Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2018/36023, 18.11.2020

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2018/36023
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ABDURRAHİM SARIOĞLU VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/36023)

Karar Tarihi: 18/11/2020

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, baro levhasına yazılma işlemine ilişkin iptal

davasında hukuk kurallarının öngörülemez biçimde yorumlanması nedeniyle

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Ekli tabloda sıralanan başvurulara ait başvuru formu

ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra başvurular

Komisyonlara sunulmuştur.

3. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Konularının aynı olması nedeniyle ekli tablonun (B)

sütununda numaraları belirtilen başvuru dosyalarının aynı tablonun (1) numaralı

satırında yer alan 2018/36023 numaralı bireysel başvuru dosyası ile

birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, bir kısım başvurular için görüş

bildirmiştir.

7. Bir kısım başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı

beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Genel

Bilgiler ve Olağanüstü Hâl İlanı ve Bu Süreçte Uygulanan Tedbirler

9. Başvuruya konu olaylara ilişkin genel bilgiler ile

olağanüstü hâl ilanı ve bu süreçte uygulanan tedbirler için bkz. M.B. [GK],

B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 11-19.

B. Somut

Başvuruya İlişkin Olay ve Olgular

10. Başvurucular, kamu görevlisi (hâkim-savcı/devlet

memuru) olarak görev yaptıkları sırada Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet

Yapılanması (FETÖ/PDY) ile bağlantısı bulundukları gerekçesiyle ilgili kanun

hükmünde kararnameler (KHK) gereğince meslekten ihraç edilmiştir.

11. Kamu görevinden ihraç edilmelerinin ardından

başvurucular, baro levhasına/staj listesine avukat/avukat stajyeri olarak

yazılma talebiyle ilgili barolara (Baro) başvurmuştur. Başvurucuların talebi,

baro levhasına/staj listesine kaydedilebilmek için aranan kanuni şartların

taşındığı gerekçesiyle Türkiye Barolar Birliği (TBB) tarafından kabul

edilmiştir.

12. Söz konusu kararlar, Bakanlık tarafından uygun

bulunmayarak bir daha görüşülmek üzere TBB'ye geri gönderilmiştir.

13. TBB Yönetim Kurulu, önceki kararlarında ısrar ederek

başvurucuların baro levhasına/staj listesine yazılmasına karar vermiştir.

14. Bakanlık, başvurucuların baro levhasına/staj

listesine yeniden yazılmalarına ilişkin TBB kararının kesinleşmesi üzerine

Ankara İdare Mahkemelerinde (Mahkeme) TBB'ye karşı iptal davası açmıştır.

Başvurucular, davalı TBB yanında iptal davasında müdahil olarak yer almıştır.

15. Mahkeme, dava konusu işlemlerin iptaline karar

vermiştir. Derece mahkemelerinin gerekçeleri birbirine yakın olup özetle şu hususlara

dayanmaktadır: Kararlarda öncelikle avukatlık mesleğinin, kamu hizmeti

niteliğinde olduğu ve avukatların işlevsel anlamda kamu görevi ifa ettiği

belirlenmiştir. Anılan kararlarda; başvurucuların ihraç edilmelerine sebep olan

KHK'lar gereğince ihraç edilenlerin yeniden kamu hizmetinde istihdam

edilemeyeceklerinin düzenlendiği, avukatlık mesleğinin de bir kamu görevi

olduğu gerekçesiyle kamu görevinden ihraç edilen başvurucuların avukatlık

mesleğinde görevlendirilemeyecekleri ifade edilmiştir.

16. İstinaf başvuruları, Bölge İdare Mahkemesi tarafından

kesin olarak reddedilmiştir.

17. Başvurucular, muhtelif tarihlerde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

18. İlgili hukuk için bkz. M.B.,§§ 34-56.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

19. Mahkemenin 18/11/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım

Talebi Yönünden

20. Bazı başvurucular, bireysel başvuru harç ve

masraflarını karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım talebinde

bulunmuştur.

21. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No:

2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini

önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun

olduğu anlaşılan başvurucuların açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım

talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Hakkaniyete

Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

22. Başvurucular; avukatlık mesleğini icra edebilmek için

ilgili mevzuatta aranan tüm şartları taşıdıklarını, avukatlık mesleğinin kamu

hizmeti olduğu fakat kamu görevi olmadığını ve ihraç edilmiş olmalarının

avukatlık mesleğini yapmalarına engel olmadığını belirtmiştir. Başvurucular;

Mahkeme tarafından delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının

uygulanmasında hata yapılarak adil olmayan karar verilmesi nedeniyle adil

yargılanma hakkının ve diğer anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş,

ihlalin ortadan kaldırılması ve tazminat taleplerinde bulunmuştur.

23. Bakanlık görüşünde, başvurucuların ilgili KHK ile

kamu görevinden ihraç edildiklerini ve bir daha kamu görevine alınmamanın yine

ilgili KHK gereğince öngörülen bir tedbir mahiyetinde olduğunu belirtmiştir.

Kamu görevinden çıkarılma işlemine karşı yargı yolunun açık olduğu ve bu yargı

yoluna başvuran başvurucular açısından olağan kanun yollarının tüketilmediğini

ifade etmiştir. Bakanlık; şikâyetlerin kanun yolu şikâyeti kapsamında

kaldığını, Mahkeme kararında yeterli gerekçe bulunduğunu ve avukatlık mesleğinin

önemi gereği kamu hizmeti kavramının idare hukuku kapsamında dar yorumlanmaması

gerektiğini vurgulamıştır.

24. Bir kısım başvurucular; bakanlık görüşüne karşı

başvuru formlarındaki beyanlarını tekrarlamış, başvuru yollarını tüketerek

bireysel başvuruda bulunduklarını ifade etmiştir.

2. Değerlendirme

25. Anayasa’nın iddianın incelenmesinde dayanılacak olan "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların baro levhasına/staj listesine yazılmalarına ilişkin

kararlar Mahkeme tarafından iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi tarafından baro

levhasına yazılma kararının iptal edilmesine ilişkin M.B. başvurusu

Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun

yargılanma hakkı kapsamında incelenmiş olup somut başvurulardaki iddiaların da

bu kapsamda incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

27. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, M.B. başvurusuna

ilişkin kararında Anayasa'nın 36. maddesinin baro levhasına kaydedilmeye

ilişkin uyuşmazlıklarda uygulanabilir olduğu sonucuna varmıştır (aynı kararda

bkz. §§ 64-78).

28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Genel

İlkeler

29. Anayasa Mahkemesi, eldeki başvuruda uygulanacak

ilkeleri başvuruya benzer olgu ve iddiaları içeren M.B. kararında

belirlemiştir. Kamu görevinden ihraç edilen başvurucunun baro levhasına yazılma

işleminin Mahkeme kararı ile iptal edilmesine ilişkin başvuruda hakkaniyete

uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. İptal ile

sonuçlanan Mahkeme kararında 23/7/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 667

sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde

Kararname'de düzenlenen "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler

bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez..." hükmünden yola

çıkılarak, avukatlık mesleğinin maddi anlamda bir kamu hizmeti olduğu

değerlendirilerek başvurucunun avukatlık mesleğine kabul şartlarını taşımadığı

hükmüne varıldığı belirtilmiştir (M.B., §§ 92-96).

30. Söz konusu başvuruya ilişkin kararda; derece

mahkemelerince yapılan yargılamanın adil yargılanma ilkelerini ihlal edip

etmediğinin değerlendirilmesinde incelenmesi gereken meselenin, derece mahkemesinin

vardığı bu sonucun ilgili mevzuatın hakkın tesliminden kaçınacak ölçüde

öngörülemez bir biçimde yorumlanmasına dayanıp dayanmadığının tespit edilmesi

gerektiği ifade edilmiştir. Kamu hizmeti kavramını yorumlamanın ve bu bağlamda

anılan hükmün avukatlığı da kapsayıp kapsamadığını değerlendirmenin öncelikli

olarak derece mahkemelerine ait bir yetki olduğu vurgulanmış, bununla birlikte

derece mahkemelerinin yorumunun açıkça öngörülemez olduğunun veya hakkın

teslimini açıkça reddedecek şekilde hatalı bulunduğunun tespiti durumunda usule

ilişkin güvencelerin de anlamsız hâle geleceği gerekçesiyle söz konusu durumun

etkilerini incelemenin Anayasa Mahkemesinin görevinde olduğu belirtilmiştir (M.B.,

§ 97).

31. Anılan başvuruda 667 sayılı KHK gereğince görevlerine

son verilenlerin bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceklerine ilişkin

kuraldaki istihdam kavramının bağımlı çalışmayı gerektirdiği, anılan

kuraldan devlete bağlı olarak çalışmayı gerektirmeyen avukatlık mesleğini de

kapsadığı hususunun açıkça anlaşılamadığı vurgulanmıştır. Ayrıca serbest

çalışan avukatlar ile devlet arasında devlet memurununkine benzer bir güven

ilişkisi aramanın Anayasa ile oluşturulan demokratik hukuk düzeninde anlamlı

olmadığının altı çizilmiştir (M.B., § 101).

32. Hak ve özgürlükleri sınırlandıran hükümlerin kamu

makamlarınca geniş yorumlanması bireyler açısından öngörülemez sonuçlar

doğurabileceğinden hukuk devletine aykırılık teşkil etmenin yanında adil

yargılanma hakkını da zedeler. Adil yargılanma hakkı, uyuşmazlıklarda

uygulanacak hukuk kurallarının öngörülebilir olmasını zorunlu kılmaktadır. Türk

anayasal sisteminde hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı düzenleme yapma yetkisi

yasama organına aittir. Hak ve özgürlüğü kısıtlayıcı bir kanunun kapsamını

genişletici yorum ve uygulamalar kanun koyucunun getirmediği bir

sınırlandırmanın idari ve yargısal makamlarca ihdas edilmesi sonucunu

doğurabilir. Bu açıdan hak ve özgürlükleri sınırlandıran kurallara ilişkin

yorum ve uygulamaların kuralın kapsamını genişletici nitelikte olmaması ve

öngörülebilir sınırlar içinde kalması önem taşımaktadır. Diğer bir ifadeyle

derece mahkemelerinin, hak ve özgürlükleri sınırlayıcı kuralların kapsamının

geniş yorumlanması hususunda oldukça ihtiyatlı davranması gerekir. Aksi durum

keyfî uygulamaların yaygınlaşmasına ve bireylerin kamu otoritelerine karşı

güvencesiz bir konuma düşmesine yol açar (M.B., § 104).

33. Sonuç olarak M.B. başvurusuna ilişkin kararda;

başvurucunun kamu görevinden ihraç edildikten sonra kamu hizmeti sayılan

avukatlık mesleğinde istihdam edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle

avukatlık mesleğine kabul edilme şartlarını taşımadığı yolunda ulaşılan

kanaatin, kanun hükmünün öngörülebilir olmayan genişletici yorumuna dayandığı

belirtilmiştir. Bu yorumun başvurucunun medeni hakkıyla ilgili olarak açılan

davada usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirdiği ve başvurucu aleyhine

karar verilmesinde belirleyici olduğu, dolayısıyla bunların bir bütün olarak

yargılamanın hakkaniyetini zedelediği kanaatine varılmıştır.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

34. Somut olayda da kamu görevinden çıkarılan

başvurucuların baro levhasına/staj listesine kaydedilmelerine ilişkin

işlemlerin Mahkeme tarafından avukatlık mesleğinin kamu görevi olduğu ve ilgili

KHK'lar gereği kamu görevinden ihraç edilen başvurucuların bir daha kamu

görevinde istihdam edilemeyecekleri gerekçesiyle iptal edildiği tespit

edilmiştir. Bu durumda yukarıda anılan kararlarda ulaşılan sonuçtan ayrılmayı

gerektiren bir husus bulunmadığından başvurucuların Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

c. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

35. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

36. Başvurucular; ihlalin tespit edilmesini istemiş,

yeniden yargılanma ve tazminat talebinde bulunmuştur.

37. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

38. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

39. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanunun 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak

amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir

giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal

kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı mahkemenin

yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin

sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir. (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

40. İncelenen başvuruda, Mahkemenin olayda uygulanan

hukuk kuralını usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirecek şekilde ve

öngörülemez biçimde yorumlaması sebebiyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından

kaynaklandığı anlaşılmıştır.

41. Bu durumda hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya

özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu

kapsamda yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa

Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında

belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ekli tablonun (D)

sütununda belirtilen mahkemelere gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

42. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

43. Ekli tablonun (E) sütununda belirtilen yargılama

giderinin ilgili satırda gösterilen başvuruculara ödenmesine, 3.000 TL vekâlet

ücretinin ekli tablonun (F) sütununda isimleri yer alan avukatlar tarafından

temsil edilen başvuruculara ayrı ayrı ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Talepte bulunan başvurucuların adli yardım talebinin

KABULÜNE,

B. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma

hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmak üzere ekli listenin (D) sütununda belirtilen mahkemelere

GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuların tazminata ilişkin taleplerin REDDİNE,

E. Ekli tablonun (E) sütununda belirtilen yargılama

giderlerinin ilgili satırda gösterilen başvuruculara ÖDENMESİNE, 3.000 TL

vekâlet ücretinin ekli tablonun (F) sütununda isimleri yer alan avukatlar

tarafından temsil edilen başvuruculara AYRI AYRI ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihlerinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 18/11/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Tuğba TUNA IŞIK

Başvurucular

:

Abdurrahim SARIOĞLU ve

diğerleri (bkz. ekli tablo)

Başvurucular Vekili

:

bkz. ekli tablonun (F) sütunu

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2018/36023, T. 18.11.2020, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2018-36023-basvuru-18-11-2020-45552b827169