Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2015/2108, 12.06.2018

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2015/2108
Karar Tarihi

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

K.G. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/2108)

Karar Tarihi: 12/6/2018

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1.Başvuru, taksirle yaralama suçundan açılan ceza davasında

yeterli araştırma yapılmadan eksik şekilde karar verilmesi nedeniyle kişinin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/2/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

6. Başvurucunun kullandığı otomobil ile M.Ş.nin

sevk ve idaresinde bulunan kamyonetin 20/3/2014 tarihinde Kahramanmaraş ilinde

bulunan bir kontrollü kavşakta çarpışması sonucu yaralanmalı ve maddi hasarlı

trafik kazası meydana gelmiştir.

7. Kaza sonrası düzenlenen sağlık raporuna göre başvurucu hayati tehlikesi yoktur, basit tıbbi müdahale (BTM)

ile giderilebilir şekilde; M.Ş.nin

kullandığı kamyonette bulunan R.K. ise hayati

tehlikesi yoktur, BTM ile giderilemez şekilde yaralanmıştır.

8. Başvurucu, M.Ş. hakkında; R.K. ise hem başvurucu hem de M.Ş.

hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığının

(Başsavcılık) 21/4/2014 tarihli iddianamesiyle taksirle yaralama suçundan

başvurucu ve M.Ş. hakkında kamu davası açılmıştır. İddianamede; soruşturmaya

konu trafik kazası hakkında hazırlanan bilirkişi raporunda başvurucunun asli, M.Ş.nin ise tali kusurlu olduğunun tespit edildiği

vurgulanarak şüphelilerin üzerilerine atılı suçu bu

suretle işledikleri belirtilmiştir.

9. Kamu davasının açıldığı Kahramanmaraş 6. Asliye Ceza

Mahkemesinin (Asliye Ceza Mahkemesi) talebi üzerine Adli Tıp Kurumu Ankara

Trafik İhtisas Daire Başkanlığınca sanıkların kusurları hakkında 9/6/2014

tarihli bir rapor düzenlenmiştir. Anılan raporda; başvurucunun asli, diğer

sanık M.Ş.nin ise tali kusurlu olduğu şeklinde

değerlendirmede bulunulmuştur.

10. Asliye Ceza Mahkemesinin 19/11/2014 tarihli kararıyla R.K.ya yönelik taksirle yaralama

eyleminin sübuta erdiği gerekçesiyle başvurucunun 3.000 TL adli para cezası ile

cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilmiştir. Ayrıca diğer sanık M.Ş., R.K.ya

yönelik taksirle yaralama suçundan 2.000 TL adli para cezası ile

cezalandırılmış ve hükmün açıklanması geri bırakılmıştır.

11. Karara karşı başvurucu tarafından yapılan itiraz

Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/12/2014 tarihli kararıyla

reddedilmiştir. Karar gerekçesinde, Asliye Ceza Mahkemesinin söz konusu

kararının usul ve yasaya uygun olduğu ifade edilmiştir.

12. Nihai karar 9/1/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

13. Başvurucu 4/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

14. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "Taksirle yaralama" kenar

başlıklı 89. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Taksirle başkasının

vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden

olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile

cezalandırılır.

... (5) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/5 md.) Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve

kovuşturulması şikâyete bağlıdır..."

B. Uluslararası Hukuk

15. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı"

kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

"(1)

Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi

hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının

müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda

ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması,

suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu

olabilir."

16. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre kişinin

yaşamına ve vücut bütünlüğüne yönelen ancak ihmal suretiyle meydana gelen

olaylara ilişkinetkili bir yargısal sistem kurma yönündeki

pozitif yükümlülük mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara tek

başına ya da bir ceza soruşturmasıyla birlikte hukuki, idari ve hatta

disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Vo/Fransa [BD], B. No: 53924/00, 8/7/2004, §

90; Mastromatteo/İtalya [BD], B. No: 37703/97, 24/10/2002, §§ 90, 94, 95; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], B. No:

32967/96, 17/1/2002, § 51; Anna Todorova/Bulgaristan,

B. No: 23302/03, 24/5/2011, § 73; Ercan

Bozkurt/Türkiye, B. No: 20620/10, 23/6/2015, § 59; Cavit Tınarlıoğlu/Türkiye,

B. No: 3648/04, 2/2/2016, § 114; Fatih Çakır

ve Merve Nisa Çakır/Türkiye, B. No: 54558/11, 5/6/2018, § 42).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

17. Mahkemenin 12/6/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişinin Maddi ve

Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

18. Başvurucu, söz konusu trafik kazası nedeniyle yaralanmasına

ve suç duyurusunda bulunmasına rağmen sorumlu kişinin cezasız bırakıldığını

ileri sürmüştür. Başvurucu, sanık M.Ş. hakkında yeniden yargılama yapılmasına

karar verilmesini ve lehine tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Başvurucu

ayrıca, kişilik haklarının korunması için kimliğinin kamuya açık belgelerde

gizli tutulmasını talep etmiştir.

2. Değerlendirme

19. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özünün kişinin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 17.

maddesinin birinci fıkrası kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür (Ramazan Demir, B. No: 2014/16285,

22/3/2018, § 29).

20. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın

17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

21. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, bireysel başvuruda

bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle

derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi

koşulunu zorunlu kılar (Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 41).

22. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru

yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı

sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili

başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca, başvuru yollarını

tüketme kuralı ne mutlak ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kurala

riayetin denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması

esastır. Bu anlamda, yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarının

varlığının değil aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun

kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu

nedenle başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının tüketilmesi noktasında

beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri

dikkate alınarak incelenmesi gerekir (Işıl Yaykır, § 42).

23. Trafik kazaları, yaya ve/veya sürücülerin dikkatsizliğinden

yahut ihmallerinden kaynaklandığı gibi araç ya da yol hatalarından

kaynaklanabilmektedir. Trafik kazaları neticesinde meydana gelen yaralanma

olayları, kişinin vücut bütünlüğüne bir zarar gelmesi nedeniyle aynı zamanda

ceza hukukunun ilgi alanına da girmektedir. Bu durumda üçüncü kişilerin

taksirli eylemleri neticesinde kişinin maddi varlığını koruma hakkına yönelik

gerçekleşen olaylarda, anılan hakkın güvencelerinin usul yükümlülüğü bağlamında

bir ceza soruşturması açılmasını gerektirip gerektirmediği hususunun tespit

edilmesi gerekir (Ramazan Demir,

§ 35).

24. Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında belirtildiği üzere

yaşam hakkının veya bedensel bütünlüğün ihlaline kasten ya da ağır ihmalle

sebebiyet verilmemiş ise etkili bir yargısal

sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza

davası açılmasını gerektirmemektedir. Failin belirsiz olmadığı ve kişinin

kendisine zarar verilmek kastıyla hareket edildiği yönünde bir iddiasının

bulunmadığı durumlarda Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında etkili bir yargısal

sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük mağdura adli ya da idari yargı

mercileri önünde açabileceği bir tazminat ya da tam yargı davası yolunun

tanınmış olmasıyla yerine getirilmiş sayılır (Yaprak

Yüksek, B. No: 2013/9116, 14/10/2015, §§ 32, 33, 35; Ramazan Demir, § 36).

25. Ceza yargılamasında objektif sorumluluğa yer verilmezken

tazminat davalarında objektif sorumluluk ilkesinin etkin şekilde uygulandığı ve

aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük bir ispat standardı kullanıldığı

görülmektedir. Bu bağlamda ceza hukukunda taksire dayalı sorumluluk istisnai

nitelik taşımasına rağmen taksirle başkalarına verilen zarar nedeniyle tazminat

sorumluluğu kapsamında giderim imkânının daha yüksek olduğu

değerlendirilmektedir. Tazminat sorumluluğunda asıl gayenin zarar görenin

zararının telafi edilmesi olduğu, bu yolun daha yüksek başarı şansı sunabilecek

etkili bir yol olduğu hususu dikkate alınmalıdır (Yaprak Yüksek, § 37).

26. Bu bağlamda kişinin vücut bütünlüğüne yönelen eylemlerde

kasıt ya da ağır ihmalin bulunmadığı ve aydınlatma yükümlülüğü kapsamında

olayın ve failin belirli olduğu durumlarda hukuki tazmin yolunun -daha yüksek

başarı şansı sunabilecek- kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olduğu

değerlendirilmektedir (Ramazan Demir,

§ 38). Somut olaydaki gibi ihmali bir eylemden kaynaklanan trafik kazası

olayına ilişkin uyuşmazlıklarda tüketilmesi gereken etkili yol hukuki tazmin

yoludur.

27. Yukarıda yer verilen tespitler çerçevesinde beden

bütünlüğüne yönelik üçüncü kişilerce ihmal suretiyle yapılan müdahaleyle ilgili

olarak yalnızca ceza muhakemesi yoluna başvurulduğu, tazminat davası açma

yoluna gidilmediği gözönüne alındığında Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için etkili olan başvuru yolunun

tüketilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

28. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Üçüncü Kişinin

Cezalandırılmasına İlişkin İddia Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu, sanık M.Ş.nin kendisine

yönelik eylemi nedeniyle cezalandırılmaması kararına karşı ileri sürdüğü

hususların derece mahkemelerince dikkate alınmadığını ve taleplerinin hukuka

aykırı şekilde reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

30. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına

göre bireysel başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal

edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı

sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu Sözleşme'ye

ek protokoller kapsamına da girmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı dışında kalanhak ihlali iddiasını içeren

başvurular bireysel başvurunun kapsamında değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

31. Sözleşme’nin 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve

ilkelerin medeni hak ve yükümlülükler ile

ilgili uyuşmazlıkların ve bir suç isnadının esasının karara

bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla

sınırlandırılmıştır. Bahsedilen hâller dışında kalan adil yargılanma hakkının

ihlali iddiasına dayanan başvurular, Anayasa ve Sözleşme kapsamı dışında

kalacağından bireysel başvuruya konu olamaz. Dolayısıyla bir ceza davasında,

haklarında suç isnadı bulunmayan mağdur, suçtan zarar gören, şikâyetçi veya

katılan sıfatını haiz kişiler Sözleşme’nin 6. maddesinin koruma alanı dışında

kalmaktadır (Onurhan Solmaz, §§ 23, 24).

32. Somut olayda başvurucu hakkında bir suç isnadına ilişkin

olmayan ve üçüncü kişinin cezalandırılmasına yönelik ihlal iddiasının adil

yargılanma hakkının kapsamına girmediği anlaşılmaktadır.

33. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Başvurucu Hakkındaki

Suç İsnadına İlişkin İddia Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları

34. Başvurucu; deliller toplanmadan ve yeterli şekilde araştırma

yapılmadan karar verildiğini, kendisinin asli kusurlu olduğu şeklinde

düzenlenen raporların yetersiz ve eksik olduğunu, yeniden bilirkişi raporu

tesis edilmesi yönündeki talebinin hukuka aykırı şekildereddedildiğini

ve haksız yere cezalandırıldığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

35. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvurukonusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki

hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,

§ 42).

36. Başvurucunun iddialarının özünün derece mahkemeleri

tarafından hukuk kurallarının ve delillerin değerlendirilmesinde ve

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

37. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının kanun yolu

şikâyeti niteliğinde olduğundan açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Üçüncü kişinin cezalandırılmasına ilişkin olarak adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Başvurucu hakkındaki suç isnadına ilişkin olarak adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

12/6/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Fatih ALKAN

Başvurucu

:

K.G.

Vekili

:

Av. Mehmet

Necmettin KAZANCI

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2015/2108, T. 12.06.2018, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2015-2108-basvuru-12-06-2018-5caee3ecfb22