İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/721 E. 2024/858 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/721
- Karar No
- 2024/858
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/721 Esas KARAR NO : 2024/858 DAVA : Ticari Şirket (Fesih İstemli) DAVA TARİHİ : 23/07/2023 KARAR TARİHİ : 26/09/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 09/10/2024 Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Fesih İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının e-devlette yaptığı rastgele bir kontrol sırasında kendi adına açılmış bir şirket olduğunu görmüş olup kendisinin bu şirket ile herhangi bir ilgisi bulunmadığını, şirketlere yönelik işlemleri yapan gerçek kişilerin kim olduğunun tespitini, davacının kişisel verileri de dahil olmak üzere davalı şirketlerle ilgisini gösteren her türlü hususun ticaret sicilden terkinine, bu mümkün değilse davacının dava konusu şirketlere hissedar olmadığının sicile kayıt ve tesciline karar verilmesini, davalı olarak gösterilen şirketlerin feshini, talepler hakkında karar verilinceye kadar geçerli olmak üzere ticaret sicilden şirketlere yönelik bir ihtiyati tedbir kararı verilerek şirketlere ilişkin işlemler yapılmasının durdurulması, şirketlerin işlemlerinin askıya alınmasını talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, Ticaret Sicil Müdürlüğünde yapılan işlemlerin sahte olduğu kabul edilebilirse de tescil anında Ticaret Sicil Müdürlüğünün bunu bilme imkanının bulunmadığını, davada belirtilen maddi olgular doğru olsa bile davanın doğru bir dava olmadığını, şirketin gerçek ortak ve yöneticisi olduğu öne sürülen şahıslar (şirket adına) sahte olduğu öne sürülen şahsa karşı dava açarak işlemleri iptal ettirerek tescili de aynı şekilde iptal ettirmek durumunda olduğunu, sahte imza/evrak bulunması gibi iddiaların varlığının, müvekkil müdürlük tarafından tespitinin mümkün olmadığı gibi, yine, davacının bu konudaki iddialarının doğruluğu hâlinde de, bunun muhatabının kuşkusuz yanıltıcı veyahut da dolandırıcı eylem içinde bulunanlar olması gerektiğini, mevzuata uygun işlem yapan müvekkil müdürlük davanın açılmasına sebep olacak herhangi bir işlem yapmadığı gibi, aslında huzurdaki davanın tarafı dahi değil olmadığını, huzurdaki davada davaya konu şirketlerin tescil işlemlerini mevzuata uygun yapan müvekkile husumet dahi yöneltilemeyeceğini, müvekkil davanın açılmasına sebep olmamıştır, bu nedenle “yargılama giderleri” ve “vekalet ücreti”nden sorumlu tutulamayacağını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Kayyım cevap dilekçesinde özetle; Mahkemece kayyım tarafına, şirketi işbu davada temsil etmek üzere temsil kayyımlığı görevi verildiğini, görevin tarafına tebliğ edildiği, görevlendirme bakımından inceleme, degerlendirme, tespit ve taleplerim dosya kapsami, ticaret sicili kayıtları ve davacının iddia ve talepleri gözetilerek sırf bu dosyada temsil amaçlı olduğunu, Davalı sirketler ayrı birer tüzel kişi, sermaye şirketi olarak kurulduğunu, toplam kuruluş sermayeleri her biri 600.000.00 TL tutarinda olduğunu, şirket sermayesinin, kuruluştan itibaren 24 ay geçmiş olmasına karşın tam ödenip ödenmediği dosya ve ticaret sicil kayıtlarından teyit edilemediğini, davalı şirketlerin vergi mükellefiyeti ticaret sicil kayıtlarında belirtilmiş ise de ticari faaliyette bulunup bulunmadığının, işçi çalıştırıp çalıştırmadığı hususlarının SGK ve Vergi Dairesinden araştırılmak, FAAL olup olmadigi teyit edilmesi gerekmekte olduğunu, Davacının tek ortak olduğu ve aynı zamanda münferid imza yetkili şirket müdürü olduğu, davalı şirketlerin temsil kayyımı sıfatı ile; şirketlerin müdürler kurulu toplama, genel kurul toplama ve sair bir süreç işletilmeden dogrudan fesih ve tasfiye davası ikame etmesinin tek başına haklı olamayacağı, Şirketlerin Vergi Dairesi, SGK gibi kurumlarda kayıtları soruşturularak hiç faaliyete geçmeme, kuruluştan sonra amacına uygun iş yapamama durumu sabit olursa, fesih ve tasfiye talebinin mahkemece degerlendirilmesi gerektiği beyan etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ: Dava; 6102 sayılı TTK'nun 636/3 madde ve fıkrası uyarınca limited şirketin haklı sebeple tasfiyesi istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davacının ortağı bulunduğu davalı şirketlerin TTK 531. maddesine göre haklı sebeplerle fesih koşullarının oluşup oluşmadığı, makul kabul edilebilir çözüm yolu bulunup bulunmadığı hususlarından kaynaklandığı mahkememizce tespit edilmiştir. Mahkememizce ön inceleme duruşması öncesi 06/03/2024 tarihinde davalı ... Vergi Numaralı ... SANAYİ TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ'ne ve ... Vergi Numaralı .... PLASTİK TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ'ne davada temsil kayyımı olarak ... 'in re'sen tayinine karar verilmiştir. Yapılan yargılama, toplanan ve sunulan deliller, ticaret sicil kayıtları, müzekkere cevapları ve tüm dosya içeriği birlikte değerlendirildiğinde; TTK'nun 636/3 maddesinde “Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.” düzenlemesi getirilmiştir 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 3.maddesinde; Tarafların iradelerinden bağımsız olarak, kanunla düzenlenen hukukî ilişkilere, bunlar Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olsalar bile, Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanacağı belirtilmiştir. Kanun koyucu anonim şirketlerden farklı olarak limited şirketlerde haklı sebeple fesih davası açma hakkını şirkette belirli oranda pay sahibi olmaya bağlamamış, her bir ortağa şirkette sahip olduğu sermaye payı oranından bağımsız olarak bu hakkı tanımıştır. Şirketin haklı sebeple feshi, ikincil bir çözümdür. Bu talebin ikincilliği hem davanın açılması hem de davada verilecek hüküm bakımından geçerlidir. Haklı sebeple fesih davasının diğer hukuki yollarla ilişkisi konusu çok net bir biçimde ortaya konulmuş değildir. Ancak İsviçre doktrininde bugün hakim olan ve Türk doktrininde de benimsenen görüş davanın ikincil niteliğinin bu davaların açılmasının haklı sebeple fesih davasının ön şartı olmadığı yönündedir. Gerçekten de davanın ikincil nitelikte olması diğer davalar ile arasında bir bağlılık bulunduğu ve azlığın bu davaları açmadan haklı sebeple fesih davası açamayacağı anlamına gelmez. O nedenle örneğin genel kurul kararının iptali yolu yerine haklı sebeple fesih davasına başvurulmuş olması davanın reddini gerektirmez. Hakim fesih dışında alternatif bir çözüme karar verebileceğinden, diğer çözüm yollarına başvurulmadan bu davanın açılması sakıncalı sonuçlar doğurmayacaktır. Haklı sebebin varlığı hakimin haklı sebeple şirketin feshine karar verebilmesinin veya maddede öngörülen duruma uygun başka bir çözüme hükmedebilmesinin şartlarından birisidir. O nedenle haklı bir sebebin bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir. Haklı sebep kanunda tanımlanmamış, örnek olarak da gösterilmemiş, bu kavramın niteliklerinin gösterilmesi ve tanımlanması yargı kararlarıyla öğretiye bırakılmıştır. Bununla birlikte şirketin feshini gerektiren haklı sebebin somut olması gerektiğini, gelecekte meydana gelmesi mümkün uyuşmazlıklar veya zarar endişesi gibi nedenlerle şirketin feshinin talep edilemeyeceğini belirtmek gerekir. Bir başka anlatımla varsayımlar ve olumsuz beklentiler haklı sebep kabul edilmezler. Haklı sebebin ekonomik olması şart değildir. Malvarlıksal olmayan pay sahipliği haklarının ihlali de haklı sebep oluşturabilir. TTK.md.636 da nelerin haklı sebep sayılacağı gösterilmemiştir. Şahıs şirketlerinde olduğu gibi limited şirketlerde de ortakların aynı amacı gerçekleştirmek üzere müşterek gayret ve birbirlerine karşı güven ilişkisi içerisinde bulunmaları şirketin devamı için zorunludur. Şirketlerde olmazsa olmaz bu unsurların zedelenmesi, şirketin devamını ve kuruluş amacının gerçekleşmesini imkansız hale getirebilir. Ortaklar arasında özünde, aynı amaç için çalışma azminin olmaması şirketlerde güvensizliğe neden olacaktır. Böyle bir durumun varlığına rağmen, ortakları şirket sözleşmesi ile bağlı tutmak doğru değildir. Bu durumda ortağın şirketteki payını başkasına devrederek ayrılması düşünülebilirse de ortağın payını devrederek şirketten ayrılmasının zor veya imkansız olduğu hallerde, ortağın kendisini çekilmez bir hal alan ortaklık ilişkisinden kurtarabilmesi amacıyla haklı sebeple fesih hükümlerine yer verilmiştir. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde: Yapılan bu açıklama çerçevesinde somut olaya gelince; davacı kendi adına sahte elektronik imza yoluyla şirketler kurulduğunu fesih talep etmiş ise de gelen kayıtlardan davacının şirketlerin tek ortağı olduğu , elektronik ortamda davacı adına e imza üretildiği ve ticaret sicile başvurulduğu ve resmi başvuruların aksini ispata yarar delil sunmadığı gibi resmi belgenin sahteciliği ile ilgili ortada ceza davası da olmadığı anlaşılmış ve davacının şirket ortağı olmadığı fesih edilmesi gerektiği yönündeki iddialarını ispat edemediği görülmüş ve başkaca ortak ya da temsilcinin olmadığı anlaşılmıştır. Öte yandan davacı fesih talep etmiş ise de Şirket, esas sözleşmesinde belirtilen sürenin dolması ve faaliyete devam edilmemesiyle (TTK md. 529/1/a), işletme konusunun gerçekleşmesi veya gerçekleşmesinin imkânsız hale gelmesiyle (TTK md. 529/1/b), esas sözleşmesinde belirtilmiş herhangi bir sona erme sebebinin gerçekleşmesiyle (TTK md. 529/1/c), son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhâl toplantıya çağrılan genel kurulun, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermemesiyle (TTK md. 376/2) veya kanunlarda belirtilen diğer hallerin gerçekleşmesiyle (örneğin, yapısal değişiklikler) kendiliğinden sona erer. Limited şirketlerin tasfiyesi, TTK tarafından ayrıca düzenlenmemiş olmakla birlikte, TTK’nın 643. maddesindeki açık atıf gereği, anonim şirketlerin tasfiyesine ilişkin hükümler, limited şirketlerin tasfiyesinde de uygulanmaktadır. Bu nedenle, bütün açıklamalarımız hem anonim şirketlerin hem de limited şirketlerin tasfiyesi için geçerli olabilecektir. Tasfiyeye giriş kararı: Pay sahipleri, alacakları genel kurul kararı ile şirketin tasfiyeye sürecine girdiğine karar verecektir. Şirketin, esas sözleşmesinde daha yüksek bir nisap öngörülmedikçe tasfiye kararı için şirket sermayesinin %75’ini temsil eden pay sahiplerinin olumlu oyu aranır. İş bu davada tek ortak olan davacı alacağı kararla şirketin tasfiyesini sağlayarak sicilden tasfiye sebebiyle şirketlerin tasfiyesini sağlayabilir davacı talebine ortak olmadığını beyan etmediği fesih talebinde bulunduğu dikkate alındığında 6102 sayılı TTK'da da bu hususta bir düzenleme bulunmadığından davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6100 sayılı HMK'da hukuki yarar dava şartı olarak kabul edilmiş olup, hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar, gerek dava açıldığı sırada ve gerekse de yargılama süresince mevcut olmalıdır düzenlemesi dikkate alınarak fesihte davada hukuki yararın bulunup bulunmadığı da dikkate alınarak anılan sebeplerle reddine aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın REDDİNE, Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 427,60 TL harçtan peşin alınan 269,85 TL harcın mahsubu ile noksan kalan 157,75 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, Davacı tarafça yatırılan harç ve yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, Davalı taraflarca yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına, Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine, Davacı tarafça yatırılan ve kullanılmayan gider avansının HMK 333.maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde davacıya iadesine, HMK'nin uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine, Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 26/09/2024 Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır