Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2016/762 E. 2017/1013 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2016/762
Karar No
2017/1013
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1815 KARAR NO: 2024/1393 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 03/10/2023 NUMARASI: 2021/328 Esas - 2023/888 Karar DAVA: Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 03/10/2024 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... çıkışlı olan ... plakalı, ... motor numaralı, ... şasi numaralı, 2013 model ... marka aracı 16/05/2017 tarihinde davalı ...'den satın aldığını, plakayı ... olarak değiştirdiğini ve tescil ettiğini, araç alındıktan sonra göğüs kısmında komple çatlama olduğunu, aracın servise götürüldüğünü, servis tarafından ...nin bu modellerinde bu durumun olağan şekilde kronik olduğunun belirtildiğini, aracın 120.000 km'de olması nedeniyle ayıptan sorumlu olmayacağının bildirildiğini, ayrıca aracın sol farının kendi kendine sol tarafa düştüğünü, yaptırılan tespit ile araçtaki hasarın kullanım hatası olmadığı, imalat hatasından kaynaklandığı ve mevcut ayıbın gizli ayıp olduğunun belirtildiğini, bu olumsuzluk nedeniyle 50.000,00 TL değer kaybının oluşacağının rapor edildiğini ve açıkladığı nedenlerle araçtaki gizli ayıp nedeniyle uğranılan 59.500,00 TL'nin (50.000,00 TL değer kaybı + 9.500,00 TL işçilik) ve de orijinal malzeme için istenecek bedelin de dahil edilerek kusurun tespit edildiği tarihten itibaren işleyecek ticari faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, farın tamiri nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100,00 TL zararın ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP:Davalı ... A.Ş vekili cevap dilekçesiyle özetle; müvekkili şirketin, dava konusu aracın ithalatçısı olduğunu, satış bedelini tahsil eden taraf olmaması itibari ile tazminat gibi mali yükümlülükleri bulunan taleplerin müvekkili şirkete yöneltilmesi doğru olmadığını, bu bağlamda husumet itirazları doğrultusunda esasa girilmeden dava reddedilmesi gerektiğini, dava konusu aracın ithalatçısı Müvekkili Şirket iken; aracın davacıya satıcısı davacı tarafın da belirttiği gibi diğer davalı ... olduğunu, davacı taraf ile sözleşmesel ilişki içinde olan ve satış bedelini tahsil eden taraf müvekkili şirket olmadığını, dolayısıyla Satış bedelini tahsil etmeyen taraftan bedel iadesi ve tazminat talep edilmesi mümkün olmadığını, Keza TBK’nın ilgili maddelerinde de “ithalatçı sorumluluğu” düzenlenmiş olmadığını, diğer yandan bir an için Müvekkili şirket’in ithalatçı ve dolayısıyla garanti sorumluluğu nedeniyle sorumlu olabileceği düşünülse dahi sonuç değişmeyeceğini, keza garanti sorumluluğunun muhatabı tüketiciler olduğu gibi bu tür bir sorumluluğun kaynağı da Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun olduğunu, bu düzenlemede ise bedel iadesini/ içeren taleplerden ithalatçının sorumlu olmayacağı açıkça düzenlendiğini, yetki itirazında bulunma zorunluluğu doğduğunu, zira genel mahkemelerde görülecek olan davaların HMK'nın ilgili maddeleri gereğince davalının ikametgâhı mahkemesinde açılması gerekmekte olduğunu, bu kapsamda huzurda görülmekte olan işbu davanın açıldığı tarihte müvekkili şirketin “... Bulvarı No:... Avcılar/İstanbul” adresindeki ticari merkezinde faaliyetine devam etmekte olması nedeniyle derdest davanın Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemeleri’nde görülmesi gerektiğini, Türk Borçlar Kanunu'nun 231. maddesi gereğince davacı tarafın taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davanın esasa girilmeden reddedilmesi gerekmekte olduğunu, davaya konu araçta davacı iddialarının aksine üretimden kaynaklanan ve hukuken “ayıp” olarak nitelenebilecek herhangi bir kusur bulunmadığını, dava konusu ikinci el aracın davacı tarafın kullanımından önce ve 3. kişilerin uhdesindeyken gerekli bakımlarının yapılıp yapılmadığı, araca nasıl muamele edildiği muamma olduğunu, davaya konu araç 13.06.2013 tarihinde dava dışı ... San. Ve Tic. A.Ş'ye satılmış olup, davacı dava dilekçesinde aracı diğer davalı ...'den aldığını belirttiğini, Dava konusu aracın ikinci el olarak satın alındığını, bu süre zarfında hangi şartlarda kullanıldığı, yetkili servis tarafından bakımlarının yapılıp yapılmadığı, davacının ve aracın önceki malikinin/maliklerinin araca nasıl muamele ettiği açık olmadığını, aracın müvekkili şirket uhdesinde olmadığı süreçte karşılaştığı durumların sorumluluğunun müvekkili şirkete yüklenmesi yasaya ve hukuka aykırı olacağını, kaldı ki, şikayetlerin üretimden hatasından kaynaklandığı, kullanıma bağlı olmadığına dair de hiçbir veri bulunmadığını, davacının iddialarına dayanak olarak sunduğu Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/150 değişik iş numaralı dosyası kapsamında yapılan delil tespit işleminin gıyapta yapılması yasaya ve hukuka aykırı olması sebebiyle derdest davada dayanak olarak kabul edilemeyeceğini, müvekkili şirketin satış bedelini tahsil eden taraf olmadığından müvekkili yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine, davanın yetkisiz mahkemede ikame edilmiş olması nedeniyle yetkisizlik nedeniyle reddedilmesine ve Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemeleri’ne gönderilmesine, zamanaşımı süresini geçirmiş olması sebebiyle davanın reddine, hak düşürücü nitelikteki 30 günlük ihbar yükümlülüğüne uyulmamış olması nedeniyle davanın reddine, esas yönünden haksız ve mesnetsiz olan davanın reddine, yargılama giderleri ile yasal vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesiyle özetle; davalı müvekkilinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yerinin "Kadıköy/ İstanbul" olduğu, diğer davalı şirketin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yerinin "Avcılar/İstanbul" olduğu dikkate alındığında, davanın Konya Mahkemeleri nezdinde ikame edilmekle; yetkisiz mahkemede açıldığı, yetkili mahkemenin davalı müvekkilimiz yönünden İstanbul Anadolu Mahkemeleri olduğuna ilişkin yetki itirazında bulunduklarını, davaya konu talepler zamanaşımına uğradığını, Davacı yanca, satış ve devrin ardından üç yıl gibi bir süre geçmesine rağmen Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/ 150 D. İş sayılı dosya üzerinden 20.2.2020 tespit tarihli rapora dayalı olarak davalı müvekkili aleyhine ikame edilen huzurdaki davaya konu tüm talepler açık ve net bir şekilde zamanaşımına uğradığını, dava konusu taleplerin zamanaşımına uğradığı aşikar olmasına rağmen somut olaya ilişkin TBK m.231/ son hükmü bağlamında bir değerlendirme yapılması gerekirse, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacı yanın iştirakimiz olmadan Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/ 150 D. İş sayılı tespit dosyasından aldırdığı raporda dahi "mezkur ayıpların kullanım hatasından kaynaklı olmayıp üretim hatasından kaynaklı olduğu" yönündeki mütalaa karşısında davalı müvekkilinin davacıya dava konusu aracı devir tarihinde ağır kusuru bulunmadığının kabulü gerekmekte olduğunu, davacı yanın dava konusu ettiği tüm talepleri zamanaşımına uğramış olduğundan davanın usulden reddine karar verilmesini, davacı gözden geçirme ve bildirim yükümlülüğünü yerine getirmediğini, 1. Konya 1. Asliye Ticaret mahkemesi'nin 2020/ 150 D. iş sayılı dosyasından yapılan tespitin yokluklarında yapılmış olduğundan aleyhe kısımların reddi ile üretim ve malzeme kaynaklı ayıp tespiti söz konusu olduğundan müvekkili yönünden husumet yokluğu söz konusu olduğunu, davacı yanın davaya konu araçta bulunan gizli ayıp iddiasına dayanak gösterilen Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/ 150 D. İş sayılı dosyasından yapılan delil tespiti yokluğumuzda icra edilmiş olduğunu, Yargıtay' ın içtihatları doğrultusunda hukuki dinlenilme hakkımız ihlal edilerek tanzim edilen raporda aleyhlerine olan kısımlarını kabul etmediklerini, raporda yapılan tespitler yönünden davacı yanın gizli ayıp iddialarını kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir an için kabul ihtimali varsayımında dahi değinilen gizli ayıbın kullanım hatasından kaynaklanmaması ve imalat ve malzeme kaynaklı olması hasebiyle huzurdaki davada müvekkiline izafe edilebilecek bir kusur ve yöneltilebilecek bir husumet bulunmadığını, eldeki davaya dayanak teşkil eden raporda, ayıp iddiasının davalı müvekkilinden kaynaklandığına veyahut kaynaklanabileceğine ilişkin tek bir tespit dahi yapılmaması ve tam aksine kabul anlamına gelmemek kaydıyla imalat ve malzeme hatasından kaynaklı bir ayıp iddiası söz konusu olması karşısında, davacı yanca müvekkiline yöneltilen huzurdaki davanın pasif husumet yokluğu sebebiyle reddini talep ettiklerini, dava konusu aracın satışının 3 yılı aşkın bir süre önce yapılmış olması ve satışın ardından amortisman ve hasar akıbetinin araştırılması gerekmekte olduğunu, dava konusu aracın davalı müvekkilince, davacıya 16.05.2017 tarihinde satılmak suretiyle devredildiğini, bahse konu devrin ardından 3 yılı aşkın bir süre geçtiğini, bu süre zarfında mezkur aracın davacı yanca hangi şartlarda kullanıldığı, yetkili servis tarafından bakımlarının yapılıp yapılmadığı, davacının ve aracın önceki malikinin/maliklerinin araca nasıl muamele ettiği açık olmadığını, bu haliyle aracın müvekkili uhdesinde olmadığı süreçte karşılaştığı durumların sorumluluğunun müvekkiline yüklenmesi yasaya ve hukuka aykırı olacağını, dava konusu araçta herhangi bir üretim hatası veya ayıp mevcut olmadığını, davacı, müvekkili nedeniyle, herhangi bir zarara uğramamış olup; iddia edilen zarar sebebiyle müvekkiline izafe edilebilecek bir kusur bulunmadığını, davacının zarar iddiasının tespit dosyasından da görüleceği üzere müvekkiline dair bir illiyet bağı söz konusu olmadığını, nitekim, talep edilen tazminat miktarı da fahiş olup davacının sebepsiz olarak zenginleşmesine neden olacağını, neticede davanın yetkisiz mahkemede ikame edilmiş olması nedeniyle yetkisizlik nedeniyle reddedilmesine ve İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemeleri’ne gönderilmesine, zamanaşımı süresini geçirmiş olması sebebiyle davanın reddine, eldeki davaya dayanak teşkil ettirilen raporda müvekkili aleyhine bir tespit yapılmamakla, davacının yalnızca bu rapora dayalı taleplerinin bulunması sebebiyle müvekkili yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine, esas yönünden haksız ve mesnetsiz olan davanın reddine, yargılama giderleri ile yasal vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Dosya kapsamında, belirtilen ayıp iddiasının üretimden kaynaklı ve gizli ayıp niteliğinde olduğu hükme esas alınan hukuka uygun bilirkişi raporundan anlaşılmış ve mahkememizce de kabul edilmiştir. Buna göre, ayıp ihbarı öğrenilmesinden hemen sonra derhal yapılmalıdır. Dosya kapsamındaki delil tespiti dosyasında aldırılan bilirkişi raporunun tebliği tarihi ile arabuluculuk başvuru süresi dikkate alındığında, ayıp ihbarının süresinde yapıldığı anlaşılmıştır. Dosya kapsamında davalıların ağır kusurlu olduğuna dair herhangi bir delil bulunmamaktadır. Yine, davalı şirketin aracı ilk satan firma olmayıp, ithalatçı firma olması sebebiyle bu ayıptan sorumluluğu bulunmamaktadır. Davacının iddialarının üretimden kaynaklı ve gizli ayıba dayalı olması sebebiyle öncelikle mahkememizce zamanaşımı itirazı değerlendirilmiş ve davalı şirket yönünden davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmiştir. Yine, davacının iddialarının üretimden kaynaklı gizli ayıp olması sebebiyle de davalı ... yönünden pasif husumet yokluğundan davanın reddine, davalı ... şirketi yönünden davasının zamanaşımı nedeniyle reddine," karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dosyasında alınan bilirkişi raporlarında hep ayıbın gizli ayıp olduğunun belirtildiğini, ayıbın gizli ayıp olduğu ve üretim kaynaklı olduğunu ayrıca gerekli ihbarın ve davanın süresinde olduğunu mahkemenin kabul ettiğini, davalıların ağır kusurlu olduğuna dair herhangi bir delil olmadığını mahkemenin dile getirdiğini, ( ayıplı malda ağır kusur durumunu da bu gerekçeyle görmüş olduk demek ki ağır kusurlu olmayan hiçbir satıcı ayıba karşı tekeffülden sorumlu olmayacak ), ithalatçı olan davalı şirketin ilk satan olduğu yönünde bir bilgi olmadığı için onun açısından reddine karar verildiğini, oysa ithalatçı firmanın ülkedeki ilk satıcı firma olduğunu, ithalatçı ile nakliyeciyi karıştırmamak gerektiğini, üretimden kaynaklı gizli ayıp olduğu için de davalı ... açısından pasif husumet yokluğundan davanın reddedildiğini, bu açıdan da kararın tam bir hezeyan olduğunu, davacı şirkete aracı satan kişinin sattığı malın ayıbından nasıl sorumlu tutulmadığını, bunun nasıl bir gerekçe olduğunu, bu durumu heyetin takdirlerine arz ettiklerini, benzer bir olayın Samsun'da da yaşandığını ve mahkemenin ilamı istinaf ve Yargıtay denetiminden de geçtiğini, Yargıtay ilamını ekte sunduklarını, genel itibariyle bakıldığında çok benzerlikleri olan bir olay olduğunu, hatta araç ... ithalatçısı da yine davalı şirket olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı ... A.Ş vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: davacının iddialarını ve ayıp iddialarını kabul anlamına gelmemekle birlikte davalı şirketin dava konusu aracın satıcısı olmaması doğrultusunda hukuken sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, davacı tarafın ithalat ve satışa ilişkin ileri sürdüğü istinaf sebeplerine itibar edilmesinin mümkün olmadığını, Yerel Mahkemenin gerekçeli kararında dava konusu araçtaki ayıptan davalı şirketin ithalatçı olması nedeniyle sorumlu tutulamayacağının tespiti bulunduğunu, davacının istinaf dilekçesinde yer alan iddiaları incelendiğinde ithalatçı ve satıcı kavramları ile tarafların sorumluluğuna ilişkin açıklama yapılması gerektiğinin anlaşıldığını, davacının aracı davalı şirketten almadığını, davalı şirketin dava konusu aracı sadece ithal ettiğini, aracın satıcıları, ilk satıcısının kim olduğunun tescil kayıtları ile sabit olduğunu, dava konusu taleplerin davalı yönünden zamanaşımına uğradığının açık olduğunu, dava konusu aracın yıllarca kullanıldığını, davacı tarafın aracı satın aldığı tarihten itibaren bildiğini ikrar ettiği hususların gizli ayıp olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, bunun yanında davalının ağır kusurlu olduğu yönünde bir delil ve tespit de bulunmadığını, gizli ayıbın da söz konusu olmadığını, buna göre davanın zamanaşımı nedeniyle reddi kararının isabetli olduğunun şüpheye mahal vermeyecek şekilde ortada olduğunu beyanla, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: davacının, davalı nedeniyle herhangi bir zarara uğramadığını ve iddia edilen zarar sebebiyle davalıya izafe edilebilecek bir kusur bulunmadığını, öte yandan, ayıp iddiasının kaynağının imalat hatası olduğu yönündeki tespit neticesinde davacının zarar talebi ile davalı arasından illiyet bağı bulunmadığını, talep edilen tazminat bedelinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, itirazları saklı kalmak kaydı ile miktarın da fahiş olduğunu, bu yönde karar verilmesi durumunda davacının sebepsiz olarak zenginleşeceğini, davacı yanın davaya konu araçta bulunan gizli ayıp iddiasına dayanak gösterilen Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/ 150 D. İş sayılı dosyasından yapılan delil tespitinin yokluklarında icra edilmiş olduğunu ve Yargıtayın içtihatları doğrultusunda hukuki dinlenilme haklarının ihlal edilerek tanzim edilen raporda aleyhlerine olan kısımlarının kabul edilmesinin mümkün olmadığını, davaya konu taleplerin zamanaşımına uğradığını, davacının gözden geçirme ve bildirim yükümlülüğünü yerine getirmediğini, davacının dilekçesinde yer alan taleplerine konu ettiği vakıaları yasada ön görülen şekilde davalıya bildirmediğini, yasal yükümlülüğü mahiyetinde olan işbu yükümlülükleri yerine getirmediğini beyanla, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE: Dava, satın alınan otomobilin ayıplı olduğu iddiasıyla 50.000 TL değer kaybı, 9.500 TL malzeme ve işçilik ve 100 TL araç farının tamiri nedeniyle zarar tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesice davalı ... A.Ş, yönünden zamanaşımı, davalı ... yönünden pasif husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf isteminde bulunulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; davalı ...'nin pasif husumetinin bulunup bulunmadığı, davalı ... A.Ş den yapılan talep için zamanaşımı süresinin geçip geçmediği noktasındadır. Dava konusu 2013 model ... marka ... plakalı aracın 13/06/2013 tarihinde davalı ithalatçı tarafından dava dışı ... Sanayi A.Ş.'ye satışının yapıldığı, 02/05/2017 tarihinde icra satışı ile davalı ... adına tescil gördüğü, 16/05/2017 tarihli satış ile de davacı adına tescil edildiği anlaşılmaktadır. Aracın davacı elinde bulunduğu esnada 23 Mart 2020 tarihide yapılan tespitte aracın 141.900 km de olduğu ve ön göğüs kısmında deformasyon olduğu, aracın motoru çalıştığı anda sol farın kendiliğinden düştüğü tespiti yapılmıştır. Araçta tespitin yapıldığı tarihi itibarıyla araç 7 yaşına yaklaşmıştır. Davacı tarafın talebi araçtaki gizli ayıp nedeniyle uğradığı zararın genel hükümlere göre tazminine ilişkindir. 6098 sayılı TBK’nın 227. maddesi uyarınca satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hallerde alıcı: “1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme. 2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme. 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme. 4. İmkan varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme” seçimlik haklarından birini kullanabilir. Alıcının genel hükümlere göre uğradığı diğer zararlar için tazminat isteme hakkı saklıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 23/1-c maddesi; "Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 223/2. Maddesine göre ise, alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır. Öğretide ayıp satılanda, vaat edilen niteliklerin bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır (Yargıtay HGK'nın 24.05.2017 tarih, 2017/19-1633 E.- 2017/1013 K. Sayılı kararı). Satıcının ayıba karşı tekeffül borcunun doğabilmesi için ayıbın sözleşmenin kurulduğu anda mevcut olması, ayıbın önemli olması, alıcının sözleşmenin kurulduğu anda ayıbın varlığından haberdar olmaması ve en nihayetinden alıcının kendisine düşen muayene ve ihbar yükümlülüklerini yerine getirmiş olması gerekir. Aksi halde satılan, alıcı tarafından mevcut haliyle kabul edilmiş sayılır. 6098 sayılı TBK 231. Maddesi "Satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Alıcının satılanın kendisine devrinden başlayarak iki yıl içinde bildirdiği ayıptan doğan def’i hakkı, bu sürenin geçmiş olmasıyla ortadan kalkmaz. Satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, iki yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamaz." düzenlemesini içermektedir. Davanın sonucunda verilecek karar kimin hakkını etkileyecekse husumetin o kişi ve kuruma yöneltilmesi gerekir. Taraf sıfatı mahkemece resen gözetilmelidir. Yargıtay HGK'nın 27.11.2013 gün ve 2013/439 Esas ve 2013/1595 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere; Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa, dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Bir sübjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı (aktif husumet) da o hakkın sahibine aittir. Meselâ, bir alacak davasında davacı olma sıfatı o alacağın alacaklısına aittir. Alacak davası, o alacağın alacaklısından başka bir (üçüncü) kişi tarafından açılırsa, davacının davacı sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan, husumetten) dolayı davası reddedilir (Kuru Baki/Arslan Ramazan/Yılmaz Ejder, Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 234; Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 530; Abdurrahim Karslı, Medeni Muhakeme Hukuku Ders Kitabı, 2. Bası, İst. 2011, s. 311- 312). Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bir sübjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu (yani bir davada, davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu) tamamen maddî hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (sübjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur. Sıfatın usul hukuku bakımından önemi (usul hukukunu ilgilendiren yönü) şudur: Bir davanın tarafları (veya taraflardan biri) o davada gerçekten (davacı veya davalı olarak) taraf sıfatına sahip değilse, mahkeme, dava konusu hakkın esası (mevcut olup olmadığı) hakkında inceleme yapıp karar veremez. Mahkeme, davanın sıfat (husumet) yokluğundan reddine karar verir. Bu karar, davanın mesmu olmadığına (dinlenemeyeceğine) ilişkin bir karar olmayıp, gene davanın esasına ilişkin bir karardır (taraf olarak gösterilenlerden birinin taraf sıfatının bulunmadığını tespit eden bir karardır). Mahkemenin sıfat (husumet) yokluğunu kendiliğinden (re'sen) gözetmesi gerekir. Çünkü, sıfat yokluğu, bir def’i değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hâkim, kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan, yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden (re'sen) gözetir. Taraf sıfatı, usul hukukuna değil, maddî hukuka ilişkin bir sorundur; diğer bütün maddi hukuk sorunlarında olduğu gibi, dava şartı değildir. Taraf sıfatının (davacı bakımından, aktif husumetin; davalı bakımından pasif husumetin) yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için (def’i değil) bir itirazdır. Diğer bütün itiraz hallerinde olduğu gibi, sıfat yokluğu da, ancak dava dosyasından anlaşılabildiği ölçüde hâkim tarafından kendiliğinden (re'sen) gözetilir (Kuru/Arslan Yılmaz, s. 234- 237). (Emsal Yargıtay 15. H.D. 2016/762 E. 2017/977 K. Sayılı ilamı) 6098 Sayılı TBK nun ayıplı satımda alıcının haklarını düzenleyen 227. Maddesinin 2. Fıkrası "Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. " düzenlemesini içermektedir. Bu düzenleme gereği genel hükümlere dayalı tazminat istemindeki zamanaşımı süresi TBK 231. Maddesinde düzenlenen zamanaşımı değil TBK 146. Maddesinde düzenlenen 10 yıllık süreye tabidir. Bu durumda ilk derece mahkemesince davalı ... A.Ş. Yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi de isabetli değildir.Halefiyet kanun ve akdi (iradi) olarak ikiye ayrılmakla birlikte TBK'da sadece kanuni halefiyet düzenlenmiştir. 6098 sayılı TBK 62, 85, 127, 168, 596 maddelerindeki düzenlemeler kanuni halefiyete örnek olarak sayılabilecek düzenlemelerdir. Ancak sözleşme özgürlüğü kapsamında akdi halefiyet sözleşmenin devri yolu (TBK 205 vd.) ile mümkündür. Sözleşmenin devri ile birlikte defi hakları ve tüm alacak, borç ve yenilik doğurucu hakları devralana geçer. Davacı ile davalı satıcı ... A.Ş. arasında bir satış sözleşmesi bulunmadığı gibi davacının dava dışı ... Sanayi A.Ş.'nin ithalatçı/satıcı ... A.Ş.'den olan haklarına halef olmasını gerektirir sözleşmenin devri ya da TBK veya diğer yasal düzenlemelerde yer alan alacıklıya halef olmasını gerektirir bir hukuki ilişki söz konusu değildir. Sözleşmenin nispiliği ilkesi gereği davacı aracın ayıplı olmasından doğan haklarını kendisinin yaptığı satım akdinin tarafı olan satıcısına karşı ileri sürebilir. Davalı ... A.Ş.'nin aracın ithalatçısı olduğu, tüketici işlemi niteliğinde olmayan satımlarda ithalatçı ile satıcı arasında müteselsil sorumluluk bulunmadığı, sözleşmenin nispiliği ilkesi gereği davacının ayıba karşı kefalet borcu kapsamında davalı ... A.Ş.'den talepte bulunması mümkün değildir. Ancak davacının, davalıdan garanti sorumluluğu kapsamında talepte bulunulması mümkündür. Araçtaki ayıbın satış tarihinden yaklaşık 7 yıl sonra ve araç 141.900 km de iken ortaya çıkmıştır. Dosyaya araca ilişkin garanti belgesi sunulmamıştır. 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Gereğince Garanti Belgesi İle Satılması Zorunlu Olan Ürünler Listesi'nde binek otomobiller için öngörülen 2 yıl veya 60.000 KM (Hangisi Önce Dolarsa) düzenlemesi dikkate alınarak davalının garanti belgesi kapsamında da sorumluluğu bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı ... A.Ş. yönünden pasif husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır. Davalı satıcı ...' ye yönelik talebin değerlendirilmesinde; Davalı ... dava konusu ayıplı olduğu iddia edilen aracı davacıya satan kişi olup satıcı sıfatındadır. Ayıba karşı tekeffülü düzenleyen maddi hukuk kurallarına göre eğer şartları bulunursa davacının uğradığı zararı tazminle yükümlü satıcıdır. Bu durumda bu davalı yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi isabetli değildir. Dosyaya kazandırılan denetime elverişle hüküm kurmaya yeterli Bilirkişi heyeti (...-...-...) tarafından düzenlenen 16/06/2023 tarihli rapor ile: " Dava dosyasına sunulmuş belgeler incelendiğinde yetkili servis kayıtlarında davaya konu ön göğüs kesimindeki deformasyona neden olacak işlem olmadığı anlaşılmıştır. 2.3. Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi tarafından 03/04/2023 tarihinde düzenlenmiş belgede *...* şasi numaralı aracın ... plaka kaydı ile 17/05/2018 tarihinde “Çarpma” olarak tanımlanmış hasarının kayda geçtiği, ... numaralı Kasko Ekspertiz Raporunda *...* şasi numaralı aracın 17/05/2018 tarihinde Konya ilinde hasara uğradığı ve ön camının değiştirildiği belirtilmektedir. Rapor ekindeki fotoğraflar incelendiğinde otomobilin cam hasarı tespit edilirken, göğüs kaplamasının da fotoğraflanmış olduğu, davaya konu deformasyonun, ekspertiz incelemesinde de mevcut olduğu anlaşılmıştır 2.4. Tüm hususlar birlikte değerlendirildiğinde; *...* şasi numaralı ... marka, ... tipi, 2013 model otomobilin ön panelinde ortaya çıkmış deformasyonun kullanımdan kaynaklanmadığı, otomobilin ön göğüs bölgesine harici etkiyi gerektirecek nitelikte bir kazaya karışmamış olduğu bu nedenle aracın üretim kaynaklı GİZLİ AYIPLI MAL olarak değerlendirilmesi gerektiği görüşüne varılmıştır. Davaya konu araç, dava tarihinde 10 yıllık makul ekonomik ömrünü (bk. Satış Sonrası Hizmetler Yönetmeliği) tamamlamak üzere ve iş bu rapor tarihinde ise makul ekonomik ömrünü tamamlamış araç durumundadır. Aracın öngöğüs (torpido) kaplaması üzerindeki kusur nedeniyle yapılacak olan orijinal parça ile değişim işlemi, torpidonun sökülüp takılabilir bir parça olması ile birlikte değerlendirildiğinde bir değer kaybı yaratacak nitelikte görülmemiştir. Zaman içerisinde çevresel etkiler sonucu olağan yıpranma ve eskimeye uğramış on yıllık sökülebilir bir parçanın yerine, aynı fabrika üretimi orijinal yeni parça montajının değer kaybı yaratması bilimsel olarak izah edilebilir bir durum olmayıp, bu bağlamda gerekçesi belli olmayan ve aracın 50.000-TL değer kaybedeceği yönündeki diğer bilirkişi görüşleri isabetli bulunmamıştır. Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, davaya konu *...* şasi numaralı ... marka, ... tipi, 2013 model otomobilin ön panelinde ortaya çıkmış deformasyonun kullanımdan kaynaklanmadığı, otomobilin ön göğüs bölgesine harici etkiyi gerektirecek nitelikte bir kazaya karışmamış olduğu bu nedenle aracın üretim kaynaklı GİZLİ AYIPLI MAL olarak değerlendirilmesi gerektiği, söz konusu ayıbın ön panelin orijinali ile değiştirilmesi ile giderilebileceği, makul ekonomik ömrünü doldurmuş araçta yapılacak olan orijinal parça ile değişim işleminin, torpidonun sökülüp takılabilir bir parça olması ile birlikte değerlendirildiğinde bir değer kaybı yaratacak nitelikte olmayacağı, " sonuç ve kanaatine varıldığı belirtilmiştir. Bu durumda davacının far tamirine ilişkin talebine yönelik herhangi bir fatura veya far tamirine ilişkin ödeme belgesi ibraz etmediği gibi bu hususun bilirkişi raporlarında da gizli ayıp olarak değerlendirilmediği anlaşılmakla bu talebin reddi gerekmektedir. Ön göğüste bulunan ayıp yönünden yapılan değerlendirmede; ayıbın gizli ayıp olduğu, ortaya çıkmasıyla davacı tarafça davalılara süresinde ihbarda bulunulduğu, ayıbın giderilmesi için 9.500 TL gerektiği, bu parçanın değişmesi ile 7 yaşında ve 141.900 km deki araçta değer kaybını oluşmayacağı anlaşılmakla davacını ayıbın giderilmesi için gerekli 9.500 TL tazminata ilişkin talebinin kabulüne, değer kaybına ilişkin talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; Mahkemece verilen karar isabetli görülmemiş olmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce esas hakkında davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davacı vekilinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Davanın KISMEN KABULÜ KISMEN REDDİ İLE: 1-Davalı ... A.Ş. yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın REDDİNE, 2-9.500, 00 TL tazminatın dava tarihi olan 13/10/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE, 3-Alınması gereken 649,55 TL harcın başlangıçta alınan 1.017,82 TL harçtan mahsubu ile fazla alınan 368,31 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 4-Davacı tarafça yatırılan 649,55 TL harcın davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafça yapılan 54,40 TL başvuru harcı ve 2.592,50 TL tebligat, bilirkişi ücreti ve karar tarihinden sonra yatırılan eksik 2.600,00 TL bilirkişi ücreti toplamı 5.246,90 TL yargılama giderinin davanın kabul ret oranı dikkate alınarak 836,00 TL'sinin davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine, 6-Davalı ... tarafından sarf edilen toplam 1.586,00-TL yargılama giderinin (Tebligat, müzekkere, bilirkişi ücreti, başvurma harcı vs.) davanın kabul ret oranı dikkate alınarak 1.333,00 TL'sinin davacıdan alınarak davalı ...'ye VERİLMESİNE, 7-Davalı ... Otomotiv tarafından masraf yapılmadığı anlaşılmakla bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 8-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereği takdir olunan 9.500,00 TL vekalet ücretinin davalı ...'den alınarak davacıya ödenmesine, 9-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT 13/3 maddesi uyarınca takdir olunan 9.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'ye ödenmesine, 10-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 9.536,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ... şirketine VERİLMESİNE,11-Dosya içerisinde görev alan bilirkişi ... ve ...'ya bilirkişi rapor ücreti ödenmediği anlaşılmakla, davacı tarafından istinaf aşamasında yatırılan 2.600,00 TL ücret avansından bilirkişi ücretlerinin ödenmesine,12-Arabuluculuk için ödenen 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin; davanın kabul ret oranı dikkate alınarak 210,00 TL'sinin davalı ...'den, 1.110,00 TL'sinin davacıdan tahsili ile hazineye irat KAYDINA, 13-Davacı tarafından yatırılan gider avansından 11. Maddede belirtilen bilirkişi ücreti ödendikten sonra artan kısmın ve diğer davalılarca yatırılıp harcanmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgililerine iadesine, 14-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden: a-Davacı vekilince yatırılan istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine,b-davacı tarafından istinaf aşamasında yatırılan 738,00 TL istinaf başvuru harcı ve 234,00 TL posta masrafı olmak üzere toplam 972,00 TL'nin davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine, c-Davacı tarafından yatırılan İstinaf gider avansından kullanılmayan kısmının; HMK.'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince kendilerine iadesine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 03/10/2024

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2016/762, K. 2017/1013, T. 27.11.2013, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2016-762-e-2017-1013-k-b0082f96667f