Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2020/1698 E. 2020/249 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2020/1698
- Karar No
- 2020/249
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2022/961 KARAR NO:2024/2052 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:16/03/2022 NUMARASI:2021/981Esas- 2022/248 Karar DAVANIN KONUSU:Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ:19/12/2024 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Singapur’da faaliyet gösteren davalı şirkete, 03.04.2013 tarih ...nolu fatura ile 3.657.321,35 USD bedelle 517.300 külçe bakır, 10.04.2013 tarih ... nolu fatura ile 664.440,48 USD bedelle 93.980 külçe bakır satarak ihraç ettiğini, davalının 03.04.2013 tarihinde 3.291.589,21 USD, 19.04.2013 tarihinde 423.121,44 USD ödemç yaptığını, bakiye 607.091,16 USD borcunu ödemediğini beyanla müvekkilinin 607.091,16 USD ürün bedeli alacağının aynen veya bunun mümkün olmaması halinde fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden TL karşılığının, Devlet Bankalarının USD ile açılmış 1 yılı vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı şirket adına yapılan yurtdışı tebligatına rağmen yasal süresi içerisinde ibraz edilmiş cevap dilekçisi bulunmamaktadır. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 16/03/2022 tarih ve 2021/981 Esas - 2022/248 Karar sayılı kararında;"Mahkememizden verilen 17/07/2019 tarih ve 2014/1252 Esas 2019/819 sayılı kararı İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi'nin 27/10/2021 tarih ve 2019/2118 esas 2021/1522 Karar sayılı ilamıyla kaldırılmakla , mahkememizce yargılamaya devam olunmuştur.Taraf vekillerinin gerek sunduğu dilekçeler gerekse de duruşmada alınan beyanları ile gelinen aşamada asıl olarak ödenmesi gerekli miktar ve dava tarihine kadar ödenen miktar konusunda uyuşmazlık bulunmadığı, uyuşmazlığın davalı tarafça yapılması gerekli ödemelerin dava dışı 3.kişiye yapılması nedeniyle borcunun kalmadığı iddiasına dayalı olduğu tespit edilmiştir. Mahkememizce itibar olunan bilirkişi raporu ile 03/04/2013 tarihli 3.657.321,34 USD tutarlı ve 10/04/2013 tarihli 664.440,48 USD tutarlı fatura muhteviyatı eşyaların transit beyannameleri ile toplamda 4.321.761,83 USD tutarlı eşyaların yurtdışına transit ticaret kapsamında çıkışının yapıldığı, davacının döviz hesabına davalı tarafça 03/04/2013 tarihinde 3.291.569,21 USD ve 19/04/2013 tarihinde 423.101,44 USD havale ile ödeme yapıldığı, davacının aradaki miktar olan 607.091,16 USD miktar kadar alacaklı olduğu tespit edilmiştir.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, 13.Hukuk Dairesi'nin 2019/2118 Esas, 2021/1522 karar sayılı ilamında işaret olunduğu üzere davalı vekiline ödemeye ve ibraya ilişkin sunduğu ve davacı kaşe imzası bulunan belge aslını ibrazı için süre verilmiş, verilen süre içerisinde belge aslı sunulamamıştır.Bu haliyle, dava dışı 3.kişiye yapıldığı belirtilen ödeme ile davacının ifada bulunmuş kabul edilemeyeceği, davalının ödeme iddiasını ispat edemediği anlaşılmakla açılan davanın kabulü ile 607.091,16 USD'nin dava tarihi olan 28.11.2014 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/A maddesi gereğince 1 yıl vadeli USD döviz hesaplarına uygulanan değişen oranlarda faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir."gerekçesi ile,''AÇILAN DAVANIN KABULÜNE,1-607.091,16 USD'nin dava tarihi olan 28/11/2014 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/A maddesi gereğince 1 yıl vadeli USD döviz hesaplarına uygulanan değişen oranlarda faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Ödeme ve ibraya ilişkin belgenin dava dışı ... ya da Davacı ... tarafından dosyaya ibraz edilmesine karar verilmeksizin hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu,Yerel Mahkemenin de kararında belirttiği gibi, ödeme ve ibraya ilişkin Davacı kaşe imzalı belgenin aslı Müvekkilinin hakimiyetinde olmadığından dosyaya sunulamadığını; işbu belge dava dışı ...’un ...’a yapmış olduğu ödemeye binaen, Müvekkili lehine ...tarafından düzenlendiğini; aşağıdaki detaylı açıklamaları kapsamında, Müvekkiliyle ... arasında sözleşmesel ya da fiili hiçbir ilişki bulunmadığından ve ...’a ait borcu üçüncü kişi sıfatıyla Müvekkiline ifa ettiğinden, hayatın olağan akışında bu belgenin ... tarafından Müvekkiline değil, ...’a gönderilmiş olması beklendiğini; bu nedenle, Yerel Mahkemece bu belgenin aslının ibrazının hayatın olağan akışına uygun olarak dava dışı ...’dan ve/veya Davacı ...’dan istenmesi gerektiğini; oysaki Yerel Mahkeme’nin taraflarına belgenin aslını sunmak için süre verdiğini, verilen süre içinde işbu belgenin aslının müvekkilinin kayıtlarında arandığını ve fakat hakimiyetlerinde olmadığı için bulunamadığını ve bu hususun Yerel Mahkemeye açıklandığını, ne var ki belgenin sunulmasının dava dışı ...’dan ve Davacı ...’dan talep edilmeksizin davanın kabulüne karar verildiğini, Yerel Mahkeme tarafından belgenin dava dışı ... ve Davacı ... tarafından sunulmasına karar verilmesi gerektiğini; bu karar üzerine, Davacı ...’ın belgenin aslının elinde bulunduğunu inkâr etmesi halinde, Yerel Mahkemece kanaat uyandırıcı diğer araçlara başvurulması gerektiğini; bu kapsamda, ilk olarak Davacı ...’ın yetkililerinin belgenin içeriğine ve aslının nerede olduğuna ilişkin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (“HMK”) m. 169 ve devamı gereğince isticvap edilmesi, isticvap sonucunda mahkeme nezdinde bir kanaat oluşmaması halinde ise Davacının HMK m. 220/3 hükmü uyarınca yemin etmesi yönünde karar verilmesi gerektiğini; İsticvabın, hukukumuzda yargılamanın her aşamasında önceki dilekçelerde belirtilmeksizin hâkimde kanaat uyandırıcı bir araç olarak kullanılabileceğinden, somut durumda Yerel Mahkemenin Davacıyı isticvap etme imkânı olduğunu; Yerel Mahkemece Davacının isticvap edilmesi sonucunda bir kanaat uyanmaması halinde, HMK m. 220/3 düzenlemesine başvurularak belgenin aslının elinde olduğunu inkâr eden Davacıdan yemin etmesi istenebileceğini; Bölge İdare Mahkemesi’nin bir kararında, yargılama sürecinde belirsiz kalan hususlar hakkında isticvaba başvurulması gerektiğinin aşağıdaki şekilde ifade edilmiştir:“Dosya kapsamına göre davacı ve davalı müflis şirket kayıtlarından taraflar arasında 2015 dönemi öncesi başlamış ticari ilişki bulunduğu ancak ticari ilişkinin ne zaman başladığı, aralarındaki ticari ilişkinin ne olduğu, davacının iddia ettiği gibi borç para ilişkisi bulunup bulunmadığı tespit edilememiş ve davalı müflis şirketin 2015 dönemi öncesi ticari defterleri temin edilememiştir. Bu nedenle davalı müflis şirket yetkilisinin isticvabına karar verilerek taraflar arasındaki ticari ilişkinin ne olduğu, ne zaman başladığı ve müflis şirketin 2015 dönemi öncesi ticari defterlerin nerede bulunduğu sorularak bu hususların aydınlatılması gerekmektedir.” (İstanbul BAM, 45. Hukuk Dairesi, 2020/1698 E., 2020/249 K., T. 11.11.2020) (“EK-1”).Doktrinde belgenin aslının karşı tarafta olduğunun iddia edilmesi ve karşı tarafın bunu inkar etmesi halinde öncelikle isticvap aracına başvurulması gerektiği, ancak isticvaptan sonuç alınamazsa karşı taraftan yemin etmesinin isteneceğinin ifade edildiğini; (EK- 2: Prof. Dr. Güray Erdönmez, Medeni Usul Hukukunda Belgelerin İbrazı Mecburiyeti, 2. Bs., On İki Levha Yay, s 299). neticesinde belgenin aslının Davacının elinde olduğu kanaatine ulaşılması halinde, ayrıca Davacıya yemin teklif edilmesine gerek olmadığını; çu halde, isticvap neticesinde karşı tarafın inkâr beyanının gerçeği yansıtmadığı tespit edilebiliyorsa, dosyaya mübrez fotokopinin içeriğinin gerçek kabul edilebileceğini; (Erdönmez, s. 300). Yerel Mahkeme tarafından isticvap kararı verilmesi bir kenara dursun, HMK m. 220/2 hükmü çerçevesinde belgeyi elinde bulundurduğu iddia edilen ve bunu inkar eden tarafa yemin dahi teklif edilmeden karar verildiğini; oysaki, mahkemenin öncelikle belgeyi elinde bulundurduğu iddia olunun Davacı ya da dava dışı üçüncü kişilere süre vererek belgeyi ibraz etmelerini istemesi, belgenin ibraz edilmemesi halinde ise öncelikle karşı tarafın isticvap edilmesi, sonrasında yemin teklif edilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiğini;Yargıtay’ın da aşağıdaki kararda belirttiği üzere,“…mahkemece; davacının sözleşmenin kendisinde olmayıp davalılarda olduğunu beyan etmesi, bu beyana karşılık davalıların inkar etmesi karşısında 6100 sayılı HMK’nın “Tarafın belgeyi ibraz etmemesi” başlıklı 220/2. maddesine göre ibrazı istenen belgenin elinde bulunduğunu inkâr eden davalılara, böyle bir belgenin ellerinde bulunmadığına, özenle aradıkları hâlde bulamadıklarına ve nerede olduğunu da bilmediklerine ilişkin yemin teklif edilmesi, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiştir.” (Yargıtay 14. Hukuk Dairesi., 2020/1771 E., 2020/6586 K., T. 22.10.2020) (“EK-3”).Ancak, HMK m. 220/3 hükmünde açıkça ifade edildiği üzere, Davacıya yemin teklif edilmesi halinde dahi, yemin edilmesinin hâkimi bağlamayacağını; somut olayda Davacı ... yemin etse dahi, dava dosyasındaki diğer delillerden belgenin aslının ...’ın elinde olduğu kanaatine ulaşılırsa taraflarınca sunulan fotokopinin içeriğinin gerçek kabul edilebileceğini; Yerel Mahkemenin bu hususları dikkate almadan verdiği karar hukuka aykırı olduğunu, Öte yandan, dava dışı ...’un belgenin aslının elinde bulunduğunu inkâr etmesi ya da belgeyi ibraz edememesi halinde, ...’un yetkilisinin işbu belgenin niçin sunulamadığına ve belgenin nerede olduğuna ilişkin tanık olarak dinlenmesi gerektiğini, (Erdönmez, s.303). Ancak Yerel Mahkemece bu husus da gözetilmeden karar verildiğini, Her hâlükârda, hayatın olağan akışında belge aslının Davacı ... ya da dava dışı ...’da olması beklendiğini; ...-...ve Müvekkilimiz arasındaki ilişkinin mahiyeti ... tarafından Müvekkiline gönderilen ve aslını ibraz ettiğimiz 30 Nisan 2013 tarihli belge ile anlaşıldığından, aslı taraflarınca sunulan işbu belge ile aslının ibraz edilmesi istenen, ... tarafından düzenlenen belge birlikte değerlendirildiğinde belge fotokopisinin içeriğinin gerçek olduğu anlaşılacağından, aslının ibrazı istenen belgenin halihazırda dosyaya mübrez kopyasının içeriği gerçek kabul edilerek karar verilmesi gerektiğini, Müvekkili tarafından ibraz edilen deliller incelenmeksizin karar verilmesi, yerleşik Yargıtay içtihadına aykırılık teşkil etmekte olduğunu; Yerel Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu,Dosya kapsamında sundukları dilekçeleriyle belirtildiği üzere, müvekkilinin işbu davaya ancak, yalnızca Davacı tarafından sunulan delillerin değerlendirildiği bilirkişi raporunun dosyaya sunulmasından sonra dahil olabildiğini; sunun üzerine Müvekkilinin, 25 Mart 2019 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi ile birlikte delillerini mahkemeye ibraz ettiğini, daha sonra yabancı dildeki belgelerin tercümelerini de sunduğunu; söz konusu delillerin, aşağıda daha detaylı açıklanacağı üzere, Müvekkili ile Davacı taraf arasında herhangi bir borç ilişkisi bulunmadığını, Müvekkili tarafından iddia olunan satım ilişkisine ilişkin olarak sözleşmenin tarafı ...ve Davacı ...’a tüm ödemelerin yapıldığını net bir şekilde ortaya koymakta olduğunu; cevap dilekçesi ibraz etmeyen Müvekkilinin, Davacı tarafın tüm iddialarını reddettiğini; bu kapsamda, sundukları delillerin, iddiaların reddedilme gerekçelerini ortaya koymakta olduğunu, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 20 Şubat 2014 tarihli 2013/254 E., 2014/1189 K. sayılı kararında:“Cevap dilekçesi vermemek suretiyle davayı inkâr eden davalının inkâra yönelik savunması, borcun mevcut olmadığı ya da ödendiğine dair savunmayı da kapsayacağından, davalının borcun ne sebeple bulunmadığını açıklamak ve o yöndeki delillerini sunmak hakkının ortadan kalkmadığı ve cevap süresinden sonra hatta temyiz aşamasında dahi borcu söndüren bir belgenin varlığı karşısında bunu ileri sürmek ve ibraz etmesinde savunmanın genişletilmesi yasağından söz edilemeyeceğinin kabulü zorunludur.” (“EK-4”) demek suretiyle, cevap dilekçesi ibraz etmemiş davalının, borcun mevcut olmadığına ilişkin delilleri her aşamada ibraz edebileceğini açıkça ortaya koyduğunu, İlaveten, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 5 Nisan 2000 tarihli 2000/11 – 745 E., 2000/734 K. sayılı kararında, “Davanın hukuksal niteliği ve somut olayın özelliği gereği az yukarıda açıklananlardan ayrı borçlu temyiz aşamasında dava konusu borcu söndüren nitelikte bir belge (makbuz) vermişse bu belge üzerinde gerekli inceleme yapılmak suretiyle bir karar verilmesi gerekir. Diğer bir anlatımla yargılama aşaması henüz tamamlanmamış böyle durumda borcu itfa eden belgenin değerlendirilmeye alınmalıdır. Gerçekte de, yargılamada davayı inkar eden davalının davayı inkara yönelik savunması borcun bulunmadığı savunmasını da kapar. O nedenle davalının borcun ne sebeple bulunmadığını açıklama ve iddia aksine delillerini ikame etme hakkının ortadan kalktığından söz edilemez. Hal böyle olunca, temyiz aşamasında sunulan borcu söndüren bir belgenin varlığı karşısında savunmanın genişletilmesi yasağından söz edilemeyeceğinin ( HUMK.Md.202/II,III ) kabulü zorunludur.”(“EK-5”) şeklinde hüküm kurulduğunu, dava konusu borcu kesin olarak ortadan kaldıran delillerin temyiz aşamasında dahi ibraz edilebileceğinin açıkça belirtildiğini (Aynı yönde bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27 Ocak 2010 tarihli, 2009/9-586 E., 2010/31 K. sayılı kararı, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 6 Nisan 2017 tarihli 2017/7124 E., 2017/7897 K. sayılı kararı) (“EK-6”).Yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca, Müvekkillerince sunulan ve Davacı tarafa herhangi bir borcun bulunmadığını gösteren delillerin incelenmesi gerektiğini; Yerel Mahkeme, ödeme ve ibraya ilişkin belge aslının Müvekkili tarafından sunulamamasını gerekçe göstererek, Müvekkilinin Davacı tarafa herhangi bir borcun bulunmadığını gösteren diğer delilleri incelemeden davanın kabulüne karar verdiğini; Yargıtay tarafından temyiz aşamasında dahi bu delillerin sunulmasına olanak verilmişken,Yerel Mahkeme tarafından delillerinin incelenmeden hüküm kurulmasının, hukuka aykırılık teşkil etmekte olduğunu, Müvekkili ile Davacı arasında herhangi bir hukuki ilişki mevcut olmadığını, Yerel Mahkeme’nin gerekçeli kararında, Davacı ve Davalı taraflar arasındaki hukuki ilişki irdelenmeden, taraflarınca bir örneği dosyaya sunulan Davacının kaşe imzası bulunduğu belgenin aslının verilen süre içerisinde sunulamamış olması nedeniyle davanın kabulüne karar verildiğini; Yerel Mahkemece ödeme ve ibraya ilişkin belgenin dava dış... ya da Davacı...tarafından dosyaya ibraz edilmesine karar verilmeksizin hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkin yukarıdaki açıklamalarına atıfta bulanarak, önemle belirtmek istediklerini, Müvekkileri ile Davacı ... arasında hiçbir hukuki ilişki mevcut olmadığını ve Müvekkilinin ...’a hiçbir borcu bulunmadığını, Müvekkilleri Noble, 27 Şubat 2013 tarihinde dava dışı ... ile yapmış olduğu ... sayılı Satım Sözleşmesi uyarınca, satıcı ...’dan 1500 metrik ton bakır blister emtiası satın aldığını; satım Sözleşmesi uyarınca satıcı ... tarafından fatura, holding sertifikası, yükleme limanında yapılan bağımsız denetim raporu ve gayri kabil-i rücu koşula dayalı feragatin sağlanması karşılığında, öncelikle %90 tutarındaki ödeme yapılacağını; kesin detayların belli olmasına müteakiben ise Müvekkili tarafından kalan %10 tutarındaki ödeme yapılacağını, ... tarafından Satım Sözleşmesi ile üstlenilen borcun 517.300 ve 93,980 metrik tonluk kısmı bakımından gümrük işlemlerinde gecikme yaşandığını ve bu nedenle söz konusu emtianın Müvekkiline ... tarafından gönderilemediğini; bunun üzerine ...’un, Satım Sözleşmesi’ne taraf olmayan Davacı ... ile, Satım Sözleşmesi ile üstlenmiş olduğu borcun bir kısmının ... tarafından Müvekkiline gönderilmesi konusunda anlaştığını; bunun akabinde ...’un, Davacı ...’ın 517.300 metrik tonluk emtianın gönderilmesi konusunda yetkilendirilmesine ilişkin Müvekkilimize bir yazı gönderdiğini,Davacı ..., ...’un bu yetkilendirilmesi ile, Satım Sözleşmesi’nin bir tarafı haline gelmemiş, yalnızca...’a ait borcu, üçüncü kişi sıfatıyla ifa ettiğini; müvekkili Noble’nın, hiçbir zaman doğrudan Davacı ...ile iletişime geçmediğini, .... ile herhangi bir sözleşme akdetmediğini; 25 Mart 2019 tarihli dilekçelerinde yer verilen doktrin görüşleri ile sabit olduğu üzere, ifayı üçüncü kişi yapsa bile alacaklı borçlandığı edimi ilke olarak sözleşme tarafına ifa etmekle yükümlü olduğunu; dolayısıyla Müvekkilinin 93,980 metrik tonluk emtia bedelini Satım Sözleşmesi’nin tarafı olan ...’a ödeyerek bu borçtan kurtulduğunu; davacının talebi, sözleşme, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme olmak üzere hiçbir borç kaynağından doğmamakta olduğunu ve hukuki temelden yoksun davanın reddi gerektiğini,Yukarıdaki açıklamalarımız uyarınca, Müvekkili ile Davacı arasında hiçbir hukuki ilişki bulunmadığını; Davacı taraf, dava dışı ... tarafından Satım Sözleşmesi kapsamında üstlenilen borcu, üçüncü kişi sıfatıyla yerine getirmiş olup söz konusu sözleşmenin bir tarafı haline gelmediğini; dolayısıyla, davacı tarafın müvekkilinden herhangi bir alacağının bulunmasının mümkün olmadığını; bu halde, Yerel Mahkeme tarafından verilen kararın kaldırılması ve davanın reddedilmesi gerektiğini,Emtia bedeli, Satım Sözleşmesi’nde kararlaştırıldığı üzere müvekkili tarafından tamamıyla ödendiğini; Bu nedenle, müvekkilinin davacı tarafa herhangi bir borcu bulunmadığını, ... tarafından müvekkiline gönderilen 93,980 metrik tonluk bakır emtiasına ilişkin olarak ... tarafından düzenlenen 14 Mart 2013 tarihli fatura ile ... müvekkilinden 612.723,85 USD talepte bulunduğunu; Bunun üzerine müvekkilinin, Satım Sözleşmesi’nin tarafı olan ...’a, 19 Mart 2013 tarihinde 612.723,85 USD tutarında ödeme yaptığını; söz konusu ödemenin, ... tarafından düzenlenen 10 Nisan 2013 tarihli ... numaralı fatura karşılığında ... tarafından ...’a gönderildiğini; bir örneğinin, 25 Mart 2019 tarihli dilekçemiz ekinde EK-5 olarak sunulan ve ... tarafından düzenlenen 30 Nisan 2013 tarihli yazıda, Müvekkilimizden alınan 612.723,85 USD tutarının ...’a ödendiği açıkça ifade olunmakta olduğunu; taraflarınca bir kopyası dosyaya sunulmuş olan yazının aslının 2 Mart 2022 tarihinde Yerel Mahkemenin kasasında muhafaza edilmek üzere sunulduğunu, Yukarıda açıklandığı üzere, 93,980 metrik tonluk bakır emtiasına ilişkin ödeme doğrudan Satım Sözleşmesi’nin tarafı ...’a Müvekkillerince ödendiğini; geriye kalan 517.300 metrik ton bakır blister emtiasının bedeli olan 3.291.589,21 USD ise, ...’un talimatlarıyla 3 Nisan 2013 tarihinde Davacı ...’a ödendiğini; 25 Mart 2019 tarihli dilekçemiz ile açıklandığı üzere, Müvekkilleri Noble tarafından öncelikli olarak emtia bedelinin yaklaşık %90’ının ödendiğini; toplamda 611,280 metrik tonluk emtia için bakiye bedel olan 423.121,44 USD tutarı da yine doğrudan ...’un talimatlarıyla 19 Nisan 2013 tarihinde Davacı ...’a ödendiğini; dava dışı ...’un 3.291.589,21 USD’nin ve 423.121,44 USD’nin doğrudan Davacı ...’a ödenmesine ilişkin talimatları 25 Mart 2019 tarihli dilekçeleri ekinde sırasıyla EK-7 ve EK-11 olarak Mahkemeye sunulduğunu; dolayısıyla, dava dışı ... ile akdedilen Satım Sözleşmesi uyarınca satın alınan emtianın Davacı tarafından gönderilen 611,280 metrik tonluk kısmına ilişkin ödemenin Müvekkillerince tümüyle yapıldığını ve aşağıdaki şekilde özetlenebileceğini: i.93,980 metrik tonluk bakır emtiasına ilişkin 612.723,85 USD ödeme 19 Mart 2013 tarihinde Satım Sözleşmesi tarafı olan ...’a yapılmıştır. Bu bedel ... tarafından ...’a ödenmiştir. Bu hususu ispat eder nitelikte ... tarafından düzenlenen 30/04/2013 tarihli yazı dosyaya sunulmuştur.ii.517.300 metrik ton bakır blister emtiasının bedeli olan 3.291.589,21 USD, 3 Nisan 2013 tarihinde Davacı ...’a ... talimatı uyarınca ödenmiştir. iii.Yukarıda i ve ii ile özetlenen ödemeler, 611,280 metrik tonluk satış bedelinin yaklaşık %90’ı olup, bakiye yaklaşık %10’u teşkil eden 423.121,44 USD de ...’un talimatları uyarınca doğrudan ...’a ödenmiştir.Müvekkili tarafından yapılan ödemeleri gösteren swift detayları 25 Mart 2019 tarihli dilekçeleri ekinde EK-4, EK-9 ve EK-12 olarak sunulduğunu; Davacı ..., 30 Nisan 2013 tarihinde keşide ettiği yazı ile, “30/04/2013 tarihi itibariyle .... şirketinden ödenmemiş alacak bakiyemizin kalmadığını onaylarız” demek suretiyle, Müvekkilinden herhangi bir alacağı kalmadığını beyan ettiğini; bizzat Davacı ...’ın şirket kaşesi ve imzasının yer aldığı bu yazı ile Davacı, Müvekkili ...’dan herhangi bir alacak hakkının bulunmadığını ikrar etmekte olduğunu; işbu yazının kopyası 25 Mart 2019 tarihli dilekçemiz ekinde EK-6 olarak Mahkemeye sunulduğunu, Müvekkili ...’ın, Satım Sözleşmesi’nden doğan tüm borçlarını ifa ettiğini; Hal böyleyken, Davacı tarafça tek taraflı olarak düzenlenen faturalar ile Müvekkilinden talepte bulunulmasının mümkün olmadığını; Davacının, hiçbir hukuki dayanağı olmamasına rağmen Müvekkilini aynı mal için 2 defa ödemede bulunmaya mecbur bırakacak şekilde bu davayı ikame ettiğini; açıklanan bu nedenlerle, hukuki ve maddi dayanaktan yoksun davanın reddi ve Yerel Mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini,Davacı tarafın aktif husumet ehliyetini ispat eder nitelikte bilgi ve belge ibraz edemediğini; bu nedenle Yerel Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu, Davacı tarafın, dava dilekçesinde Müvekkilimiz ...’a külçe bakır sattığına ilişkin iddialarda bulunmakta ise de bu iddialarını ispatlar hiçbir sözleşme veya delil gösteremediğini; davacı tarafın, yalnızca kendileri tarafından düzenlenen iki adet faturaya dayanarak Müvekkilinden talepte bulunmakta olduğunu; söz konusu faturaların müvekkiline gönderilmediğini, müvekkilinin onayına sunulmadığını; davacı tarafça düzenlenen faturaların, Müvekkilinin herhangi bir borcu bulunduğunu kanıtlamaya elverişli olmadığını; dosya kapsamında sundukları önceki dilekçelerinde de detaylıca, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin, 4 Aralık 2014 tarihli 2014/3241 E., 2014/7851 K. sayılı kararında:“…Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir.” (“EK-7”) şeklinde hüküm kurulduğunu; uyuşmazlığa konu olayda Müvekkili ile Davacı ... arasında hiçbir sözleşme akdedilmediğini, Müvekkilinin hiçbir surette ...’a karşı borç altına girmediğini; dolayısıyla Davacının sunmuş olduğu faturaların herhangi ispat kabiliyeti bulunmadığını; yeterli incelemeye dayanmayan Yerel Mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, Ayrıca dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda, Davacı tarafın kebir defterinin açılış tasdikinin yapılmadığının tespit edildiğini; 6102 s. Türk Ticaret Kanunu m.64 f.3 hükmü uyarınca, kebir defterinin açılış tasdikinin yapılmış olması gerektiğini; HMK m.222 f. 2 hükmü uyarınca da “Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.”. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 18 Aralık 2017 tarihli 2016/12797 E., 2017/7330 K. sayılı kararında “defteri kebir onayının bulunmadığı, anılan yıllara ait defterlerin usulüne uygun tutulmadığı, sahibi lehine delil niteliği taşımadığı…” yönünde hüküm kuran yerel mahkeme kararını onadığını; (“EK-8”). bu çerçevede, Davacı tarafın ticari defterleri, işbu davada delil olarak gösterilemeyeceğini; dolayısıyla, Davacı tarafın ticari defterleri dayanak gösterilerek verilen hükmün hukuka aykırı olduğunu,Yerel Mahkemece Davacı lehine hükmedilen vekalet ücretinin dava tarihinde harca esas olarak gösterilen Türk Lirası değeri üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanması gerekmektiğini; Yerel Mahkemenin, gerekçeli kararında, Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Davacı lehine 178.014,92 Türk Lirası vekalet ücretinin Davalı Müvekkillerinden alınarak Davacıya verilmesine hükmettiğini; oysaki, Yerel Mahkeme tarafından hükmolunan vekalet ücretinin hukuka aykırı olduğunu; Yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca yabancı para üzerinden ikame edilen davalarda kendisini vekil ile temsil ettiren taraflar lehine hükmedilecek vekalet ücretinin dava tarihinde harca esas olarak gösterilen Türk Lirası değeri üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanması gerektiğini; ne var ki Yerel Mahkeme,Davacı lehine, hükmolunan yabancı para alacağının, karar tarihindeki... Bankası efektif satış kuru üzerinden hesaplanan Türk Lirası değeri üzerinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca vekalet ücretine hükmettiğini; Yerel Mahkemenin bu kararının yerleşik Yargıtay İçtihatlarına açıkça aykırı olduğunu,“…Her davanın açıldığı tarihteki şartlara göre değerlendirilmesi gerekir. Dava açılırken harca esas değer olarak gösterilen 953.542,29 TL üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir. Bu durumda davacı yararına 52.091,70 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken fazla vekalet ücretine karar verilmesi de isabetsiz olup, hükmün bozulması gerekmiş ise de bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün HUMK’nun 438/7. maddesi uyarınca düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.(Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 2016/10485 E., 2016/15822 K., T. 15.12.2016)(“EK-9”)“…Yine, yabancı para veya yabancı paranın Türk Lirası karşılığının tahsili amacıyla açılan davalarda vekalet ücreti, yabancı paranın dava açıldığı tarihteki Türk Lirası karşılığına göre, ancak hüküm tarihindeki tarife hükümleri dikkate alınarak takdir edilecektir. Davalı .... ve davacı lehine hesaplanan vekalet ücretinin dava tarihindeki kura göre Türk Lirasına çevrilip bu miktar üzerinden hesaplanması gerekirken, karar tarihindeki kura göre hesaplama yapılması doğru olmamış, ve kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiş ise de, bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, kararın HUMK'nın 438/7. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir..”(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/9645 E., 2016/4426 K., T. 20.4.2016) (“EK-10”)“…Dava konusu alacak yabancı para cinsinden olup, bozma gereğince 16.390.66 Euro işlemiş faiz ve 12.588.43 Euro ana para olmak üzere toplam 28.979.09 Euro alacağa hükmedilmiştir. Davacı yararına hükmedilecek nisbi vekalet ücreti ile nisbi karar ve ilam harcının yabancı paranın dava tarihindeki kur üzerinden karar tarihindeki tarifeye göre hükmolunması gerekirken yazılı şekilde vekalet ücretine ve nisbi karar harcına hükmedilmesi isabetli görülmemiş, bozmayı gerektirmiş ise de bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden 6100 sayılı HMK 3/2 maddesi gereğince kararın düzeltilerek onanması gerekmiştir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/3473 E., 2020/2039 K., T. 25.2.2020) (“EK-11”) Bizzat Yerel Mahkeme de 17 Temmuz 2019 tarihli 2014/1252 E.,2019/819 K. sayılı gerekçeli kararında, kendisini vekil ile temsil ettiren Davacı lehine, hükmolunan yabancı para alacağının dava tarihindeki Türk Lirası değeri üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca vekalet ücretine hükmettiğini, Yukarıda açıklanan gerekçelerle Yerel Mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini,İleri sürerek,yukarıda hukuki gerekçeleri ile açıklanan maddi vakıalar çerçevesinde, istinaf taleplerini kabulü ile Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 16 Mart 2022 tarihli 2021/981 E. 2022/248 K. sayılı sayılı kararının KALDIRILMASINA, müvekkilleri ile Davacı taraf arasında hiçbir hukuki ilişki bulunmaması nedeniyle, müvekkiline karşı açılan işbu davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine, müvekkilinin, dava dışı 3. kişi ile akdetmiş olduğu Satım Sözleşmesinin tüm gereklerini ifa etmesi nedeniyle davanın pasif husumet yokluğundan reddine, tüm yargılama giderleri, vekâlet ücreti ve tüm sair giderlerin Davacı üzerinde bırakılmasına, karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacı tarafından davalıya satılarak ihraç ve teslim edilen bakır emtiasına ilişkin düzenlenen faturaların bakiye bedelinin ödenmediği iddiası ile alacağın davalıdan tahsiline karar verilmesi talebine ilişkindir.Mahkemece 17/07/2019 tarih, 2014/1252 esas ve 2019/819 karar sayılı ilamı ile davanın kabulüne karar verilmiş, kararın davalı tarafından istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 27/10/2021 tarih, 2019/2118 esas ve 2021/1522 karar sayılı ilamı ile; "....Davalıya dava dilekçesi usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş olup, davalı süresinde cevap dilekçesi sunmamıştır. Buna göre davalı davacının iddialarını tümden reddetmiştir. Bu red içersinde davacıya borcunun bulunmadığı savunması da bulunduğundan, ödeme savunmasının da içinde olduğunun kabulü gerekir. Davalı süresinde delil de bildirmemiştir. Ancak ödemeye ilişkin savunma ve buna ilişkin deliller yargılamanın sonuna kadar ileri sürülebilir, Bilirkişi raporunun tebliği üzerine davalı vekili bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde ödemeye ilişkin savunmada bulunmuş olup, bu delikçesi ekine 30/04/2013 tarihli davacı kaşe imzasının bulunduğu ve bedelinin tamamı ödenmediği ileri sürülen 10/04/2013 tarihli ... nolu fatura karşılığı 612.723,85 ödeme alındığına ve 30/04/2013 tarihi itibarıyla davalının borcu kalmadığına ilişkin belge sunulmuştur. Mahkemece delil bildirme süresinden sonra anılan delilin sunulduğu ve kabul edilemeyeceğine ilişkin kararı hatalı olmuştur. Mahkemece, davacı tarafa sunulan belgelere karşı beyanda bulunması için süre verilmiş, davacı sonradan delil bildirilmesini kabul etmediklerini, davalı tarafın sahte belgeler sunabileceğini belirtmiştir.Bu durumda ödemeye ilişkin savunmanın yargılamanın her aşamasında yapılabileceği ve buna ilişkin belgelerin sunulabileceği dikkate alınarak, davalının ödemeye ve ibraya ilişkin olarak sunduğu ve davacı kaşe imzası bulunan belge aslını sunması için davalı tarafa süre verilerek, bu belge hakkında davacı tarafın beyanının alınması, belgenin davacıdan sadır olup olmadığının araştırılması ve buna göre oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir...." gerekçesi ile kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. Dairemiz kaldırma kararından sonra Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş, verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Taraflar arasındaki temel ihtilaf bakiye fatura bedelinin davalı tarafından davacıya ödenip ödenmediği hususundadır.Davalı tarafından süresinde cevap dilekçesi sunulmamış ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi, aşamalarındaki beyan dilekçeleri ve istinaf dilekçesinde; davacı ile aralarında doğrudan bir ticari ilişkinin bulunmadığı, davalı ile dava dışı ... Şti. arasında faturaya konu bakır blister emtianın satış ve teslimi konusunda anlaşma akdedildiğini, söz konusu anlaşmaya istinaden dava dışı ...'un fatura konusu emtiayı gümrük işlemlerinde gecikme yaşanması ve emtianın davalıya gönderilmemesi sebebiyle davacı aracılığı ile kendilerine gönderildiğini, ihtilaf konusu olmayan ödemelerin dava dışı ...'un talimatı ile davacının banka hesabına yapıldığını, 612.723,85 USD bedelin ise dava dışı ...'a gönderildiğini, ... tarafından ise bu bedelin davacıya gönderildiğini, buna ilişkin ... tarafından ve davacı tarafından yazı verildiğini, dolayısıyla dava konusu fatura bedellerinin ödendiğini, ... tarafından verilen yazı aslının sunulduğunu, ancak davacı ile aralarında hukuki ilişki bulunmadığından fotokopisi sunulan ve davacı tarafından kaşelenen ve imzalanan dava konusu borcun ödendiğine ve davalıdan alacaklarının kalmadığına ilişkin yazı aslının kendilerinde olmadığını, Mahkemeden bu yazı aslının davacıdan ve dava dışı ...'dan talep edilmesi gerektiği ve davacının isticvap edilmesi gerektiği ileri sürülmesine rağmen Mahkemece taleplerinin karşılanmadığı gerekçesi istinaf başvurusunda bulunulmuştur.6100 Sayılı HMK'nın 220. maddesi; "(1) İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir. (2) Mahkemece, ibrazı istenen belgenin elinde bulunduğunu inkâr eden tarafa, böyle bir belgenin elinde bulunmadığına, özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin yemin teklif edilir. (3) Belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir." hükmünü, aynı Kanunun 221/1 maddesi "(1) Mahkeme, üçüncü kişi veya kurumun elinde bulunan bir belgenin taraflarca ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu olduğuna karar verirse, bu belgenin ibrazını emreder.(2) Belgeyi ibraz etmesine karar verilen herkes, elindeki belgeyi ibraz etmek; belgeyi ibraz edememesi hâlinde ise bunun sebebini delilleri ile birlikte açıklamak zorundadır. Mahkeme yapılan açıklamayı yeterli görmezse, bu kimseyi tanık olarak dinleyebilir.(3) Belgeyi ibraz zorunda olanlar, tanıklıktan çekinmeye ilişkin hükümlere göre, belgeyi ibrazdan veya bu konudaki tanıklıktan çekinebilirler. Belgeyi ibraz veya bu konuda tanıklık yapmak zorunda olanlar hakkında, tanıklara ilişkin hükümler uygulanır." hükmünü içermektedir.Davalı vekili tarafından ihtilaf konusu bakiye bedelin dava dışı ...'a gönderildiği, ... tarafından ise bu bedelin davacıya gönderildiği, buna ilişkin... tarafından ve davacı tarafından yazı verildiği, dolayısıyla dava konusu fatura bedellerinin ödendiği ileri sürülmüş, ... tarafından verilen yazı aslı dosyaya sunulmuş, ancak davacı tarafından kaşelenen ve imzalanan dava konusu borcun ödendiğine ve davalıdan alacaklarının kalmadığına ilişkin yazı aslı ise sunulamamıştır. Davalı vekili, söz konusu yazı aslının davacı ile aralarında doğrudan hukuki ilişki olmaması sebebiyle kendilerinde olmadığını, Mahkemece bu yazı aslının davacıdan ve dava dışı ...'dan talep edilmesi gerektiğini ve davacının isticvap edilmesi gerektiğini talep etmiş, Mahkemece bu hususta ara karar ile olumlu ve olumsuz bir karar verilmediği gibi, söz konusu talep gerekçeli kararda da değerlendirilmemiştir. Davalının savunması ve dosyaya sunduğu söz konusu yazılar ödeme savunmasının ispatı yönünden zorunlu belgelerdir. Söz konusu belgelerin sahte olduğu yönünde herhangi bir tespit de yapılmamıştır. Davalı tarafından sunulan gerek üçüncü kişi tarafından verildiği iddia edilen belge, gerek davalı tarafından verildiği iddia edilen belge fotokopisi içeriği dikkate alındığında HMK'nın 220 ve 221 maddeleri uyarınca Mahkemece söz konusu belgenin ibrazı için davacı ve üçüncü kişiye kesin süre verilmesi, süresinde ibraz edilmemesi halinde söz konusu maddelerde belirtilen devamı fıkraların uygulanması ve değerlendirilmesi, belge aslının ibrazı halinde davacının isticvap edilerek sonucuna göre değerlendirme yapılıp karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile ve davalının talepleri ve savunması değerlendirilmeksizin karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmüştür.Sonuç olarak; davalının istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçe ile kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine, kaldırma sebebine göre davalının sair istinaf başvurusu sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/03/2022 tarih, 2021/981 esas ve 2022/248 karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 19/12/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.