Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2016/67 E. 2016/830 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2016/67
- Karar No
- 2016/830
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/188 KARAR NO: 2024/948 KARAR TARİHİ: 14/06/2024 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 22/09/2020 NUMARASI: 2020/78 Esas - 2020/343 Karar DAVA: Menfi Tespit (Ticari Satımdan Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/06/2024 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davalı tarafça müvekkili aleyhine ...İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyasında ilamsız takip başlattığını, takipten müvekkilinin banka hesaplarına haciz konduğu tarihte haberi olduğunu, müvekkilinin davalıya herhangi bir borcunun bulunmadığını ileri sürerek ...İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyasında müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, taraflar arasındaki ticari ilişkide müvekkilince düzenlenen 5 adet fatura borcunun tahsili amacı ile takip başlatıldığını, ödeme emrinin 11.08.2016 tarihinde tebliğ edildiği, süresinde itiraz edilmemesi nedeni ile takibin kesinleştiğini, tebligat usulsüzlüğüne ilişkin şikayetin ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... esas karar sayılı ilamı ile red edildiğini, davacı tarafından düzenlenerek müvekkiline gönderilen 01.11.2015 ve 30.11.2015 dönemlerine ilişkin mutabakat mektuplarında KDV. Hariç olmak üzere müvekkilinin 78.590,00-TL alacaklı olduğunun belirlendiğini, taraflar arasındaki mutabakata rağmen borcun ödenmemesi üzerine takip başlatıldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Dava, davalı tarafından faturaya dayalı alacağın tahsili için başlatılan icra takibi nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespiti istemiyle, İİK'nın 72. maddesi uyarınca açılmış bir menfi tespit davasıdır. Mahkememizce yapılan yargılamada alınan bilirkişi raporunda tarafların ticari defter ve belgeleri incelenmiş olup mali müşavir bilirkişi tarafından hazırlanan raporda davalı şirketin 94.199,78 TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Davacı ve davalı taraf defterlerinde alacak miktarı açısından oluşan farkın 41.035,80 TL mal iade faturası ile 53.230,70 TL bedelli fiyat farkı faturasından kaynaklandığı anlaşılmıştır. Mal iade faturasına konu malların hangi sebeple iade edildiğine dair dosyada herhangi bir bilgi ve belge olmadığı gibi ayıp ihbarının da bulunmadığı, geç teslim nedeniyle fiyat farkı faturası kesildiği belirtilmişse de bu iddianın da yasal dayanaktan yoksun olduğu değerlendirilmiştir. Davacı tarafından buna ilişkin sunulan bir delil bulunmamaktadır. HMK’nun 190.madde ve TMK.6 maddesi uyarınca herkes iddiasını ispat etmek zorundadır. Bu nedenle hükme elverişli olduğu tespit edilen bilirkişi raporuna itibar edilerek söz konusu icra takibinde davalı şirketin alacaklı olduğu anlaşılmakla davanın reddine" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından eksik inceleme ve hatalı gerekçe ile hükme esas alınması mümkün olmayan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verildiğini, kendilerince yapılan bilirkişi raporuna ilişkin itirazların değerlendirilmediğini, yerel mahkemenin bozma öncesi kararı usule ilişkin bir konuda verilmiş olduğundan bilirkişi raporuna karşı itirazlarının değerlendirilmesine gerek görülmeden dosyanın karara çıkartıldığını, kaldı ki esasa ilişkin bir konuda mahkemenin tek bir bilirkişi raporu ile hüküm kuracağının düşünülemeyeceğini, buna karşın yerel mahkeme tarafından dosyada mübrez tek bilirkişi raporuna itirazların dahi henüz değerlendirilmediğini, ek rapor veya başka bir bilirkişiden rapor vs alınmadığını, alacağa ilişkin doğru ve net tespitler içeren hükme esas almaya elverişli bir rapor düzenlenmemiş iken davanın esası hakkında karar verilmiş olması nın usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkemenin itirazlarının değerlendirilmesine ve yeniden rapor alınmasına gerek görmeden davanın esası hakkında karar vererek usuli bir hak olan bilirkişi raporuna itiraz hakkını işlevsiz kıldığını ve bu bağlamda savunma haklarını ihlal ettiğini, davalı tarafın malları ayıplı ve geç teslim ettiği ve dolayısıyla müvekkili şirketin alacaklı olduğunun sabit olduğunu, taraflar arasında eser sözleşmesi olmasından dolayı ayıp ihbarının herhangi süreye veya şekle tabi olmadığını, tanık dahil her türlü delille ispatlanabileceğini, tanıklara dinlenilme imkanı tanınmaksızın davanın esası hakkında karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı tarafın hem irsaliyeyi imzalayıp hem de maillerde ayıpları kabul etmiş olmasına rağmen sonradan fikir değiştirmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, kötü niyetli harekette bulunduğunu, davalı tarafın sonradan tamamen inkar yolunu seçmesinin dürüstlük kuralına, usul ve Yasaya aykırı olduğunu, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini, tehir-i icra taleplerinin kabulüne karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür. GEREKÇE: Dava, davacının satıma konu malların ayıplı ve geç teslim olduğu iddiasıyla davalı alacaklının hakkında başlattığı Gaziosmanpaşa ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyasından borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçe doğrultusunda davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı, davacı vekilli tarafından yasal süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davalı alacaklı tarafından, davacı hakkında, Gaziosmanpaşa ... İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı takip dosyası ile 5 adet faturaya dayalı olarak 94.199,78 TL alacağın tahsili istemiyle takip başlatıldığı, borçlunun itiraz süresini kaçırması sonrası takibin kesinleşmesi üzerine iş bu menfi tespit davasının açıldığı, aynı zamanda davacı tarafın tebligat usulsüzlüğü iddiası ile Gaziosmanpaşa 1. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2016/871 E-2016/830 K. Sayılı dosyasında şikayet yoluna başvurulduğu, yapılan yargılama neticesinde davanın reddine karar verilmiş ise de İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nin 2016/67 E.- 2016/48 K. Sayılı kararı ile davacı istinaf isteminin kabulü ile ödeme emrinin davacı borçluya usulsüz tebliğ edildiğine hükmedilerek öğrenme tarihi olan 02/09/2016 tarihi tebliğ tarihi olarak kabul edilmiş ve karar Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Bunun üzerine davalı alacaklı tarafça Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/310 E. Sayılı dosyasında davaya konu takip ile ilgili İtirazın iptali davası açılmış ve yargılamada iş bu menfi tespit davası bekletici mesele yapılmıştır. Davacı taraf, satım konusu bir kısım malların ayıplı olduğu ve sözleşmede belirtilen sürede teslim edilmediği iddia edilmiş ve 13/01/2016 tarihli sevk irsaliyesinde belirtilen ürünlerin iadesi ve bu ürünlere ilişkin 20/01/2016 tarihli iade faturası bedeli kadar olan 41.035,80 TL ve yine fiyat farkı olarak belirtilen 03/02/2016 tarihli 14.000 EURO+KDV lik kısmından borçlu olmadığını ileri sürmüş, davalı taraf ise cevap dilekçesinde, satım sözleşmesini kabul etmekle birlikte taraflar arasındaki 01/11/2015 ve 30/11/2015 tarihleri arasında gerçekleşen ticari ilişkiye ilişkin olarak düzenlenen mutabakat formu gereğince KDV hariç 78.590,00 TL alacaklı olduğunu, davacının iade faturasını ve reklamasyon faturasını noter ihtarnamesi ile iade ettiğini, davacı tarafça kendilerine yasal şartları ihtiva eden herhangi bir bildirim ihbar söz konusu olmadığını savunmuştur. Taraflar arasındaki satım ilişkisinde davalının düzenlediği faturalar 05/10/2015, 23/10/2015, 26/10/2015, 16/11/2015 ve 23/11/2015 tarihlidir. Fatura içeriği malların davacıya teslim edildiği, her iki taraf şirket ticari defterlerinde bu faturaların kayıtlı olduğu ve davacının davalı şirkete 05/05/2016 tarihinde 65.813,96 TL ödeme yaptığı ihtilafsızdır. Yine davacı tarafça düzenlenen 13/01/2016 tarihli ... ve ... nolu faturalara istinaden düzenlenen iade faturasına konu sevk irsaliyesi davalı taraf temsilcisi ... tarafından imzalanmıştır. Davacı taraf satım faturalarını defterlerine kaydettikten sonra bir kısım malların ayıplı olduğu iddiasıyla düzenlediği 20/01/2016 tarihli 41.035,80 TL bedelli iade faturasını ve 03/02/2016 tarihli 14.000 EURO+KDV bedelli fiyat farkı faturasını düzenlemiştir. Taraf defterleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesiyle; iade faturası ve fiyat farkı faturasının davalı defterlerinde kayıtlı olmadığı saptanmıştır. Ayıp, aynı nitelikte, cinste normal bir eşyada bulunması gerekli olan iyi niteliklerin satılan malda bulunmaması ya da bulunmaması gereken kötü niteliklerin ise, satılan malda bulunması olarak tanımlanabilir. Satıcının satılan mallardaki ayıplardan sorumlu olabilmesi için kanunun alıcıya yüklemiş olduğu yükümlülükler satılanı gözden geçirme, muayene etme ve var olan ayıpları satıcıya bildirme (ayıp ihbarında bulunma) yükümlülüğüdür. Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada, alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan sorumlu olmayacaktır. Tacirler arasında satışa konu malın ayıplı çıkması halinde, alıcının yasal haklarını kullanabilmesi için 6102 sayılı TTK.'nun 23/1-c maddesindeki süreler içerisinde ayıp ihbarında bulunması zorunludur.. TTK'nun 23. maddesi uyarınca, malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı 2 gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Ayıp açıkça belli değil ise, alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmek ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğunun ortaya çıkması halinde hakkını korumak için durumu aynı süre içinde satıcıya ihbar ile yükümlüdür. Ayıbın, kullanma sonucu ortaya çıkan gizli bir ayıp olması halinde ise TBK'nun 223. maddesi uyarınca alıcı ayıbı öğrendiği tarih itibariyle hemen satıcıya bildirmelidir. Satım konusu malların ayıplı olduğu ve ayıp ihbarının süresinde yapıldığını ispat yükü HMK 190 ve TMK 6. maddelerine göre alıcıya ait olup, somut olayda bu hususların alıcı olan davacı tarafından ispatlanması gerekir. HMK'nın İspatın konusu başlıklı 187. maddesinde, İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz., düzenlemesi bulunmaktadır. TBK'nın 107. maddesi uyarınca da alacaklının temerrüde düşmesi durumunda borçlu, hasar ve giderleri alacaklıya ait olmak üzere, teslim edeceği şeyi tevdi ederek borcundan kurtulabilir. Somut olayda davacı taraf, davalı taraf ile yapılan mail yazışmalarına ve 13/01/2016 tarihli iade faturasına konu ürünlere ilişkin sevk irsaliyesine dayanmıştır. Davacının tek taraflı olarak düzenlediği iade faturası ispata elverişle belge olarak kabul edilemez. Zira TBK'nın 107. maddesi gereğince davacının iade faturasına konu ettiği malları davalı tarafa teslim etmesi yada tevdi mahalli ile iadeyi sağlaması gerekir. Davanın menfi tespit davası olduğu ve davacının TBK’nın 227. maddesi uyarınca sözleşmeden dönme hakkı kapsamında iadeye konu malları davalı tarafa teslim edip etmediğinin dosya kapsamından anlaşılmaması karşısında; iadeye konu pantolonlar yönünden davalı tarafın iadeye rızasının olmadığı, davacının en geç 13/01/2016 tarihinde açık ayıp niteliğindeki ayıbı öğrendiği, davalıya ise 16/02/2016 tarihinde bildirdiği dolayısıyla davacı tarafın ihbar külfetini usulünce süresinde yerine getirmediği dosya kapsamından anlaşılmakla talebin reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.İadeye konu kumaşlar yönünden ise, sunulan mail yazışmaları ve dosya kapsamından ürünlerin davalı tarafa teslim edilip edilmediğinin anlaşılamadığı bu konu açıklığa kavuşturularak gerekirse tevdi mahalli bildirilerek ve heyete tekstil mühendisi bilirkişi eklenmek suretiyle pantolonlara isabet eden kısım tespit edilip sözleşmeden dönme koşulları üzerinde de durularak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru olmamıştır. HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi'nin kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, 2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine, 3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 14/06/2024