Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2019/17636, 27.01.2021

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2019/17636
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

ABDULĞANİ NARİN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2019/17636)

Karar Tarihi: 27/1/2021

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, murisin 1992 yılında terör örgütü tarafından

öldürüldüğü iddiasıyla 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan

başvurunun reddine ilişkin işleme karşı açılan davanın reddedilmesi ve

yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ve yaşam

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 13/5/2019 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurucuların adli yardım talebinin

kabulüne karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 71.

maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana

ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden incelenmesine

karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular, murisleri M.E.N.nin 1992 yılında terör

örgütü mensuplarınca öldürüldüğünden bahisle taraflarına tazminat ödenmesi

istemiyle 5233 sayılı Kanun kapsamında 27/7/2005 tarihinde Mardin Valiliği

Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

10. Komisyonun 7/3/2012 tarihli kararıyla, başvurunun

aranan şartlara uygun olmadığı ve 5233 sayılı Kanun kapsamına girmediği

belirtilmiştir. Komisyon kararının gerekçesinde, başvurucularının murislerinin

PKK terör örgütü sempatizanı olduğu, Hizbullah terör örgütünce iki örgüt

arasındaki hesaplaşma sonucu öldürüldüğü ifade edilmiştir.

11. Başvurucular, anılan Komisyon kararının iptaline

karar verilmesi istemiyle Mardin İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır.

12. Mahkeme 30/10/2013 tarihli kararıyla, başvurucuların

murisinin öldürülmesinin terör eylemleri ya da terörle mücadele kapsamında

yürütülen bir faaliyetin sonucu olmadığı, adı geçenin PKK terör örgütü yandaşı

olması nedeniyle Hizbullah adlı yasa dışı örgüt tarafından iki örgüt arasındaki

hesaplaşma sonucu öldürüldüğü anlaşıldığından, 5233 sayılı Kanun kapsamına

girmeyen olay nedeniyle tazminat verilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle

davanın reddine karar vermiştir.

13. Başvurucular, kararı temyiz etmiştir. Danıştay

Onbeşinci Dairesi (Daire); kararlarının usul ve hukuka uygun olduğunu,

dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek

nitelikte görülmediğini belirterek kararı 31/1/2018 tarihinde onamıştır.

14. Başvurucuların karar düzeltme talepleri de Daire

tarafından 5/2/2019 tarihli kararla reddedilmiştir. Karar düzeltme taleplerinin

reddine ilişkin karar, başvuruculara 15/4/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucular 13/5/2019 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

16. Mahkemenin 27/1/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım

Talebi Yönünden

17. Başvurucular, bireysel başvuru harç ve masraflarını

karşılayacak gelirleri olmadığını beyan ederek adli yardım talebinde

bulunmuştur.

18. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No:

2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini

önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun

olduğu anlaşılan başvurucuların açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım

talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

19. Başvurucular, uzun süren yargılama nedeniyle makul

sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

20. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

21. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin idari yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi

olarak davanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu

zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği,

yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği

tarih esas alınır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, §§ 45,

47).

22. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin idari yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken

yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili

makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle

sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Selahattin

Akyıl, § 41).

23. Bu hususlara ek olarak Anayasa Mahkemesi, 5233 sayılı

Kanun kapsamında yapılan yargılamalarda komisyonların belli bir dönem içinde

geçici olarak olağanüstü iş yükü artışı ile karşılaşmasından kaynaklanan

gecikmelerde, kamu otoritelerince zamanında ve yeterli tedbirlerin alınmış olup

olmadığını da gözönünde bulundurmaktadır. Gerekli tedbirler alınmışsa makul

sürenin hesaplanmasında olağan yargılamalara kıyasla daha esnek bir yaklaşım

benimsenmektedir (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 60-72; Mahmut

Can Arslan, B. No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 59-71; Mehmet Gürgen, B.

No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 57-67; Celal Demir, B. No: 2013/3309,

6/2/2014, §§ 57-69).

24. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer

başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında 13 yıl 6 aylık yargılama

süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

25. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

C. Yaşam

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

26. Başvurucular, murislerinin Hizbullah terör örgütü

üyelerince öldürüldüğünü, devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında

murislerinin yaşam hakkının korunmasının gerektiğini ancak bu yükümlülüğün

gereğinin yerine getirilmediğini belirterek yaşam hakkı ihlalinin tespitini

talep etmiştir.

2. Değerlendirme

27. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” kenar

başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, yaşama... hakkına

sahiptir."

28. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve görevleri"

kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin temel amaç ve

görevleri... kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve

adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal

engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli

şartları hazırlamaya çalışmaktır."

29. Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkını güvence altına alan

Anayasa'nın 17. maddesini Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirerek

devlete üç tür yükümlülük yükleyecek şekilde yorumlamış ve bu yükümlülüklerin

ihlal edilip edilmediğine ilişkin değerlendirmelerinde gözönüne alacağı

ilkeleri belirlemiştir. Bu yükümlülüklerden ilki kasıtlı ve hukuka aykırı

olarak öldürmeme yükümlülüğü (negatif yükümlülük), ikincisi her türlü tehlikeye

karşı bireylerin yaşam hakkını koruma yükümlülüğü (pozitif yükümlülüğün maddi boyutu),

üçüncüsü ise doğal olmayan her ölümle ilgili etkili soruşturma yükümlülüğüdür

(pozitif yükümlülüğün usule ilişkin boyutu). Bireysel başvurunun yaşam hakkı

kapsamında değerlendirilebilmesi için kamu makamlarının yaşam hakkının koruma

alanına kasıtlı eylemleri veya ihmal suretiyle tezahür eden eylemsizlikleri ile

bir müdahalesinin gerçekleştiği iddia edilmelidir. Başka bir anlatımla yaşam

hakkı kapsamında yapılacak bir inceleme ancak yetkili makamların kusura dayalı

sorumluluğunun ileri sürüldüğü hâllerde söz konusudur. Bir ölümden kusursuz

sorumluluk ilkeleri gereğince sorumlu olunduğunun ileri sürülmesi hâlinde ise

bireysel başvurunun açıklanan gerekçelerle yaşam hakkından incelenebilmesi

mümkün değildir (Aziz Biter ve diğerleri, B. No: 2015/4603, 19/2/2019,

§§ 58, 59).

30. Bu açıklamalar çerçevesinde somut başvuruya

bakıldığında başvurucuların murislerinin yaşamının devletçe korunmadığına

ilişkindir. Başvurunun bu kapsamında incelenmesi gerektiği açıktır.

31. Yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa'nın 17.

maddesi, devlete birtakım negatif ve pozitif yükümlülükler yükler. Pozitif

yükümlülükler kapsamında devletin yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam

hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve hatta kişinin kendi

eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi vardır. Devlet,

öncelikle yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı caydırıcı ve koruyucu

yasal düzenlemeler yapmalı; bununla da yetinmeyerek gerekli idari tedbirleri

almalıdır. Ayrıca devlet, anılan yükümlülük kapsamında bireyin yaşamını her

türlü tehlike, tehdit ve şiddetten korumalıdır (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).

32. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir

tehlikenin bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği

durumlarda kamu makamlarının makul ölçüler çerçevesinde ve bu tehlikenin

gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlem alması gerekir. Ancak özellikle

insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek

yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate alındığında pozitif

yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanamaz (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 53).

33. Devletin, diğer bir deyişle kamu görevlilerinin

yaşamı korumak için makul ölçüler çerçevesinde idari tedbirler alma konusunda

ihmalkârlık yaptığını ileri süren başvurucular, somut başvuruyu 5233 sayılı

Kanun'a istinaden yaptıkları başvurunun ve anılan başvuruda verilen karar

aleyhine açılan davanın reddedilmesi üzerine yapmıştır. Başvurucular,

yakınlarının ölümü nedeniyle uğradıklarını ileri sürdükleri maddi ve manevi

zararların tazmini için genel hükümlere göre idari yargı mercilerinde tam yargı

davası açmayı tercih etmedikleri gibi genel hükümlere göre başvurulabilecek tam

yargı davası yolunun somut olayın kendine özgü koşullarına göre şikâyetleri

açısından makul bir başarı şansı sunabilecek nitelikte olmadığını da iddia

etmemiştir (Hadice Akyürek ve Hasan Akyürek, B. No: 2015/13867,

9/5/2019, § 57).

34. Danıştayın konuyla ilgili yerleşik içtihadı da

gözönüne alındığında 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda ve bu

başvurularda verilen kararlar aleyhine açılan idari davalarda doğrudan kusursuz

sorumluluğa ilişkin bir değerlendirme yapılmakta, idarenin yapması gerekenleri

yapmadığı iddiası (kusur sorumluluğu) değerlendirilmemektedir. Bu itibarla

Anayasa Mahkemesinin bu tazminat yolunu devletin yaşamı koruma yükümlülüğü ile

bu yükümlülük kapsamında belirlediği ilkeler çerçevesinde inceleyip ilgili idari

ve adli makamların vardıkları sonuçları bu bağlamda değerlendirebilmesi mümkün

değildir (Aziz Biter ve diğerleri, §§ 74, 75). Zira anılan tazminat

yolu, başvurucuların şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek

nitelikte değildir.

35. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesinden önce başvurulan

tazminat yolunun en azından özü itibarıyla ihlali tespit edebilecek nitelikte

bir başvuru yolu olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, başvurucuların söz

konusu şikâyetleri açısından gerekli başvuru yolunu tüketmeden bireysel

başvuruda bulundukları sonucuna ulaşılmıştır (Hadice Akyürek ve Hasan

Akyürek, § 59).

36. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Diğer İhlal

İddiaları

37. Başvurucular, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk

kurallarının uygulanmasında hata yapılarak adil olmayan karar verilmesi

nedeniyle adil yargılanma hakkının ve diğer anayasal haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucuların belirtilen şikâyetleri yönünden açık

bir ihlalin bulunmadığı değerlendirildiğinden diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.

E. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

38. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

39. Başvurucular, ihlalin tespiti ile 50.000 TL manevi

tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

40. Somut olayda, makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

41. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı

karşılığında başvuruculara 24.000 TL manevi tazminatın müşterek ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

42. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 3.600 TL vekâlet

ücretinden oluşan yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinde bulunan başvurucuların adli

yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Diğer ihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ olduğuna,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvuruculara 24.000 TL manevi tazminatın MÜŞTEREKEN

ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihlerinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için Mardin İdare

Mahkemesine (E.2013/756, K.2013/2007) GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay Onbeşinci

Dairesine (E.2018/2311, K.2019/322) GÖNDERİLMESİNE,

İ Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

27/1/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ

Basri BAĞCI

Raportör

:

Fatma Burcu NACAR YÜCE

Başvurucular

:

1. Abdulğani NARİN

2. Abdulhadi NARİN

3. Emine NARİN

4. Gültekin NARİN

5. İbrahim NARİN

6. Vehbiye ATAÇ

Başvurucular Vekili

:

Av. Cüneyt ALKANDEMİR

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2019/17636, T. 27.01.2021, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2019-17636-basvuru-27-01-2021-d087d7e613b6