İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/80 E. 2023/927 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/80
- Karar No
- 2023/927
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/80 Esas KARAR NO : 2023/927 DAVA : İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 02/06/2022 KARAR TARİHİ : 06/11/2023 KARAR YAZIM TARİHİ : 04/12/2023 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil ile davalı arasında ... tarihleri arasında düzenlenmesi taahhüt edilen ... (...) Fuarı", müvekkilin üyesi olduğu ... (...) ile .... A.Ş. arasında ... tarihli "... Fuarı’nın Organizasyonuna Dair Sözleşme" ve bu Sözleşme dayanak alınarak imzalanan .... tarihli "...Fuarı'nın Yapımına İlişkin Ek Sözleşme"yle belirlenen fuar tarihinin pandemi nedeniyle ... tarihleri arasına ertelendiğini, sözleşme uyarınca 139.230,64-TL'nin davalıya ödendiğini, müvekkilin bu ödenen bedelin iadesini istediğini, davalının iade etmemesi üzerine İstanbul ... İcra ... Esas sayılı dosyasında başlatılan takip başlatıldığını, davalının takibe haksız ve hukuksuz olarak itiraz ettiğini ileri sürerek; itirazın iptaline, takibin devamına, %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkil şirketin fuar tarihini değiştirme hakkının bulunduğu, fuar tarihinin değiştirilmesi katılımcılara sözleşmenin feshini ve ödenen bedelin iadesi hakkını tanımadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, İİK'nun 67. Maddesine göre alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde, davacı tarafından davalı aleyhine 139.980,41-TL cari hesap alacağının tahsili amacıyla ilamsız takip başlatıldığı, süresinde borç ve ferilerine itiraz edilmesi sonucu takibin durduğu itiraz ve davanın süresinde olduğu anlaşılmıştır. Dosyaya sunulan belge ve kayıtlarla birlikte dosya mali müşavir bilirkişisine tevdi edilmiş, bilirkişi tarafından düzenlenen raporda özetle; ''Davacı şirket ile davalı şirket arasındaki ticari işlemlerle ilgili olarak 15.10.2020 tarihli katılımcı sözleşmesi bulunduğunu, davalı tarafından 15.10.2020 tarihli Katılımcı sözleşmesi’ne istinaden tahsil edilen toplam 139.230,64 TL için herhangi bir fatura kesilmediği, 15.10.2020 tarihli Katılımcı sözleşmesine istinaden davacı tarafından dökümü yapılan çeşitli vadelerde 7 adet senet karşılığı 115.615,64 TL ve 23.615,00 TL nakit olmak üzere toplam 139.230,64 TL ödeme yapılmış olup tüm senetlerin ödendiğine dair banka dekontlarının mevcut olduğu, yapılan sözleşmenin taraflarının Davacı ile davalı arasında olması, davalının ... ce ... A.Ş. arasında yapılan sözleşmelerin dava konusu sözleşmelerle ilişkilendirilemeyeceğinden, Davalının kendi kusurundan kaynaklanmayan bir sebepten dolayı fuarı iptal veya başka bir yer ve tarihe ertelemediğinden ve yapılan ertelemelerin ilgili mercilere zamanında bildirilip onay alındığından dolayı davacının Fuar Katılım Sözleşmesi’nin 2. Maddesi gereği ödemiş olduğu tutarı geri isteme durumunun olmadığı...'' şeklinde tespit ve rapor edilmiştir. Bilirkişi raporunun denetime ve hükme esas almaya elverişli olduğu görülmüştür. Ticari defterlerin delil olmasına ilişkin düzenleme HMK 222. maddede yer almaktadır. Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir (HMK 222/1). Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır (HMK 222/2). Bu şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiği ise üçüncü fıkrada düzenlenmiştir. Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur (HMK 222/4). Davacının ticari defterlerinin açılış ve kapanış onaylarını zamanında yaptırdığı dolayısıyla, T.T.K.'nun amir hükümlerine göre, davacı şirketin Ticari Defterleri lehine delil teşkil ettiği kanaatine varılmış olup hükme esas alınmıştır. Bu konuda Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.11.2019 ve 2017/13-515 Esas, 2019/1233 Karar sayılı ilamına baktığımızda; "Kurulmuş bir sözleşmede sonradan ortaya çıkan bazı olgular nedeniyle değişiklik yapılabilmesi, bugün çağdaş tüm hukuk sistemlerinde kabul edilen, beklenmeyen hâl (emprevizyon) veya clausula rebus sic stantibus kuramının koşullarının gerçekleşmiş olması hâlinde mümkün görülmektedir. Bu kuramın, borçlunun şartları ne olursa olsun mutlaka akde sadık kalmasını zorunlu gören, bir bakıma artık eskimiş olarak nitelendirilebilecek ahde vefa veya pacta sunt servanda kuramını sınırlamak için konulduğu benimsenmektedir. Beklenmeyen hâl kuramı, şöyle açıklanmaktadır: “Akit yapıldığı sırada mevcut bulunan şartlar önemli surette değişmişse taraflar akitle bağlı olmamalıdır. Buna “clausula rebus sic stantibus” (beklenmeyen hâl şartı) denmektedir. Bu görüş öğretide “emprevizyon teorisi” adıyla anılmaktadır. Öğretide, sözleşmenin, yapıldığı andaki durumun değişmeyeceği şeklindeki bir zımni kabul ile yapıldığı, aynen uygulanmasının taraflarca bu zımni şarta bağlı tutulduğu varsayılmaktadır (Tekinay, S.S./Akman, S./Burcuoğlu, H./Altop, A.: Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 7.Bası,İstanbul 1993, s.1005). Anlaşılacağı üzere hukukumuzda ahde vefa ilkesinin geçerli olduğu ancak bir kısım özel şartların bir araya gelmesi halinde TBK'nun 138. maddesi çerçevesinde sözleşmeyle bağlılık ilkesinin ihmal edilebileceği açıktır. Taraflar arasındaki sözleşmeyi etkiler şekilde dünya genelinde ortaya çıkan COVİD-19 pandemisi ve bu bağlamda yasa koyucu tarafından alınan önlemler ve bu minvalde yapılan düzenlemelerin sosyal hayat ve doğal sonucu olarak iş hayatına etkileri hukuken meşhur ve maruf vakıalardandır. Bu vakıaların taraflar arasındaki davaya konu olan hizmet ilişkisine etkilerinin yukarıda özetlenen hukukun genel ilkeleri ve yasal düzenlemeler ışığında açılmış bulunan davada mahkemece değerlendirileceği açıktır. Ancak, söz konusu uyuşmazlığın değerlendirileceği yargılama sürecinde yine yukarıda izahı yapılan sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa - Pacta Sund Servanda) ve sözleşme serbestliği ilkeleri ile beklenmeyen hâl (emprevizyon) veya clausula rebus sic stantibus kuramı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği izahtan varestedir. (Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi'nin 2021/632 esas-2021/668 karar) 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 136. maddesinde “Genel Olarak" madde başlığı altında “Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır. Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür. Yeni koronavirüs (Covid-19) salgını Mart 2020 ayından itibaren ülkemizde görülmeye başlanmış ve bu kapsamda hastalığın yayılmasının kontrol altına alınması amacıyla çeşitli tedbirlere başvurulmuştur. Bu tedbirler kapsamında olmak üzere zaman zaman ve ihtiyaç durumuna göre sokağa çıkma yasağı uygulanması, iş yerlerinin kapatılması veya esnek çalışma, düğün törenlerinin ertelenmesi, evden çalışma gibi değişkenlik gösteren tedbirler uygulanmış olup, salgının etkilerinin ve yetkili kurumlarca alınan tedbirlerin halen devam ettiği bilinmektedir. Yaşanılan salgın hastalık sürecinin olağanüstü bir durum olduğu ve taraflarca öngörülemeyeceği açıktır. O halde genel olarak salgın hastalık sürecinin Türk Borçlar Kanunu'nun 138.maddesinde belirtilen olağanüstü durum olarak kabul edilmesi, Türk Borçlar Kanunu'nun 136.maddesinde belirtilen borçludan kaynaklanmayan imkansızlık sebebi olarak kabul edilmesi gerekir. Somut olayda davacının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 138. Maddesi uyarınca sözleşmeden dönme hakkını haiz olduğu, davacının belirsiz tarihlerde fuarlara katılımına zorlanamayacağı kanaati hasıl olmakla, 6098 S. TBK 136.maddesi uyarınca borçluya sorumluluk isnat olunamayan hallerde borcun sona ereceği, bununla birlikte karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bu suretle borçtan kurtulan tarafın sözleşmeye istinaden aldığı edimi aynen iade yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu durumda; fuar hizmetini almayan davacıya 139.230,64 TL'yi ödemesi gerektiği kanaat hasıl olmuştur. Taraflar arasındaki Sözleşme'nin 2. Maddesi uyarınca "Düzenleyici Fuar Katılım bedelini fuar iptalini bildiriminden itibaren 30(Otuz) gün içinde Katılımcı’ya iade eder." sözleşmeden dönme yönündeki katılmama irade beyanının iletildiği tarih olan 23/12/2020 tarihli ihtarname ile 30(otuz) gün içinde Katılımcı'ya iade etmesi gerektiği halde etmemesi nedeniyle mütemerrit olduğu, bu nedenlerle davacının sözleşmede belirtilen tarihlerde yapılmayan fuara ilişkin davalı tarafça sözleşmede belirtilen edim yerine getirilmediğinden davacı tarafça ödenen bedelin iadesini talep etmekte hukuken haklı olduğu kanaatine varılmış ve toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; alınan bilirkişi raporu ile de alacak ispatlanmıştır. Toplam alacağın 139.230,64 TL asıl alacak, 749,77 TL noter ihtarname bedeli olmak üzere 139.980,41 TL olduğu, gerek icra aşamasında gerekse yargılama aşamasında söz konusu borcun ödenmediği anlaşılmakla davacı tarafından davalı aleyhine açılan itirazın iptali davasının kısmen kabulü ile likit olan alacağa yapılan itirazdan dolayı davacı lehine %20 icra inkar tazminatına hükmedilmiştir. Açıklanan nedenlerle davanın kabulüne dair aşağıda yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KABULÜ ile; İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyasına yapılan itirazın İPTALİ ile takibin 139.230,64 TL asıl alacak, 749,77 TL noter ihtarname bedeli olmak üzere 139.980,41 TL üzerinden takip talebindeki diğer koşullar ile devamına, 2-139.980,41 TL'nin %20'si oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Harçlar Kanunu'na göre belirlenen 9.562,06-TL ilam harcından peşin alınan 1.690,62-TL harcın mahsubu ile bakiye 7.871,44-TL'nin davalıdan alınarak Hazine'ye irat kaydına, 4-6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre alınan 1.560,00-TL arabulucu ücretinin davalıdan alınarak Hazine'ye irat kaydına, 5-Davacı tarafından sarf edilen 2.000,00-TL bilirkişi ücreti, 131,00-TL posta masrafı, 80,70-TL başvuru harcı, 1.690,62-TL peşin harç olmak üzere toplam 3.902,32-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 22.396,86-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davacıya verilmesine, 7-HMK’nın 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra artan avansın taraflara iadesine, Dair, tarafların yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 06/11/2023 Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ... ¸e-imzalıdır *Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu kapsamında e-imza ile imzalanmıştır.