "Taraflar arasında, asıl işveren-alt işveren ilişkisi olup davacı asıl işveren, alt işverenlerin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak İş Kanunu’ndan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle, alt işverenler ile müteselsilen sorumludur. Burada kanundan kaynaklanan bir teselsül hali söz konusu olduğundan alt işverenler, dış ilişki itibariyle (dava dışı işçiye karşı) müseselsilen sorumludurlar. Bu düzenleme, işçi alacağının güvence altına alınması amacıyla yapılmış olup sadece işçilere karşı bir sorumluluktur. Asıl ve alt işverenler arasındaki ilişkide ise, İş Hukuku değil, Türk Borçlar Kanunu ve sözleşme hukuku hükümleri esas alınacağından, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular, kendi aralarındaki iç ilişkide, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda bir anlaşma yapabilirler. Nitekim TBK’nın 167. (mülga Borçlar Kanunu’nun 146.) maddesinde düzenlenen, "Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır." şeklindeki hükümde de, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları, ancak bunun aksinin kararlaştırılabileceği de açıkça belirtilmiştir. İşte müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki iç ilişkide, bu konudaki sorumluluğun tamamen borçlulardan birine ait olacağı yönünde bir sözleşme yapılmış ise, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacağından, dış ilişkide kanundan doğan teselsül gereğince borcu ödemiş olan müteselsil borçlunun, ödediği miktarın iç ilişkide borcun nihai yükümlüsü olan davalı borçludan rücuen tahsilini talep edebileceği kabul edilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki; müteselsil borçlular arasında aksi yönde bir kararlaştırmanın bulunmaması halinde, kural olarak borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumlu iseler de, bu kuralın istisnalarının da bulunduğu, TBK'nın 167. (mülga Borçlar Kanunu’nun 146.) maddesinde düzenlenen "...veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça" şeklindeki ifadeden açıkça anlaşılmaktadır. Gerçekten de, müteselsil borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, aksine bir anlaşma olmasa dahi müteselsil borçluların, alacaklıya yapılan ifadan eşit oranda sorumlu olmamalarını, tam aksine müteselsil borçlulardan birinin borcun tamamından sorumlu olmasını gerektirebilir. Öte yandan; asıl işverenden tahsil edilen işçilik alacakları, çoğunlukla işçinin birden fazla alt işverenler nezdindeki çalışmalarını kapsamaktadır. İşçinin çalıştığı her bir alt işverenin dönemine isabet eden işçilik alacaklarından ilgili alt işveren sorumlu olacağından, alt işverenlerin sorumlulukları da sadece kendi dönemleri ile sınırlı olmalıdır. İşçiye ödenen kıdem tazminatı, iş sözleşmesinin feshedildiği tarihteki giydirilmiş ücret üzerinden hesaplanmakta olup asıl işveren tarafından yapılan ödeme, iş mahkemesi ilamına dayalı ise, alt işverenlere karşı açılan rücuen alacak davasında da, iş mahkemesi ilamındaki hesaplamalar dikkate alınmalıdır. Ne var ki, asıl işveren ve alt işveren arasındaki rücuen alacak davası, sözleşmeden doğan borç ilişkisinden (hizmet sözleşmesi) kaynaklandığından, bu uyuşmazlığın, İş Hukuku değil, Borçlar Hukuku hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Bu nedenle İş Hukukunda geçerli olan mevzuat ve içtihatlara göre yapılan değerlendirmeler, rücu davalarında hükme esas alınamaz (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 03/12/2015 tarih ve 2014/38758 Esas, 2015/35433 Karar sayılı emsal ilamı). Alt işveren yükleniciler, asıl işverene karşı kıdem tazminatından işçiyi çalıştırdıkları dönemle sınırlı olarak sorumlu oldukları gibi, hafta tatil ücreti, ücret alacağı, fazla mesai ücreti gibi işçiye ödenen tazminatlardan da yine işçiyi çalıştırdıkları dönemle sınırlı olmak üzere sorumludurlar. Alt işverenin, "son işveren" olması da bu sonucu değiştirmez. Bununla beraber, feshe bağlı bir hak olan ihbar tazminatı ile (sözleşmenin feshi ile kullanılmayan yıllık izinler ücrete dönüşeceğinden) yıllık izin ücretinden ise, diğer alt işverenler sorumlu olmayıp, sadece son işveren sorumludur. Başka bir ifade ile asıl işveren, dava dışı işçiye ödediği ihbar tazminatı ile yıllık izin ücretlerini ancak son işverenden talep edebilir. Asıl işveren, bunun dışındaki diğer tüm işçilik alacaklarını ise, işçiyi çalıştırdıkları dönemle sınırlı olmak üzere alt işverenlerden talep edebilir. Yine asıl işveren, yargılama gideri (dava ve icra), avukatlık ücreti, harç, faiz gibi fer'i borçlara ilişkin ödemeleri de aynı şekilde kendi dönemleri ile sorumlu oldukları oranda yüklenicilerden rücuen tahsilini talep edebilir. Asıl işveren ve alt işverenler arasındaki hizmet alım sözleşmelerinde, işçilik alacakları nedeniyle tarafların müteselsilen sorumlu olacaklarına ilişkin bir kararlaştırmanın bulunmaması halinde; İş Kanunu gereğince işçilik alacaklarını ödemek zorunda kalan asıl işverenler tarafından alt işverenler (yükleniciler) aleyhine açılan rücu davalarında, ayrı sözleşmelerle hizmet ifa eden yükleniciler mecburi dava arkadaşı olmadıkları gibi borçtan müteselsilen sorumlu olacaklarına ilişkin bir kanun hükmü de bulunmamaktadır. Bu nedenle açılacak davalarda (alacak, menfi tespit, itirazın iptali vs.) her bir davalı aleyhine ayrı ayrı hüküm kurulmalıdır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 21/12/2021 tarihli, 2021/1763 Esas, 2021/2455 Karar; 06/12/2021 tarihli, 2021/2215 Esas, 2021/1999 Karar sayılı kararları ile benzer uyuşmazlıklara ilişkin aynı yöndeki kararlarında da belirtildiği üzere; "Hizmet alım sözleşmeleri; ihale şartları ile belirlenen işin sözleşmede kararlaştırılan bedel ile yapılmasının üstlenildiği sözleşmelerdir. Bu sözleşme türünde yüklenicinin edimi, hizmetin kendi işçisi ile yerine getirilmesi, işverenin edimi ise sözleşme bedelinin ödenmesidir. Sözleşme kapsamında yapılması gereken iş, yüklenicinin işçisi tarafından yerine getirilmektedir. İş akdinin yüklenici ile işçi arasında yapıldığı hususu ihtilaflı değildir. Hizmet alımı tip sözleşmelerinde asıl işverenin, alt işveren yüklenici tarafından çalıştırılan işçinin ücretinin ödenmesi, sosyal haklarının takibi gibi denetim dışında işçiye karşı bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Asıl işveren ile alt işverenin (yüklenicinin), İş Kanunu’na göre işçiye karşı müteselsilen sorumlu olmalarına rağmen, rücu ilişkisinde, taraflar arasında imzalanan sözleşme hükümlerinin uygulanması gerektiği, sözleşme hukukunun en temel ilkelerindendir. İşçilik alacakları asıl işveren tarafından ödenen işçinin, alt işverenin (yüklenicinin) işçisi olması, sözleşme ücretine işçinin ücret ve sosyal haklarının dahil olması nedeniyle, asıl işveren ve alt işveren arasındaki sözleşmede, "asıl işverenin işçilik alacaklarından sorumlu olacağına" dair bir hüküm bulunmaması durumunda, asıl işverenin bu sıfatla işçiye ödemek zorunda kaldığı işçilik alacaklarının ve ferilerinin tamamını, işçiyi çalıştıran alt işverenlerden (yüklenicilerden) rücuen talep etme hakkı bulunduğunun kabulü gereklidir. Gerçekten de TBK’nın 167. (mülga Borçlar Kanunu’nun 146.) maddesinde düzenlenen "...veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça" şeklindeki ifadeden de açıkça anlaşılacağı üzere, (müteselsil borçlular) asıl ve alt işverenler arasındaki hukuki ilişkinin niteliği de bu sonucu gerektirmektedir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; dava konusu hizmet alım sözleşmelerinde asıl işverenin, alt işveren (yüklenici) tarafından çalıştırılan işçinin ücretinin ödenmesi, sosyal haklarının takibi gibi denetim dışında işçiye karşı bir sorumluluğunun bulunmaması, dolayısıyla (müteselsil borçlular) asıl ve alt işverenler arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, asıl işveren ile alt işverenlerin, İş Kanunu'na göre işçiye karşı müteselsilen sorumlu olmalarına rağmen, rücu ilişkisinde taraflar arasında bulunan sözleşme hükümlerinin uygulanmasının, sözleşme hukukunun en temel ilkelerinden olması, işçilik alacakları asıl işveren tarafından ödenen işçinin, alt işveren yüklenicinin işçisi olması, sözleşme ücretine işçinin ücret ve sosyal haklarının dahil olması, asıl işveren ve alt işveren arasındaki sözleşmede, "asıl işverenin, işçilik alacaklarından sorumlu olacağına" ilişkin bir hüküm bulunduğunun da iddia ve ispat edilmemiş olması dikkate alındığında, davacı asıl işverenin, ödediği işçilik alacakları ve fer'ilerinin tamamını, işçiyi çalıştıran alt işveren yüklenicilerden (dönemleri ile sınırlı olmak üzere) talep etme hakkı bulunduğunun kabulü gereklidir. O halde davacı tarafından dava dışı işçiye ödenen işçilik alacaklarının tamamının davalı alt işverenlerden (dönemleri ile sınırlı olmak üzere) rücuen tahsiline karar verilmesi gerekmektedir...." Dava konusu somut olayda, davacı tarafça dava dışı işçi ...' işçilik alacakları ile ilgili olarak İzmir 2 İş Mahkemesi tarafından verilen karar ve bu kararın icra takibine konu edilmiş olması nedeniyle, işçilik alacakları faiz ve fer'ileriyle birlikte ödenmek zorunda kalınan 21.108,30 TL yıllık izin ücreti, 1.371,06 TL mahkeme masrafları olmak üzere toplam 22.496,36 TL ödeme yapıldığı, davalılardan ... Ltd.Şti 01/05/2008 - 30/04/2009 tarihleri arasında, davalı ... Ltd.Şti 05/05/2009 - 30/06/2009/01/07/2009 - 31/12/2009 tarihleri arasında, davalı ... Ltd.Şti. 06/01/2010 - 31/12/2010 tarihleri arasında sorumlu olmaları nedeniyle davacı tarafça ödenen tutarın ödeme tarihinden itibaren işletilecek ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi talep edilmiştir. Dosya içerisinde bulunan İzmir 2.İş Mahkemesi'nin 2014/644 Esas sayılı dosyasının incelenmesinden yapılan inceleme neticesinde dava dışı işçi ... tarafından davalılar ..., ... Ltd.Şti. ... Ltd.Şti ve ... Ltd.Şti aleyhine açılan davanın yapılan yargılama neticesinde 2015/492 Karar ve 15/10/2015 tarihli karar ile 9.151,04 TL net kıdem tazminatı, 1.811,16 TL net yıllık izin ücretinden kıdem tazminatına, fesih tarihi olan 29/06/2014 tarihinden yıllık izin ücretine de ıslah edilen kısım için 27/07/2015, geriye kalan kısım için de dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilerek davalılardan tahsiline karar verildiği, iş bu kararın Yargıtay denetiminden geçerek 19/10/2017 tarihinde kesinleşmiş olduğu görülmüştür. Kararın gerekçesi incelendiğinde, son paragrafında "İmzalı ve onaylı kıdem tazminatı hesaplama tablosundan davacının ... A.Ş'de temizlik personeli olarak 01/01/2011 - 29/06/2014 tarihleri arasında 1265 gün hizmeti için brüt 11.938,26 TL (net 11.847,65 TL) kıdem tazminatı, brüt 6.489,91 TL (net 5.147,64 TL) ihbar tazminatı olmak üzere toplam 16.995,29 TL tahakkuk yapıldığı, ... Bankası dekontundan davacının banka hesabına 09/07/2014 tarihinde "kıdem +ihbar tazminatı" açıklamasıyla 16.995,29 TL'nin yatırıldığı, buna göre davacının toplam hizmet süresine ve son tazminata esas ücretine göre hak ettiği kıdem tazminatı tutarı ödenen tutarın mahsubuyla davacının 9.151,04 TL net kıdem tazminatı, 1.811,16 TL net yıllık izin ücret alacaklısı olduğu anlaşılmakla" şeklindeki gerekçeyle yukarıda belirtildiği şekilde hüküm kurulmuştur. Yine ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda, taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmelerinde “işçi alacakları ile ilgili nihai sorumluluğun davalı Alt İşverenlere ait olduğunun açıkça belirlenmiş” olduğunun kabulü durumunda, davacının işçiye yaptığı ödemelerin davalıların sorumlu bulundukları dönem ile sınırlı olarak hesaplanan tutarının tamamı kadar davalı alt işverenlere rücu edebileceğinin kabul edilebileceği, bu halde ise davalıların alt işveren oldukları dönemde ... ile yükümlü olmadıklarından, İzmir 2. İş Mahkemesi'nin konuya ilişkin kesinleşmiş kararında da belirlendiği üzere, kıdem tazminatı hesabında davalıların dava dışı işçiye ödedikleri son ücretler üzerinden sorumluluk miktarlarının tespit edilebileceği, keza Yıllık İzin Ücretinin de bu şekilde sorumlu oldukları dönem ve süre ile sınırlı tutulabileceği, böylece davacının ... Ltd.Şti./... Ltd.Şti./... için toplam 2.321,79 TL’yi bu davalılardan ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen talep edebileceği, ... Şti./... Ltd.Adi Ort. İçin de toplam 4.420,19TL TL’yi bu davalılardan ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen talep edebileceği sonucuna varıldığı bildirilmiştir. İş bu rapor hükme esas alınarak istinaf incelemesine konu karar verilmiştir. Ancak davacı tarafça yapılan hesaplamalar yönünden itiraza uğrayan iş bu raporun uzmanlık alanı sigorta mevzuatından kaynaklı nitelikli hesaplamalar olarak belirtilen bilirkişi tarafından düzenlendiği görülmüştür. Ayrıca davacı vekili tarafından dosyaya sunulan 07/09/2020 tarihli dilekçe ile hükme esas alınan bilirkişi raporuna karşı süresi içerisinde yazılı beyan ve itiraz sunulmuş olmasına rağmen ilk derece mahkemesince davacı tarafın itirazları konusunda da ek rapor alınmaksızın istinaf incelemesine konu kararın verilmesi yerinde olmamıştır. Bu durumda davacı tarafın hükme esas alınan rapora itirazlarını da kapsayacak şekilde iş mevzuatı ve hesaplamalarından anlayan konusunda uzman bilirkişiden rapor alınarak oluşacak duruma göre karar verilmesi gerekirken yukarıda belirtildiği üzere yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması yerinde olmamıştır. Yine dava dilekçesinin incelenmesinden, davacı tarafça talep edilen alacağa ödeme tarihlerinden itibaren faiz işletilmesi talep edilmiş olup, ilk derece mahkemesince davacı tarafın bu istemine rağmen hükmedilen alacağa dava tarihinden itibaren hükümde belirtildiği şekilde faiz işletilmesine karar verildiği görülmüştür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/3-993 Esas ve 2018/202 Karar ve 14/02/2017 tarihli kararında da belirtildiği üzere rücu hakkı nihai olarak başkasının ödemesi gereken bir borcu tamamen veya kısmen ifa eden kişinin, yapmış olduğu ifayı asıl borçluya dönerek isteme hakkıdır. Söz konusu hak başkasına ait bir borcu ifa ettiği için mal varlığında kayba uğrayan kişiye tanınan ve mal varlığındaki bu eksiltmeyi gidermeye yönelen tazminat niteliğinde bir talep hakkıdır. Rücu hakkı, alacaklı ile asıl borçlu arasındaki asıl borç ilişkisinden bağımsız, rücu eden ile edilen arasındaki hukuki ilişkiden doğan tamamen yeni bir haktır. Diğer bir anlatımla asıl alacağı ödeyen kişi, bu alacaktan bağımsız olarak kendi şahsından doğan bir hak elde etmektedir. Bunun sonucu olarak da rücu hakkı bu hakka sahip olan kişinin şahsında doğduğu anda muaccel hale gelmektedir. Keza ödeyenin mal varlığındaki zarar, ödeme anında doğmaktadır. Bu durumda davalıya ait borcu mahkeme ilamı uyarınca ödemek zorunda kalan davacının zararının ödeme tarihinde doğduğundan, açtığı rücu davasında ödeme tarihinden itibaren faiz talep edebilmesi için karşı tarafı ayrıca bir ihtar ile temerrüde düşürmesine gerek bulunmamaktadır. Ayrıca ilk derece mahkemesince istinaf incelemesine konu kararın gerekçesinde hüküm altına alınan tazminatın ödeme tarihinden itibaren işletilecek ticari faiziyle birlikte tahsiline karar vermek gerektiğinin belirtilmiş olmasına rağmen hüküm fıkrasında her bir davalı için hükmedilen tazminatın dava tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verilerek gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturacak şekilde hüküm kurulması yerinde olmamıştır. Sonuç olarak yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek derecede önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması nedeniyle HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dava dosyasının kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. Dosyanın incelenmesinden, istinaf incelemesine konu iş bu kararın 27/10/2020 tarihinde verildiği, kararın davalılardan ... Ltd.Şti'ye 13/02/2021 tarihinde tebliğ edildiği, mahkememizce Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi sayfasından çıkartılarak dosyaya eklenen Ticaret Sicil Gazetesinin 28/12/2022 tarih ve 10735 sayılı nüshasında İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünden yapılan ilana göre bu davalı şirketin 28/12/2022 tarihinde tasfiyeye girdiğinin ve tasfiye memuru olarak da ...'ın atandığı, yine Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinin 13/06/2023 tarih ve 10851 sayılı nüshasında İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından yapılan ilana göre 01/06/2023 tarihli 1 sayılı Genel Kurul kararına göre davalı şirketin ticaret sicil kaydının terkin edildiğinin ilan edildiği görülmekle bu hususun ilk derece mahkemesince nazara alınması gerekmektedir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE, 2- İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/10/2020 tarih, 2018/812 Esas ve 2020/664 Karar sayılı hükmünün 6100 sayılı HMK’nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3- Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 4- İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından, davacı yararına istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5- İstinaf yoluna başvuran davacıdan alınan 59,30 TL istinaf maktu karar harcının istek halinde İADESİNE, 6- İstinaf yoluna başvuran davacıdan alınan 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 7- İstinaf yargılama giderlerinin esas kararla birlikte ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine, 8-İİK 36.md gereğince istinaf aşamasında tehiri icra talebi uyarınca yatırılan teminatın yatıran tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK 353/1-a maddesi gereğince oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. 22/04/2025

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2021/1491, K. 2025/846, T. 22.04.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2021-1491-e-2025-846-k-f62cbbeedd56