Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2012/488 E. 2015/377 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2012/488
- Karar No
- 2015/377
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2024/1164 Esas - 2024/1428 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/1164 KARAR NO : 2024/1428 TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR MAHKEMESİ : ANKARA BATI ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 15/05/2024 NUMARASI : 2019/590 Esas 2024/512 Karar DAVACILAR VEKİLİ : DAVALILAR DAVA : Genel Kurul Kararının İptali DAVA TARİHİ : 25/10/2019 KARAR TARİHİ : 13/12/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 13/12/2024 Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davalılar vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların, davalı şirketlerin hissedarı olduğunu, ... Menkul Kıymetler A.Ş.'nin yönetim kurulu üyeleri bulunan ..., ... ve ... hakkında Ankara 6.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/488 E.sayılı dosyasında 01.07.2015 tarihi itibariyle şahsi iflas kararı verildiğini, iflas kararı nedeniyle müflislerin TTK uyarınca yönelim kurulu üyeliği görevlerini ve temsil yetkisini de kendiliğinden sona erdirdiği bu nedenle ..., ... ve ...'ın tüm şirketlerdeki yönetim kurulu üyeliklerinin de 01.07.2015 iflas tarihi itibari ile ortadan kalktığını, ... ve ...'ın buna rağmen yönetim kurulu üyeliklerinden ayrılmadığı, Ankara 21. İcra (İflas) Müdürlüğünden alınan 29.04.2016 tarihli ve iflas kararı kesinleşinceye kadar yönetim kurulu üyeliği ve genel kurullara katılma ve oy kullanma yetkisinin bulunduğuna dair yazı ile şirketlerde genel kurulları katıldığı ve yönetim kurullarında yer almaya devam ettiklerini, temyizen inceleme yapan BAM 18. Hukuk Dairesinin 18.09.2019 tarihli kararı ile iflas idaresinin böyle bir belge vermeye yetkili olmadığını ve yetki belgesinin iptaline hükmedildiğini, bu şekilde, iflas tarihi itibariyle, davalı şirketlerde yönetim kurulu toplantı nisabının bulunmadığını, alınan kararların batıl olduğunu, genel kurul çağrılarının yetkisiz yönetim kurulunca yapıldığını, çağrısız olarak yapılan genel kurul toplantılarında yine temsil yetkisi olmayan müflis ... ve ... temsil edildiği için toplantı nisabının da bulunmadığını iddia ederek davalı şirketlerin 2016 ve 2019 yıllarında yapılarak tescil edilen genel kurullar ile genel kurullarda alınan kararların ve bu genel kurullarda atanan yönetim kurullarının aldığı bütün yönetim kurulu kararlarının yokluk ya da butlanla malul olduğunun tespitine ve davalı şirketlere kayyım atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Ankara 21. İcra Müdürlüğünce verilen Yetki Belgesinin iptaline ilişkin temyiz incelemesinin devam ettiğini, istinaf kararında, haklarında iflas kararı verilenlerin yönetim kurulu üyeliğinin düşüp düşmediği ya da yeniden atanıp atanamayacağına dair bir hüküm de bulunmadığını, sadece iflas müdürlüğünün yetkisinin bulunmadığı yönünde karar verildiğini, iflas kararı sonrası şirketin en yetkili organı olan genel kurul tarafından iflas kararı verilenlerin yönetim kurulu üyesi sıfatıyla yetkilerinin devamı yönünde irade kullanıldığını, Şirketlerin tüm işlemlerinin idari denetime tabi olduğunu, genel kurul toplantılarının Ticaret Bakanlığınca denetime tabi tutulduğunu, genel kurul kararlarının ticaret sicil müdürlüklerinde denetlendiğini bildirerek davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; TTK'nun 363/2.maddesinde yönetim kurulu üyelerinden birinin iflasına karar verilmesi durumunda bu kişinin üyeliğinin, herhangi bir işleme gerek olmaksızın kendiliğinden sona ereceği emredici nitelikte düzenlendiği gözetilerek, Kanun düzenlenmesinde yönetim kurulu üyeliğinin sona ermesi için başkaca herhangi bir işleme gerek duyulmaksızın, iflas kararının verilmesi yeterli görülerek, kararın kesinleşmesinin aranmadığı, bu nedenle Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 01.07.2015 tarih ve 2012/488 E. ve 2015/377 K. sayılı iflas kararı, müflislerin TTK uyarınca yönetim kurulu üyeliği görevlerini ve temsil yetkilerini de kendiliğinden sona erdirip, üyelerin artık bu görevi ifa etmelerine engel olduğundan, mürşit ... ve ...'ın davalı şirketteki yönetim kurulu üyelikleri de 01.07.2015 tarihi itibariyle sona ermiş olduğunun kabulü gerektiği, buradan hareketle bu tarihten sonra bu kişilerin katıldıkları yönetim kurulu ve genel kurulda alınan kararların şirketteki payları gözetildiğinde, gerekli nisabın sağlanamadığı da anlaşıldığından geçersiz olduğunun kabulü gerektiği gerekçeleriyle davanın kısmen kabulü ile davalı şirketlerin 01/07/2015 tarihinden sonraki genel kurul ve yönetim kurullarında alınan kararların iptaline, kayyım atanması talebinin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece savunma ve beyanları dikkate alınmadığı gibi bunların ne sebeple dikkate alınmadığının gerekçeli kararda açıklanmadığını, hukuki dinlenilme haklarının ihlal edildiğini, eksik inceleme ile karar verildiğini, iflas nedeniyle yönetim kurulu üyelik sıfatının kaybedilmesi için iflas kararının kesinleşmesi gerektiğini, mahkemece bu hususun gözetilmediğini, iptal kararlarının geriye yürümediğini, dava dilekçesinin HMK'nun 119/1-ğ.maddesine aykırı olmasına rağmen davalı şirketlerin 01/07/2015 tarihinden sonraki genel kurul ve yönetim kurullarında alınan kararların iptaline şeklinde taleple bağlılık ilkesini ihlal eder biçimde hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/563 Esas ve aynı Mahkemenin 2024/57 Esas sayılı dosyalarının bekletici mesele yapılması gerektiğini bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; 01/07/2015 tarihinden itibaren davalı şirketlerde alınan tüm yönetim kurulu kararları ve genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespiti ile şirketlere kayyım atanması istemine ilişkindir. Davacı yan dava dilekçesinde, davalı şirketlerin iki yönetim kurulu üyesi hakkında Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/488 Esas sayılı kararıyla şahsi iflaslarına karar verildiğinden şahsi iflas tarihi olan 01/07/2015 tarihi itibariyle davalı şirketlerde alınan tüm yönetim kurulu kararları ve genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunu iddia ederek iflasın açılmasından sonra davalı şirketlerce 2016 ve 2019 yıllarında yapılarak tescil edilen genel kurullar ile taraflarınca tespit edilemeyen tüm olağan veya olağanüstü genel kurullarda alınan kararların ve bu genel kurullarda atanan yönetim kurullarının aldığı bütün yönetim kurulu kararlarının yokluk veya butlanla malul olduğunun tespiti, şirketlere kayyım atanması istemiyle dava açılmış, mahkemece davalı şirketlerin 01/07/2015 tarihinden sonraki genel kurul ve yönetim kurulunda alınan kararların iptaline, kayyım atanması talebinin reddine karar verilmiş ise de; Dava dilekçesinde yoklukla malul olduğunun tespiti talep edilen genel kurul ve yönetim kurulu kararlarının hangileri olduğu tek tek belirtilmemiş olup, mahkemece de davalı şirketlerin hangi yönetim kurulu ve genel kurul kararlarının iptal edildiği gerekçe kısmında açıklanmadığı gibi hüküm kısmında tek tek belirtilmemiştir. 6100 Sayılı HMK'nın 31. maddesinde, hakimin uyuşmazlığın aydınlatılmasını zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz veya çelişkili gördüğü hususlar hakkında taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği veya delil göstermesini isteyebileceği düzenlenmiştir. 6100 sayılı HMK'nun 297. maddesinde, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre; bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hâkim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini resen araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar (Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder/Taşpınar Ayvaz, Sema/Hanağası, Emel; Medeni Usul Hukuku, Ankara, 2018, s. 474.). Anayasa'nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Kanun’un aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve istinaf ve temyiz sırasında hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Nitekim 07/06/1976 tarihli ve 1976/3-4 Esas 1976/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan "Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir." şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır. Öte yandan mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31/01/2019 tarih ve 2017/11-149 Esas 2019/49 Karar sayılı ilamı). Anılan hükümler kamu düzenine ilişkin olup re'sen gözetilecektir. Yukarıdaki düzenlemeler ışığında somut olayın değerlendirilmesine gelince; ilk derece mahkemesince HMK'nun 31.madesi gereğince dava dilekçesindeki talepler davacı vekilince açıklattırılarak değerlendirme yapılması gerekirken bu husus yerine getirilmeyerek davacının talepleri net olarak tespit edilmeden işin esasına girilerek değerlendirme yapılması usul ve yasaya aykırıdır. Ayrıca, mahkemece iptaline karar verilen yönetim ve genel kurul kararlarının hangileri olduğunun hüküm kısmında tek tek belirtilmemiş olması infazda tereddüt yaratacak nitelikte olup, HMK'nun 297.maddesine aykırılık teşkil ettiği gibi iptaline karar verilen yönetim kurulu ve genel kurullarının hangisinin neden iptali edildiğine ilişkin bir gerekçe yazılmamış olması da Anayasa'nın 141.maddesi ve HMK'nun 297.maddesine aykırı olduğundan kamu düzenine aykırılık oluşturan bu husus re'sen gözetilmiştir. Bundan başka, 6102 sayılı TTK'nın 448./2.maddesinde yer alan ''Birden fazla iptal davası açıldığı takdirde davalar birleştirilerek görülür.'' hükmü uyarınca şirket genel kurul kararlarının iptali amacıyla birden fazla dava açılması halinde davaların birleştirilerek görülmesi gerekmektedir. Somut olayda, eldeki davada davalı şirketlerin 01/07/2015 tarihi itibariyle davalı şirketin 2016 ve 2019 yıllarında yapılarak tescil edilen genel kurullar ile genel kurullarda alınan kararların yokluk veya butlanla batıl olduğunun tespiti istemiyle dava açılmış olup, aynı Mahkemenin 2019/248 Esas sayılı dosyasında açılan davada da dosyamız davalısı davalı ... Holding Anonim Şirketi'nin 25/05/2019 tarihinde yapılan 2016 - 2017- 2018 yıllarına ait olağan genel kurul toplantısında alınan kararların yokluk veya butlanla batıl olduğunun tespiti, olmadığı takdirde iptali istemiyle dava açıldığı anlaşılmakla mahkemece 6102 sayılı TTK'nın 448. maddesinin 2. fıkra son cümlesi uyarınca değerlendirme yapılıp eldeki dava ile aynı Mahkemenin 2019/248 Esas sayılı dava dosyalarının birleştirilerek görülmesi gerekirken Yasanın açık hükmü gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Tüm bu nedenlerle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kamu düzeni gözetilerek kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6.maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kamu düzeni de gözetilerek 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6 maddesi gereğince KABULÜNE, 2-Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/05/2024 tarih ve 2019/590 Esas 2024/512 Karar sayılı kararının kamu düzeni de gözetilerek KALDIRILMASINA, 3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 4-Davalılar tarafından yatırılan 427,60 TL istinaf karar harcının talep halinde davalılara iadesine, 5-Davalılar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı/lı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1)-a.6.maddesi uyarıca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.13/12/2024 Başkan- Üye - Üye - Zabıt Katibi -