İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/418 E. 2024/795 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/418
- Karar No
- 2024/795
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/418 Esas KARAR NO : 2024/795 Karar DAVA : İtirazın İptali DAVA TARİHİ : 06/05/2024 KARAR TARİHİ : 10/09/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 12.09.2024 Davacı tarafından mahkememizde açılan İtirazın İptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkili olduğu ... Ticaret A.Ş. (.... A.Ş.), .... Belediyesi (....) tarafından 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun 26. maddesinde verilen yetkiye dayanılarak TTK. hükümleri kapsamında kurulmuş bir sermaye şirket olduğunu, müvekkili .... A.Ş sermayesinin 999,87 hisse oranına sahip olan ... Belediyesi'nin (....) iştirak şirketi olduğunu, hal böyleyken, davacı müvekkili şirket yapığı ve yapacağı tüm iş ve işlemlerde TBK TTK hükümlerinin yanı sıra 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve sair mevzuat hükümlerine de tabii olduğunu, 30.11.2007 tarihli 2860 sayılı ... meclis kararı ile mülkiyeti ...'ye ait olan çiçek satış yerlerinin işletme ve tasarruf yetkisi, elde edilecek gelirin Y50'sinin ...'ye ödenmesi kaydıyla 10 yıl süre ile müvekkili .... A.Ş.'ye verilmiştir. müvekkili şirket, ... meclis kararı ile verilen işbu tasarım yetkisi kapsamında çiçek bütelerini işletmeye başladığını, bu kapsamda davalı borçlu ile çiçek Büfesi İşletme Sözleşmesi imzalandığını, Sözleşmenin 5. maddesine göre 30.06.2017 tarihinde sözleşme süresi sona ermekle olup, sözleşmenin süre sonunda devam edeceklerine ilişkin hiç bir hüküm de bulunmamasına rağmen davalı borçlu büfeyi tahliye etmeksizin haksız işgal ederek kullanmaya devam ettiğini, 17.07.2020 Tarih - 606 Sayılı Meclis Kararma göre müvekkili şirketin söz konusu çiçek büfelerini işletme yetkisi 30.11.2022 tarihine kadar devam ettiğinden ve büfeler üzerindeki hak ve tasarruf yetki: mevcudiyetini korumuş olduğundan davalı borçlu işletmecinin cari hesap borcunu ödenmesini talep etme zarureti hasıl olduğunu, 2. Davalı Borçlu İle Müvekkil Şirket Arasındaki 01.12.2016 Tarihli 11 Nodu ..... Büfe: İşletme Sözleşmesinin Süresi Dolmuş Olmasına Rağmen Davalı Borçlu 11 Nodu ...... Büfesini Hukuki Bir İlişkiye Dayanmaksızın Kullanmaya Devamı Etmiş olduğunu, 3. Davalı Borçlu Ödeme Emrine İtiraz Etmiş Olmasına Rağmen Bir Süre Sonra Dosyaya Kısmi Ödeme yaptığını, davacının itirazı Haksız olduğundan hesaplamaya göre takibin devamına Karar verilmesi gerektiğini kalan bir tutar var ise de takip tarihinde ki asıl alacaktan mahsup edilerek takip tarihi itibariyle borçluların sorumlu olduğu bakiye asıl alacak belirlenmesi gerektiğini, Sonrasında ise dava tarihine kadar işleyecek faizin belirlenmesi gerektiğini, davalı Borçlunun İcra Takip Dosyasına İtirazı Haksız ve Kötü Niyetli Olduğundan İçerir inkar tazminatına Hükmedilmesi gerektiğini, davalı borçlunun Faize İtirazı Bulunmakta Olup Faize İlişkin Yapılan İtirazlar hukuka Dayanaktan yoksun olduğunu, dava Şartı Olan Ticari Arabuluculuk Görüşmeleri Kapsarmada Borçlu İle anlaşılamadığını, açıklanacak hususlar ile mahkemece resen ele alınarak nedenler ışığında; davamızın kabulüne, davalı borçlunun Bakırköy .... İcra Müdürlüğünün ... E. saylı icra takibine yaptığı itirazın iptali ile takibin devamına, alacağa takiplen sonra rceskont avans işletilmesine ve haksız iliraz eden davalı borçlu aleyhine alacağın 4020'sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesi talep ve dava etmiştir. Davalı cevap dilekçesi sunmamıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Davacı tarafından Mahkememiz nezdinde açılan dava ile Bakırköy ... İcra Dairesi'nin ... E. Sayılı takip dosyasında davalı aleyhine yapılan takipte davalının itirazının iptalinin talep edildiği anlaşılmaktadır. Bakırköy .... İcra Dairesi'nin ... E. Sayılı takip dosyası incelendiğinde; davacı tarafından davalı aleyhine taraflar arasındaki çiçek büfesi işletme sözleşmesi kapsamında doğan alacakların talep edildiği anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki sözleşme incelendiğinde; sözleşmenin 4.1. Maddesinde; davacı tarafından sözleşmeye konu büfenin davalıya kiralandığının açık bir şekilde belirtildiği, 4.6. Maddesinde alt kira yasağının bulunduğu, 4.16. maddesinde; yan giderlerden davalının sorumlu olduğu, 4.17. Maddesinde depozitonun düzenlendiği, sözleşmenin 10. Maddesinde de yine açık bir şekilde taraflar arasındaki ilişkinin kiralama ilişkisi olduğunun belirtildiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda taraflar arasındaki iddia edilen alacağın kira sözleşmesinden kaynaklandığı, takibe dayanak taraflar arasındaki sözleşmenin bir bütün halinde incelenmesi sonucunda sözleşmenin kira sözleşmesi niteliğinde olduğu ve kira hükümlerinin ağır bastığı, davalının büfede satacağı ürünlerin davacı tarafından temin edilmediği, sözleşmeye göre satılacak ürünlerin davalı tarafından temin edileceği, taraflar arasında kar/zarar ortaklığı gibi bir durumun bulunmadığı, bayilik, şube veya franchise sözleşmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda taraflar arasındaki sözleşmenin esaslı unsurunun kira ilişkisi olduğu ve davacının talep ettiği alacağın kira bedelinden kaynaklandığı sabit görülmüştür. 6100 sayılı HMK'nın 4. Maddesinin 1. Fıkrasının (a) bendi şu şekildedir: " Kiralanan taşınmazların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaları" İlgili hükümden görülebileceği üzere kira ilişkisinden doğan tüm alacak davalarında Sulh Hukuk Mahkemeleri görevli olup, işbu davaya konu alacağın da taraflar arasındaki kira sözleşmesinden kaynaklandığı bu sebeple Sulh Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Bir sözleşmenin niteliğini, yazılışı ve taşıdığı hükümler tayin eder. Yorum, bir irade beyanının manasının tespitidir. Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır(TBK md 19/1). Bu aşamada, adi ortaklık ve ürün (hasılat) kirası sözleşmelerinin hukuki niteliğinin incelenmesinde fayda bulunmaktadır. Adi ortaklık; iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir(TBK md 620/1). Diğer bir anlatımla, adi ortaklık; birbirini tanıyan, birbirlerinin kabiliyet ve şahsiyetlerine güvenen, eşit ve aynı durumda olan gerçek veya tüzel kişilerin, müşterek amacın gerçekleştirilmesini sağlayacak vasıtaları (katılım paylarını) ortaklığa getirme konusunda karşılıklı ve uygun irade beyanlarının birbirine ulaşmasıyla teşkil eden bir kişi topluluğudur. Buna göre adi ortaklığın unsurları; kişi, müşterek amaç, müşterek amaç uğruna birlikte çaba (affectio societatis), katılım payı (sermaye) ve sözleşme bağı şeklinde belirtilebilir. Bu nedenle, her olayda bu unsurların var olup olmadığının araştırılması gerekir. Ancak, adi ortaklığın, bazı komşu hukuksal müesseselerden, özellikle ürün (hasılat) kirası sözleşmesinden ayırt edilmesini sağlayan temel kriterler; müşterek amaç ve müşterek amaç uğruna birlikte çaba unsurudur. Zira, ortaklığa sermaye olarak yalnızca emeğini koyan ortağın zarardan muaf tutulabileceğini öngören TBK'nın 623/3 maddesi hükmünün karşıt anlamına (argumentum a contrario) başvuran Türk doktrininde, ortaklığa sermaye olarak salt emeğini koyan ortak dışında hiçbir ortağın zarardan muaf tutulamayacağı, müşterek amacın ve sonuçta adi ortaklığın varlığından söz edebilmek için bütün ortakların hem kazanca ve hem de zarara katılmalarının gerekli olduğu görüşü egemendir. Ayrıca, ortakların müşterek amaca ulaşmak için birlikte çaba sarf etmek konusunda yükümlülük altına girmeleri, adi ortaklığın varlığı bakımından zorunludur. Bu unsur, ortaklık sözleşmesinin içeriğinde mutlaka yer almalıdır(Prof. Dr. Nami Barlas; Adi Ortaklık Temeline Dayalı Sözleşme İlişkileri, 3.Baskı, İstanbul 2012, s. 25-40). Ürün (hasılat) kirası ise; kiraya verenin kiracıya ürün (hasılat) veren bir mal, işletme ya da hakkın kullanılmasını, semerelerinden yararlanılmasını veya işletilmesini belli bir bedel karşılığında terk ettiği kira türüdür(TBK md.357). Hemen belirtmek gerekir ki, hem doğal hem de hukuki ürün getiren eşya ürün kirasına konu olabilir. Bu kapsamda işletmenin işletilmesi sonucu elde edilen kâr, hukuki ürün olarak nitelendirilebilir. Lokanta, otel, kantin, hastane, okul, dükkan, fabrika gibi iş yerlerinin işletilmek maksadıyla kiraya verilmesinde, reklam panolarının kiralanmasında, taksi kiralarında söz konusu olan ürün kirasıdır (Prof.Dr. Azra Arkan Serim; Hasılat Kirasında Tarafların Hak ve Borçları, İstanbul 2010, s. 3). Yerleşmiş Yargıtay uygulamasına göre de; kira sözleşmesinin, ürün kirasına ilişkin hükümlere tabi olabilmesi için, kiralananın işletme ruhsatıyla birlikte işletme hakkının devredilmiş olması gerekir. Öte yandan, ürün kirasında; kira bedelinin, üründen bağımsız bir bedel olarak kararlaştırılması hâlinde genel ürün (hasılat) kirasından; buna karşılık kira bedeli, ürünün belli bir hissesi ya da bölümü olarak belirlenmiş ise, katılmalı (iştirakli) ürün kirasından söz edilir (6098 sayılı TBK m. 357). Bununla birlikte kira bedelinin karma olarak yani bir kısmı sabit bir miktar, bir kısmının da üründen bir bölüm olarak belirlenmesi de sözleşme özgürlüğü çerçevesinde mümkündür. Ürün kirası sözleşmesi ile adi ortaklık sözleşmesini, özellikle müşterek amaç unsuru birbirinden ayırt eder. Ürün kirasında müşterek amaç takip edilmemesi önemli bir ayırt edici unsurdur. Bir sözleşmede kira bedeli, kiracının kiralanandan elde ettiği gelirin (kazancın) bir kısmını oluşturuyorsa, ürüne katılmalı kira söz konusu olur. Buna karşılık taraflar, ortak bir amaca ulaşmak için emek ve sermayelerini birleştirmek suretiyle bir araya getirmişler veya kazanç yanında zararın paylaştırılmasını da kararlaştırmışlarsa, adi ortaklık sözleşmesi söz konusu olur(Prof. Dr. Fikret Eren; Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Ankara 2015, s.435). Yapılan açıklamalar ve TBK'nın 19/1. maddesi ışığında taraflarca imzalanan sözleşmeler bir bütün olarak incelendiğinde; 24/12/2008 tarihli sözleşme ve ek sözleşmede, ... Tic. ve Ltd. Şti ve .... Derneği ile akdettiği sözleşme ile .... İstasyonu Bölgesi olarak tanımlanan yerde istasyonun yapımını ve işletme hakkını elde eden, sonrasında bu yerlerde intifa hakkı sahibi olan .... ile bayilik sözleşmesi akdeden davacı (birleşen davada davalı) .... A.Ş.'nin, söz konusu iki adet akaryakıt istasyonunun işletme hakkını 05/05/2019 tarihine kadar belli bir (ilk yıl aylık 60.000 TL, sonraki yıllarda ÜFE artış oranına göre belirlenecek) bedel karşılığında davalı(birleşen davada davacı) .... Ltd. Şti'ye terk edeceğinin, işletme faaliyeti ile ilgili tüm giderlerin davalı tarafından karşılanacağının, bu bağlamda davacı tarafından işletme giderleri ile ilgili olarak bir ödeme yapılması halinde ise bildirim üzerine derhal davalı tarafından ödeneceğinin kararlaştırıldığı, 12/03/2010 tarihli sözleşmede ise tarafların yer değiştirdiği ve aynı istasyonların işletme hakkının davalı tarafından davacıya belli bir bedel karşılığında terk edileceğinin, işletme giderlerinin de aynı doğrultuda davacı tarafından karşılanacağının kararlaştırıldığı, 10/09/2012 tarihli ve "Ek Protokol" başlıklı sözleşmede ise; işbu sözleşmenin 24/12/2008 tarihli sözleşmenin ayrılmaz parçası olduğunun ve 24/12/2008 tarihli sözleşmeye ek olarak davalının akaryakıt istasyonlarından elde ettiği gelirin % 35'ini davacıya vereceğinin kararlaştırıldığı, söz konusu kararlaştırmaları içeren sözleşmelerde, müşterek amaç ve müşterek amaç uğruna birlikte çaba unsurlarının bulunmadığı, aksine taraflar arasındaki uyuşmazlığı oluşturan işbu sözleşmelerin, yukarıda açıklanan ürün (hasılat) kira sözleşmelerinden olduğu, dolayısıyla asıl ve birleşen davanın, ürün kirası sözleşmelerine dayalı alacakların tahsili istemini içerdiği anlaşılmaktadır." Bu bağlamda davaya konu olayda davacının itirazın iptalini talep ettiği alacağın taraflar arasındaki kira sözleşmesinden kaynaklandığı ve nitelik itibariyle kira alacağı olduğu bu sebeple uyuşmazlığın çözümünde Sulh Hukuk Mahkemeleri'nin görevli olduğu anlaşılmakla 6100 sayılı HMK'nın 114/1-(c) maddesinin atfı ile aynı kanunun 115/2.maddasi uyarınca dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usul yönünden reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının açtığı davada,mahkememizin görevli olmadığı anlaşılmakla;açılan davanın, HMK'nun 115/2.maddasi uyarınca aynı kanunun 114/1-(c) maddesinde belirtilen dava şartı noksanlığı nedeniyle usul yönünden REDDİNE,mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, 2-6100 Sayılı HMK'nun 20. maddesi gereğince taraflardan birinin görevsizlik kararı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmelerinin gerektiğin, aksi taktirde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin İHTARATINA, 3-HMK'nun 20 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip yasal iki haftalık sürede talepte bulunulduğunda dosyanın görevli Bakırköy Sulh Hukuk Mahkemesi'ne tevzi edilmek üzere Bakırköy Hukuk Mahkemeleri Tevzi Müdürlüğü’ne GÖNDERİLMESİNE, 4-Mahkememizce verilen görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra dava yetkili ve görevli mahkemede devam edilmemesi ve talep halinde yargılama giderlerinin değerlendirilerek HMK' nun 331/2. maddesi gereğince bir karar verileceğinin İHTARATINA, 5-Harç ve masrafların görevli mahkemede nazara ALINMASINA, Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 10/09/2024 Katip ... ¸e-imza Hakim ... ¸e-imza