İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi

Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/383 E. 2024/921 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/383
Karar No
2024/921
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/383 KARAR NO : 2024/921 DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 10/02/2023 KARAR TARİHİ : 03/10/2024 KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 24/10/2024 Davacı tarafından mahkememizde açılan davada yapılan yargılama sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili mahkememize sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin Sözcü Gazetesi yayın sahibi olduğunu, davalı şirketin yayın sahibinin diğer davalı olan .... olduğunu, yeni ..... Gazetesine ait internet sitesi olan "..... com.tr" üzerinden yayınlanan; 19.07.2016 tarihli ".......'de Yer Aldı/ ......'den....." başlıklı haber sebebiyle müvekkillimi kişilik haklarını ihlal eden ve ticari itibarını zedeleyen ithamlarda bulunulmuş ve hakaret edildiğini, 2016 tarihli bu haber halen internet sitesinde yayında olup müvekkilin kişilik hakları zedelenmeye devam ettiğini, davalılar ile müvekkilleri arasında husumet bulunduğunu, hem müvekkilim, hem de davalı taraf; gerek haberin kaynakları tarafından, gerekse sosyal medyada dolaşan bilgi kirliliği yüzünden, doğruluğu kesin olmayan haber yaptıklarını, müvekkilim haberi verirken iddiadan ibaret olduğunu ısrarla vurgulamış, davalı taraf gibi keskin ve kışkırtıcı cümleler kurmadığını, haberin doğru olmadığı anlaşıldığında müvekkilim haberi yayından kaldırarak ve açıklama yaparak durumu telafi etmeye çalıştığını, davalı ise hatasını kabul etmek ve düzeltmek yerine, kendi sorumluluğunu müvekkilime yansıtmış ve hakaret ederek haber yaptığını, söz konusu haber sebebiyle müvekkilim hem ticari itibar ve saygınlık yönünden zedelenmiş, hem de okurları gözünde değer kaybettiğini, dava konusu manevi haklara tecavüz teşkil eden yayın dolayısıyla, müvekkilim için 40.000,00 TL'nin yayın tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Davaya konu yayın tarihi (19.07.2016) ile arabuluculuğa başvuru tarihi (24.01.2023) veya davanın açılma tarihi (10.02.2023) arasında 7 yıla yakın bir süre geçmiş; iki yıllık zamanaşımı süresi dolduğunu, müvekkilim dava tarihinden geriye doğru iki yıl içinde haberi yeniden yayınlamış değildir, davacı taraf, yayının halen erişilebilir olduğu iddiasını ileri sürmüşse de davaya konu haber tekrar ve ilk defa yayına konulmuş; gündeme getirilmiş; ana sayfadan duyurulmuş değildir, yeniden yayım iradesi bulunmadığından, arşivde yer alan bu yayın sebebi ile sürgit ve süresiz olarak dava açılabileceği söylenemeyeceğini, halen, herhangi bir internet kullanıcısının davaya konu haber içeriğine url adresini bilmeden ulaşması imkansızdır. Bu yönü ile basılı gazetelerin arşivlerin icra ettiği fonksiyonu icra etmektedir. Basılı gazetelerin de 7-8 yıl önceki arşivlerine ulaşma imkanı vardır. Ama bu durum, hiçbir surette 7-8 yıl önceki bu haberlerle ilgili zamanaşımı sürelerinin işlemeye dahi başlamadığı şeklinde yorumlanmadığını belirterek Davanın, zamanaşımı def'imiz sebebi ile reddine, yayın tarihinde sahip ve içerik sağlayıcısı olmayan davalıların internet sitesindeki haber sebebi ile sorumluluğu bulunmadığının davanın husumet sebebi ile reddine, dava konusu yazının basın özgürlüğü kapsamında, düşünce açıklama, haber verme ve eleştiri sınırları içinde kaldığı, biçim yönünden konu ile arasında bir bağ bulunduğu ve eleştirilerin nesnel bir olayla desteklendiği, eleştiri ve değer yargılarının sert ve çarpıcı bir üslupla kaleme alınmış olsa bile hukuka aykırı kabul edilmelerinin mümkün olmadığı nedenleri ile haksız davaların tümüyle reddine, ilk davada, 15 bin lira manevi tazminat talebinde bulunan davacının bu davada talep ettiği tazminat miktarının fazla olmasının manevi tazminatın bölünmezliği ve çelişkili davranış yasağı ilkesine aykırı olduğundan davanın bu yönüyle de reddine, davanın tümüyle reddine dair savunmalarımız saklı kalmak kaydı ile; davacının davalıya yönelik haksız fiili sebebi ile doğan manevi tazminat alacağını, işbu davada talep ettiği manevi tazminat alacağı ile takas ettiğimizden davanın takas def'i sebebi ile reddine, talep olunan tazminat tutarının fahiş olduğu gözetilerek, saldırıyı kınayan bir kararla yetinilmesini veya daha düşük miktarda tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizce ...... esas ....... sayılı 16/11/2023 tarihli karar ilamı ile; " Zamanaşımını durduran, kesen sebepler, zamanaşımı sürelerinin hesabına ilişkin konularda kanunun zamanaşımına ilişkin genel hükümleri uygulanmaktadır (Kılıçoğlu, Ahmet Mithat: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2005, s. 345). 818 sayılı Kanun’un 128 inci maddesine göre zamanaşımı süresi, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Ancak bazı alacakların nitelikleri ya da alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkinin özel niteliği zamanaşımı süresinin işlemesini haklı göstermeyebilir. Bu mantıktan hareket eden Borçlar Kanunumuz, zamanaşımını durduran ve kesen sebeplere yer vermiştir (Kılıçoğlu, s. 651). Zamanaşımının durması demek, o ana kadar işlemiş olan zamanaşımı süresinin işlediği noktada durması, buna yol açan sebebin ortadan kalktığı andan itibaren kaldığı yerden işlemeye devam etmesi demektir. Zamanaşımının kesilmesi (kat'ı) ise borçlunun veya alacaklının ya da hâkimin belli fiillerinin sonucu olarak işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin yanması ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasıdır. Zamanaşımının kesilmesi için zamanaşımının işlemekte olması gerekir. Zamanaşımı süresi dolmuşsa zamanaşımının kesilmesi söz konusu olmaz. Zamanaşımını kesen sebepler 818 sayılı Kanun'un 133 üncü (6098 sayılı Kanun'un 154 üncü maddesi) maddesinde gösterilmiştir. 818 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1-Borçlu borcu ikrar ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya rehin yahut kefil verdiği takdirde. 2-Alacaklı dava veya defi zımnında mahkemeye veya hakeme müracaatla veya icrai takibat yahut iflas masasına müdahale ile hakkını talep eylediği halde” şeklinde düzenleme mevcuttur. İlgili maddeye göre zamanaşımı: borçlunun bir fiili, alacaklının bir fiili, yargılama ve takibe ilişkin bir işlemle veya yargıcın emir ve hükmüyle kesilebilir. Alacaklının fiilleri ise dava açması, defi, dava zımnında mahkemeye müracaat etmesi, hakeme başvurması, icra takibine başvurması veya iflas masasına başvurması şeklinde gerçekleşmektedir. Alacaklının bir mahkemede alacağıyla ilgili dava açması zamanaşımının kesilmesi için yeterli olup davanın niteliği önem arz etmemektedir. Ayrıca dava açıldıktan sonra hâkimin duruşma esnasında veya dosyada yaptığı her işlem ve hüküm ile tarafların her işlem ve eylemi sonunda zamanaşımı yeniden kesilir, süre tekrar işlemeye başlar."(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2022/1885 esas, 2023/5707 karar) Davacı tarafın davaya konu haber ile ilgili 24.02.2017 tarihinde Küçükçekmece ..... Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dava açtığı, mahkemece görevsizlik kararı verildiği, görevli mahkemeye gönderme talebi olmaması sebebiyle 19.10.2020 tarihli ek karar ile davanın açılmamış sayılmasına kararı verildiği ve kararın 17.11.2020 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. İş bu dava ile ilgili arabuluculuk görüşmelerine 24.01.2023 tarihinde başlandığı, ve dava açılış tarihinin 10.02.2023 olduğu anlaşılmıştır. Mevcut olayımızda TBK 72. Maddesine göre 2 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, haber içeriği itibariyle ceza zamanaşımının uygulanmayacağı, davacı tarafın Küçükçekmece ...... Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açtığı davada ek karar ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş olması sebebiyle zamanaşımı süresinin kesilmediği, haber tarihinin 19/07/2016 olduğu dava ve arabuluculuk görüşme tarihi itibariyle dava zamanaşımı süresinin dolduğu, bu yönde davalı tarafın da itirazının bulunduğu göz önüne alınarak davanın zamanaşımı nedeniyle reddine" karar verilmiş olup, dosya davacı vekilinin istinaf başvuru dilekçesi vermesi üzerine istinafa gönderilmiştir. İBAM ..... HD....... esas ...... sayılı 17/04/2024 tarihli karar ilamı ile; "İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava; Basın yoluyla kişilik haklarının ihlali iddiasına dayalı manevi tazminat talebine ilişkindir. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 72. maddesi gereğince tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için, ceza davası açılmış bulunması gerekmediği gibi; Mahkumiyet kararı verilmiş olması da koşul değildir. Bu anlamda, Cumhuriyet Savcılığının kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı dahi, bağlayıcı ve etken değildir. Ceza mahkemesince, suç öğelerinin oluşmadığı sebebiyle beraat kararı verilmesi hali dışında; Eylemin suç oluşturup oluşturmadığının, hukuk yargıcı tarafından değerlendirilip saptanması gerekir (Emsal Yargıtay 4. Hukuk Dairesi Esas No: 2015/6361 Karar No: 2015/9462). Yukarıdaki açıklamalar ışığında; Haksız eylem tarihinin, haberin yayın tarihi olan 19/07/2016 tarihi olduğu, hakaret ve iftira iddiasıyla tazminat istemli dava açıldığına ve bu yöndeki hukuki değerlendirmenin hukuk hakimince de yapılabileceğine göre, eylemin yasal unsurlarının oluşması halinde aynı zamanda Türk Ceza Kanununda düzenlenen “hakaret ve iftira” suçunu oluşturacağı anlaşılmaktadır. Somut olaya uygulanacak zamanaşımı süresi TCK 66. maddesindeki 8 yıllık ceza zamanaşımı süresidir. Şu halde, haksız eylem tarihi olan yayın tarihi ile davanın açıldığı tarih arasında ceza zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşıldığına göre işin esasına girilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Bu sebeple davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmesi gerekmiştir. Yukarıda açıklanan hususlar gereğince sair yönler incelenmeksizin davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a/6. maddesi gereğince kaldırılmasına, yukarıdaki eksiklikler gereğince davanın esasıyla ilgili olarak yargılama yapılarak yeniden karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine" karar verilerek mahkememize gönderilerek mahkememizin ..... esasına kaydedilmiştir. İstinaf ilamı doğrultusunda ve dosyaya sunulan belge ve kayıtlara göre yapılan incelemede; Dava; Basın yoluyla kişilik haklarının ihlali iddiasına dayalı manevi tazminat talebine ilişkindir. Davalı şirkete ait haber sitesinin çıktısı dosyada mevcut 19.07.2016 günlü haberinde özetle; "...../ ..... " şeklinde haber yayınlandığı dosyada mevcut delillerden anlaşılmıştır. Davacı tarafın manevi tazminat talebinin dayanağı TMK'nun 24 ve 25.maddeleri ve TBK'nun 49.maddesi uyarınca kişilik haklarına saldırı olduğu anlaşılmıştır. Anayasaya göre basın özgür ise de bu özgürlüğün sınırsız-mutlak bir özgürlük olmadığı, yine Anayasanın çizdiği sınırlar çerçevesinde kullanılabileceği aşikardır. Basın-yayın yoluyla yapılan haberlerde, yayının kişilik haklarına yönelik saldırı niteliği taşıyıp taşımadığı yönünde yüksek yargı içtihatları ile kabul edilmiş bir kısım ölçütler getirilmiştir. Bunlar; -Yayının güncel olması, -Yayının görünür gerçeğe uygun olması, -Yayının yapılmasında kamu yararı bulunması, -Yayının toplumsal ilgiyi haiz olması, -Yayında biçimle öz arasında denge bulunması(yayının ölçülü olması) olarak sayılmakta olup, yayının hukuka uygun kabul edilebilmesi için tüm bu ölçütlerin tamamının bulunması gerekmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ...... Esas ..... Karar sayılı kararında "...Basının kamu görevi yapmasında göz önünde tutulan amaçla, kişilik haklarına verilen zarar arasında açık bir oransızlık varsa, yayımın hukuka aykırı olduğu kabul edilmelidir. Objektiflikten ayrılmak, haber sınırını aşmak, genişletici ve yanlış yorumlarda bulunmak, gerçek dışı haber vermek, yersiz şekilde onur kırıcı sözler kullanmak, dürüstlük kurallarına aykırı davranmak, kişisel nedenlerle salt sansasyon amaçlı yayım yapmak, hukuka aykırıdır" denilmiştir. Yine aynı kararda "...basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi için haberin görünür gerçekliğe uygun olması gerekir. Bu durumda, haberin iddiadan öteye geçmemesi ve gerçeklik unsuru taşımaması nedeniyle davacıyı yıpratmaya ve hedef göstermeye yönelik olduğunun kabulü gerekir. Yayında kullanılan bu sözler amacı ne olursa olsun başlı başına kişilik haklarına haksız bir saldırı oluşturduğundan manevi tazminata hükmedilmesi gerekir" şeklinde karar verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ..... Esas ...... Karar sayılı kararında "...Basın, yaptığı yayımlarda gerek Anayasanın Temel Haklar ve Ödevler bölümünde yer alan ve gerekse TMK'nun 24 ve 25.maddelerinde ve ayrıca özel yasalarda güvence altına alınmış olan, kişilik haklarına saygı göstermek, bunlara saldırı niteliği taşıyabilecek tutum ve davranışlardan kaçınmak zorundadır. Bu cümleden olarak basın, belirli bir kişinin fikrini tartışmak zorunda kaldığı durumlarda bile, objektif bilgi vermekle ve eleştirmekle yetinmeli, olayları tahrif etmek veya kuşkuları yaymak gibi hukukun izin vermeyeceği yollara başvurmamalıdır. Özellikle de hakaret niteliğinde ya da yersiz, onur kırıcı söz ve deyimlerin kullanılmasından kaçınmalıdır. Basının kamu görevi yapmasında göz önünde tutulan amaçla, kişilik haklarına verilen zarar arasında açık bir oransızlık varsa, yayımın hukuka aykırı olduğu kabul edilmelidir. Objektiflikten ayrılmak, haber sınırını aşmak, genişletici ve yanlış yorumlarda bulunmak, gerçek dışı haber vermek, yersiz şekilde onur kırıcı sözler kullanmak, dürüstlük kurallarına aykırı davranmak, kişisel nedenlerle salt sansasyon için yayım yapmak hukuka aykırıdır. Bu açıklamalardan sonra, denilebilir ki, basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi için haberin gerçeğe uygun olması, gerçeğe uygun yayımın haber niteliği taşıması, gerçeğe uygun haberlerin verilmesinde nesnel (objektif) ölçütlere uyulması, haberin veriliş biçimi yönünden özle biçim arasında ölçülülük bulunması gerekir. Bir yayımın hukuka uygun olduğunun kabul edilebilmesi ancak açıklanan bütün bu koşulların birlikte varlığı halinde mümkündür. Yapılan bir yayım bu temel ilkelerden herhangi birine ters düşüyorsa hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmiş olacaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.06.2015 tarihli ve 2014/4-33 E., 2015/1504 K., 08.05.2013 tarihli ve 2012/4-1162 E., 2013/631 K.sayılı kararları).Öte yandan haberde gerekli, yararlı ve ilgili olmayan nitelemeler ve yorumlar yapıldığı, haberin içeriğine uygun düşmeyen, tahrik edici, kamuoyunda husumet ve kuşku yaratıcı, güveni zedeleyici bir üslubun kullanıldığı durumlarda, özle biçim arasındaki denge bozulmuş sayılır. Bu da hukuka aykırılığın varlığını kabule imkan sağlar. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yaptığı yayımdan dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayımın hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayımdaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır...Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi tarafından gazetecilere tanınan özgürlük, gazetecilik etik ve ilkelerine uygun olarak topluma doğru ve güvenilir bilgi sağlamak için iyi niyetle hareket etmeleri şartıyla sınırlıdır. Bu nedenle algı da yaratılmaması gerekir. Basının üçüncü kişiler hakkında ileri sürdüğü, şeref ve itibarlarını zedeleyici nitelikteki olgusal isnatların doğruluğunu araştırma yükümlülüğü vardır..." şeklinde karar vermiştir. Tüm bu açıklamalar doğrultusunda somut olaya bakıldığında; davalı tarafça yayınlanan gazete 19.07.2016 tarihli haberinde, "......" ifadelerini kullandığı, bu kapsamda davalı tarafça yapılan yayının görünür gerçeğe uygunluk ölçütü ile yine ölçülülük (biçimle öz arasında denge) ölçütüne aykırı olduğu, dolayısıyla söz konusu haberin davacıların kişilik haklarına saldırı niteliğinde olması nedeni ile davacının manevi tazminat talebinin haklı olduğu kanaatine varılmış, ancak yapılan haberin sunuluş ve yayınlanış şekli ile saldırının boyutu göz önünde bulundurularak mahkememizce manevi tazminat miktarı takdir olunarak fazlaya ilişkin talebin reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM-Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın KISMEN KABULÜ ile 35.000,00-TL manevi tazminatın 19.07.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 2-Harçlar Kanunu'na göre belirlenen 2.390,85-TL ilam harcından peşin alınan 683,10-TL harcın mahsubu ile bakiye 1.707,75-TL'nin davalılardan alınarak Hazine'ye gelir kaydedilmesine, 3-Davacı tarafından sarf edilen 179,90-TL Başvuru Harcı, 683,10-TL Peşin Harç olmak üzere toplam 863,00-TL'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 4-6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre alınan 3.120,00-TL arabulucu ücretinin kabul red oranına göre hesaplanan 2.730,00-TL'nin davalılardan alınarak Hazineye İrat kaydedilmesine, 5-6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre alınan 3.120,00-TL arabulucu ücretinin kabul red oranına göre hesaplanan 390,00-TL'nin davacıdan alınarak Hazineye İrat kaydedilmesine, 6-Davacı tarafından sarf edilen 422,00-TL posta masrafından kabul red oranına göre hesaplanan 369,25-TL'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmın iş bu davacı üzerine bırakılmasına, 7-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davacıya verilmesine, 9-Davalılar kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 5.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalılara verilmesine, 10-HMK’nın 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra artan avansın taraflara iadesine, Dair, davacı ve davalılar vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi İSTİNAF yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.03/10/2024 Katip ...... ¸e-imzalıdır Hakim ..... ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır

Atıf: Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/383, K. 2024/921, T. 03.10.2024, www.arakarar.com/karar/bakirkoy-5-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-383-e-2024-921-k-d3c50f472c96