Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2019/314 E. 2020/808 K. – Tazminat

Konu: Tazminat

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2019/314
Karar No
2020/808
Karar Tarihi
Konu
Tazminat

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/580 KARAR NO: 2024/525 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 17/12/2020 NUMARASI: 2019/314 E. - 2020/808 K. DAVANIN KONUSU: Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen 01.01.2009 ile 31.12.2009 dönemini kapsayan distribütörlük sözleşmesinin davalı tarafından ihlal edildiğini, müvekkilinin münhasır yetkili olduğu alanda başka distribütörler aracılığıyla sipariş alınarak ürün verilmesi ile 2009 yılı Nisan ayından itibaren sözleşmenin ifasının imkansız hale geldiğini, uyarılarının sonuçsuz kalması üzerine düzenlenen 27.07.2009 tarihli ihtar ile zararın giderilmesinin istenildiğini, ihtarın 28.07.2009 tarihinde tebliği ile 08.08.2009 tarihi itibariyle davalı şirketin temerrüde düşürüldüğünü, uğranılan zararın tahsili amacıyla Kadıköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009/1086 Esas sayılı dosyası ile 08.10.2009 tarihinde kısmi dava açıldığını, alınana bilirkişi raporuna göre fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak talebin 26.175,00 TL olarak ıslah edildiğini, mahkemece alınan yeni rapora göre müvekkilinin 9 aylık dönemde mahrum kaldığı karın 77.333,13 TL olduğunun tespit edildiğini ve raporun esas alınarak 26.175,00 TL'nin tahsiline karar verildiğini, kararın onanarak kesinleştiğini, kısmi davada saklı tutulan alacak bölümü için ıslah talebinden sonra ek dava açılabileceğini ileri sürerek, kısmi davada tahsil edilen miktarın 77.333,13 TL'den mahsubu ile bakiye 51.157,53 TL'nin 10.08.2009 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkili şirket aleyhine İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/449 Esas sayılı dosyasında açılan davada mahkemece ıslah doğrultusunda davanın kabulü ile 26.175,00 TL'nin tahsiline karar verildiğini, bu kararın Yargıtay 19. Hukuk Dairesince onandığını ve karar düzeltme isteminin reddedildiğini, kesin hüküm bulunması nedeniyle davanın reddi gerektiğini, talebin zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Mahkememiz yargılama aşamasında mali müşavir ve sözleşme uzmanı bilirkişiden rapor aldırılmış olup bilirkişiler raporunda özetle ; İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/449 Esas 2015/1005 Karar Sayılı 19/11/2015 Tarihli Kararı ile mahkemece, sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olarak nitelendirilebileceği, davalının davacının sözleşme ile yetkili olduğu bölgede başka distribütörlere ürün sattığının fatura ve tanık anlatımları ile doğrulandığı alınan bilirkişi raporuna göre davacının 3 aylık dönemde 3 aylık net karının 25.777,71 TL, 9 aylık net karının ise 25.777,71x3=77.333,13 TL olabileceğinin belirtildiği gerekçesiyle davanın ıslah doğrultusunda kabulü ile davacının 26.175,60 TL alacağının 10.000 TL'lik kısmına 10.08.2009 temerrüt tarihinden itibaren 16.175,60 TL'lik kısmına 22.01.2015 tarihinden itibaren yürütülecek yasal temerrüt faizine karar verilmiş hüküm davalı vekilince temyiz edildiğini, Yargıtay 19.HD'nin 05.04.2017 tarih 4524/2795 sayılı ilamı ile yerel mahkeme karan onanmış davalı vekilinin karar düzeltme talebi Yargıtay 19.HD'nin 06.03.2019 tarih 3787/1433 sayılı ilamı ile reddedildiğini, davacı vekili huzurda görülmekte olan davada, ıslah dilekçesinin erken verilmesi durumunda sonradan ortaya çıkan değişiklikler durumunda kısmi davada saklı kalan alacak bölümü için ıslah talebinden sonra diğer bir dava açılması mümkün bulunduğunu belirterek 01.04.2009 - 31.12.2009 tarihleri arasında 9 aylık döneme ilişkin müspet zarannın 9 aylık dönem için net kar olarak tespit edilen 77.333,13 TL'nin kısmi davadaki talepleri olan ve mahkemece hükmedilen 26.175,60 TL'nin mahsubuyla kalan 51.157,63 TL'nin 10.08.2009 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini talep ettiğini, dosyada mübrez belgelerden mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporunda davacının 9 aylık dönemde mahrum kaldığı net karın 77.333,13 TL olduğunun tespit edildiği ancak davacı ıslah dilekçesinde talep ettiğinden taleple bağlılık ilkesi gereği 26.175,60 TL'ne hükmedildiğini, mahkemenin kararı Yargıtay tarafından onanmış ve davalının tashihi karar talebi de reddedilerek kesinleştiğini, bu halde, ıslah dilekçesinde haklarını saklı tutan davacının huzurda görülmekte olan davayı açmakta menfaati olduğu gibi işbu dava ile kalan alacağının davalıdan tahsilini talep etmesi mümkün görülmekte olup davacının talebinden mahkemenin hükmettiği 26.175,60 TL'nin tenzili icap ettiğini, davacının kısmi dava ile alacağımn kalan kısmını talep edebileceği, davacının talep edebileceği alacak tutarının hükme esas alınan bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere 9 aylık dönem net karı 77.333,13 TL'nden hükme esas teşkil eden 26.175,60 TL'nin tenzili ile 51.157,53 TL olarak tespit edilebileceğini mütalaa etmiştir. Davalı tarafın itirazları doğrultusunda bilirkişilerden ek rapor alınmış olup bilirkişiler ek raporunda özetle, İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/449 esas sayılı kararı 06/03/2019 tarihinde kesinleşmiş ve bu davanın devamı niteliğinde 24/05/2019 tarihinde açıldığını, davanın süresinde açıldığını, kök raporda 2009 yılı defterleri incelenmiş davacı ticari defterlerinin kapanış tasdikinin yaptırılmamış olduğu tespit edildiği, davalı defterlerinin incelenmesinde davalı şirket ticari defterlerinin TTK hükümlerine uygun tutulmuş olduğu ve davalı ile davacı ticari defter kayıtlarında herhangi bir mutabakatsızlık olmadığının belirlendiğini, TBK m.147 vd. Hükümleri çerçevesinde davacı şirketin davalı şirketten olan alacağının zamanaşımına uğramadığı davacı alacağının 51.157,53 TL tespit edilebileceğini mütalaa etmiştir.Dava dilekçesi,aşamalarda aldırılan bilirkişi raporları, İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/449 E. 2015/1005 K. Sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı ile birlikte yapılan değerlendirmede,davacı şirket tarafından davalı aleyhine 1 yıl süreli distribütörlük sözleşmesinin haksız yere feshi sebebiyle mahrum kalının kar sebebiyle dava açıldığı, İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/449 E. Sayılı dosyasında 26.08.2015 tarihli bilirkişi raporunda mahrum kalınan net karın 77.333,13 TL olduğunun tespit edildiği,davacı tarafça 26.175,00 TL bedel üzerinden ıslah edildiği,mahkemece ıslah edilen miktar üzerinden hüküm kurulduğu,Yargıtay 19.HD.2016/4524 E.2017/2795 K.sayılı ilamıyla karar düzeltme aşamasında reddedilen itirazlar sonucu İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/449 E. 2015/1005 K. Sayılı kararının kesinleştiği,davacının saklı tuttuğu alacak kalemi için mahkememizde dava açtığı ,davalının kalan alacak bakımından zamanaşımı defiinde bulunduğu,kanunda aksine bir hüküm bululmadıkça her alacağın 10 yılda zamanaşımına uğrayacağının bildirildiği, Türk Borçlar Kanununda zamanaşımını kesen sebeplerin sayıldığı, alacaklının alacağının dava yoluyla mahkemede ileri sürmesinin zamanaşımını keseceği,hakimin duruşmadaki her kararı ile zamanaşımın yeniden işlemeye başlayacağı,TBK 156/2'ye göre alacağın bir mahkeme kararıyla sabit olması halinde hükümden itibaren işleyecek sürenin 10 yıl olduğunun düzenlendiği, İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/449 E. 2015/1005 K. Sayılı kararına yönelik itirazların 06.03.2019 tarihinde karar düzeltme aşamasında reddedildiği,mahkememizde 24.05.2019 tarihinde davanın ikame edildiği,ilk davanın açıldığı 08.10.2009 tarihi ile 06.03.2019 tarihi arasında zamanaşımını kesen sebeplerin gerçekleştiği,dolayısıyla davacı talebinin zamanaşımına uğramadığı kanaatine varıldığından, davalının buna yönelik itirazları dikkate alınmayarak davacının, 9 aylık döneme ilişkin müspet zarannın 9 aylık dönem için net kar olarak tespit edilen 77.333,13 TL'nin kısmi davadaki talepleri olan ve mahkemece hükmedilen 26.175,60 TL'nin mahsubuyla..." gerekçesiyle davanın kabulü ile 51.157,53 TL alacağın, dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/449 Esas sayılı dosyasında ıslah talebi doğrultusunda davanın kabulü ile 26.175,60 TL'nin tahsiline karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, bu kararın eldeki dava için kesin hüküm oluşturduğunun dikkate alınmadığını, Zamanaşımı def'isinin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/449 Esas sayılı dosyasında açılan kısmi davanın kesinleşmesi üzerine bu davanın açıldığını, kısmi dava açılması halinde zamanaşımının alacağın yalnız kısmi dava konusu edilen kısmı için kesileceğini, acente ve bayilik sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi gereken sözleşmedeki zamanaşımının 818 sayılı BK'nın 126/d. bendine göre 5 yıl olduğunu, TBK'nın 147/5.maddesinde de aynı sürenin korunduğundan davanın zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, Kaldı ki davacının alacağının bulunmadığını, karşılıklı borç doğuran sözleşme ile davacı şirketin, müvekkilince belirlenen bölge ve satış kanalında kalmak kaydıyla, müvekkili şirket ürünlerinin bayilere dağıtımı ve bedellerinin tahsilinden sorumlu olduğunu, davacının satış ile ilgili sahada yapılan tüm işlemler, yeni bayi oluşumu, bayi siparişlerinin alınması, ayrıca yapılan tüm kampanyaların açıklanması hususlarında yetkilendirildiğini, müvekkilinin satışın esaslarını belirleme yetkisi bulunduğunu, pazarlama politikasının değiştirilmesinin davaya konu ürüne ilişkin satış ve pazarlama faaliyetlerini yürüten ekibini market kanalına devretmesinin sözleşmenin ihlali niteliğinde olmadığını, müvekkilinin sözleşmeyi feshetmediğini, sadece satış ve pazarlama faaliyetlerinin market kanalı üzerinden yürütüleceğini duyurduğunu, davacının da bu duruma itiraz etmediğini, Dava dilekçesinde, alacağın 10.08.2009 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsilinin istendiğini, mahkemece dava tarihinden itibaren faize hükmedildiğini, buna rağmen davanın kabulüne karar verildiği belirtilerek çelişkiye düşüldüğünü, davanın kısmen kabulüne karar verilerek davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, taraflar arasında düzenlenen distribütörlük sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı tarafından talep edilen tazminatın tamamına hükmedildiği, ancak işlemiş faizin 2009 yılından itibaren talep edilmesine rağmen, mahkemece bu talebe aykırı şekilde dava tarihinden itibaren faiz uygulanmasının, davadaki talebin kısmen kabulü niteliğinde olmadığından mahkemece, davanın tam kabulü ile davalı yararına yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi yerindedir. Taraflar arasında düzenlendiği belirtilen 29.12.2008 tarihli bir yıllık süreli kuaför bölüm distribütörlük sözleşmesinin, davalı tarafından eylemli olarak fesih edildiği gerekçesi ile davacı tarafından keşide edilen 27.07.2009 tarihli ihtarla, sözleşmenin ifasının imkansız hale geldiği belirtilerek üç aylık ortalama 8.500,00 TL kazanç dikkate alınarak, 9 aylık dönem için 76.950,00 TL'nin ödenmesi istenmiştir. Alacağın ödenmemesi üzerine davacı tarafından 08.10.2009 tarihinde Kadıköy Asliye Ticaret Mahkemesinde tazminat davası açılmıştır. Mahkemenin birleşmesi sonucu İstanbul Anadolu 1.ATM'nin 2014/449 Esas sayılı dosyasında, davalının eylemleri nedeniyle ifa edilmeyen sözleşmeden kaynaklanan müspet zararın belirlendiği görülmüştür. Gerekçeli kararda, taraflar arasındaki sözleşmenin, distribütörlük sözleşmesi olduğu, hükümleri itibariyle tek satıcılık sözleşmesi olarak nitelendirilebileceği belirlenmiştir. Mahkemece bu vasıflandırmaya göre, 22.01.2015 tarihli ıslah doğrultusunda 26.175,60 TL alacağın, 10.000 TL'sini dava tarihinden, bakiye kısmının ıslah tarihi olan 22.01.2015 tarihinden itibaren faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir. Karar, davalının temyiz istemi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 05.04.2017 tarih ve 2016/4524 E. - 2017/2795 K. Sayılı ilamı ile onanmıştır. Davalı vekilinin karar düzeltme istemi aynı dairenin 06.03.2019 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Red kararı üzerine davacı, dosyadaki bilirkişi raporu ile belirlenen 77.333,13 TL alacaktan, hüküm altına alınan 26.175,60 TL'nin mahsubu ile bakiye 51.157,53 TL'nin tahsili amacıyla 24.05.2019 tarihinde bu davayı açmıştır. Öncelikle bu dava ile önceki dava arasında kesin hüküm ilişkisi bulunmamaktadır. Kesin hükümden söz edilebilmesi için HMK'nın 303.maddesi uyarınca her iki davanın taraflarının dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ilişkin talep sonucunun aynı olması gerekir. Bu davada, taraflar aynı olmakla birlikte önceki davaya konu edilmeyen tazminat talep edildiğinden davalar arasında kesin hüküm ilişkisi bulunduğundan söz edilemez. Davacı tarafından Kadıköy 1.Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan davada fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak kısmi dava açılmıştır. Yargılama sırasında bilirkişi raporu alındıktan sonra, belirlenen bu miktarın tahsili için dava değeri artırılarak 26.175,00 TL'ye yükseltilmiş ve ıslah dilekçesinde fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmuştur. Önceki davanın belirsiz alacak davası olmadığı, davanın kısmi dava şeklinde açıldığı anlaşılmaktadır. TBK'nın 154. maddesi uyarınca alacaklının dava veya def'i yoluyla mahkemeye başvurması nedeniyle zamanaşımı kesilir. Ayrıca, TBK'nın 156. maddesinde ise borcun senetle ikrar edilmesi veya bir mahkeme yada hakem kararına bağlanması halinde yeni zamanaşımının 10 yıl olacağı düzenlenmiştir. TBK'nın 157. maddesinde bir dava veya def'i ile kesilen zamanaşımının dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her bir işleminde veya hakimin her kararından sonra yeniden işlemeye başlayacağı düzenlenmiştir. Buna göre; bir alacağın dava konusu edilmesi halinde zamanaşımı kesilir, yapılan yargılamaya ilişkin her bir işlemden kesilen zamanaşımı yeniden işlemeye başlar. Bu kuralın uygulanabilmesi için bir alacağın dava konusu edilmesi gerekmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere, önceki dava kısmi davadır. Kısmi davada, sadece alacağın dava konusu edilen kısmı için zamanaşımı kesilir. Kısmi davada dava konusu edilmeyen alacak yönünden zamanaşımı kesilmeyeceğinden, bu davada dava konusu edilen alacak yönünden ise zamanaşımını kesen herhangi bir neden bulunmamaktadır. Bu durumda davalı vekilinin istinaf başvuru nedenlerine göre zamanaşımı husususun değerlendirilmesi gerekir. Davalı vekili, sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olduğunu ileri sürmüş ve bu niteliğine gere sözleşmenin acente ve bayilik sözleşmesi olduğunu belirterek, acentelik sözleşmesi için TBK'nın 147/5. maddesinde düzenlenen 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu savunmuştur. Oysa, yukarıda belirtildiği gibi dava distribütörlük sözleşmesinden kaynaklanmakla olup, önceki yargılamadaki tespite göre tek satıcılık sözleşmesi olarak değerlendirilecek olan bu sözleşmede zamanaşımı süresi TBK'nın 146.maddesi gereğince 10 yıldır. Sözleşmenin bayilik sözleşmesi olarak kabul edilmesi halinde de zamanaşımı süresinin aynı maddeye göre 10 yıl olduğu kabul edilmelidir. TBK'nun 19/1. maddesinde, "Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır." düzenlemesi yer almaktadır. Taraflar arasında görülerek kesinleşen yargılamada, davalıya ait ürünlerin münhasıran satışı üstlenildiğinden, taraflar arasında esasen bayilik sözleşmesi bulunduğu anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki ilişki herhangi bir sözleşmeye aracılık etme ilişkisi olmadığından TTK'nın 105. maddesinde düzenlenen acentelik ilişkisi değildir. Bayilik/tek satıcılık sözleşmesinin feshinden kaynaklanan alacağın tahsili davalarında TBK'nın 146. (BK'nın 125) maddesi uyarınca bu tür bir sözleşmeden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıldır yıldır (Yargıtay 19. HD'nin 26/01/2012 tarih ve 2011/15743 Esas, 2012/983 Karar). Mahkemece zamanaşımı süresinin 10 yıl olarak kabul edilmesi yerinde ise de diğer gerekçeler yukarıda belirtilen nedenlerle yerinde değildir. Alacak sözleşmenin haksız feshinden kaynaklanmaktadır. Zamanaşımı, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işleye başlar. Taralar arasındaki sözleşme ilişkisi ve davacı tarafından kişide edilen ihtar ile davalının feshi kabul etmediği dikkate alındığında, alacağın 27.07.2009 tarihli ihtarla verilen sürenin bitimi ile muaccel hale geldiği kabul edilmelidir. Belirtilen tarihten davanın açıldığı 24.05.2019 tarihine kadar on yıllık zamanaşımı süresi dolmamıştır. Kısmi davada, talep edilen alacağın ıslahla artırılması sırasında, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması nedeniyle ıslah talebinden sonra ek dava yoluyla bakiye alacağına zamanaşımı süresinde talep etmesi mümkün olduğundan, ilk derece mahkemesi hükmü sonucu itibariyle doğrudur. Diğer yandan, davacının alacağı ve miktarı taraflar arasında görülerek kesinleşen yargılamada tartışılmıştır. İstinaf başvurusunun ikinci maddesinde, alacağın bulunmadığına ilişkin ileri sürülen hususların yerinde olmadığı kesinleşmiş bir yargı kararı ile belirlendiğinden, tekrar tartışılmamıştır. Belirtilen nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde değildir. Ancak mahkemece yukarıdaki gerekçe ile davanın kabulü gerekirken, zamanaşımı süresinin kesildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmadığından, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinin düzeltilmek üzere kaldırılmasına ve Dairemizce davanın esası hakkında yukarıdaki gerekçeyle yeniden hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2.maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davalı vekilinin ileri sürdüğü istinaf nedenleri yerinde görülmemekle birlikte, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının, gerekçesi düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yukarıda açıklanan gerekçeyle yeniden hüküm kurulmasına ve sonuçta davanın yarıda açıklanan gerekçeyle kabulüne dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: Davalı vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemekle birlikte, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesi düzeltilmesi gerektiğinden, HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararın kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yukarıdaki gerekçeyle yeniden hüküm kurulmasına, bu doğrultuda; 1-Davanın kabulü ile 51.157,53 TL alacağın, dava tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2. maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 2-Alınması gereken 3.494,57 TL harçtan, peşin yatırılan 873,65 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.620,92 TL harcın davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafça yapılan 873,65 TL harç gideri, 102,20 TL posta-tebligat gideri ve 1.400 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 2.375,85 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca hesaplanan 7.450,48 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine 5-Artan gider avansının HMK'nın 333.maddesi gereğince hüküm kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, 6-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama yargılama giderleri yönünden;a-Davalı tarafça yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talebi hâlinde, ilk derece mahkemeseince davalıya iadesine,b-Dairemiz kararının mahiyetine göre, kanun yolu giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, 7-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine, 8-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 28.03.2024 tarihinde, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2019/314, K. 2020/808, T. 28.03.2024, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2019-314-e-2020-808-k-ab7684a564ef