Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2010/12876 E. 2008/25 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2010/12876
Karar No
2008/25
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 22. HUKUK DAİRESİ T.C. A N K A R A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ 22. H U K U K D A İ R E S İ ESAS NO : 2022/1949 ( KABUL KALDIRMA) KARAR NO : 2025/29 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA BATI ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 31/03/2022 ESAS-KARAR NO : 2018/827 E 2022/307 K DAVACI MÜTEVEFFA : MİRASÇI : VEKİLİ DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit KARAR TARİHİ : 31/01/2025 YAZILDIĞI TARİH : 11/02/2025 Taraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ İDDİANIN ÖZETİ Davacı vekili; müvekkili aleyhine Ankara Batı İcra Müdürlüğünün 2018/39798 esas sayılı dosya ile kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibine geçildiğini, müvekkilinin davalı yanın kardeşi olup, yaklaşık 20 yıl önce kız kardeşi olan müvekkilini aldatarak aralarında hiçbir borç ilişki bulunmadığı halde takibe konu bonoyu boş olarak imzalatmak suretiyle müvekkilinden aldığını, aralarındaki miras paylaşımı konusunda meydana gelen husumet nedeniyle bononun düzenleme tarihi, vade tarihi ve bedelinin sonradan doldurulması suretiyle bono bedelinin 250.000,00 TL ödeme gününün 07/10/2018, düzenleme tarihinin ise 02/02/2018 şeklinde yazılmak suretiyle müvekkili ile aralarında herhangi bir borç ilişkisi bulunmadığı halde icra takibine konulduğunu, belirterek müvekkilinin davalıya herhangi bir borcu bulunmadığının tespitine, takibin iptaline, %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMANIN ÖZETİ Davalı vekili; davacının, senedin anlaşmaya aykırı şekilde doldurulduğunu yazılı delille ispatlaması gerektiğini, bononun düzenleme tarihi boş bırakılarak da lehtara verilebileceğini bildirerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ Mahkemece; taraflar arasındaki uyuşmazlık sahtecilik iddiasına dayanmaktadır. Sahtecilik mutlak def'iler den olduğundan herkese karşı ileri sürülebilir. Ceza mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, Resmi Belgede sahtecilik suçu yönünden verilen hükmün, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Her ne kadar verilen karar maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmese de hukuk hakimi ceza yargılamasında tespit edilen maddi olgular ile bağlı olacağı, ceza mahkemesinin maddi vakıayı saptayan kesinleşmiş kararları TBK'nun 74. maddesi uyarınca hukuk hakimini bağlayacağı, bu itibarla ceza yargılamasında tespit edildiği üzere yargılamaya konu senedin baskı ile davacıdan alındığı ve sonradan anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu, senedin sahte olduğunun anlaşıldığı, takibe konu senedin, davacının rızası olmaksızın boş bir şekilde alındığı ve sonradan doldurulmak suretiyle takibe konulduğu, senedin düzenleme tarihi 02/02/2018 olarak yazılı ise de senet üzerindeki pulun 2001 tarihine ilişkin olması davacı yanın iddialarını desteklediği, keza ceza yargılamasında da dinlenen tanık beyanları ile alınan ATK raporu da senedin sonradan davalı tarafça doldurulduğu yönündeki iddiaları desteklediği, davacının borç altına girme iradesinin bulunmadığı ve senedin sahte olduğu, davacının davasında haklı bulunduğu yargılama devam ederken davacının vefat etmiş olmakla mirasçısı ... davaya dahil edilerek taraf teşkili sağlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne Ankara Batı İcra Dairesinin 2018/39798 esas sayılı takip dosyası nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, davalı yanın kötü niyetli olarak senedi doldurup takibe koyduğu sabit olduğu koşulları oluşan tazminat talebinin kabulüne karar verilmiş, hükme karşı davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili; ceza yargılaması sonucu kesinleşen bir karar bulunmadığını, davacının senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğunu usulüne uygun yazılı delillerle kanıtlayamadığını, davacının iddiasına göre senedin 20 yıl önce iradesi sakatlanarak alındığı iddia edildiğine göre davanın bir yıllık hak düşürücü sürede açılmadığını bildirerek ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR Uyuşmazlık; iradesi sakatlanarak boşa imzalı düzenlenen senedin anlaşmaya aykırı doldurularak takibe konu edildiğine ilişkin açılan davada taraflar arasında görülen ceza yargılaması sonucu verilen karara göre karar verilip verilemeyeceği hususuna ilişkindir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava; iradesi sakatlanmak suretiyle açığa imzalı senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiasına dayalı menfi tespit davasına ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK’nin 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı, ancak kamu düzenine ilişkin nedenler resen göz önünde tutularak yapılmıştır. Davaya konu Ankara Batı İcra Müdürlüğü'nün 2018/39798 Esasa sayılı dosyasında; davalı-... tarafından davacı- müteveffa ... aleyhinde 02/02/208 tanzim, 07/10/2018 vade tarihli 250.000,00 TL miktarlı bonoya dayalı 12/11/2018 tarihinde kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe girişmiştir. Takibe konu senedin incelenmesinde; keşidecisinin davacı olduğu, vade tarihinin 07/10/2018 olduğu, 250.000,00TL bedelli olduğu, ihdas hanesinin ‘’nakden’’ ibareli bulunduğu görülmüştür. Eskişehir 8.Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/85 Esas, 2020/388 Karar 12/11/2020 tarihli kararı incelendiğinde sanığın davalı ... olduğu, Katılanın davacı olduğu resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet hükmü kurularak hükmün açıklanmasının ertelenmesine karar verildiği anlaşılmıştır. Ceza hukukunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması, tıpkı seçenek yaptırıma çevirme ve erteleme kurumlarında olduğu gibi hükmün ve cezanın bireyselleştirilmesine ilişkin kurumlardan birisidir. Özellikle ilk defa suç işleyen kimselerin hemen cezalandırılmasını ceza adaleti ile güdülen amaca uygun görmeyen kanun koyucu, verilecek cezanın bireyselleştirilmesinde olduğu gibi, kurulan hükmün açıklanıp açıklanmayacağı konusunda da hâkime takdir yetkisi vermeyi uygun görmüştür. Böylece hâkimin yetkisi arttırılarak, bir şansa daha ihtiyacı olan sanıkların durumlarının hâkim tarafından bir daha değerlendirilmesi imkânı getirilmiştir. Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukukî bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahiptir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 19.02.2008 tarihli ve 2006/6-346 E., 2008/25 K. sayılı kararında da bu husus “Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukukî bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Müessesenin yargılama kanununda düzenlenmiş bulunması da onun karma niteliğini değiştirmez” şeklinde ifade edilmek suretiyle açıkça vurgulanmıştır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231 nci maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, hukukî niteliği itibariyle durma kararı niteliğinde değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında da vurgulandığı üzere bu karar “koşullu bir düşme kararı” niteliğinde olup, anılan maddede yasa yolu da açıkça itiraz olarak düzenlenmiştir. Koşulların gerçekleşmesi hâlinde CMK’nın 223 üncü maddesinde belirtilen düşme kararı verileceğinden, ancak bu aşamada yani düşme kararı verildiğinde, hükümlere ilişkin yasa yolu olan temyiz yasa yoluna başvurulabileceği kabul edilmiştir. Öte yandan, yargılama sistemimizde temyiz yasa yolu, yalnızca hükümler bakımından kabul edilmiştir. Hükümler ise CMK’nın 223 üncü maddesinde sınırlı olarak sayılmış olup, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bunlar arasında yer almadıklarından hüküm niteliğinde de değildir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.02.2009 tarihli ve 2009/4-13 E., 2009/12 K. sayılı kararı). Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223 üncü maddesinde hangi kararların hüküm olduğu açıklanmıştır. Buna göre; "mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşme kararları" hükümdür. Yine "adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları" da yasa yolu bakımından hüküm sayılır. Bunlardan mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine dair hükümlerin uyuşmazlığı sona erdiren, davanın esasını çözen nitelikteki hükümler oldukları konusunda öğretide genel bir kabul bulunmaktadır. Kurulan hükmün sanık hakkında hukuksal bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, davayı sonuçlandıran ve uyuşmazlığı çözen bir “hüküm” değildir. Bunun sonucu olarak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar CMK’nın 223 üncü maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından, bu tür kararların yasa yararına bozulması durumunda yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.05.2011 tarihli ve 2011/4-61 E., 2011/79 K.; 06.10.2009 tarihli ve 2009/4-169 E., 2009/223 K. sayılı kararları). Kaldı ki, CMK'nın 231 nci maddesinin beşinci fıkrasında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmayacağı açıkça ifade edilmiştir. Böylece hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile kurulan hüküm, belli bir süre sanık hakkında hüküm ifade etmemekte, herhangi bir sonuç doğurmamaktadır. Sanık aynen yargılanan kimsenin durumunda kalmakta ve yapılan yargılama geçici bir süre askıda kalmaktadır. Askı süresi boyunca, yargılanan kimsenin sanık sıfatı devam eder ise de, hiçbir şekilde bu kimse hükümlü sayılamaz. Bu nedenle hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen kimse, hiçbir haktan yoksun bırakılamaz ve ayrıca bu karara dayanılarak hiçbir hukukî statüden dışarıya çıkarılamaz. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74 ncü maddesi gereğince hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz. Dolayısıyla bir bağlayıcılıktan söz edebilmek için ceza mahkemesi kararının maddi olgu yönüyle kesinleşmiş olması gerekir. Eğer bu yönden kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı bulunmuyorsa, hukuk hâkimini bağlayacak bir ceza mahkemesi kararından da söz etmek mümkün değildir. Somut olayda, davalı hakkındaki resmi belgede sahtecilik suçundan mahkûm olduğu ancak CMK’nın 231 nci maddesinin 5 nci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kesin bir mahkûmiyet kararı değildir. Bu nedenle ortada ceza hukuku anlamında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmadığından bu karar hukuk hâkimini bağlamayacaktır. Aksi düşünüldüğü takdirde beş yıllık deneme süresi içinde bir suç işlendiğinde mahkemece hüküm açıklanacak ve temyiz hakkı doğacak; şayet yapılan temyiz incelemesinde ceza mahkemesi kararı bozulursa hukuk mahkemesinin kararının da dayanağı ortadan kalkacak ve yargılamanın yenilenmesi gündeme gelecektir. Bu durum ise adalete olan güven ve saygıyı zedeleyecektir. Bu durumda, Hukuk Genel Kurulu'nun 01.02.2012 tarihli ve 2011/19-639 E., 2012/30 K., 31.01.2019 tarihli ve 2017/13-681 E., 2019/46 K. sayılı kararları ve Dairemizin 13.11.2012 tarih 2010/12876 E. 2012/18075 K. sayılı kararında da değinildiği üzere, kesinleşmiş bir ceza hükmü olmaması nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının maddi olgunun belirlenmesi yönünden de hukuk hâkimini bağlamayacağının kabulü gerekir. Dava, bonodan dolayı borçlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, Ankara Batı 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 2020/85 esas sayılı dosyasının kararı esas alınarak hüküm kurulmuştur. Ancak ceza mahkemesinin kararı davalı sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması şeklinde olup, bu karar kesin hüküm teşkil etmeyeceğinden söz konusu ceza mahkemesi kararındaki maddi olguların tespiti hukuk hakimini bağlamaz. Mahkemece davacı tarafın göstereceği tüm deliller toplanıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Dosyasının kapsamı ile mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri birlikte değerlendirildiğinde; mahkemenin hüküm kurmasını sağlayacak olan tüm esaslı delillerin toplanmamış, mahkemece değerlendirilmemiş olması nedeniyle, davalı yanın istinaf başvurusunun açıklanan nedenlerden ötürü kabulüne, kararın 6100 sayılı HMK’nun 353/1-a-6.maddesi uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi, 2018/827Esas, 2022/307Karar ve 31/03/2022 tarihli kararının KALDIRILMASINA, 2-HMK.'nin 353/1-a-6.maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, 3-İstinaf başvurma harcı dışında alınan istinaf karar ilam harcının istek halinde davalıya İADESİNE, 4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf kanun yoluna başvuran lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına, 6-Kararın tebliğinin ilk derece mahkemesince yapılmasına, HMK'nin 362/1-g maddesi gereğince kesin olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu 31/01/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Başkan... e-imzalıdır Üye... e-imzalıdır Üye... e-imzalıdır Katip... e-imzalıdır NOT: BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR. "5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur."

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2010/12876, K. 2008/25, T. 13.11.2012, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2010-12876-e-2008-25-k-06d5ce60e166