Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/15608, 05.07.2017

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2014/15608
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

AHMET RİŞVANLI BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/15608)

Karar Tarihi: 5/7/2017

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; bir kısım tanık beyanı esas alınarak hukuka aykırı

karar verilmesi, lehe olan delillere itibar edilmemesi ve makul sürede

yargılama yapılamaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/9/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7.Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar

özetle şöyledir:

8. Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 18/1/2006 tarihli

iddianamesiyle 30/5/2005 tarihinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu

işlediği iddiasıyla başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır.

9. Konya 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 28/12/2006 tarihli

kararıyla başvurucunun 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar

verilmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

"Sanık Ahmet Rişvanlı

mahkememizde verdiği ifadesinde atılı suçlamayı tevil yoluyla kabul ederek, S. İle

okul çıkışları kaldıkları eve gittiklerini, müştekinin de geldiğini, sanık H.

ve E.nin de eve geldiğini, E. ile H.nin

müştekiye sen yaptın diye isnatta bulunduğunu, müştekinin kabul ettiğini, S.

ile müştekinin kavga ettiğini araya girip ayırdığını ifade etmiştir.

...

İddia savunma ve delillere göre; sanıklarla

müştekinin öğrenci oldukları, sanık S.nin ve sanık S.nin kız okulda arabaya zorla bindirerek evlerine

götürdükleri, bu evde daha sonra sanıklar H.R. arkadaşı olduğu S. hakkında

müdahilin dedikodu çıkarması bakımından duyum aldığı, bu dedikodunun müdahil

tarafından çıkarıldığı kastı ile sanık S.nin sanık

Ahmet Rışvanlı ile birlikte müdahile ve A.T.K.'nın da geldiği, sanık S.nin

müdahile bu evde hürriyetinden altı saat kadar bir süre yoksun bıraktığı, sehpa

ayağıyla ve sanık Ahmet Rişvanlı ile birlikte dövüp

tehdit ettikleri, sanıklar A.T.K. ve H.R.nin de bu

sanıkların yanlarında yer alarak yardım ettikleri anlaşıldığından, sanık S.nin ve Ahmet Rişvanlı'nın atılı

suçu birlikte işledikleri, diğer sanıklar H. ve A.T.nin

de atılı suçun işlenmesine 5237 sayılı TCK'nın 39/2-c maddesine uyar şekilde

yardım etmek suretiyle iştirak ettikleri anlaşıldığından bu sanıkların müsnet suçtan cezalandırılmaları yoluna gidilmiştir.

Sanıklar S. ve H.Ç.nin atılı suçu işlediklerine

yeterli delil bulunmadığından hem de sanık H.nin de

müdahille yüzleştirme bakımından eve geldiği, suça iştirak etmediği

anlaşıldığından sanıklar H. ve S.nin atılı suçtan beraatlerine karar verilmiştir."

10. Temyiz üzerine hüküm, Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 27/6/2014

tarihli kararıyla başvurucu yönünden onanmıştır.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

11. Mahkemenin 5/7/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

12. Başvurucu; yargılandığı ceza davasında lehe tanık

beyanlarının hükme esas alınmadığını, olay sırasında üniversitede olduğunu

gösteren belgelere itibar edilmediğini, keşif yapılmadığını, suç ve cezaların

kanuniliği ve "Şüpheden sanık yararlanır." ilkesi ile gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun

iddialarının gerekçeli karar hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

13. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından

açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine "adil

yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf

olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar hakkının da

dâhil olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) birçok kararında

vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil

yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul

edilmesi gerekir.

14. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır.” denilerek mahkemelere, kararlarını gerekçeli yazma

yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa

kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulmalıdır.

15. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde

yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Tarafların muhakeme

sırasında ileri sürdükleri iddiaların kurallara uygun biçimde incelenip

incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına

verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de

gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

16.Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt

verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine

sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilseler de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,

§ 56) davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan

anlaşılmalıdır.

17. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği

davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut

bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması,

başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde

davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile

yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve

diğerleri, § 35).

18. Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili

olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt”

vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların

cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).

19. Somut olayda, yapılan yargılama sonunda tarafların davanın

sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmaları ile dosya kapsamı dikkate

alınarak verilen kararda yeterli gerekçeye yer verildiğinin görüldüğü (bkz. §

9), gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğu

anlaşılmaktadır.

20. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

21. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

22. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedenin de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

23. Ceza yargılamasının süresi tespit edilirken sürenin

başlangıç tarihi olarak bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar

tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı

gibi birtakım tedbirlerin uygulandığı tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak

ise suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği, yargılaması devam eden

davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 34).

24. Ceza yargılamasının süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların

ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın

süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate

alınır (B.E., § 29).

25. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık dokuz yıllık

yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

26. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

27. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…”

28. Başvurucu, manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

29. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

30. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 9.600 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

31. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 9.600 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Konya 8. Asliye Ceza Mahkemesine

(E.2006/48, K.2006/1029) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

5/7/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Raportör Yrd.

:

Gökçe

GÜLTEKİN

Başvurucu

:

Ahmet

RİŞVANLI

Vekili

:

Av. Mustafa

KÖRPE

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/15608, T. 05.07.2017, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2014-15608-basvuru-05-07-2017-1085743a9cc5