Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2018/9118, 18.11.2020

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2018/9118
Karar Tarihi

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

A.A. VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/9118)

Karar Tarihi: 18/11/2020

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kamudaki görevlerinden çıkarılan hukukçuların

baro levhasına/staj listesine yazılmalarına ilişkin verilen kararların

mahkemelerce iptal edilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Ekli tabloda sıralanan başvurular, başvuru formu ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

3. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Konularının aynı olması nedeniyle ekli tablonun (B)

sütununda numaraları belirtilen başvuru dosyalarının aynı tablonun (1) numaralı

satırında yer alan 2018/30241 numaralı bireysel başvuru dosyası ile

birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık bir kısım başvuru için görüş

bildirmiştir.

7. Bir kısım başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

başvuru tarihi itibarıyla olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler,

Olağanüstü Hâl İlanı ve Bu Süreçte Uygulanan Tedbirler

9. Başvuruya konu olaylara ilişkin genel bilgiler ile

olağanüstü hâl ilanı ve bu süreçte uygulanan tedbirler için bkz. Tamer

Mahmutoğlu [GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020, §§ 11-19.

B. Somut Başvurulara

İlişkin Olay ve Olgular

10. Başvurucular, kamu görevlisi (hâkim-savcı/devlet

memuru) olarak görev yaptıkları sırada Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya

Paralel Devlet Yapılanması (PDY) ile irtibat ya da iltisak içinde oldukları

gerekçesiyle ilgili olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamelerine (OHAL

KHK'ları) dayanılarak kamu görevinden çıkarılmıştır.

11. Kamu görevinden çıkarılmalarının akabinde

başvurucular, baro levhasına/staj listesine avukat/avukat stajyeri olarak

yazılma talebiyle ilgili barolara başvurmuştur. Başvurucuların talebi, baro

levhasına/staj listesine kaydedilebilmek için aranan kanuni şartların bulunduğu

gerekçesiyle Türkiye Barolar Birliği (TBB) tarafından kabul edilmiştir.

12. Söz konusu kararlar, Bakanlık tarafından uygun bulunmayarak

bir daha görüşülmek üzere TBB'ye geri gönderilmiştir (geri gönderme kararının

gerekçesi için bkz. Tamer Mahmutoğlu, § 26).

13. TBB Yönetim Kurulu, önceki kararlarında ısrar ederek

başvurucuların baro levhasına/staj listesine yazılmasına karar vermiştir (ısrar

kararının gerekçesi için bkz. Tamer Mahmutoğlu, § 27).

14. Bakanlık, başvurucuların baro levhasına/staj

listesine yeniden yazılmalarına ilişkin TBB kararının kesinleşmesi üzerine

Ankara İdare Mahkemelerinde (Mahkemeler) TBB'ye karşı iptal davaları açmıştır.

Başvurucular, davalı TBB yanında iptal davasında müdahil olarak yer almıştır.

15. Mahkemeler, dava konusu işlemlerin iptaline karar

vermiştir. Derece mahkemelerinin birbirine yakın olan gerekçelerinde özetle:

i. 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve sair düzenlemeler dikkate

alındığında avukatlık mesleğinin kamu hizmeti yönünün güçlendirildiği ve idare

hukuku anlamında kamu hizmeti veren diğer serbest mesleklerden önemli ve farklı

bir konuma taşındığının görüldüğü ifade edilmiştir.

ii. OHAL KHK'ları gereğince kamu görevinden çıkarılan

kişilerin bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyecekleri, meslek adlarını

ve sıfatlarını kullanamayacakları, bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı

olarak sağlanan haklardan yararlanamayacakları vurgulanmıştır. Söz konusu

düzenlemeler gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin avukat olarak baro

levhasına/staj listesine yazılmalarına ve avukat unvanını kullanmalarına imkân

bulunmadığı belirtilmiştir.

16. İstinaf başvuruları, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12.

İdari Dava Dairesi tarafından kesin olarak reddedilmiştir.

17. Başvurucular muhtelif tarihlerde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

18. İlgili hukuk için bkz. Tamer Mahmutoğlu,

§§ 37-67.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

19. Mahkemenin 18/11/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım

Talebi Yönünden

20. Bazı başvurucular bireysel başvuru harç ve

masraflarını karşılama imkânlarının olmadığını belirterek adli yardım talebinde

bulunmuştur.

21. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No:

2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini

önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun

olduğu anlaşılan başvurucuların açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım

taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Başvuruyu

İnceleme Usulü

22. İlkeleri ve gerekçesi Anayasa Mahkemesinin Tamer

Mahmutoğlu (aynı kararda bkz. §§ 71-76) kararında açıklandığı üzere

Anayasa'nın 15. maddesinde düzenlenen temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence

rejimi mevcut başvuru koşullarında dikkate alınmayacaktır.

C. Özel Hayata

Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

23. Başvurucular; OHAL KHK'larına dayanılarak bir daha

kamu görevinde istihdam edilmemek üzere kamu görevlerinden çıkarılmış

olmalarının serbest avukatlık mesleğini yapabilmeleri yönünden engel

oluşturmadığını, buna rağmen Bakanlık tarafından açılan iptal davalarında

hukuka aykırı şekilde aleyhlerine karar verildiğini, derece mahkemelerince

taleplerinin dikkate alınmadığını ileri sürmüştür. Başvurucular; söz konusu

uygulamalar ve kararlar nedeniyle özel sektörde dahi çalışmalarının

engellendiğini, kendilerinin ve ailelerinin geçimlerini sağlayabilecek bir işte

çalışma ve asgari insan onuruna yakışır şekilde yaşama haklarının ellerinden

alındığını, OHAL KHK'larının amacının ve kapsamının ötesine geçilerek idari

işlemler tesis edildiğini ve kararlar verildiğini, hukuk fakültesi mezunu

olmalarına rağmen elde ettikleri ve yapmaya hak kazandıkları avukatlık

mesleğini icra edemediklerini, gelir elde etme imkânından mahrum

bırakıldıklarını belirtmişler ve özel hayata saygı hakkı ile diğer anayasal

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

24. Bakanlık görüşlerinde; OHAL KHK'ları kapsamında

alınan somut tedbirin avukatlık mesleğinin önem ve özelliği, kamu hizmeti

niteliği ve avukatın hak ve yetkileri ile işlevsel olarak kamu görevi ifa

ettiği hususları gözardı edilerek bir daha "kamu hizmetinde

çalışamamak" yerine dar yorumlanmak suretiyle idare hukuku esaslarına

göre "kamu görevlisi olarak çalışamamak" şeklinde

değerlendirilmesinin OHAL KHK'larının amacıyla bağdaşmayacağı belirtilmiş ve

müdahalenin demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olduğu iddia edilmiştir.

25. Bakanlık görüşüne karşı cevap veren bir kısım

başvurucular, başvuru formlarında yer alan beyanlarını yinelemiştir.

2. Değerlendirme

26. Anayasa’nın "Özel hayatın gizliliği"

kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ... saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine

dokunulamaz."

27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16).

28. Başvurucuların iddialarının baro levhasına/staj

listesine yazılma taleplerinin TBB tarafından uygun bulunmasına ilişkin verilen

kararın İdare Mahkemesince iptal edilmesine, dolayısıyla serbest avukatlık

yapmalarının engellenmesine ilişkin olduğu görülmektedir. Tamer Mahmutoğlu

kararında; ihlal edildiği ileri sürülen özel hayata saygı hakkının

uygulanabilir olduğu sonucuna ulaşılması durumunda başvurucuların iddialarının

anılan hak bağlamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır (Tamer

Mahmutoğlu, §§ 82, 83). Somut başvurular yönünden de bu yaklaşımdan

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

29. Mesleki hayata yönelik bu tür tedbirlerin ya da

müdahalelerin hangi durumlarda özel hayat bağlamında uygulanabilir

olduğu hususunda belirlenen ölçütler Tamer Mahmutoğlu (aynı kararda bkz.

§§ 84-96) kararında açıklanmıştır. Söz konusu kararda kabul edildiği şekilde,

somut başvuruların sonuca dayalı nedenlerle özel hayata saygı hakkı

kapsamında incelenebilir nitelikte olduğu değerlendirilmektedir.

b. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Esas

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

31. Anayasa Mahkemesi mevcut başvuruda uygulanacak genel

ilkeleri, başvuruya benzer olgu ve iddiaları içeren Tamer Mahmutoğlu (aynı

kararda bkz. §§ 103-108) kararında ortaya koymuştur. Buna göre, Anayasa

uyarınca temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların kanunla öngörülmüş

olması gerektiği hatırlatılmış ve Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre

de Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan kanunilik ölçütünün karşılanması için

müdahalenin öncelikle şeklî anlamda bir kanuna dayanması gerektiği

belirtilmiştir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817,

19/12/2013, § 31; Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, § 75;

Fatih Saraman [GK], B. No: 2014/7256, 27/2/2019, § 65; Turgut Duman,

B. No: 2014/15365, 29/5/2019, § 66; Tamer Mahmutoğlu, § 103).

32. Bununla birlikte temel hak ve hürriyetlerin

sınırlandırılmasına ilişkin kanunların şeklen var olmasının yeterli olmayacağı,

kanunilik ölçütünün aynı zamanda maddi bir içeriği de gerektirmekte olduğu, bu

noktada kanunun niteliğinin önem kazandığı vurgulanmıştır. Kanunla sınırlama

ölçütünün sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini

ifade ettiği, böylece uygulayıcının keyfî davranışlarının önüne geçildiği gibi

kişinin hukuku bilmesine de yardımcı olduğu, bu yönüyle hukuk güvenliğini teminat

altına aldığı belirtilmiştir (Halime Sare Aysal [GK], B. No: 2013/1789,

11/11/2015, § 62; Fatih Saraman, § 66; Turgut Duman, § 67; Tamer

Mahmutoğlu, § 104).

33. Kararda, kanunun bu gerekliliklere uygun olduğunun

söylenebilmesi için yeterince ulaşılabilir olması, vatandaşların belirli bir

olaya uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli

bilgiye sahip olabilmesi, ayrıca ilgili normun keyfîliğe karşı uygun bir koruma

sağlaması, yetkili makamlara verilen yetkinin genişliğini ve icra edilme

biçimlerini yeterli bir netlikte tanımlaması gerektiği ifade edilmiştir (Halime

Sare Aysal, § 63; Fatih Saraman, § 67; Turgut Duman, § 68; Tamer

Mahmutoğlu, § 105).

34. Hukukun kendisinin -beraberinde getireceği idari

pratiğin dışında- söz konusu işlemin meşru amacını da gözönünde tutarak keyfî

müdahalelere karşı bireyi korumak için yetkili makamlara bırakılan takdir

yetkisinin kapsamını yeterince açık bir şekilde göstermesi gerektiği

hatırlatılmıştır. Başka bir anlatımla hukuk sisteminin kamu makamlarına hangi

koşullarda ve hangi sınırlar içinde müdahalelerde bulunma yetkisinin

verildiğini açık ifadelerle ortaya koyacak nitelikte olması ve bu bağlamda

ilgili müdahalenin muhataplarına müdahaleye zemin hazırlayan koşullar ile

müdahalenin sonuçları açısından bir öngörüde bulunabilmelerine imkânı tanıması

gerektiği belirtilmiştir (Halime Sare Aysal, § 64; Fatih Saraman, §

68; Turgut Duman, § 69; Tamer Mahmutoğlu, § 106).

35. Öte yandan her ihtimale çözüm getiremeyecek olan

yasal mevzuatın sağladığı koruma seviyesinin büyük ölçüde ilgili metnin

düzenlediği alan ve içeriğiyle birlikte muhataplarının niteliği ve sayısıyla

yakından bağlantılı olduğu ifade edilmiştir. Bu nedenle kuralın karmaşık

olmasının ya da belirli ölçülerde soyutluk içermesinin ve buna bağlı olarak

hukuki yardım ile tam olarak anlaşılabilir hâle gelmesinin tek başına hukuken

öngörülebilirlik ilkesine aykırı görülemeyeceği, bu kapsamda hak ya da

özgürlüğe müdahale eden kuralın belirli ölçülerdeki takdir alanını elbette

uygulayıcıya bırakabileceği vurgulanmıştır. Ancak bu takdir alanının

sınırlarının da yeterli açıklıkta belirlenmesinin ve kuralın

öngörülebilirliğini sağlayacak şekilde asgari bir kesinlik içermesinin zaruri

olduğuna dikkat çekilmiştir (Halime Sare Aysal, § 65; Fatih Saraman, §

69; Turgut Duman, § 70; Tamer Mahmutoğlu, § 107).

36. Ayrıca söz konusu koşulların yerine getirilip

getirilmediğini denetleyecek merci olan yargı organlarının müdahalelere dayanak

olarak gösterilen kanuni düzenlemelerin erişilebilir, öngörülebilir ve kesin

nitelikte olup olmadığını irdelemekle, en başta da ilgili kanuni düzenlemeleri

önlerine gelen davalarda anılan çerçevede kalarak uygulamakla yükümlü olduğuna

vurgu yapılmıştır (Tamer Mahmutoğlu, § 108).

37. Bu çerçevede ele alınan Tamer Mahmutoğlu kararında

derece mahkemelerince verilen iptal kararına dayanak olarak kabul edilen

olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamelerinin dava sürecinde kanunlaştığı

belirlenmiş ancak temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına dayanak

gösterilen kanunların şeklen var olmasının kanunilik ölçütünün karşılandığının

kabulü için tek başına yeterli olmayacağı ifade edilmiştir. Belirtildiği üzere

kanunun müdahaleye imkân sağlayacak şekilde maddi içeriğinin bulunması,

sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini içermesi

gerekmektedir.

38. Kararda -söz konusu genel ilkeler doğrultusunda- TBB

tarafından tesis edilen işlemin yargı kararıyla iptal edilmesi suretiyle

başvurucunun özel hayatına saygı hakkına müdahalede bulunulduğu tespit edilmiş

ve müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunup bulunmadığının belirlenmesi

amacıyla kamu hizmeti kapsamında olduğu açık olan avukatlığın istihdam

boyutuyla da ele alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvuruya konu olayda da

idari, ticari veya sınai bir sözleşme ile çalıştırılma durumunun mevcut

olmadığı, kamu görevlisi olmayan, bir idari sözleşmeyle veya ticari ya da sınai

nitelikteki bir özel hukuk sözleşmesiyle kamu hizmetinde çalıştırılmayan ve

mesleklerini serbest şekilde icra eden avukatların kamu hizmetinde istihdam

edildiklerinin kabulünün mümkün olmayacağı değerlendirilmiştir. Bu bakımdan

serbest avukatlık mesleğinin nitelikleri ve ilgili OHAL KHK'larında istihdam

edilmeme yasağının söz konusu olduğu dikkate alınmış ve derece mahkemelerince

verilen iptal kararına dayanak olarak gösterilen hükümlerin müdahalenin kanuni

dayanağı olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır (Tamer

Mahmutoğlu, §§ 114-116).

39. Bu gerekçelerle başvurucunun idari, ticari ya da

sınai bir sözleşme kapsamında kamu hizmetinde çalıştırılma durumunun olmadığı,

başvurucunun istihdam edilmesinden bahsedilemeyeceği ve serbest avukatlığın bir

istihdam ilişkisine dayanmadığı dikkate alınarak serbest avukatlık faaliyetini

kamu hizmetinde istihdam edilme yasağı kapsamında kabul eden derece

mahkemelerince anılan düzenlemelerin makul olmayacak biçimde genişletici ve

öngörülemez bir yoruma tabi tutulduğu kanaatine ulaşılmıştır. Bu doğrultuda da

başvurucunun baro levhasına yazılmamasına yönelik olarak gerçekleştirilen

müdahalelerin kanuni dayanağının bulunmadığına ve Anayasa'nın 20. maddesinde

güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar

verilmiştir (Tamer Mahmutoğlu, §§ 117-119).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

40. Somut başvurularda da kamu görevinden çıkarılan

başvurucuların baro levhasına/staj listesine kaydedilmelerine ilişkin

işlemlerin Mahkemeler tarafından avukatlık mesleğinin kamu görevi olduğu ve

ilgili OHAL KHK'ları gereği kamu görevinden ihraç edilen başvurucuların bir

daha kamu görevinde istihdam edilemeyecekleri gerekçesiyle iptal edildiği

görülmektedir. Dolayısıyla başvurucuların özel hayata saygı haklarına

müdahalede bulunulmuştur.

41. Yukarıda anılan Tamer Mahmutoğlu kararında

ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir husus bulunmadığından -aynı

gerekçelerle- başvurucuların özel hayata saygı haklarına yönelen müdahalelerin

kanuni dayanağının bulunmadığı kanaatine varılmıştır.

42. Başvurulara konu müdahalelerin kanunilik koşulunu

sağlamadığı anlaşıldığından söz konusu müdahaleler açısından diğer güvence

ölçütlerine riayet edilip edilmediğinin ayrıca değerlendirilmesine gerek

görülmemiştir.

43. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa'nın 20.

maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı haklarının ihlal edildiği

sonucuna ulaşılmıştır.

d. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

44. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden

yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya

üzerinden karar verir."

45. Başvurucular; ihlalin tespit edilmesini, yargılamanın

yenilenmesine ve lehlerine tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep

etmiştir.

46. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

47. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

48. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan

mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) §§ 57-59, 66, 67).

49. İncelenen başvurularda, serbest avukatlık mesleğini

icra etmekten alıkoyan müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunmadığı

gerekçesiyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Söz konusu ihlallerin, mevcut düzenlemelerin derece mahkemelerince öngörülemez

şekilde yorumlanmasından, dolayısıyla doğrudan derece mahkemelerinin

kararlarından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

50. Bu durumda özel hayata saygı hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun şekilde yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ekli tablonun D sütununda belirtilen

Mahkemelere gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

51. Öte yandan somut başvurularda bireysel başvuru tarihi

itibarıyla mevcut olan koşullar dikkate alınarak karar verildiğini hatırlatmak

gerekir. Dolayısıyla bireysel başvuru tarihinden sonra ortaya çıkan yeni hukuki

durumların değerlendirilmesi konusunda Baro Yönetim Kurullarının takdir

yetkisinin olduğu açıktır.

52. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

53. Ekli tablonun (F) sütununda isimleri yer alan

avukatlar tarafından temsil edilen başvuruculara 3.000 TL vekâlet ücretinin

ayrı ayrı ödenmesine karar verilmesi gerekir. Dosyadaki belgelerden tespit

edilen ve ekli tablonun (E) sütununda belirtilen yargılama giderlerinin ilgili

satırda gösterilen başvuruculara ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucuların kimliklerinin

gizli tutulması taleplerinin KABULÜNE,

B. Talepte bulunan başvurucuların adli yardım

taleplerinin KABULÜNE,

C. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

D. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel

hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

E. Kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere

ekli tablonun (D) sütunundaki ilgili mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,

F. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

G. Ekli tablonun (F) sütununda isimleri yer alan

avukatlar tarafından temsil edilen başvuruculara 3.000 TL vekâlet ücretinin

AYRI AYRI ÖDENMESİNE, ekli tablonun (E) sütununda belirtilen yargılama

giderinin ilgili satırda gösterilen başvuruculara ÖDENMESİNE,

H. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihlerinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 18/11/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Fatih ALKAN

Başvurucular

:

A.A. ve diğerleri (bkz.

ekli tablo)

Başvurucular

Vekilleri

:

bkz. ekli tablonun (F)

sütunu

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2018/9118, T. 18.11.2020, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2018-9118-basvuru-18-11-2020-55e5be7f66b3