Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2018/36542, 18.11.2020

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2018/36542
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

SONGÜL CENGİZ ORAL VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/36542)

Karar Tarihi: 18/11/2020

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine

dayalı olarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasının esası

incelenmeden reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkeme

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular muhtelif tarihlerde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Ekli tablonun (A) sütununda numaraları belirtilen

başvuruların konu yönünden irtibatları nedeniyle 2018/36542 numaralı başvuru

ile birleştirilmesine ve incelemenin 2018/36542 numaralı başvuru üzerinden

sürdürülmesine karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 71.

maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana

ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden incelenmesine

karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Arka Plan

Bilgisi

9. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Devletin yetkili organları tarafından

tehdit değerlendirmesi yapılarak demokratik anayasal düzene, bireylerin temel

hak ve hürriyetlerine, millî güvenliğe yönelik tehdit oluşturan tüm terör

örgütlerine ve illegal yapılanmalara karşı tedbirler alınması

kararlaştırılmıştır (ayrıntılar için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK],

B. No: 2016/22169, 20/6/2017).

10. Anılan tedbirler kapsamında olağanüstü hâl ilan

edilmiş ve olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri çıkarılmıştır. Bu

çerçevede 22/7/2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal

Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (667 sayılı KHK)

23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe

girmiştir.

11. 667 sayılı KHK'nın 4. maddesinde devletin millî

güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna Millî Güvenlik Kurulunca karar verilen

yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği, mensubiyeti veya

iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen her türlü kadro,

pozisyon ve statüde (işçi dâhil) istihdam edilen personelin kamu görevinden

çıkarılmaları öngörülmüştür.

12. 667 sayılı KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı

Kanun'un 29/10/2016 tarihli ve 29872 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak

yürürlüğe girmesi sonucunda kanunlaşmıştır.

B. Somut

Başvurulara İlişkin Olay ve Olgular

13. Başvurucular, Kızıltepe Belediyesine (Belediye)

hizmet veren özel şirketlerde (Şirket) işçi olarak çalışmakta iken Kızıltepe

Belediye Başkanlığı İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürlüğünün fesih yazısı ve

ekli listesiyle başvurucuların terör örgütü ile iltisaklı olduklarının

bildirilmesi üzerine Belediye, iş akitlerinin feshedilmesini Şirketten

istemiştir. Şirket, bu talep üzerine başvurucuların iş akdini feshetmiştir.

14. Başvurucular, iş akdinin usulüne uygun olarak

feshedilmediğini ve fesih için somut bir olguya dayanılmadığını belirterek işe

iade istemiyle Şirket ve Belediye aleyhine dava açmıştır. Davalı Belediye cevap

dilekçesinde, 667 sayılı KHK'nın 4. maddesi gereği millî güvenliği tehdit eden

yapılar ile irtibatı ve iltisakı olabileceği değerlendirilen kişilerin KHK

gereği ilişiğinin kesildiğini, işten çıkarma kararını verenin belediye değil

çıkarılan KHK gereğince Bakanlar Kurulu olduğunu, husumetin yanlış yere

yönlendirildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı Şirket ise işe

alım ve iş akdinin feshinin asıl işveren konumundaki Belediyenin tasarrufunda olduğunu

belirtmiştir.

15. Kızıltepe Asliye Hukuk Mahkemesi, İş Mahkemesi

sıfatıyla baktığı davaların reddine karar vermiştir. Mahkeme kararlarında;

başvurucuların Millî Güvenliği tehdit eden yapılar ile irtibatlı ve iltisaklı

oldukları gerekçesiyle 667 sayılı KHK'ya dayalı olarak iş akitlerinin

feshedildiği aynı maddenin (2) numaralı fıkrası uyarınca da bu kişilerin bir

daha kamu hizmetinde çalıştırılmasının mümkün olmadığı gerekçesine yer

verilmiştir.

16. Başvurucular, karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur.

Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi)

başvurucuların istinaf istemlerini reddetmiştir. Kararda; şüphe feshi kavramı

üzerine durulmuş ve Belediye Başkanlığı İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürlüğünün

fesih yazısı ile başvurucuların PKK terör örgütü yapılanması ile irtibatı

olduğunun bildirilmesi üzerine davalı işveren bakımından iş sözleşmesinin devam

etmesinde yasal engel bulunduğu vurgulanmıştır.

17. Nihai kararların tebliğinin ardından başvurucular

süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

18. İlgili hukuk için bakınız Berrin Baran Eker

([GK], B. No: 2018/23568, 2/7/2020, §§ 20-35).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

19. Mahkemenin 18/11/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

20. Başvurucular; işverence iş akitlerine KHK gereği son

verildiğinin belirtilmesine rağmen terör örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı

olduklarına dair kesinleşmiş mahkeme kararı bulunmadığını, bu nedenle masumiyet

karinesinin ihlal edildiğini ve aynı durumdaki kişilerin bir kısmı hakkında işe

iade kararı verilirken kendi davalarının reddedilmesinin eşitlik ilkesini ve

adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

21. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar

başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Somut olayda başvurucuların temel iddiası; Belediye tarafından

gönderilen bilgilerin derece mahkemelerince yeterli kabul edilerek esası

hakkında herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmadan işe iade davalarının

reddedilmesidir. Bu nedenle başvurucuların iddialarının adil yargılanma hakkı

kapsamındaki mahkeme hakkı yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mahkeme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Genel

İlkeler

24. Anayasa Mahkemesi eldeki başvuruda uygulanacak

ilkeleri başvuruya benzer olgu ve iddiaları içeren Berrin Baran Eker

kararında belirlemiştir (Berrin Baran Eker §§ 53-60). Anılan kararda

belirtildiği üzere demokratik bir toplumda vazgeçilmez bir hak niteliğindeki

adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan mahkeme hakkı; uyuşmazlığın

bir mahkeme önüne getirilebilmesini, dava konusu edilen uyuşmazlığa ilişkin esaslı

iddia ve savunmaların yargı merciince incelenerek değerlendirilmesini ve bir

karara bağlanmasını, ayrıca verilen kararın icra edilmesini gerektirir. Buna

göre mahkeme hakkı; mahkemeye erişim hakkı, karar hakkı ve kararın icrası

haklarını içerir (Berrin Baran Eker § 55).

25. Mahkemenin, önündeki uyuşmazlığı karara bağlarken

taraflardan birinin iddia ve savunmasına bağlı kalarak buna karşı diğer tarafın

öne sürdüğü esaslı itirazları tartışmadan yargılamayı sonuçlandırması hâlinde

-ortada şeklî anlamda bir karar bulunsa bile- gerçek anlamda bir yargılama

yapıldığından bahsedilemeyecektir. Bu durumda uyuşmazlığa karşı yargı yolunun

teorik olarak açık olması pratikte bir anlam ifade etmeyecek, böylece mahkeme

hakkı ve dolayısıyla adil yargılanma hakkı bir yanılsamadan ibaret kalacaktır (Berrin

Baran Eker § 56).

26. Diğer taraftan mahkemelerin, önündeki uyuşmazlığın

esasını incelememesi sadece adil yargılanma hakkını zedelemekle kalmaz; aynı

zamanda davanın konusunu oluşturan medeni hakkın bağlantılı bulunduğu diğer

(maddi) hak ve özgürlükler yönünden etkili başvuru hakkının ihlal edilmesine de

yol açabilir. Yargısal başvuru yolları, çoğunlukla bir hak veya özgürlükle

bağlantılı uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulması amacıyla ihdas edilmiştir.

Kişiler dava açmak suretiyle mahkemelerden hak ve özgürlükleriyle ilgili olarak

yargısal koruma talep etmektedir. Bireylerin yargısal koruma taleplerine cevap

vermek, bu bağlamda dava konusu uyuşmazlığın esasını inceleyerek iddia ve

savunmaları değerlendirdikten sonra davayı karara bağlamak yargı mercilerinin

anayasal yükümlülüğüdür (Berrin Baran Eker § 57).

27. Bununla birlikte adil yargılanma hakkı davanın

sonucuna yönelik bir güvence içermemekte yargılama sürecinin adil olarak

yürütülmesini temin edecek birtakım usul güvenceleri sunmaktadır. Dolayısıyla

bireysel başvuru incelemelerinde adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirme

yapılırken davanın sonucuna ilişkin bir çıkarım yapılması mümkün değildir.

Anayasa Mahkemesinin tarafların öne sürdüğü ve esasa etkili olan iddiaların

-mahkeme hakkının gereği olarak- derece mahkemelerince işin mahiyetinin

gerektirdiği ölçüde incelenip incelenmediğini denetleme görevi bulunmaktadır (Berrin

Baran Eker § 58).

28. Öte yandan Anayasa Mahkemesi Berrin Baran Eker kararında

vurgulandığı üzere 667 sayılı KHK'da, devletin millî güvenliğine karşı

faaliyette bulunduğuna Millî Güvenlik Kurulunca karar verilen yapı, oluşum veya

gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut

bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen işçilerin iş sözleşmelerinin

feshedilmesi öngörülmüş ancak yargı mercilerinin denetim yetkisini kısıtlayan

herhangi bir hükme yer verilmemiştir. Bu bakımdan 667 sayılı KHK'nın 4. maddesi

dayanak gösterilerek iş sözleşmesi feshedilen işçiler tarafından açılan işe

iade davalarının esasının incelenmesini önleyen herhangi bir düzenleme

bulunmamaktadır (Berrin Baran Eker § 69).

29. 4857 sayılı Kanun ve bu Kanun'u yorumlayan Yargıtay

içtihatlarına göre asıl işverenin alt işverenden sözleşmenin feshini istemesi

feshi kendiliğinden tek başına geçerli hâle getirmemektedir. Ayrıca her ne

kadar işten çıkarmanın şüphe feshine dayalı olduğu, dolayısıyla niteliği gereği

şüphenin veya şüpheye götüren olguların ispatının imkânsız olduğu haklı olarak

ileri sürülebilirse de -Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere- derece

mahkemelerince işvereni şüpheye götüren olguların ispat koşulu aranmadan bir

bütün olarak değerlendirilmesine engel bir durum yoktur. Aksi takdirde

işverenin şüphesine dayanak olguların değerlendirilememesi, böylece feshin

geçerli nedene dayanıp dayanmadığının incelenememesi şüphe feshinde yargı

yolunun açık olmasını anlamsız kılar. Dolayısıyla derece mahkemelerinin

başvurucunun iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedene dayanıp dayanmadığını

inceleme yükümlülüğünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmasını gerektirecek herhangi

bir neden söz konusu değildir (Berrin Baran Eker § 69).

30. Kısacası 667 sayılı KHK'nın 4. maddesinde belirtilen

örgüt, yapı, oluşum veya gruplara üye olunması ya da bunlara mensubiyetin veya

iltisakın yahut irtibatın bulunması geçerli bir fesih sebebi olarak

öngörülmüştür. Ancak bu düzenleme sözü edilen yapılarla irtibatının bulunduğu

gerekçesiyle iş sözleşmesi feshedilen bir işçinin açtığı işe iade davasında

derece mahkemelerinin geçerli fesih sebebi olarak gösterilen olguyu, diğer bir

ifadeyle işçinin kuralda belirtilen yapılarla irtibatının bulunup bulunmadığını

iş hukukunun kurallarını da gözeterek araştırma ve ortaya koyma yükümlülüğünü

ortadan kaldırmamaktadır (Berrin Baran Eker § 71).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

31. Somut olayda da anılan karardan ayrılmayı gerektiren

bir durumun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Derece mahkemeleri, adil yargılanma

hakkının bir unsuru olan mahkeme hakkı gereği asıl işverenin başvurucular

hakkındaki değerlendirmesinin objektif ve makul dayanakları olup olmadığını,

dolayısıyla geçerli feshin koşullarının oluşup oluşmadığını incelemeden asıl

işverenin şüphesine bağlı kalarak sonuca varmıştır. Başka bir ifadeyle derece

mahkemeleri yargısal fonksiyonun esasını oluşturan uyuşmazlığın içinde yer alan

maddi ve hukuki sorunların bütünüyle ele alınması ve karara bağlanması işlevini

yerine getirmemiş, gerçek anlamda bir yargısal faaliyet icra etmemiştir.

Dolayısıyla hukuk düzeni tarafından başvuruculara tanınan feshe karşı yargı

yolunun açık olması teorik olmaktan öteye geçememiştir. Bu durumda

başvurucuların mahkeme hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmaktadır.

32. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan mahkeme hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

33. Adil yargılanma hakkı yönünden ulaşılan sonuç

gözetildiğinde başvurucuların diğer ihlal iddialarının ayrıca incelenmesine

gerek görülmemiştir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

34. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir...

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

35. Başvurucular, yargılamanın yenilenmesine ve

zararlarının tazminine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

36. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

37. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

38. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı ve

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki

benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla

yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim

yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına

bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal

yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı

nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını

gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§

58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

39. İncelenen başvuruda, derece mahkemelerinin dava

konusu uyuşmazlığın esasını incelememeleri sebebiyle adil yargılanma hakkı

kapsamındaki mahkeme hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla

ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır.

40. Bu durumda mahkeme hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere esas numaraları ekli tablonun (D) sütununda

gösterilen Kızıltepe Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

41. İhlalin tespiti ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından

tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

42. Dosyadaki belgelerden tespit edilen ekli tablonun (E)

sütununda gösterilen tutarlardaki harcın başvuruculara ayrı ayrı 3.000 TL

vekâlet ücretinin müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkeme hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkeme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mahkeme hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

Kızıltepe 1. Asliye Hukuk Mahkemesine (Esas numaraları ekli tablonun (D)

sütununda gösterilmiştir.) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuların

tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. Ekli

tablonun (E) sütununda gösterilen harcın başvuruculara AYRI AYRI, 3.000 TL

vekâlet ücretinin müştereken ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin,

kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru

tarihlerinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması

hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için

yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 18/11/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Tuğba YILDIZ

Başvurucular

:

Songül CENGİZ ORAL ve

diğerleri (bkz. ekli tablonun B

sütunu)

Başvurucular Vekili

:

Av. Ekrem TAŞKİN

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2018/36542, T. 18.11.2020, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2018-36542-basvuru-18-11-2020-791a22a06c68