İlk Derece Mahkemesi · Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi

Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2019/381 E. 2020/160 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2019/381
Karar No
2020/160
Karar Tarihi

T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2019/381 KARAR NO : 2020/160

DAVA : Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 22/08/2019 KARAR TARİHİ : 04/03/2020

Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: A.TALEP: 1.Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında ... tarihli sözleşme ikame edildiğini, sözleşme gereğince müvekkiline ait su basman üzerinde prefabrik yapım işi üstlenildiğini, ... tarihinde işin teslim edileceğinin kararlaştırıldığını, davalının müvekkiline prefabriğin hazır olduğunu, hatta büyük oranda tamamlanmış şekilde elinde olduğunu, fotoğraflar gösterdiğini, anlaşmaları halinde hemen gelip prefabriği arsaya indireceğini beyan ettiğini, fotoğraflarla ikna olan müvekkilinin iş bedeli olarak ... TL ye anlaştığını ve müvekkili tarafından sözleşme bedeli olarak ... tarihli ... TL bedelli ... seri numaralı ... şubesine ait ... basım tarihli keşide yeri ... olan çekin ... tarihinde davalıya teslim edildiğini, teslime dair belgenin ekte olduğunu, ayrıca davalının çekin vadesinin gelmediğini acil nakit ihtiyacı olduğunu söylediğini ve ileride iade ve mahsup edeceğini söyleyerek müvekkilinden ... TL nakit de aldığını, bu duruma ilişkin haklarının saklı olduğunu, işin yapımına dahi başlanılmadığını, görüşmelerde davalının işi yapamayacağını çeki iade edeceğini beyan ettiğini, müvekkilinin kandırıldığını, müvekkilinin işi başkasına yaptırmak zorunda kaldığını, bunun dekontunun da ekte olduğunu, müvekkilinin davalıya çeki iade etmesi için ihtarname gönderdiğini, arabuluculuk başvurusunda bulunduklarını, menfi tespit davası açmak zorunda kaldıklarını beyan ederek; söz konusu çekten dolayı davalıya borçlu oladıklarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. B. TARAF TEŞKİLİ: 2.Bilindiği üzere 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlıklı 27. maddesi (Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73. maddesi) uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak, yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir. Bu kapsamda kural olarak, duruşma yapılması zorunlu olan çekişmeli yargıda hakim, Kanunun gösterdiği istisnalar dışında tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez.(H. Pekcanıtez, O. Atalay, M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, 2011, s. 273)(bkz; İNCEOĞLU,Sibel., İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı, İstanbul 2008, 3. Baskı, s. 260-261) 3.Bu açıklamalar ışığında, mahkememizce dosyada taraf teşkili sağlanmıştır. C.CEVAP: 4.Davalı her hangi bir cevap dilekçesi vermemiş ve böylelikle 6100 sayılı HMK m. 128 gereği, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılmıştır. D. YARGILAMA SÜRECİ/HUKUKİ NİTELEME/MAHKEME KABULÜ: 5.Dava, menfi tespit talebine ilişkindir. 6.Öncelikle, menfi tespit davası ile ilgili genel bir açıklama yapılmasında ve ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır: 7.Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır. 8.Menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. Başka bir deyişle hukuki bir yarar bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır. Dayanılan hukuki ilişkinin gerçekten mevcut olmadığı icra takibine maruz kalmadan önce ileri sürülebileceği gibi, icra takibinden sonrada ileri sürülebilir. 9.Borçlu borcunu icra dairesine ödedikten sonra, artık menfi tespit davası açamaz. Bu halde, borçlunun sırf borçlu olmadığının tespitinde, hukuki bir yararı yoktur. Bundan sonra, ödediği paranın geri alınması için bir dava açması söz konusu olur ki, bu da istirdat davasıdır (Hakan Pencanıtez, Oğuz Atalay, Meral Sungurtekin Özkan, Muhammet Özekes, İcra ve İflas Hukuku, s.156- 164). 10.Menfi tespit davası, normal bir hukuk davası gibi açılır. Borçlu, itirazın kaldırılması sırasında tetkik merciinde (m. 68-68a) ileri sürüp ispat edemediği itiraz ve def’ilerini, menfi tespit davasında yeniden ileri sürebilir; çünkü itirazın kaldırılması kararı, menfi tespit davasında kesin hüküm teşkil etmez. Nitekim aynı ilkeler, T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.03.2010 gün ve 2010/19-123 E. 2010/154 K; 07.12.2011 gün ve 2011/13-576 E. 2011/747 K sayılı kararında da vurgulanmıştır. (T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 2011/19-622 esas, 2012/9karar, Tar. 18/01/2012) 11.Menfi tespit davası ile ilgili bu açıklamalardan sonra dosyaya dönüldüğünde; davalıya aşamalarda tebligatlar yapılmış, dava dilekçesi ekindeki belgeler davalıya tebliğ edilmiş ve davalı bir cevap dilekçesi vermemiştir. 12.Dava dilekçesinde de belirtildiği üzere, davacı, dava açmadan önce yine mahkememizin .../... değişik iş esas sayılı dosyada çekin ödenmemesi yönünden ihtiyati tedbir talep etmiş ve mahkememizce bu yöndeki talep kabul edilmiş, ilgili sıfatıyla üçüncü kişi ... isimli kişi vekili aracılığıyla ihtiyati hacze itiraz etmiş ve mahkememizce itiraz kabul edilmiş ve ihtiyati tedbir kaldırılmıştır. 13.Davacı vekili, değişik iş dosyasında verilen bu karardan sonra, iş bu dosyada tekrar tedbir talep etmiş, mahkememizce özetle; üçüncü kişinin başlattığı takip için ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceğini, davanın tarafı olmayan üçüncü kişi aleyhine belirterek, talebin reddine karar verilmiştir. 14.Davacı vekili, iş bu dosyada, ıslah adı altında aynı zamanda menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştüğü beyanlarını içerir dilekçe sunmuştur. 15.Dosyada, dava dilekçesi ekinde ... tarihli sözleşme başlıklı belgede, dava dilekçesindeki anlatıları doğrulayacak şekilde davalının işi teslim borcu altına girdiği anlaşılmaktadır. Yine ekteki çek örneğinde davalının çeki teslim aldığına ilişkin ibare mevcuttur. Davacının, başka bir kişiye ödeme yaptığına ilişkin dekont de dosya içindedir. 16.Dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspat yükü ise,bir olayın gerçekleşmiş olup olmadığının anlaşılamaması, yani olayın ispatsız kalması yüzünden yargıcın aleyhte bir kararıyla karşılaşmak tehlikesidir(YILMAZ,Ejder; İspat Yükü, 1980, s. 3). Kendisine ispat yükü düşen taraf için ispat yükü bir yükümlülük değil(mükellefiyet), yüktür(külfettir). Taraf kendisi tarafından ispat edilmesi gereken vakıayı ispat edemezse, karşı taraf ve mahkeme onu mutlaka ispat etmesini isteyemez (KURU,Baki., Hukuk Muhakemeleri Usulu, İstanbul 1990, C. 2, s. 1356 vd.) Türk Medeni Kanunu m. 6 usul hukukunda ispata ilişkin genel kuralı koymuştur. Buna göre; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. Ancak iddialar karşılaştığında kimin isbat yükü altında bulunduğunun tespiti her zaman kolay olmamaktadır. Bunun için gerek ilmi gerekse kazai içtihatlarda bir takım ölçülere yer verilmiştir. a) Hemen bütün ilim adamlarının birleştiği ve Yargıtay uygulamasında kararlılık ifade eden ölçüye göre, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana düşer (Prof.Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 1968,sh.372; Prof. İlhan Postacıoğlu, Medeni Yargılama Usulü, 1970,sh.464; Prof. Necip Bilge, Hukuk Yargılamaları Usulü, 1967, sh.449; Prof.Sabri Şakir Ansay Hukuk Muhakemeleri Usulü, 1957,sh.248-249; Prof. Saim Üstündağ Hukuk Muhakemeleri Usulü, 1973, sh.378; H.G.K.nun 19.7.1967 gün ve 239-340 sayılı, 7.6.1974 gün ve 1972/84 sayılı kararları). b) İleri sürdürdüğü bir vakıadan lehine haklar çıkaran kimse iddia ettiği olayları ispat etmelidir (Prof.Saim Üstündağ, age.1973 sh.397). c) İspat yükü daha kolay başarana düşer (Prof.Saim Üstündağ, Age, Federal Mahkeme Kararına atfen). 17.İspat konusu, 6100 sayılı kanunun ise 187 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Özetle; İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Taraflar, kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahiptir. İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. 18.Çek ise, Türk Ticaret Kanununun üçüncü kitabı ile 5941 sayılı Çek Kanunu ve bu Kanun uyarınca çıkarılan tebliğlerle düzenlenen bir kıymetli evraktır. Türk Ticaret Kanununun 670 vd. düzenlemelerine göre çek de poliçe ve bono gibi bir kambiyo senedidir. Türk Ticaret Kanununun üçüncü kitabında 780-823. maddeleri arasında düzenlenen çeke 818. maddenin yaptığı atıflar çerçevesinde poliçeye ilişkin hükümlerin uygulanması kabul edilmiştir (Bozer, A /Göle, C: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018, s:221, 6102 sayılı TTK' nın 778 ve 6762 sayılı eTTK.’nın 690, 730. Maddeleri) Çek, Türk Ticaret Kanunu’nda tanımlanmamıştır. Çeke ait hükümler göz önüne tutularak çek şöyle tarif edilebilir:Çek, kanunun öngördüğü belirli şekil şartlarına bağlı, soyut ve kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi konusunda sadece bankalar üzerine düzenlenebilen, kıymetli evraktan sayılan özel bir havaledir (Tuna., E/ Göç Gürbüz, D: Ticaret Hukuku Prensipleri Kıymetli Evrak, Ankara 2018, s:268). 19.İspat ve çek konusunda yapılan bu genel açıklamalardan sonra tekrar dosyaya dönüldüğünde; dava dilekçesi ekindeki belgeler dikkate alındığında, çekin dava dilekçesinde geçen iş için verildiği anlaşılmaktadır. Somut olayda, artık, ispat yükü davalıladır ancak davalı her hangi bir delil dosyaya sunmamıştır. 20.Tüm dosya kapsamı, dava dilekçesi eki belgeler dikkate alındığında; davacının iddiasının haklı olduğu anlaşılmakla; davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir. 21.Son olarak bir hususa da değinmek gerekmektedir. Yukarıda da bahsedildiği üzere; iş bu dosyada, ıslah adı altında aynı zamanda menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştüğü beyanlarını içerir dilekçe sunmuştur. Borçlu borcunu icra dairesine ödedikten sonra, artık menfi tespit davası açamaz. Bu halde, borçlunun sırf borçlu olmadığının tespitinde, hukuki bir yararı yoktur. Bundan sonra, ödediği paranın geri alınması için bir dava açması söz konusu olur ki, bu da istirdat davasıdır (Hakan Pencanıtez, Oğuz Atalay, Meral Sungurtekin Özkan, Muhammet Özekes, İcra ve İflas Hukuku, s.156- 164). 22.İİK'nun 72’inci maddesinin beşinci fıkrası gereğince borçlunun açmış olduğu menfi tespit davasında ihtiyati tedbir kararı almamış veya verilmiş olan ihtiyati tedbir kararının herhangi bir sebeple kaldırılmış olması nedeniyle dava konusu borcu alacaklıya ödemiş olursa açılmış olan menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir. Bu durumda borçlunun menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştürülerek devam edilmesi için bir talepte bulunmasına gerek yoktur. Borcun ödenmiş olduğunu öğrenen mahkemenin yukarıda yazılı yasa hükmü gereğince davaya kendiliğinden istirdat davası olarak devam etmesi gerekir (Çavdar, Seyit, İtirazın İptali, Borçtan Kurtulma, Menfi Tespit ve İstirdat Davaları, Ankara, 2007, s.803). 23.Görüldüğü üzere, kural olarak, menfi tespit davası, yukarıdaki şartlarda, ıslah edilmeksizin/ıslaha gerek olmaksızın kendiliğinden istirdat davasına dönüşür. 24.Davadan sonra, dava konusu çek nedeniyle açıldığı anlaşılan Antalya ... İcra Dairesinin .../... esas sayılı dosyasına bakıldığında; takipte alacaklı gözükenin ... isimli kişi olduğu, borçlu gözükenlerin ise bu davanın tarafları olduğu anlaşılmıştır. ... bu davanın tarafı değildir. Somut olayda davalı tarafından girişilmiş bir icra takibi bulunmadığından bu davanın istirdat davasına dönüşmesi sözkonusu olamaz. "Dava; keşideci tarafından çek lehdarı aleyhine açılmış menfi tespit davasıdır. Her ne kadar yargılama sırasında dava dışı yetkili hamil tarafından davacı aleyhine icra takibine girişilmiş ve takip konusu borcun ödendiği iddia edilerek davanın istirdata dönüştüğü ileri sürülmüş ise de somut olayda davalı tarafından girişilmiş bir icra takibi bulunmadığından bu davanın istirdat davasına dönüşmesi sözkonusu olamaz. Ancak keşideci olan davacı çekin lehdarı olan davalıya karşı İİK.nun 72.maddesine dayanarak menfi tespit davası açabileceğinden işin esasına girişilerek deliller toplanıp hep birlikte değerlendirildikten sonra varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekir." (Yargıtay 19. HD., 2011/6612 esas, 2011/8276 karar) 25.Davacının bu durumu bildirir hususu ıslah adı altında dilekçe ile ileri sürmesi bu durumu kabule göre değiştirmez. Her ne kadar davacı vekili ıslah dilekçesi sunduğunu belirtse de mahkememiz dilekçeyi ıslah dilekçesi saymamıştır. Harç yatırılmış olması bu durumu değiştirmez çünkü harç iade edilebilir. Yargıtay'ın bozmadan sonra eğer ıslah yapılıp harç yatırılmış olsa dahi, bozmadan sonra ıslah yapılamayacağından ıslah yapılmamış hali ile davayı karara bağlamak gerektiği ve harcın iade edilebileceği yönündeki içtihatları da burada kıyasen düşünülebilir. Mahkememiz bu kabuldedir. Dava dilekçesindeki taleple yargılama yapmıştır. 26.Tüm dosya kapsamı, dava dilekçesi eki belgeler dikkate alındığında; davacının iddiasının haklı olduğu anlaşılmakla; davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM/Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere; 1-Davanın KABULÜ İLE, davacının davalıya ... tarihli ... seri nolu ... Şubesine ait ... basım tarihli keşide yeri ... olan ... TL çek'den dolayı borçlu bulunmadığının tespitine, 2-Davacı tarafça başlangıçta yatırılan ... TL başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafça başlangıçta yatırılan ... TL karar harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, hüküm tarihi itibariyle alınması gerekli bakiye ... TL nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28. maddesi gereğince; bakiye harcın, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmesi gerektiğinden, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmeyen harç için -kanunen belirlenen sınır göz önünde tutularak- "harç tahsil müzekkeresi" yazılmasına, bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olmasının, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmeyeceğinin bu şekilde hükümde belirtilmesine, (24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle bu bentte yer alan “kararın verilmesinden itibaren iki ay” ibaresi “kararın tebliğinden itibaren bir ay” şeklinde değiştirilmiştir.) 5-Davacı tarafça yatırılan ve mahsup edilen toplamda, ... TL nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafça ıslah harcı adı altında yatırılan ... TL harcın istek halinde davacıya iadesine, 7-Davacı tarafça dosyada yapılan ve mahkememizce uyap sisteminden kontrol edilen (denetime elverişlilik açısından, uyap ekranında harç-masraf bölümü altında tahsilat reddiyat bilgileri başlığının içeriğinde masraflar açıkça yazmaktadır) posta-tebligat ücreti gideri toplamı ... TL nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden; ... TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 9-Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine, karardan sonra tebligat ve benzeri masraflar için gider avansının kullanılması davacı tarafından istenirse tebligat ve benzeri için yapılacak masraflar düşüldükten sonra arta kalan miktarının UYAP üzerinden kontrolü sağlanarak karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, (6100 sayılı HMK m. 333) ;12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacak olan gider avansının miktarı ile avansın ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirten, "Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi" göz önünde tutularak; her hangi bir bankaya ait hesap numarası ve/veya herhangi bir banka hesabına ait IBAN numarası verilmesi halinde taraflara ait artan gider avansının bildirdikleri hesaba aktarılmasına, 10-Kararın Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği m. 58 gereği talep ve masraf bulunması halinde taraflara ve/veya Teb. K. m. 11 ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 22/01/2003, 2003/1-25 E., 2003/7 K., ,Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı., 10/07/1940, 1940/7 E., 1940/75 K. nolu kararları gereği vekil ile temsil edilen tarafın vekiline tebligata çıkartılmasına,(RUHİ, Ahmet Cemal., Tebligat Hukuku., 2008, 6. Baskı, s. 127); taraflardan birisi tarafından kanun yoluna başvurulması halinde bu hususun tebliğ isteği olarak değerlendirilerek, gerekçeli kararın tebliğe çıkarılmasına, 11-Dosya içinde bulunan mahkememizin .../... değişik iş esas sayılı dosyasının karar kesinleştiğinde bu dosyadan ayrılarak, kalemde yerine konulmasına, 12-Dosyamız içinde yer alan ve iş bu dosya ile ilgisi olmayan mahkememizin .../... değişik iş esas sayılı dosyasının kararın kesinleşmesine beklemeden kalemde yerine konulmasına, Dair, davacı vekili ...'nin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı..04/03/2020

Katip ... ¸e-imzalıdır

Hakim ... ¸e-imzalıdır

Atıf: Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2019/381, K. 2020/160, T. 04.03.2020, www.arakarar.com/karar/antalya-4-asliye-ticaret-mahkemesi-2019-381-e-2020-160-k-cdc601f95e48