Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2017/583 E. 2019/710 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2017/583
- Karar No
- 2019/710
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/841 KARAR NO: 2024/888 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 25/03/2021 NUMARASI: 2020/113 Esas - 2021/203 Karar DAVA: Alacak (Tellallık Sözleşmesinden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 06/06/2024 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; TBK m.520 vd. maddelerinde düzenlenen simsarlık sözleşmesinden kaynaklanan davacı alacağı için İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi yapıldığını 17.04.2017 tarihinde her iki davalı da itiraz ederek takibin durduğunu, davalı ... ile davacı arasında imzalanan 22.08.2016 tarihli Simsarlık Sözleşmesinde (kiralık gayrimenkul görme formu) adresi gösterilen taşınmazın diğer davalı şirket tarafından kiralanması sebebiyle taahhüt edilen yıllık - brüt kira bedelinin %12 + KDV bedeli / simsarlık ücreti olarak ödenmesi gerektiğini, davalı şirketin kiralayan, ...'in ise sözleşmeyi imzalayan olması sebebiyle müteselsilen sorumlu olduğunu, taşınmazın aylık net 50.000 TL'ye davalı şirket tarafından 14.11.2016 tarihinde kiralandığını, 16.11.2016 tarihinde depozito alındığını, 2 ay tadilat müddeti verildiğini, görevini tamamlamış olmasına rağmen davacıya hizmet bedeli ödenmediğini, icra takibi başlatıldığını, aylık net kira 50.000 TL olmakla brüt kiranın 50.000 + 12.500 TL = 62.500 TL olarak hesaplanacağını, simsarlık ücretinin ise 62.500 x 12 = 750.000 TL, %12 + KDV olarak kararlaştırıldığında 750.000 = 100 x 12 = 90.000 TL olup sözleşmeye istinaden 16.200 TL KDV ilavesiyle bulunan 90.000 + 16.200 TL = 106.200 TL üzerinden hesap yapıldığında yaptıkları icra takibi hesabının doğru olduğunu, asıl alacak üzerinden %20 icra inkâr tazminatı istediklerini belirterek itirazın iptali ile takibin devamını, %20 icra inkâr tazminatının masraf ve ücreti vekâletin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir. CEVAP:Davalılar vekili cevap dilekçesinin özetle; simsarlık sözleşmesinin tarafının ... AŞ olduğunu, ... AŞ'nin simsarlık sözleşmesini imzalarken tüketici olarak hareket etmediğini, davalı şirketin niyetinin İstanbul ilinde mühim ve kendi sahipliğinde faaliyet gösteren laboratuvarlarını bir taşınmaza taşıyarak bu taşınmazda işletmek olduğunu, amaç ve konunun ticari olduğunu iki davalı yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, huzurdaki davanın davalısının ... AŞ olduğunu, diğer davalı ...'in ise sadece sözleşmeyi davalı şirket adına imzaladığını, husumet yönünden davanın reddini istediklerini, simsarlık sözleşmesinin davalı şirket adına imzalandığını, taşınmazın kirasının 50.000 TL alacağı, taşınmaz laboratuvar olarak işletileceğinden iç düzenlemelerin yapılması için 2 ay tadilat süresi verilmesi ve kira sözleşmesinin ödeme yükümlülüğünün 01.01.2017 tarihinde başlayacağı hususunda tarafların mutabık kaldığını, davalı şirketin 32.000 TL depozito bedelini dava dışı taşınmaz maliki ... AŞ'ye gönderdiğini ancak taşınmazın anahtarlarının davalıya teslim edilmediğini, kira sözleşmesinin imzalanarak taraflar arasında teati edilmediğini, taraflar arasında geçerli kira sözleşmesi olmadığını, tesadüfi olarak taşınmazda ... haricinde ...'in de baz istasyonu olduğunun ortaya çıktığını, taşınmaz sahibi ile ... AŞ arasında 14.04.2016 tarihli sözleşmenin söz konusu olduğunu ...'e 5 yıllığına kiralanacağı söylenen taşınmaz üzerinde bazı yerlerin üçüncü kişilere zaten kiralanmış olduğunu, davalının faaliyet göstereceği laboratuvarda aralarında hamilelerin de olduğu bir çok çalışanın istihdam edileceğinden taşınmaz üzerinde hali hazırda zaten kiralanmış olduğunu, bu kiranın da baz istasyonu gibi bir kira şekli olduğunun davalı şirkete bildirilmesinin gerektiğini, bu durum üzerine davacıdan baz istasyonu ile ilgili tüm belgelerin baz istasyonlarının 2017 yılı başına kadar kaldırılacağına dair yazı talep edildiğini talebin davacı yada taşınmaz maliki tarafındın yerine getirilmediğini, taşınmaz sahibi ... AŞ'ye Ankara ... Noterinin 06.12.2017 t:rih ... yevmiye no'lu ihtarnamesi ile kira sözleşmesinin kurulmadığından depozitonun iadesinin talep edildiğini, taşınmaz sahibinin cevabi ihtarnamesindeki davalı şirketin baz istasyonları ile ilgili bilgilendirildiği iddiasını kabul etmediklerini, teminat bedelinin iadesi için Anadolu ... İcra Dairesinde taşınmaz sahibine başlattıkları icranın ... E. takip dosyasının itiraz üzerine durduğunu, itiraz iptali davası ikame edileceğini ve dosya numarasının Sayın Mahkemeye bildirileceğini huzurdaki davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu belirterek davanın görev yönünden reddini, davalı ...'e ikame edilen davanın husumetten reddini dava dışı (taşınmaz maliki) ... AŞ aleyhine ikame ettikleri icra takibine itirazın iptali için ikame edecekleri davanın huzurdaki dava yönünden bekletici mesele yapılmasını her halükarda haksız ve mesnetsiz davanın reddini, davacının %20 icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilmesini beyan ve talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ... öncelikle taraflar arasında 22.08.2016 tarihinde imzalanan kiralık gayrimenkul görme formu başlıklı belgenin hukuken simsarlık sözleşmesi niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık davalıların bu sözleşme gereğince simsarlık ücretinden sorumlu tutulup tutulamayacakları üzerinde olup çözüm için davalılar ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Ne var ki sözleşmeyi imzalayan davalı ... yazılı sözleşme içeriğinden de görüldüğü üzere açıkça diğer davalı şirket adına hareket ettiğinden ve olayda hukuki işlemin sonuçları yalnızca temsil olunan şirketi bağlayacağından davada, davalı gerçek kişinin davalı sıfatının bulunduğundan söz edilemez. Bilindiği üzere 6100 Sayılı HMK'nın 114/1-d maddesi gereğince taraf sıfatı dava şartı olup, davanın her aşamasında resen gözetilmesi gereken bir durumdur. Bu nedenle işbu davalı yönünden davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi icap etmiştir. Davalı şirket yönünden ise davalı şirketin ticaret sicil kayıtlarından ve unvanından da anlaşılacağı üzere sağlık sektöründe faaliyet göstermekte olup sözleşmeye konu iş yerini laboratuvar olarak kullanacağı da sabittir. Buna göre olayda kiralanan iş yerinde ... A.Ş yanında ... A.Ş. ile yapılmış baz istasyonlarına ilişkin kira sözleşmeleri bulunduğu ve durumun ortaya çıkması nedeniyle sözleşmenin kurulamadığı anlaşılmaktadır. Buna göre kiralayan olayda kiraya veren, kiralanan taşınmazı sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli bir şekilde teslim borcunu yerine getirmemiştir. Davacı ise simsarlık sözleşmesi gereği kiralanan taşınmazı gezip gösterirken sözleşmenin kurulmasının esaslı unsuru olan baz istasyonlarına ilişkin bilgilendirme yaptığını kanıtlayamamıştır. Zira simsarlık faaliyeti sözleşmenin esasına etkili tüm noktalarda tarafları aydınlatma yükümlüğünü kapsamaktadır. Öte yandan davacının sözleşme gereğince ödemiş bulunduğu 32.000 USD depozito bedelinin yarısı kiralayan dava dışı ... AŞ. tarafından davacıya iade edilmiş yek diğer yarısına ilişkin de İstanbul Anadolu 9. Sulh Hukuk 2017/583 Esas,2019/710 K.ilamıyla davalı ... A,Ş lehine karar verilmiştir. Görüldüğü üzere kiraya veren davacı da sözleşmenin kurulmadığını kabul ederek depozito bedelinin yarısını geri vermiş yarısını ise bir aylık zarar karşılığı mahsup ettiğini savunmasına rağmen Sulh Hukuk Mahkemesince aksi yönde karar verilmiş durumdadır. Filhakika mahkememizde olayda özellikle TMK,2 ve TBK, 301.maddeleri kapsamında aracılık edildiği iddia edilen kira sözleşmesinin kurulmadığı ve davacının TBK 520/1,521/1, maddelerine göre davaya ve talebe esas kira sözleşmesinin kurulamaması nedeniyle ücrete hak kazanamadığı sonuç ve kanaati hasıl olmuştur. Binaenaleyh davacının davalı şirket yönünden davasını TMK,6 ve HMK, 190.maddeleri gereğince ispat edemediğinden davanın davalı şirket yönünden de esastan reddine karar verilmiştir. Ancak davacının takibinde haksız olduğu sonucuna ulaşılmakla birlikte takipte kötü niyetli olduğu söylenemeyeceğinden ve bu yönde hiçbir delil de bulunmadığından davalıların koşulları oluşmayan tazminat talebi dinlenmemiştir. 6100 Sayılı HMK'nın 332/1 maddesine göre, 323. Maddesinde sayılan yargılama giderlerinden, 326/1. Maddesi gereğince tamamen davacı taraf sorumlu tutulmak suretiyle 6100 Sayılı HMK'nın 114/1-d maddesi gereğince davalı ...'in davada taraf sıfatı bulunmaması nedeniyle (Pasif Husumet Ehliyeti); Davanın ... yönünden 6100 Sayılı HMK'nın 115/2 maddesine göre dava şartı yokluğundan usulden reddine, davanın davalı ... A.Ş yönünden esastan reddine," karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; simsarın yasada ayrı şekilde düzenlendiğini, ücretin hak edilmesi için sözleşmenin kurulmasının gerekmediğini, kiraya verenin TBK 299 ve 301 maddesinde düzenlenen edimleri yerine getirip getirmemesinden simsarın sorumlu olmadığı, simsarın taşınmazı gösterip asıl sözleşme yapmak için iş sahibine fırsat yaratmak suretiyle asıl akdin kurulmasının aranmasının bu kurumun bünyesiyle bağdaşmayacağını, bu konuda akademik tez bulunduğunu, taraflar arasında 22/08/2016 tarihinde simsarlık sözleşmesi akdedildiğini, ücrete hak kazandığını, sözleşmenin imza tarihinde sözleşme yapma fırsatının davalıya sunduğunu, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere kira sözleşmesinin kurulduğunu davalının ödediği depozitoyu istemesinin kira akdinin kurulduğunu gösterdiğini, kira akdinin mahkeme kararı ile fesih edilse dahi simsarın ücretini istemesine engel olmadığını, E-mail yazışmalarında kira sözleşmesi kurulma imkanının davacının hazırladığının ortada olduğunu, bu ilişkiyi davalı ...'in yürüttüğünü, sözleşmeye göre ödenecek rakamın belirli olduğunu, alacağın likit olduğunu, icra inkar tazminatı verilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili sunduğu ek dilekçeyle de taşınmazı kiralamadan önce davalıların taşınmazı gördüklerini buna dair 3 adet resmi dilekçe ekinde sunduklarını, mahkemenin kendilerinin tanık yemin keşif delillerini yerine getirmediğini, davalı şirkete ait 7 farklı görevlinin 7 defa binayı gezdiklerini belirterek talepleri gibi karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili istinafa cevap ve istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme kararının doğru olduğunu, davacının müvekkili ile 3. Kişi arasında kira sözleşmesi kurulmadığını kabul etmekte olduğunu, somut olayda kira akdinin kurulmadığını, ücrete hak kazanmak için kira akdinin kurulmuş olması gerektiğini, istinaf dilekçesinin gereksiz açıklamalar içerdiğini, taşınmazın müvekkiline fiilen teslim edilmediğini, mülk sahibi ile müvekkili arasında ıslak imzalı sözleşmeler teati edilmediğini, bu durumun delilleri ile sabit olduğunu, taşınmazın üzerindeki baz istasyonları ile ilgili müvekkiline bilgi verilmediğini, bu hususlara değinilmeden kira akdinin kurulduğunun iddia edildiğini, davalı ... yönünden taraf sıfatı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verildiğini, ...'ın sözleşmeyi davalı şirket adına imzaladığını belirterek davacının istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini savunduğunu, istinaf talebi olarak da mahkeme kararında davanın reddine karar verilmiş olmasına rağmen davacılar lehine kötü niyet tazminatı verilmemiş olması isabetli olmadığını, davacının taşınmazda baz istasyonu olduğu konusunda müvekkilini uyarmadığını, kira sözleşmesinin kurulmadığınını, anahtarı müvekkiline verilmediğinini, taşınmaz kiralık ilamlarının taşınmazda ve internet ortamda hiç kaldırılmadığını, buna rağmen simsarlık ücreti istenmesinini kötü niyetin ispatı olduğunu belirterek kararın bu yönden kaldırılarak kötü niyet tazminatı verilmesini talep ettiğini, davalılar vekili sunduğu ek beyanlarında ... hakkında icra takibi ve devamında dava açılmasının şirketten olan bedeli ödemeye zorlamak için yapıldığını, bunun kötü niyetin ispatı anlamına geldiğini belirterek kötü niyet tazminatı verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE: Dava simsarlık ücretinin tahsilİ için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı ve davalılar vekilince istinaf isteminde bulunulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, simsarın ücrete hak kazanıp kazanamadığı noktasındadır.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 520/1. Maddesine göre, simsarlık sözleşmesi, simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşmedir. TBK’nın 521. maddesine göre de simsar, ancak yaptığı faaliyet sonucunda sözleşme kurulursa ücrete hak kazanır.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04.02.2020 Tarih, 2017/13-543 Esas ve 2020/64 Karar sayılı ilamında, simsarın ücret alacağının doğumu için şu şartların birlikte gerçekleşmesinin gerektiği tespit edilmiştir: a) Simsarın aracılık ettiği asıl sözleşmenin iş sahibi (vekâlet veren) ile üçüncü kişi arasında kurulması gerekir. Bu şart, iş sahibinin, kendisine teklif olunan üçüncü kişilerle sözleşme yapmayı sebepsiz olarak reddetmesi hâlinde de gerçekleşmiş sayılmalıdır. Ücret alacağının doğumu için, bu sözleşmenin ifa edilmesi gerekli değildir. Taraflar, asıl akit kurulmamış olsa bile, ücret ödenmesini kararlaştırabilecekleri gibi ücretin, sözleşmenin ifa edilmesi durumunda ödeneceğini de kararlaştırabilirler.b)Asıl sözleşmenin kurulması ile simsarın faaliyeti arasında nedensellik ilişkisi bulunmalıdır. TBK bu şartı, "yaptığı faaliyet sonucunda" sözleriyle ifade etmiştir (m. 521/1). Bu şartın aksi de kararlaştırılabilir.c) Anılan Kanun’un 523. maddesinde (BK m. 407) düzenlenen ve simsarın ücret ve giderlere ilişkin alacağının kaybı sonucunu doğuracak durumlardan birinin gerçekleşmemesi gerekir. (Yavuz, C.: Borçlar Hukuku Dersleri Özel Hükümler, 9. Baskı, İstanbul 2011, s. 604 vd).Konusunun aracılık etme olarak belirlendiği sözleşmelerde fırsat yaratma ve bu kapsamda salt yer gösterme yeterli olmayıp alıcı ve satıcının buluşturulup anlaştırılması ve bu faaliyetin sonucu olarak alım ve satım konusunda alıcı ile satıcının anlaştığı diğer bir ifadeyle bu konuda taraf iradelerinin birleştiği bir sonucun sağlanmış olması gerekir.Kanunda aksine özel bir düzenleme olmadıkça; taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü (TMK 6), diğer bir ifadeyle, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükü altında (HMK 190) olup, bu temel kuralların da sonucu olarak herkes iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. İspat yükü kendisinde olmayan diğer taraf da ispat yükünü taşıyan tarafın iddiasının doğru olmadığı hakkında delil sunabilir. Karşı ispat faaliyeti için delil sunan taraf, ispat yükünü üzerine almış sayılmaz (HMK 191).Simsarlık ücretini talep hakkı, hemen simsarlık sözleşmesinin kurulmasıyla doğmaz. TBK.'nun 521. maddesi gereğince simsar ; ancak yaptığı faaliyet sonucunda sözleşme kurulursa ücrete hak kazanır. Ancak sözleşmede bu durumun aksi kararlaştırabilir. Simsarlık sözleşmesi yapılabilmesi için simsar ile gayrimenkul sahibi arasında sözleşme bulunmasına, gayrimenkul malikinin rıza ve simsara yetki vermesine gerek yoktur.(YHGK 13.12.2018 tarih ve E:2017/13-621 -K:2018/1929) Simsarlık sözleşmesinde asıl sözleşme kurulmasa dahi simsarın ücretinin ödeneceğinin kararlaştırılması halinde, sözleşmeden cayan taraf bu ücret ödeme borcundan ancak asıl sözleşmenin kurulmasından vazgeçmenin objektif bir haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde kurtulabilecektir.Dosyaya ibraz edilen 22/08/2016 tarihli "Kiralık gayrimenkul görme forumu" düzenlendiği, sözleşmede davalı ...'in Gayrimenkulü gören sıfatıyla imzasının bulunduğu, imzanın hemen altına "... grubu" kaydının bulunduğu, davacının ise emlak danışmanı sıfatıyla imzalarının bulunduğu, taşınmaz adresi ile 70.000 TL fiyat kaydının yer aldığı, gayrimenkulün kiralanması konusunda simsarın aracılık hizmetlerini yerine getirdiği, kiracı ile kiraya verenin taşınmazın kiralanması konusunda 50,000 TL net kira badeli üzerinden anlaştıkları, dosyaya 14/11/2016 tarihli taraflara atfen atılı imza taşıyan sözleşme fotokopisinin davacı tarafça sunulduğu, ayrıca kiralanan taşınmaza ilişkin Ankara ... Noterliğinin 18 Kasım 2106 tarih ve ... yevmiye numaralı tahliye taahhütnamesinin davalı tarafça verildiği, tahliye taahhütnamesinde sözleşme konu taşınmaz bilgileri verildikten sonra "yukarıda adresi yazlı bulunan taşınmazda halen kiracı olarak bulunmaktayım." beyanının bulunduğu, evrakın noter tarafından imzası tasdik edilen resmi evraklardan olduğu, davalı tarafın 24/03/2021 tarihli beyan dilekçesinde " huzurdaki dosyaya sunduğumuz müteaddit dilekçelerimizde de belirttiğimiz üzere, kira sözleşmesi müvekkilimizce imzalanmış ve fakat kiraya verene imzalı bu sözleşme teslim edilmemiştir," beyanında bulunduğu, dosya içeriğinden davalı tarafça imzalanan sözleşmenin dava dışı kiralayana e posta veya başka bir yolla gönderildiği, sözleşmenin ıslak mizalı aslının dava dışı kiralayan elinde bulunmadığı dolayısıyla sözleşme aslının mahkemeye ibraz edilmediği anlaşılmaktadır. Davacının dayandığı fotokopi kira sözleşmesinin "Teslim" başlığında 'kiralanan kiracıya 11.11.2016 tarihinde teslim edilmiş ve iş bu sözleşme imzalanmıştır. Ancak kiracının isteği üzerine kendisine tadilat süresi verilmiş olup kira bedeli ödeme sorumluluğu 01/01/2017 tarihinden başlayacaktır' ve 11. Maddesinde kira bedeli ve ödeme yerinin kararlaştırıldığı ve devamında "iş bu sözleşmedeki sorumluluklarına karşılık kiracıdan 2 aylık nakit depozito karşılığı 32,000 USD (amerikan doları) kiralayana ait garanti bankası Denizli ticari şubesine ait iban no: ... nolu hesabı ödenmiştir" kaydının bulunduğu görülmektedir. İş bu davanın davalısı ... A.Ş tarafından davaya konu taşınmazın az yukarıda metni verilen kira sözleşmesinin 11. Maddesi gereği dava dışı taşınmaz maliki kiralayandan, ödediği depozitonun iadesi için başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali için İstanbul Anadolu 9. Sulh hukuk mahkemesinin 2017/583 E. Dosyası ile dava açıldığı, bu davanın davalısı olan dava dışı kiralayan verdiği cevap dilekçesinde 8 ayrı görüşme sonucu mutabık kalınarak 14/11/2016 tarihinde kira sözleşmesinin imzalandığını beyan ettiği, ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın istinafı üzerine İstanbul BAM 36 Hukuk dairesinin 2020/100 E. 2022/1770 K sayılı ilamıyla ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak "mahkemece davanın kısmen kabulü ile, icra takibindeki talepte dikkate alınarak 15.992 USD ye yönelik itirazın iptaline karar verilmesi gerekirken bu bedelin Türk Lirasına çevrilerek bu miktar üzerinden itirazın iptaline karar verilmesi hatalı olmuştur." gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile 15.992 USD ve işlemiş faiz yönünden itirazın iptaline karar verildiği, kararın temyiz edilmeyerek kesinleştiği görülmektedir. Bahsi geçen karar eldeki uyuşmazlık yönünden kesin hüküm etkisine sahip olmayıp kuvvetlendirilmiş şahsi delil niteliğindedir. Öncelikle vurgulama gerekir ki; taraf sıfatı mahkemece resen gözetilmelidir. Yargıtay HGK'nın 27.11.2013 gün ve 2013/439 Esas ve 2013/1595 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere; Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa, dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Bir sübjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu (yani bir davada, davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu) tamamen maddî hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (sübjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur. Mahkemenin sıfat (husumet) yokluğunu kendiliğinden (re'sen) gözetmesi gerekir. Çünkü, sıfat yokluğu, bir def’i değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hâkim, kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan, yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden (re'sen) gözetir.Bu açıklamalar ışığında; davalı ...'in simsarlık sözleşmesinin kurulmasında davalı ... A.Ş adına ve hesabına hareket ettiği gerek sözleşme üzerindeki kayıtlardan gerekse yapılan e-mail yazışmalarından anlaşılmaktadır. Bu davalının kendi nam ve hesabına sözleşme yapmadığını, diğer davalı şirket adına temsilen sözleşme yaptığını davacı taraf bilecek durumdadır. 6098 sayılı TBK 40 ve devamı maddelerinde düzenlenen temsil hükümlerince bu davalının eldeki davada husumeti bulunmamaktadır. Ancak husumet itirazı 6100 sayılı HMK 116. Maddesinde düzenlenen ilk itirazlardan olmadığı gibi aynı yasanın 114. Maddesinde düzenlenen dava şartlarından da değildir. Bu durumda bu davalı yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme yapılarak dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 1. Maddesi "Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. İrade açıklaması, açık veya örtülü olabilir., 2. Maddesi ise "Taraflar sözleşmenin esaslı noktalarında uyuşmuşlarsa, ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamış olsa bile, sözleşme kurulmuş sayılır. İkinci derecedeki noktalarda uyuşulamazsa hâkim, uyuşmazlığı işin özelliğine bakarak karara bağlar. Sözleşmelerin şekline ilişkin hükümler saklıdır. 12. Maddesi ise "Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir." düzenlemelerini içermektedir. Taraflar arasındaki e-mail yazışmaları, aslı sunulmamakla birlikte dosyaya sunulan kira sözleşmesi fotokopisi, davalı tarafça uyuşmazlık konusu taşınmaza ilişkin Ankara ... Noterliğinin 18 Kasım 2106 tarih ve ... yevmiye numarası ile verilen resmi belge niteliğindeki tahliye taahhütnamesindeki "yukarıda adresi yazılı bulunan taşınmazda halen kiracı olarak bulunmaktayım." beyanı, yine davalının iadesi için icra takibi ve itirazın iptali davasına konu ettiği 32.000 USD tutarındaki bedelin bahsi geçen sözleşmedeki 11. Maddedeki depozitoya ilişkin hükmün ifası mahiyetinde bulunduğu, davalı vekilinin 24/03/2021 tarihli beyan dilekçesinde" huzurdaki dosyaya sunduğumuz müteaddit dilekçelerimizde de belirttiğimiz üzere, kira sözleşmesi müvekkilimizce imzalanmış ve fakat kiraya verene imzalı bu sözleşme teslim edilmemiştir," şeklindeki beyanlarının bir bütün olarak değerlendirildiğinde taraflar arasında aracılık edilen sözleşmenin esaslı noktaları konusunda iradelerin uyuştuğu, eldeki simsarlık ilişkisinin ifası yönünden aracılık edilen sözleşmenin kurulduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Kurulan sözleşmenin bilahare taşınmazın akte aykırı şekilde davalıya teslim edilip edilemediği, teslim borcu altındaki tarafın ifa önerisinin ayıplı olması aktin geçerli olarak kurulmasına ilişkin değil ifanın eksik veya kötü yapılmasına ilişkin iddialardır. Bu durumda davacı simsar tarafından davalı şirket ile dava dışı kiralayan şirket arasında simsarlık hizmetini yaptığı, sözleşmenin kurulduğu ve davacının az yukarıda özeti verilen HGK kararı doğrultusunda simsarlık ücretine hak kazanacağının kabulü gerekmiştir. Buna göre davacının talebi doğrultusunda icra takibine konu yıllık brüt kira bedeli üzerinden kararlaştırılan %12 + KDV simsarlık ücreti 106.200 TL yönünden itirazın iptaline karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru bulunmamıştır. İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe konu alacağın likit olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut olduğunda ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Eldeki davada, Sözleşmeden kaynaklı alacak miktar olarak likit (belirlenebilir) olup, hüküm altına alınan miktar üzerinden davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesinin şartları oluşmuş bulunmakla davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekir. İİK 67 maddesi gereği kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için; geçerli bir ilamsız takibin bulunması, süresi içinde usulünce itiraz edilmiş olması, yasal süresi içinde açılmış bir itirazın iptali davası bulunması, davacının takibinde ve itirazın iptali davası açmasında haksız ve kötü niyetli olması, açılmış olan itirazın iptali davasının reddedilmiş olması ve davalı tarafça kötü niyet tazminatının talep edilmiş olması gerekir. Yine itirazın iptali davasının dava şartı yokluğundan reddi halinde davacı kötü niyet tazminatı ile sorumlu tutulamaz. Somut dosyada davacı tarafın sözleşmeye imzası bulunan ve husumet yokluğu nedeniyle hakkındaki dava reddedilen ... hakkında başlattığı takipte ve itiraz iptali davası açmakta kötü niyet iddiası ispat edilemediği anlaşılmakla davalı tarafın kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; Mahkemece davanın reddine yönelik kurulan hükümler isabetli görülmemiş bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, kötü niyet tazminatına hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davalılar vekilinin istinaf talebinin reddi ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce esas hakkında aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 3-Davalı ... hakkındaki davanın pasif husumet yokluğundan REDDİNE, 4-Davanın ... A.Ş yönünden KABULÜ ile; Davalının İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptali ile takibin devamına 5-Asıl alacak miktarına takip tarihinden itibaren avans faizi yürütülmesine, 6- 21.240,00 TL icra inkar tazminatının bu davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 7-Davalıların kötü niyet tazminatı talebinin reddine, 8-Alınması gereken 7.254,52 TL karar harcından peşin alınan 1.813,63 TL karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 5.440,89 TL harcın davalı ... A.Ş'den alınarak hazineye irad kaydına, 9-Davacı tarafça peşin olarak yatırılan 1.813,63 TL karar ve ilam harcının davalı ... A.Ş'den alınarak davacıya verilmesine, 10- Davacı tarafça yargılama aşamasında yapılan 54,40 TL başvuru harcı, 205,25 TL tebligat gideri, 500,00 TL bilirkişi ücreti, olmak üzere toplam 759,65 TL yargılama giderinin davanın kabul red oranı dikkate alınarak 380,00 TL'sinin davalı ... A.Ş'den alınarak davacıya verilmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına, 11-Davacı taraf yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. Uyarınca takdir olunan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davalı ... A.Ş'den alınarak davacıya verilmesine, 12-Davalı ... kendisini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T. 7/2 maddesi uyarınca takdir olunan 16.992,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine, 13-Karar kesinleştiğinde kullanılmayan gider ve delil avansının HMK'nın 333. maddesi gereğince yatıran tarafa iadesine, 14-İstinaf aşamasına ilişkin yargılama masrafları yönünden; a-Davalılar tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, b-Davalılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, c-Davacı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine, d-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 162,10 TL, posta ve tebligat gideri 68,75 TL olmak üzere toplam 230,85 TL yargılama masrafının davalı ... A.Ş' den alınarak davacıya verilmesine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.06/06/2024