Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2019/1868, 13.10.2020

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2019/1868
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

HACER DENERİ VE OKAN OKUTUCU BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2019/1868)

Karar Tarihi: 13/10/2020

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, ilave tediye alacağının tahsili amacıyla açılan

davanın Yargıtay daireleri arasında süregelen görüş ayrılığı dolayısıyla

reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular 3/1/2019 ve 12/2/2019 tarihlerinde

yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. 2019/5626 numaralı başvuru dosyasının hukuki ve fiilî

irtibat nedeniyle 2019/1868 numaralı başvuru dosyası ile birleştirilmesine,

incelemenin 2019/1868 numaralı dosya üzerinden yürütülmesine ve diğer dosyanın

kapatılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular Hacer Deneri ve Okan Okutucu sırasıyla

Bozcaada ve Çanakkale Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarında

(Vakıflar) hizmet akdine dayalı olarak çalışmaktadır.

10. Başvurucular, kamu personeli olduklarını ileri

sürerek 4/7/1956 tarihli ve 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde

Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkında Kanun uyarınca her bir yıllık

çalışma süresi içinde ödenmesi gereken iki aylık tutarındaki ilave tediye

alacağının ödenmesi amacıyla Vakıflar aleyhine ayrı ayrı dava açmışlardır.

11. Ezine Asliye Hukuk Mahkemesi, iş mahkemesi sıfatıyla

yapmış olduğu yargılama sonunda 14/6/2017 tarihli kararla başvurucu Hacer

Deneri'nin davasının kabulüne karar vermiştir. Gerekçeli kararda; davacının

davalı Vakfa bağlı olarak 1994 yılından itibaren çalışmaya başladığı, davalı

Vakfın kamu kurumu niteliğinde olduğu, 6772 sayılı Kanun kapsamında bulunan

kurumlarda çalışanlara her yıl için ilave tediye ödeme yapılacağı açıklanmıştır.

12. Davalı, istinaf yoluna başvurmuştur. İzmir Bölge

Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi 23/5/2018 tarihli kararla Vakfın özel hukuk

tüzel kişi olması nedeniyle 6772 sayılı Kanun gereğince kamu kurumu niteliğinde

olmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararını ortadan kaldırmış ve

davanın reddine karar vermiştir.

13. Başvurucu Hacer Deneri kararı temyiz etmiştir.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 15/10/2018 tarihinde temyiz talebini reddetmiştir.

14. Çanakkale İş Mahkemesi ise bozma sonrası yapmış

olduğu yargılama sonucunda 30/3/2018 tarihli kararla başvurucu Okan Okutucu'nun

açtığı davayı reddetmiştir. Kararda Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun

(Yargıtay İBK) 9/6/2017 tarihli kararı uyarınca Vakfın özel hukuk tüzel kişisi

olduğu vurgulanmıştır. Bu sebeple Vakfın 6772 sayılı Kanun kapsamında olmadığı

belirtilerek başvurucunun ilave tediye alacağından yararlanamayacağı sonucuna

varılmıştır.

15. Başvurucu Okan Okutucu kararı temyiz etmiştir.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 24/9/2018 tarihli kararıyla temyiz talebi

reddedilmiştir.

16. Başvurucular sırasıyla 3/1/2019 ve 12/2/2019

tarihlerinde bireysel başvurularda bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ

HUKUK

17. İlgili hukuk için bkz. Yasemin Bodur, B. No:

2017/29896, 25/12/2018, §§ 14-32.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

18. Mahkemenin 13/10/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

19. Başvurucular Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin kararlarına

göre ilave tediye alacaklarının ödenmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Söz

konusu kararlara rağmen Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin kararları uyarınca

davalarının haksız ve hukuka aykırı bir şekilde reddedilmesi nedeniyle adil

yargılanma haklarının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

20. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucular farklı karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının

ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddialarının özünün adil

yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan hakkaniyete uygun yargılanma

hakkına ilişkin olduğu ve bu kapsamda bir inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

21. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

22. Başvuru konusu ile ilgili ilkeler daha önce Yasemin

Bodur (aynı kararda bkz. §§ 35-45) kararında ortaya konulmuştur. Anılan kararda

Anayasa Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevinin hukuk kurallarının

birden fazla yorumunun varlığının hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği

etkileyip etkilemediğini tespit etmek olduğu belirtilmiştir. Bu noktada derece

mahkemelerinin hukuk kurallarını yorumlamasından kaynaklanan içtihat farkının

süregelen bir hâl aldığı durumlarda uygulamadaki tutarsızlıkları ortadan

kaldıracak nitelikteki tedbirlerin önemine işaret edilmiştir. Hukukun üstünlüğü

ilkesi gereği devletin aynı yargı koluna dâhil mahkemeler arasındaki derin ve

süregelen içtihat farklılıklarını ortadan kaldırabilecek nitelikte bir

mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin bir şekilde işleyişini sağlayacak

düzenlemeler yapmakla yükümlü olduğu ifade edilmiştir.

23. Aynı kararda Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin ve sonradan

bu görev verilen (kapatılan) Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin anılan Vakıf

çalışanlarının kamu işçisi olduğunave şartları uygunsa ilave tediye alacağından

yararlanacaklarına dair kararlar verdiği belirtilmiştir. Buna karşılık olarak

Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin anılan Vakıfların özel hukuk tüzel kişisi

statüsüne sahip olduğunu ve dolayısıyla kamu personeli sıfatı bulunmayan

çalışanlarının ilave tediyeden yararlanmayacağını istikrarlı olarak hüküm

altına aldığı ifade edilmiştir. Yargıtay daireleri arasındaki derin ve süregelen

içtihat farkının faaliyete giren istinaf mahkemesi niteliğindeki bölge adliye

mahkemesi daireleri arasında da sürdürüldüğü saptanmıştır (Yasemin Bodur,

§§ 48, 50).

24. Anılan kararda sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfı

çalışanlarının ilave tediye alacağına hak kazanıp kazanmayacağı hususunda

süregelen içtihat farklılığının derinleşmiş ve sürekli bir nitelik kazanmış

olduğu, bu durumun davaların somut özelliğinden kaynaklanmadığı ve bu durumun

ortadan kaldırılmasını sağlayacak içtihadı birleştirme kararı gibi elverişli

bir mekanizma işletilmemesi nedenleriyle varılan sonucun başvurucu için

öngörülemez olduğu ve yargılamanın hakkaniyetini zedelediği sonucuna

ulaşılmıştır (Yasemin Bodur, § 52).

25. Diğer taraftan, başvurucunun hizmet akdi ile

çalıştığı Vakfın niteliğini de ele alan Yargıtay İBK'ya rağmen Yargıtay

daireleri, söz konusu kararın vakıfların niteliğini belirlemekle birlikte

çalışanların statüsüne ilişkin bir tespit içermediği görüşünden hareketle

önceki görüşleri doğrultusunda kararlar vermeye devam etmiştir (Yasemin

Bodur, §§ 20, 23).

26. Somut başvurunun da aynı hususa ilişkin olması ve Yasemin

Bodur kararından ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmaması nedeniyle

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

27. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

28. Başvurucular ihlalin tespiti ile ilave tediye

alacağına karar verilmesi talebinde bulunmuştur. Başvurucuların manevi tazminat

talebi bulunmamaktadır.

29. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

30. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

31. Bununla birlikte 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(1) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilirken idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemez. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine

hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının yerine geçerek

işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının nasıl

giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı ilgili

mercilere gönderir (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, §

57).

32. Anayasa Mahkemesince Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Somut olaylarda

ihlalin aynı hukuki nedene dayalı olarak benzer konumdaki kişiler tarafından

açılan davalarda aradan geçen uzun zamana rağmen Yargıtay daireleri arasındaki

görüş farkının ortadan kaldırılıp uygulama birliğinin sağlanmamasından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle ihlal, başvurucunun aynı anda

iki farklı yorumu yürürlükte bulunan ve bu nedenle belirlilik kriterini

taşımayan bir hukuk kuralına tabi tutulmasından kaynaklanmaktadır.

33. Anayasa Mahkemesince yapılan ihlal tespitinin derece

mahkemesi kararının sonucuna yönelik olmadığının ve derece mahkemesince varılan

sonuçtan bağımsız olduğunun altı çizilmelidir. Hâl böyle olunca ihlalin

giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.

Aksi durum yani ihlalin giderim şekli olarak yargılamanın yenilenmesine

hükmedilmesi, bu yorumlardan birine üstünlük tanınarak taraflardan bir lehine

tercihte bulunulması anlamına gelebilecektir. Bu da var olan ihlali

gidermeyeceği gibi derece mahkemesinde görülen uyuşmazlığın diğer tarafı

aleyhine yeni ihlallerin doğmasına yol açabilecektir. Dolayısıyla somut olayda

yargılamanın yenilenmesi ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak nitelikte bir

yol olarak kabul edilemeyeceğinden, başvurucuların manevi tazminat talep

etmedikleri de dikkate alınarak yalnızca ihlalin tespitine karar verilmesi

gerekir.

34. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi

için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvuruya konu olayda böyle bir illiyet

bağı bulunmadığından tediye alacağının ödenmesine yönelik talebin reddine karar

verilmesi gerekir.

35. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 364,60 TL harç

tutarının başvuruculara ayrı ayrı, 3.000 TL vekâlet ücretinin müştereken

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuların ilave tediye alacaklarının ödenmesine

yönelik taleplerinin REDDİNE,

D. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 364,60 TL harç

tutarının başvuruculara AYRI AYRI, 3.000 TL vekâlet ücretinin MÜŞTEREKEN

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Ezine Asliye Hukuk

Mahkemesi (E.2016/300, K.2017/187) ile Çanakkale İş Mahkemesine (E.2018/49,

K.2018/111) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 13/10/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Basri BAĞCI

Raportör

:

Eren Can BENAKAY

Başvurucular

:

1. Hacer DENERİ

2. Okan OKUTUCU

Başvurucular Vekili

:

Av. Celalettin METO

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2019/1868, T. 13.10.2020, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2019-1868-basvuru-13-10-2020-00118b90d50a