İlk Derece Mahkemesi · Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/48 E. 2024/615 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/48
- Karar No
- 2024/615
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/48 Esas - 2024/615 TÜRK MİLLETİ ADINA Yargılama Yapmaya ve Hüküm Vermeye Yetkili ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2024/48 Esas KARAR NO : 2024/615 BAŞKAN : ...... ÜYE : ...... ÜYE : ...... KATİP ...... DAVACI : ...... VEKİLİ : Av. ...... DAVALILAR : 1- ...... : 2- ...... 3- ...... VEKİLLERİ : Av. ...... Av. ...... Av. ...... DAVA : İstirdat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 29/07/2020 KARAR TARİHİ : 05/11/2024 YAZIM TARİHİ : 20/11/2024 DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalılar ... ... A.Ş. ve ... ... A.Ş.'nin davalı ... Holding A.Ş.'ye bağlı şirketler olduklarını, şirketlerin ortaklarının aynı kişiler ve/veya yakın akrabalardan oluştuğunu, şirket merkezlerinin aynı adreste bulunduğunu, muhasebelerinin aynı kişilerce tutulduğunu, üç şirketin holding bünyesinde her konuda aynı kişilerce alınan ortak kararlarla, birlikte faaliyet gösterdiğini, işbu davaya konu borçlar ile ilgili de birlikte hareket ettiklerini, borçtan müşterek ve müteselsilen sorumlu olduklarını, ...'nın " ....... Ltd." ...... şirketinin alt yüklenicisi olarak ...'da inşaat ve elektrik mekanik montaj işlerinin yapılması işini yüklendiğini ancak ...'nın sözleşmeyi bazı ticarî avantajlar sağlamak amacıyla ... ile kendisinin imzalamadığını, tamamen kontrolünde olan ... mevzuatına göre kurdurduğu/kurduğu ...... "..." olarak bilinen ... LTD. (...) şirketi ile ... şirketi arasında sözleşmenin imzalanmasını sağladığını, bütün süreçlerde planlamaların ve bütün kararların ... yetkilileri ile ... yetkilileri arasında yapılan görüşmeler ile alındığını ve uygulandığını, ...'nın alt yüklenici olarak yapımını üstlendiği mekanik işlerinin yapımı ile ilgili olarak hem teknik danışmanlık almak hem de imalat yaptırmak için bu alanda uzman olan müvekkili ile (...) görüşmeler başlattığını, toplantılar yapıldığını ve mail yazışmaları bulunduğunu, ... yetkililerinin, ... mevzuatına göre vergisel ve sair avantajlardan yararlanmak düşüncesiyle müvekkili ile ... arasında sözleşme yapılmasını sağladığını, Davalılar ... ... A.Ş. ve ... ... AŞ.'nin ...'daki Şubelerinin ...'nın ...'da kurduğu "... ... Ltd." (...) ile aynı binada ...'nın ofisinin içerisinde bulunduğunu, ... merkez yetkilisi ...'nın sözleşmenin imzalanması için müvekkili yetkilisini 22.06.2016 tarihinde ...'nın ...... merkez adresine davet ettiğini, müvekkili şirket yetkilisi ...'nun ... ile Teknik Danışmanlık Sözleşmesini ...'nın ......merkez binasında imzaladığını, müvekkili adına sözleşmeleri imzalayan ...'nun bugüne kadar yurt dışına hiç çıkmadığını, İcra takibi ile ...'dan talep edilen işbu davanın konusu alacağın ......kaynaklandığını, müvekkilinin işin sahibinin ... olmasına güvenerek ... yetkilileri ile görüşmeler yaptığını ve ... yetkililerinin yönlendirmeleri ile güvene dayalı olarak sözleşmeleri imzaladığını, 1.651.478,00 SAR alacağının ödenmesini de daha önceki ödemelerin yapılmasına karar veren ve ödemeleri yapan ... yetkililerinden talep ettiğini, ... yetkililerinin ...'in kendilerine ödeme yapmadığını gerekçe göstererek ödeme yapmadığını, ihtarname tebliğine rağmen ödeme yapılmaması üzerine ... aleyhinde ...... sayılı icra dosyası ile icra takibi başlattıklarını, davalının itirazı üzerine icra takibinin durduğunu, ...'in kendisine ait aktif bir WEB sayfası, mail adres sisteminin bulunmadığını, ...'nın WEB sayfasını, mail adresini, amblemini ve logosunu birebir aynı şekilde kullandığını, ... adına mail gönderen kişilerin mail adreslerinin uzantısının .... olduğunu, ...'in ...'da ... olarak bilindiğini, ...'nın ...'daki tüm ticari faaliyetlerini ...... merkezden gönderdiği talimatlarla ...'da kurduğu organizasyonlar üzerinden yürüttüğünü, ...'in ...'nın direktifleri dışında bağımsız olarak gerçekleştirdiği faaliyetinin bulunmadığını, müvekkili şirket yetkililerinin ... ile ilgili temas kurduğu kişilerin tamamının ... merkezinde çeşitli kademelerde görevli ve yetkili kişiler olduklarını, bu kişilerin ...'a ... merkezden görevlendirilerek gönderildiklerini, ...'nın bir taraftan aleyhinde yapılan icra takibine "Husumet" yönünden itiraz ettiklerini, diğer taraftan da davacı yetkilileri ile yapmış oldukları görüşme ve yazışmalarda borçlarının varlığını kabul ederek itirazlarında haksız olduklarını kabul ettiklerini, davalıların "Yetki (Tahkim) yönünden" itirazlarının hukuka aykırı olduğunu, dava konusu alacakla ilgisi olmamasına rağmen ...'nın icra takibine yaptığı itirazda ileri sürdüğü davacı ile ... arasında imzalanan yapım sözleşmesinin 10 uncu maddesindeki "tahkimle" ilgili düzenlemenin uluslararası tahkim hukukuna ve ülkemiz hukukuna uygun, geçerli bir düzenleme olmadığını, İleri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına, %20'den az olmamak üzere icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalılar müşterek vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketlerin davacı ile ... Ltd. Şti arasında imzalanan 01.07.2016 tarihli sözleşmenin tarafı olmadıklarını, müvekkili şirketlere husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, sözleşmelerin tarafı olan ...'in 1984 tarihinde kurulmuş, ... ticaret siciline kayıtlı, ayrı bir muhasebesi, ayrı banka hesapları ve ayrı bir yönetimi olan ... Şirketi olduğunu, müvekkili şirketlerin borçların nispiliği ilkesi gereği taraf olmadıkları, dava dışı ...'in imzaladığı sözleşmelerden kaynaklandığı iddia edilen bir borçtan mesul tutulmasının hukuken mümkün olmadığını, Dava dışı ... ile davacı arasında imzalanan 01.07.2016 tarihli sözleşmelerde uyuşmazlıkların tahkim oluyla çözümlenmesinin kararlaştırıldığını, buna göre uyuşmazlığın ...... ( ......) Tahkim Kuralları uyarınca, bu kurallara uygun olarak çözümlenmesi gerektiğini, HMK'nın 413 ve Milletlerarası Tahkim Kanununun 5. maddeleri uyarınca başvurunun usulden reddi gerektiğini, davacı vekilinin tahkim şartının geçersiz olduğuna yönelik iddiasının da yersiz ve hatalı olduğunu, Davacı ile dava dışı ... arasında imzalanan sözleşmelerin adı geçenler arasında müzakere edildiğini, basiretli tacir olması beklenen davacının sözleşmeyi ... kanunlarına göre kurulmuş olan dava dışı ... ile imzalarken ...'in tüzel kişiliğinin ve tüm malvarlığının ...'da olduğunu bildiğini, Tüzel kişiler kendi malvarlıklarıyla sınırlı sorumlulukta olup tüzel kişiliği oluşturan ortakların veya kardeş şirketlerin ortaklığın borçlarından sorumlu olmaması genel ilkesinin istisnasının ancak alacaklıya zarar verme kastının olduğu durumlarda uygulama alanı bulan organik bağ teorisi ile mümkün olduğunu, Yargıtay kararlarına göre organik bağ teorisinin uygulanabilmesi için iş yerinin devredilmiş olması veya faaliyet konusunun, adresin, yönetim kurulunun aynı olması yahut organik bağ kurulan şirketin borçlunun mallarını muvazaalı olarak edinmiş veya devralmış olması ya da borçlu ile organik bağı bulunduğu iddia edilen şirkette kapanan iş yeri veya yöneticileri ile ilgili belge vs. bulunması veyahut bunların bir kaçının bir arada bulunması ve nihayet bu suretle üçüncü kişilere kasıtlı olarak zarar verilmiş olması gerektiğini, somut olayda ise organik bağ teorisinin uygulanmasına yer olmadığını, öncelikle müvekkili Şirketlerin davacıya verdikleri bir zarar olmadığını, ortada davacı ile dava dışı bir Şirket arasındaki olağan bir ticari ilişki ve bu ilişki neticesinde ödenmediği iddia edilen bir borç bulunduğunu, Dava dışı ...'in, ... Grubu üyesi olan bir tüzel kişilik olduğunu, bu bağlamda tüm ... Grubu şirketleri gibi ...'nın amblemini, logosunu ve mail uzantısını kullanmasının doğal olduğunu, ancak bu durumun dava dışı ...'in borçlarından müvekkili şirketin sorumlu tutulabileceği sonucunu doğurmadığını, Dava dışı ...'in ayrı bir malvarlığı bulunmadığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, müvekkili Şirketlerin üçünün ortakları ve yöneticileri birbirinden farklı olduğu gibi dava dışı ... ile de hem ortakları hem de yöneticilerinin farklı olduğunu, dolayısıyla davacının müvekkil Şirketler ile dava dışı ...'in ortaklarının ve yöneticilerinin aynı olduğu iddiasının gerçek dışı olduğunu, Müvekkili Şirket ile dava dışı ...'in farklı adreslerde faaliyet gösterdiklerini, müvekkili şirketlerin sorumlu olması gerektiği iddiasının dinlenebilmesi için öncelikle müvekkili Şirketler ile dava dışı ... arasında muvazaalı bir işlem olduğunun ileri sürülmesi gerektiğini, oysa davacının böyle bir iddiası olmadığını, Davadışı ...'in kuruluş tarihi olan 1984’ten bu yana ...’da 19 adet proje yaptığını, sözleşmelerin konusu olan proje için davacı gibi 135 adet taşeron, tedarikçi ile sözleşme imzaladığını, halihazırda faaliyetlerini sürdürebilecek düzeyde sermayeye ve malvarlığına sahip olduğunu, iflasının, kapatılmasının söz konusu olmadığını, davacının imza attığı sözleşmeleri görmezden gelerek sırf ...’da nasıl dava açacağını bilmediği, tahkim yargılaması da pahalı geldiği için Mahkemeyi zorlama yorum ve afaki iddialarıyla meşgul ettiğini, Müvekkil Şirketlerin Türk Ticaret veya Borçlar Kanunu uyarınca da davacıya borcu olmadığını, müvekkil Şirketler ile davacı arasında bir borç doğmasına sebebiyet verecek herhangi bir hukuki ilişki bulunmadığını, dava dilekçesinde adı geçen personelin ne ... ne de dava dışı ... adına taahhüt verme yetkilerinin bulunmadığını, Davacının fatura kesmiş olmasının hizmet sunulduğu anlamına gelmeyeceğini, davacının müvekkili Şirketlere hizmet verdiğini kanıtlamakla mükellef olduğunu, Savunarak, davanın öncelikle pasif husumet yokluğu sebebiyle, aksi halde tahkim itirazı nedeniyle usulden, bu talepleri yerinde bulunmaz ise esastan reddine, haksız ve kötü niyetli takip yapan davacı hakkında İİK'nın 67/2 maddesi uyarınca %20'den az olmamak üzere tazminatın tahsiline, davacının HMK md. 329 uyarınca ayrıca müvekkili şirket ile aralarındaki avukatlık ücretine ve yasada öngörülen disiplin cezasına çarptırılmasına karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Mahkememizce yapılan yargılama sonucu, dava tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle girişilen icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkin olarak nitelendirilip, 20/04/2021 tarihinde ön inceleme duruşması yapılarak tahkikat aşamasına geçilip deliller de toplandıktan sonra yapılan yargılama sonucu, "İlke olarak tüzel kişi kendisini oluşturan kişilerden ve organlarının üyelerinden bağımsız bir kişiliğe ve kendine ait ayrı bir malvarlığına sahiptir. Tüzel kişi hak ehliyetinin yanı sıra fiil ehliyeti ve dava ehliyetine de sahiptir; hakları elde edip borçlar yüklenebilir. Dolayısıyla temel hukuk kurallarının en önemlilerinden bir tanesi alacak haklarının nisbiliği ilkesidir. Alacak hakkı ancak hukukî ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Kural olarak borç ilişkinin dışında bir başka gerçek ya da tüzel kişiye karşı borç ilişkisinden doğan alacak hakkı ileri sürülemez. Ticaret şirketlerinde ise sınırlı sorumluluk ilkesi ayrı ve bağımsız malvarlığı oluşumunu yaratmaktadır. Tüzel kişi ile ortakları arasında malvarlığı ile sorumluluk ayrılmaktadır. Ticaret şirketlerinde sınırlı sorumluluk ya da ayrı malvarlığı ilkesinin alacaklıların menfaatlerine zarar verecek şekilde kötüye kullanılması durumunda alacaklıların hak ve menfaatlerini korumak için ...... hukuk sistemlerinde 'Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi' geliştirilmiş ve tüzel kişiliğin arkasına sığınarak durumu kötüye kullanan ortakları veya kardeş şirketleri sorumlu tutma imkanı getirilmiştir. Teorinin amacı, hakkaniyet gerektirdiği zaman tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınılmasının önlenmesidir. Teorinin uygulanmasının yasal dayanağı olarak dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağını düzenleyen MK’nın 2. maddesi kabul edilmektedir. Dürüst davranma, doğrulukla ve dürüstlükle karşısındakinin kendisine gösterdiği güvene uygun şekilde hareket etmeyi gerektirir. Tüzel kişilik perdesinin aralanması (kaldırılması) teorisinde tüzel kişilik yapısının kötüye kullanılması gerektiğini öne süren sübjektif teoride, tüzel kişilik yapısının kötüye kullanılmasının tüzel kişi yardımı ile ya kanunun dolanılması ya sözleşmeye aykırılık ya da haksız bir şekilde üçüncü kişilerin zarara uğratılması olarak gerçekleştiğini öne sürer. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması açısından, hukuk düzeninin amacına objektif olarak aykırı hareket edilmesi yeterli görülmemekte, ayrıca aykırılık niyeti olan sübjektif unsurun varlığı aranmaktadır ki bu de sübjektif kötüye kullanmadır. Bu teoriye karşın sübjektif teori benimsendiğinde kötüye kullanma niyetinin ispatının güçlüğü nedeniyle objektif kötüye kullanma teorisi ileri sürülmüştür. Tüzel kişinin kendi amacına göre değil hukuk düzeninin amacı doğrultusunda faaliyette bulunması gerektiği kabul edilir. Türk Hukukunda umumiyetle dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağını düzenleyen MK’nın 2. maddesi kabul edilmek suretiyle soruna çözüm getirilmeye çalışılmaktadır. Hakikaten önceki 743 sayılı Medeni Kanun'un 2'nci maddesi şöyleydi: 'Madde 2 – Herkes haklarını kullanmakta ve borçlarını ifada hüsnüniyet kaidelerine riayetle mükelleftir. Bir hakkın sırf gayri izrar eden suiistimalini kanun himaye etmez.' Sübjektif teoriyi destekleyen 'zarar verme kastı' arayan bu madde yerine 4721 sayılı TMK'nın 2'nci maddesi şu şekilde değiştirilmiştir: 'Madde 2 - Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.' Bu madde, hakkın dürüstlük kurallarına açıkça aykırı kullanılmasının hakkın kötüye kullanımı demek olacak şeklinde anlaşılmalıdır. Bir hakkın, dürüstlük kurallarına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. Burada ayrıca 'ızrar kastı' aranmamalıdır. Eldeki davada, davacı iddiaları hakkın dürüstlük kurallarına aykırı kullanıldığı, zarar verme kastı olduğu yönünde olmakla birlikte sözleşmenin tarafı olan ... Şirketine başvurulmadan doğrudan tüzel kişilik perdesi aralanarak davalı şirketlere başvurunun mümkün ve usule uygun olup olmadığı irdelenmelidir. Tüzel kişiliğin varlığı asıl olup borcun yükümlüsü olan bir tüzel kişilik bulunmakta iken bu tüzel kişiliğin malvarlığının alacaklarının zararına olarak kötüye kullanılması durumu iddia edilip kanıtlanmadığında şirketin ortaklarına ya da başka bir şirkete karşı bu borçtan dolayı yönelinemeyecektir. Ancak tüzel kişiliğin kötüye kullanıldığı bazı istisnai hallerde tüzel kişilik perdesi aralanmak suretiyle gerçek ya da tüzel kişi ortakların sorumluluğu cihetine gidilebilecektir. Davacı vekilinin 17/05/2021 tarihli dilekçesinden ve 14/09/2021 tarihli oturumdaki imzalı beyanından, asıl borçlu şirkete alacağın tahsili için yasal yollara başvurulmadığı anlaşılmıştır. Burada tartışılması gereken sorun perdenin önünde duran sözleşmenin akidi tüzel kişi dururken ve ona başvuru yapılmadan perdenin aralanarak arkasında olan gerçek veya tüzel kişilere başvuru imkanının bulunup bulunmadığı hususudur. Belirtmek gerekir ki, tüzel kişiliğin varlığı asıldır ve borcun yükümlüsü olan tüzel kişilik varken bir başka şirkete ya da şirketin ortaklarına karşı bu borçtan dolayı takip yapılamaz. Bu kural Türk şirketler hukukunun ve icra iflâs hukukunun temel kurallarındandır. Türkiye'de bu konuda belkide ilk çalışmalardan birini yapan ......; '...sınırlı sorumluluk ilkesi karşısında, tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak ortaklık alacaklılarına karşı ortakların sorumlu kılınması istisnai bir durum olduğu için, önce tüzel kişiye başvurma gereği vardır...' görüşündedir. ... 01/07/2020 tarih, ....... sayılı ilâmında....ve 06/09/2020 tarih, ....... sayılı ilâmında.....zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Aksi hâlde tüzel kişilere tanınmış olan mal ayrılığı güvencesinin zedelenmesi durumuyla karşı karşıya kalınabilineceği vurgulanmıştır. Somut uyuşmazlık bakımından, davacının sözleşme yapmış olduğu ... LTD. (...) şirketi hakkında herhangi bir takip yapmadan ve alacağın tahsili için yasal yollara başvurmadan tüzel kişilik perdesinin kaldırılması istemli olarak davalı grup şirketlerine müracaat edilmiştir. Perdenin önünde olan sözleşme tarafı şirkete karşı yasal nedenlerden ötürü başvuru yapılmalı, alacağın tahsiline girişilmelidir; bu işlem yapılmadan açılan dava ön şartı yokluğundan eksiklik taşır. Bu ön şartın gerçekleşmemesi tüzel kişilere tanınan mal ayrılığı güvencesini zedeler. Bu sebeple, asıl borçlu şirkete karşı yasal yollara başvurulup alacağın tahsili imkanı arandıktan sonra eldeki davanın açılması gerekirken bu yola başvurulmadan doğrudan açılan davanın 'ön şart' yokluğundan usulden reddine karar verilmelidir." gerekçesiyle davanın dava ön şartı yokluğundan dolayı usulden reddine karar verilmiştir. Yine ek karar ile davalı yanın kötü niyet tazminat isteminin " . . . davalılar lehine kötüniyet tazminatı verilebilmesi için ayrıca talebin kötüniyetli olarak yapıldığının kanıtlanması gerekli olup, davacının icra takibini kötüniyetli başlattığı kanıtlanmadığı" gerekçesiyle, davalıların kötüniyet tazminatı isteklerinin reddine karar verilmiştir. Her iki tarafın istinaf başvurusu sonrasında ......., sayılı 27/10/2022 tarihli kararı ile mahkememiz gerekçesi benimsenerek davacı vekilinin istinaf isteminin reddine karar verilmiş, Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun ise ek kararın gerekçesi düzeltilmek suretiyle reddine karar verilmiş, ...... Dairesi kararının yine taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine, ......., sayılı 19/12/2023 tarihli ilamı ile mahkememiz kararı davacı şirketin vekilinin temyiz istemi yönünden, "6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 125. (6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 137.) maddesi gereğince ticaret şirketleri tüzel kişiliği haiz olup, kanuni istisnalar haricinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 48. maddesi kapsamında bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler. Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere, şirket malvarlığının, aktif ve pasifiyle birlikte, sahibi tüzel kişidir. Tüzel kişiliğin bu malvarlığı, kendine özgü, bir amaç birliği içinde ve kendisini oluşturan kişilerin malvarlığından bağımsız bir malvarlığı olarak ortaya konulmalıdır. Tüzel kişiliğin bu malvarlığının onu oluşturan kişilerin malvarlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel ilkeye “mal varlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı” ilkesi denilmektedir. Ayrılık ilkesi gereğince, tüzel kişilik çatısı altında bir araya gelen, başka bir deyişle tüzel kişiliği oluşturan gerçek veya tüzel kişiler, oluşturdukları tüzel kişiliğin borçlarından sorumlu olmazlar. Tüzel kişi ile üyeleri arasındaki bu ayrılık ilkesinin mutlak olarak her durum ve koşulda uygulanması bazı haksız durumların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Öğreti ve uygulamada, özellikle borç ve sorumluluktan kurtulabilmek amacıyla tüzel kişiliğin bir araç olarak kullanıldığı hâllerde, tüzel kişi ve üyeleri arasındaki bu ayrılığın kaldırılarak üyelerin sorumluluğuna gidilebileceği kabul edilmektedir. Bu durum öğreti ve uygulamada “tüzel kişilik perdesinin aralanması” olarak ifade edilmektedir. Somut olayda; her ne kadar mahkemece, davacı talebi yukarıda yapılan açıklamalara uygun şekilde tüzel kişilik perdesinin aralanması” olarak nitelendirilmiş ise de, gerek dava dilekçesinde gerekse de aşamalardaki davacı beyanları ile talebin, dava dışı ... Şirketi ile davalılar arasında tüzel kişilik perdesinin aralanması olmayıp, sözleşme ilişkisi nedeniyle davalı ... A.Ş.'nin doğrudan borçlu yani hizmetin ifasında asıl muhatap olması ve diğer davalılar ... ... A.Ş. ile ... ... A.Ş.'nin ise ... A.Ş. ile arasındaki organik bağ nedeniyle alacaktan sorumlu tutulması gerektiği iddialarına dayandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş; pasif husumetin (pasif taraf sıfatının) varlığının tespiti olup, husumetin (dava sıfatının) ancak davanın esasına girildikten sonra tespit edilebileceği hususu da dikkate alınarak, davacının takip konusu alacağının tahsilinde davalılara başvurup başvuramayacağının araştırılmasıdır. Açıklanan nedenlerle, İlk Derece Mahkemesinin davanın usulden reddine ilişkin kararı ile Bölge Adliye Mahkemesi'nin davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararı yerinde görülmemiş ve bozulması gerekmiştir. 2-Bozma nedenine göre, davalılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 3-Kabule göre, tüzel kişilik perdesinin aralanması prosedürünün uygulanabilmesi için, öncelikle sözleşme tarafına karşı yasal yollara başvurulması ön şartı olmayıp, davacının doğrudan perdenin arkasındaki kişinin sorumluluğuna gitmesinde yasal engel bulunmadığından, mahkemenin aksi yöndeki kabulünde isabetli olmamıştır." Gerekçesiyle mahkememiz kararı bozulmuş, bozma nedenleriyle davalılar vekilinin temyiz itirazının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Mahkememizce bozma ilamına uyularak yeniden taraf teşkili yapılmıştır. Mahkememizce ön inceleme duruşması yapılıp tahkikat aşamasına geçilmiş, taraflarca dayanılan deliller dosyaya sunulmuş, keza bir kısım delillerin temini hususunda ilgili kurumlara müzekkere yazılmış, 14/09/2021 tarihli duruşmada yukarıda da açıklanan gerekçeyle dava ön şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir. Son karar öncesinde de sözlü yargılama aşamasına geçilmiştir. Bozma ilamında, mahkememizce yapılması gereken iş, "Pasif husumetin (pasif taraf sıfatının) varlığının tespiti olup, husumetin (dava sıfatının) ancak davanın esasına girildikten sonra tespit edilebileceği hususu da dikkate alınarak, davacının takip konusu alacağının tahsilinde davalılara başvurup başvuramayacağının araştırılmasıdır." Şeklinde karara bağlanmıştır. Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, taraflarca dayanılan deliller karar vermeye elverişli olacak şekilde dosyaya sunulmuş ve yazılan müzekkerelerle temin edilmiş ve davanın esasına girilmiş olup, bozma öncesi ayrıntılı olarak yazılan gerekçede de belirtildiği üzere, Davacı şirketin davalı şirketler ile arasında kendilerini yükümlülük altına sokan herhangi bir sözleşme, protokol vb bir belge olmadığı gibi yine davacı şirketin 1 Temmuz 2016 tarihli dava dışı ... (sözleşmede ... olarak anılacağı ifade edilen) şirketi ile yapılan teknik danışmanlık sözleşmesi başlıklı sözleşme kapsamında dava dışı şirketten olan alacağından davalı şirketlerin sorumlu olduğu iddiasında bulunmakta ise de; anılan sözleşme dahil (kefalet, garantörlük vb) davalı şirketlerin dava dışı şirketin var olduğu ifade edilen borçlarından sorumluluklarını doğuracak davanın niteliğine uygun delil dosyaya sunulmamış olmakla, özellikle iddiaların niteliği dikkate alındığında, TTK'nın 18. maddesine uygun hareket etmeyen davacının, yukarıda açıklanan gerekçelerle davalı şirketlerin davacı ile dava dışı şirketler arasında yapılan sözleşme kapsamında verilen hizmetlerin doğrudan muhatabı olduğu, bu anlamda aralarında organik bağ bulunduğu iddiası da kanıtlanamadığından, Davacı şirketin davalı şirketlerden yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan nedenlerle talep edebileceği bir alacak bulunmadığından, borçlu olanın dava dışı ... olması nedeniyle davalı şirketlerin davalı (borçlu) sıfatına sahip olmaması nedeniyle davalılar yönünden davanın usulden reddi cihetine gidilmiş, Davalıların kötü niyet tazminat isteminin ise önceki karara ilişkin ......Dairesi'nin kararında da belirtildiği üzere davanın usulden reddi nedeniyle kötü niyet tazminat isteminde bulunulamayacağı dikkate alınarak bu istemin de reddi cihetine gidilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Nedenleri yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın her bir davalı için ayrı ayrı pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, Kötü niyet tazminat isteminin reddine, 2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince, Alınması gereken 427,60 TL harcın, peşin alınan 30.963,99 TL harçtan mahsubu ile artan 30.536,39 TL harcın karar kesinleştiğinde ve istemi halinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Davalılar tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 5-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca, davalılar yararına hesaplanan 30.000,00 TL maktû vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 6-Arabuluculuk ücreti ile ilgili daha önce harç tahsil müzekkeresi yazıldığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 7-HMK m.333/1 uyarınca harcanmayan gider avansının hüküm kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine, Dair, Davacı Vekili Av. ......, Davalılar müşterek Vekili Av. ......'un yüzlerine karşı kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.05/11/2024 Başkan ...... ¸e-imzalıdır. Üye ...... ¸e-imzalıdır. Üye ...... ¸e-imzalıdır. Katip ...... ¸e-imzalıdır.