Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2015/15311 E. 2021/1090 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2015/15311
- Karar No
- 2021/1090
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2021/1135 KARAR NO : 2024/1737 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 08/04/2021 NUMARASI : 2021/95 Esas 2021/338 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 10/10/2024 KARAR YAZIM TARİHİ : 10/10/2024 İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/95 Esas ve 2021/338 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; inşaat malzemeleri, peyzaj malzemeleri ve iş makineleri kiralama işi ile iştigal eden müvekkil şirketin takibe konu 12/06/2015 tarihli 043364 seri numaralı faturada yer alan ürünleri sattığını, fatura bedelinin bir kısmının müvekkil şirkete ödendiğini ancak bir kısım ödemenin halen yapılmadığını, bunun üzerine İzmir 10.İcra Müdürlüğü'nün 2015/15311 Esas sayılı dosyası ile takibe geçildiğini ancak davalı borçlunun takibe ve yetkiye itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, bu nedenle yapılan itirazın iptaline, takibin devamına, borçlu aleyhine asıl alacağın %20'sinden az olmayacak şekilde icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili Mahkememizin 2015/1284 Esas sayılı dosyasına ibraz ettiği cevap dilekçesi ile özetle; öncelikle yetki itirazda bulunmuş ayrıca dava konusu fatura bedeline ilişkin bütün ödemelerin davacı şirkete yapıldığını, müvekkil şirketin muhasebe kayıtları incelendiğinde davacıya herhangi bir borcun bulunmadığının görüleceğini, bu nedenle öncelikle yetki itirazının kabulüne, haksız ve hukuka aykırı davanın reddine, davacı aleyhine %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Dilekçelerin teatisi aşaması usulüne uygun tamamlanmakla taraf teşkili sağlanmış ve tahkikat aşamasına geçilmiştir. DELİLLER : Bilirkişi raporu, fatura ve sevk irsaliyeleri, İzmir 10. İcra Müdürlüğü'nün 2015/15311 Esas sayılı dosyası dosyamız arasındadır. İzmir 10. İcra Müdürlüğü'nün 2015/15311 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; Mahkememiz davacısı tarafından davalı aleyhine 10.269,79 TL fatura ve 339,75 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 10.609,54 TL üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığı, yapılan itiraz üzerine takibin durduğu ve iş bu davanın yasal 1 yıllık süresi içerisinde açıldığı görülmüştür. Mahkememizce 2015/1284 Esas sayılı dosya üzerinden yapılan yargılama sonucunda 31/05/2018 tarih ve 2018/611 karar sayılı ilamı ile; davanın kısmen kabulüne, davalının İzmir 10.İcra Müdürlüğü'nün 2015/15311 Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın 10.260,79-TL asıl alacak üzerinden iptaline, takibin bu bedel üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, asıl alacak 10.260,79-TL üzerinden %20 icra inkar tazimantının davalıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş, davalı vekili tarafından bahse konu hüküm istinaf edilmiştir. Hüküm İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin 2018/1784 Esas, 2020/1165 Karar sayılı bozma ilamı ile aynen" Dava, itirazın iptali davası olup takibe sıkı sıkıya bağlı bulunmaktadır. İtirazın iptali davalarında, yetkili icra dairesinde takip yapılması dava şartlarındandır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.10.2004 tarih 2004/19-410-471 sayılı Kararında belirtildiği üzere; itirazın iptali davasının görülebilmesi için, öncelikle ortada takip hukuku kuralları çerçevesinde yasaya ve yöntemine uygun şekilde yapılmış geçerli bir icra takibinin bulunması gerekir. Bir icra takibinde icra dairesinin yetkisine itiraz edilmiş ise, bu itiraz usulünce incelenip sonuçlandırılmadığı sürece, açıklanan nitelikte bir icra takibinin varlığından söz edilemez. Somut olayda, davalı/borçlu icra takip dosyasına süresinde verdiği itiraz dilkçesi ile, borca ve icra müdürlüğünün yetkisine itiraz etmiştir.yargılama sırasında ise, mahkemenin yetkisine itiraz etmiştir. Mahkeme, 10/11/2016 tarihli oturumda, mahkemenin yetkisine itirazın reddine karar vermiştir. Eldeki davada Mahkemece icra müdürlüğünün yetkisine itiraz yönünde inceleme yapılmaksızın, yargılamaya devam edilmiştir. Oysa icra dairesinin yetkisine de itiraz bulunduğuna göre, mahkemece icra dairesinin yetkisiz olduğu sonucuna varıldığı takdirde, dava şartı gerçekleşmediğinden davanın usulden reddine karar verilmesi gerekir. Sonuç olarak, icra dairesinin yetkisine Didim icra dairelerinin yetkili olduğu belirtilerek, itiraz edildiğine göre, İcra Dairesinin yetkisine itirazın değerlendirilmediği, takip şartı dava şartı olduğundan, bu konuda öncelikle karar verilmediği anlaşılmakla; HMK'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince mahkemesine gönderilmesine" gerekçesiyle bozulmakla Mahkememizin 2021/95 Esasına kaydedilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE; Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; tarafların iddia ve savunmaları, deliller ve tüm dosya kapsamına göre; Dava taraflar arasındaki mal alım satım ilişkisinden kaynaklı icra takibine konu edilen tutarda davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı, davalı tarafça yapılan itirazın haklılık teşkil edip etmediği, istem konusu edilen faiz isteminin yerinde olup olmadığı ve taraflarca istem konusu edilen icra inkar tazminat talebinin yerinde olup olmadığının tespit ve değerlendirilmesine esas açılan itirazın iptali davasıdır. Uyuşmazlığın tespit ve değerlendirilmesine geçmeden evvel şu hususun belirtilmesinde fayda vardır; Her ne kadar davalı tarafça İcra Müdürlüğünün yetkisine itiraz edilmiş ise de taraflar arası ticari ilişkinin bulunduğunun taraf kayıtlarından anlaşılması bu ilişkinin alım satıma dayalı olması, alım satım ilişkisine mahsuben davacı tarafından düzenlenen faturaların aynen davalı kayıtlarında da bulunması hususu bir bütün olarak değerlendirildiğinde fatura konusu alacağın tahsili için BK 89. Uyarınca davacının kendi ikametgahı icra müdürlüklerinde para alacağını tahsilini talep etmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmakla davalının icra müdürlüğünün yetkisine itirazının reddine karar verilmiştir. Ayrıca yine davalı tarafça sunulan cevap dilekçesinde Mahkememizin yetkisine de itiraz edilmiş ise de yukarıda açıklanan gerekçeler göz önüne alınarak belirtilen yasa maddesi olan BK'nın 89. Maddesi gereğince sözleşme para borcunun alacaklının adresinde ödenmesi gerektiği anlaşılmakla davalının Mahkememizin yetkisine itirazının da yerinde olmadığı tespit edilmiştir. Bozma öncesi davacı ticari defter ve kayıtları inceleyen SMMM Bilirkişisi ... tarafından dosyaya sunulan ve taraflara usulüne uygun olarak tebliğ edilen 17/02/2017 tarihli raporun incelenmesinde davacı ticari kayıt ve defterlerinin usulüne uygun onaylarının yapıldığı, davacının davalıya 2015 yılında çeşitli tarihlerde KDV dahil toplam 84.769,79 TL tutarında 6 adet fatura düzenlediği ve bu faturaların kendi defterlerinde kayıtlı olduğu yine davacı defterlerine göre 2015 yılında çeşitli tarihlerde davalı tarafça toplam 19.690,00 TL tutarında banka havalesi ve 54.810,00 TL tutarında çek ile olmak üzere toplam 74.500,00 TL ödemede bulunulduğu, icra takip tarihi itibariyle davacının davalıdan cari hesaptan kaynaklı olarak 10.269,79 TL'lik alacağının bulunduğu anlaşılmıştır. Yine bozma öncesi davalı ticari defter ve kayıtlarını inceleyen ve Didim 1. ASHM'nin 2017/118 Tal. Sayılı dosyasından rapor sunan SMMM Bilirkişisi ... tarafından hazırlanan ve taraflara usulüne uygun tebliğ edilen 25/10/2017 tarihli raporun incelenmesinde; davacı tarafından davalı aleyhine 2015 yılında çeşitli tarihlerde KDV dahil toplam 84.769,79 TL tutarında 6 adet düzenlenen faturanın davalı defterinde kayıtlı olduğu, davalının kendi defterlerine göre davacıya 54.810,00 TL tutarında çek ile, 19.699,00 TL tutarında banka havalesi ile olmak üzere toplamda 74.509,00 TL tutarında ödemede bulunduğu, dolayısıyla icra takip tarihi itibariyle davalının davacıya 10.260,79 TL tutarında borcunun bulunduğu anlaşılmıştır. Dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde her ne kadar davalı tarafça davacı tarafa borcunun bulunmadığı belirtilmiş ise de davalının kendi kayıtlarına göre davacıya borcunun bulunduğu yine ayrıca bozma öncesi davalı kayıtlarını incelenmesine esas bilirkişi raporunun tebliği üzerine sunulan beyan ve itiraz dilekçesinde davacı ile iş makinesi kiralama işi yapıldığını, bu iş nedeni ile sözleşmeye göre 1 aylık süre üzerinden anlaşıldığını ancak davacının sözleşme süresi içerisinde çalışılan pazar günleri için de ekstra ücret yazması nedeniyle taraflar arası defterlere yönelik davaya konu alacak farkının çıktığı belirtilmiş ise de davacı tarafça davaya konu edilen tüm faturaların aynı tutarda davalı yan kayıtlarında bulunduğu, taraf defterlerinde kayıtlı bulunan faturalar içeriğinde bahse konu iş makinesi kiralaması ile ilgili bir fatura muhteviyatının bulunmadığı anlaşılmıştır. Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı ve istinaf bozma ilamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde ; taraflar arasında mal alımına karşılık ticari bir ilişkinin olduğu, bu ilişki kapsamında her iki taraf kayıtlarında da sabit olduğu üzere davacının davalı aleyhine toplam KDV dahil 84.769,79 TL tutarında fatura düzenlediği, davacı kayıtlarına göre toplam davalı ödemesinin 74.500,00 TL olduğu ve fakat davalı kayıtlarına göre toplam davalı ödemesinin 74.509,00 TL olduğu, faturaların davalı ticari defter ve kayıtlarında itirazi kayıt olmaksızın kayıtlı olması ve faturaların davalı tarafa iade edildiği yönünde bir husus bulunmadığı ve bunun da ileri sürülmediği gözetildiğinde fatura toplam tutarları bakımından fatura konusu malların davalı tarafça teslim alındığı kanaatine varıldığı, bu kanaat neticesinde ödeme konusunda taraf kayıtları arasında yukarıda belirtildiği şekilde fark bulunmakta ise de ödeme olgusunun varlığının ve miktarının davalı tarafça kanıtlanması gerektiği, bu kapsamda davacı ve davalı kayıtlarında 9,00 TL'lik bir fark olduğu, bu farkı ispatının davalı tarafta olduğu ve fakat bu hususun varlığının davalı tarafça kanıtlanamadığı ve ancak bozma öncesi verilen karar göz önüne alındığında davalı açısından bu farka ilişkin tutar usulü kazanılmış hak oluşturduğundan icra takip konusuna yönelik davacı istemi bakımından davalıdan tahsili yönünde talepte bulunmasında haklı olduğu dolayısıyla davalının asıl alacağa yönelik itirazının yerinde olmadığı yine her ne kadar davacı tarafça yukarıda belirtildiği şekilde işlemiş faiz talebinde bulunulduğu, tüm faturaların davalı kayıtlarında aynen yer aldığı bu kapsamda TTK 1530. Maddesi gereği davacının davalıdan işlemiş faiz alacağı yönünden talepte bulunmasında da hukuki yararının olduğu anlaşılmakta ise de az yukarıda belirtildiği gibi bozma öncesi verilen karar göz önüne alındığında davalı açısından işlemiş faize ilişkin tutar usulü kazanılmış hak oluşturduğu..." gerekçesi ile; Davanın KISMEN KABULÜ ile; İzmir 10. İcra Müdürlüğü'nün 2015/15311 E. Sayılı dosyasına davalı tarafından yapılan itirazın kısmen iptali ile takibin 10.260,79.TL asıl alacağın tahsili bakımından devamına, Fazlaya ilişkin iptal talebinin REDDİNE, Asıl alacağa takip tarihinden itibaren % 10,50 oranında ve değişen oranlarda avans faizi uygulanmasına, İİK 67/Son gereği hüküm olunan tutarın % 20 si olarak hesaplanan 2.052,15 TL icra inkar tazminatının DAVALIDAN DAVACIYA VERİLMESİNE, Davacının kötü niyeti bulunmadığından davalı tarafça ileri sürülen kötü niyet tazminat talebinin REDDİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, yetki itirazlarının reddedilmesinin doğru olmadığını, davacıya tüm ödemelerin yapıldığını, borçlarının olmadığını, bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağını, müvekkili davalının kestiği iade fatura tutarı ile davacının icra takibine konu ettiği rakamın örtüştüğünü, eksik inceleme ile karar verildiğini, alacağın likit olmadığını, yargılama gerektirdiğini, davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, bakiye fatura alacağının tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir. İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.” Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre “(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır. Ayrıca İİK’nın 67. maddesinin 2.fıkrası hükmünce, icra - inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Burada borçlunun kötüniyetli itiraz etmiş bulunması yasal koşullardan değildir. İnkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasına itiraz edip duran ve işin itirazla çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı, alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurlar bilinmesi mümkün nitelikle olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi heyet ek raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, takibin yapıldığı icra müdürlüğünün ve yargılamanın yapıldığı mahkemenin yetkili olmasına, davalı tarafından borcun ödendiğinin yada iade faturasına konu malların iade edildiğinin yasal delillerle ispatlanamamasına, alacağın likit ve belirlenebilir olmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/04/2021 tarih ve 2021/95 Esas 2021/338 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 700,92.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 175,23.TL harcın mahsubu ile bakiye 525,69.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 10/10/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.