Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2018/18081, 10.03.2021

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2018/18081
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ESABİL DEMİR BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/18081)

Karar Tarihi: 10/3/2021

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, aleni olmayan bir konuşmanın hukuka aykırı

şekilde kayıt altına alınmasına yönelik şikâyet hakkında etkili bir ceza

soruşturması yapılmaması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 13/6/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucunun Bodrum İlçe Emniyet Müdürlüğü Yalıkavak

İlçe Emniyet Müdürlüğünde polis olarak görev yapığı dönemde, bekleme salonunda

bulunan kameralar Kurum tarafından 8/6/2016 tarihinde incelenmiştir. İnceleme

sonunda başvurucunun Bodrum İlçe Emniyet Müdürlüğüne sonra Marmaris İlçe

Emniyet Müdürlüğüne ataması yapılmıştır ve başvurucu ve çalışma arkadaşlarının

kendi aralarında yaptıkları konuşma içeriklerine dayanılarak disiplin

soruşturması başlatılmıştır.

9. Olayla ilgili yürütülen disiplin soruşturması

sonucunda Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı 11/7/2017 tarihli

rapor düzenlemiştir. Anılan raporda;8/6/2016 tarihinde kameralardan elde edilen

görüntü ve ses kayıtlarının çözümlemelerinin incelenmesi sonucunda başvurucu ve

bir kısım çalışma arkadaşının karakolun bekleme salonunda "Nizami nöbet

tutuyorlar, manyak mısınız oğlum, iki kişi rapor alacak, ellerinde eleman

kalmayacak, kendileri görev yapacak, al raporunu geç ..." şeklinde

konuştukları, rapor alarak görevin aksaması için propaganda ve planlama

yaptıkları, bu plan doğrultusunda hareket ederek başvurucunun üç ay refakat

izni aldığı ve görevi kötüye kullanma suçunun oluştuğu kanaatine varıldığı

belirtilmiştir. Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen bu rapor

doğrultusunda başvurucu hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu'nun 257. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçundan

soruşturma yürütülmesine karar verilmiştir.

10. Başvurucu söz konusu dinleme ve kayıt altına almanın

hukuka aykırı olduğu iddiasıyla dinlemeyi yapan ve sonrasında bu kayıtları

kullanan görevliler hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Başvurucu şikâyet

dilekçesinde; bekleme salonuna konulan kameralarla ilgili personelin önceden

bilgilendirilmediğini, personelin yemek yediği, dinlendiği ve aralarında sohbet

ettikleri, özel konuşmaların yapıldığı alanı gözetleyecek şekilde ses kaydı ve

kamera kaydı yapılmasının personelin özel hayatını ve çalışma hayatını izlemek

amacına hizmet ettiğini belirtmiştir. Ayrıca bu yöntemle elde edilen verilerin

hukuka aykırı olduğunu ve delil olarak kullanılamayacağını, yapılan işlemlerde savcılık

ya da mahkeme kararına dayanmadığını vurgulamıştır. Konuşmaların hukuka aykırı

şekilde dinlenmesi ve kayda alınmasının özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu

oluşturduğunu belirten başvurucu, kaydı yapan, kaydı çözümleyen ve inceleyen

polis memurları hakkında anılan suç ve görevi kötüye kullanma suçu yönünden

dava açılarak cezalandırılmalarını, ayrıca kameraların nasıl ve neden

yerleştirildiğinin araştırılmasını talep etmiştir.

11. Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık)

başvurucunun iddialarıyla ilgili ceza soruşturması başlatmış ve başvurucu

hakkında görevi kötüye kullanma suçu yönünden yürütülen soruşturma dosyasıyla

birleştirmiştir. Başsavcılık başvurucunun ifadesine başvurmuş ve iddialarla

ilgili düzenlenen disiplin soruşturması raporunu celp etmiştir. Ayrıca

Başsavcılık; Yalıkavak Polis Merkez Amirliği bekleme salonunda bulunan kamera

ve ses kayıt cihazlarının kurulumunun hangi tarihte yapılıp faaliyete

geçirildiği, faaliyete geçirilmesine hangi makamın talimat ya da izni olduğu

hususlarını Bodrum İlçe Emniyet Müdürlüğünden sormuştur.

12. Bodrum İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün 22/12/2017 tarihli

cevabında; Yalıkavak Polis Merkez Amirliğinin 1/3/2013 tarihinde kurularak

faaliyete geçtiği, Polis Merkezi Hizmet Binasında mevcut olan kameraların kurulumunun

eski Yalıkavak Belediyesinin kendi imkânları doğrultusunda 2013 yılı Mart ayı

içerisinde kurularak faaliyete geçirildiği belirtilmiştir. Bununla birlikte

Yalıkavak Polis Merkez Hizmet Binasının içindeki birinci katta bulunan

nezarethane, ifade alma ve müracaat salonunda (bekleme salonu) kamera kayıt ve

ses kayıt cihazlarının faaliyette olduğu, binanın dış kısmında yani giriş ve

arka kısımlarında sadece kamera sistemi takılı olduğu, ses kayıt cihazı

olmadığı ifade edilmiştir. Ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğünün 2/10/2013 tarih ve

31311769-67019 sayılı yazısı ile kamera kayıtlarının tutulması yönündeki

talimatının yurt genelinde bulunan tüm polis merkezlerini kapsayacak şekilde

bildirilmesi üzerine Yalıkavak Polis Merkezine kamera takılarak faaliyete geçirildiği

vurgulanmıştır.

13. Başsavcılık 30/1/2018 tarihinde kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; 5237 sayılı Kanun'un

132. maddesinin (1) numaralı fıkrasında düzenlenen haberleşmenin gizliliğini

ihlal suçunun konusunun haberleşme araçları ve haberleşme içeriği olduğu

hatırlatılarak belirli kişiler arasında yapılmayan konuşmaların bu kapsamda

değerlendirilmeyeceği belirtilmiştir. Anılan Kanun'un 133. maddesinde

düzenlenen kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunun

konusunun ise aleni olmayan konuşmalar olduğu ve suçun oluşması için dinleme

veya kayıt altına alınmanın bir alet aracılığıyla gerektiği belirtilmiştir.

Suçun manevi unsurunun gerçekleşmesi için ise mağdurun rızası dışında dinleme

ve kayda almaya yönelik kastın varlığı olduğu vurgulandıktan sonra, dosya

kapsamına göre suçun unsurlarının oluşmadığı değerlendirmesine yer verilmiştir.

Aynı kararda başvurucu hakkındaki iddiaların disiplin suçu kapsamında olduğu

belirtilerek, görevi kötüye kullanma suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı

belirtilmiştir.

14. Karara karşı yapılan itiraz Bodrum Sulh Ceza

Hâkimliğinin 19/4/2018 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Kararda, Başsavcılık

tarafından verilen kararın usule ve mevzuata uygun olduğu ifade edilmiştir.

15. Nihai karar 24/5/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

16. Başvurucu 13/6/2018 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

17. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

"Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması"

kenar başlıklı 133. maddesi şöyledir:

"Kişiler arasındaki aleni olmayan

konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen

veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki yıldan beş yıla kadar

hapis cezası ile cezalandırılır.

Katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi,

diğer konuşanların rızası olmadan ses alma cihazı ile kayda alan kişi, altı

aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

Kişiler arasındaki aleni olmayan

konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri hukuka aykırı olarak

ifşa eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve dörtbin güne kadar adlî para

cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla

yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur. "

18. 5237 sayılı Kanun'un "Özel hayatın

gizliliğini ihlal" kenar başlıklı 134. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Kişilerin özel hayatının

gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi

halinde, verilecek ceza bir kat artırılır"

19. 17/12/2004 tarihli 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının

görevi" kenar başlıklı 160. maddesi şöyledir:

"(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya

başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir

öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin

gerçeğini araştırmaya başlar.

(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin

araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî

kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri

toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla

yükümlüdür."

20. 20/11/1982 tarihli 2577 saylı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun "İptal ve tam yargı davaları" kenar başlıklı 12.

maddesi şöyledir:

"İlgililer haklarını ihlal eden bir

idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan

doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte

açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması

üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde

verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan

dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası

açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 inci madde uyarınca idareye başvurma

hakları saklıdır."

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 10/3/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

22. Başvurucu; bekleme salonu olarak kullanan salonda

herhangi bir yasal dayanak olmadan, uyarı ve işaret levhası konulmadan ve

kendisine bilgi verilmeden kamera sistemi kullanılarak ortam dinlemesi

yapıldığını, kameralar üzerine 20/9/2016 tarihine kadar ses ve görüntü kaydı

yapıldığına dair ibare konulmadığını iddia etmiştir. Bu yasa dışı usulle elde

edilen bilgilere dayanılarak, yargılama sonucu beklenilmeden psikolojik taciz

amacıyla başka bir ilçeye atamasının yapıldığını ve disiplin cezası

verildiğini, uzak bir ilçeye atamasının yapılması nedeniyle kendisinin ve

eşinin ruhsal durumunun bozulduğunu, maddi ve manevi olarak yıprandığını

belirtmiştir. Kanuna aykırı olarak elde edilen verilerin delil olarak kabul

edilemeyeceğini, kameralı takip sisteminin kurulması ile İdare tarafından

amaçlanan kamusal yarar arasında orantılılık bulunmadığını vurgulayan

başvurucu, etkili bir soruşturma yapılmaması nedeniyle özel hayatın gizliliği

ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

23. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, özel hayatına ... saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir..."

24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucun disiplin cezası ve atama işlemlerini dava ve bireysel başvuru

konusu etmediği gözetilerek sadece başvurucunun yaptığı suç duyurusuna ilişkin

yargı kararı çerçevesinde inceleme yapılmıştır. Bu bağlamda başvurucunun

şikâyetlerinin özünü, özel hayatına ve bu kapsamdaki kişisel nitelikteki

birtakım verilerine yönelik saldırılara karşı etkili bir ceza soruşturması

yürütülmediği iddiası oluşturmaktadır. Dolayısıyla başvurunun Anayasa’nın 20.

maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirilmesi

gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

25. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu

düzenlenmiştir. Özel hayat, fiziksel ve ruhsal özerkliği de kapsamakta; bu hak

bireyleri gerek kamusal makamların gerek özel hukuk kişilerinin fiziksel ve

ruhsal bütünlüğe yönelik saldırılarına karşı korumaktadır (Halime Sare Aysal

[GK], B. No: 2013/1789, 11/11/2015, § 48). Bireyin sosyal ilişkileri ve aleni

olmayacak şekilde yaptığı konuşmalar da özel hayatının birer parçasını

oluşturmaktadır. Dolayısıyla özel hayat kapsamında kabul edilebilecek değerlere

karşı her türlü saldırı karşısında korunmayı talep etme hakkı da özel hayata

saygı hakkının bir güvencesini teşkil etmektedir.

26. Devletin kişilerin özel hayata saygı haklarını koruma

yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin öngörülen güvencelere aykırı şekilde

bu hakka müdahale etmemelerini gerektirir.

27. Öte yandan devletin kişilerin özel hayata saygı

haklarına keyfî olarak müdahale etmemenin yanında üçüncü kişilerin

saldırılarını önlemekle yükümlü kılındığı, bu bağlamda pozitif

yükümlülüklerinin de bulunduğu söylenebilir. Zira Anayasa'nın 12. maddesine

göre herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve

hürriyetlere sahiptir. Bu genel nitelikteki anayasal düzenleme ile bireylerin

kişilik değerlerine yönelen ve zarar veren olumsuz tutum ve davranışlar

dışlanmaktadır. Yine Anayasa'nın 5. maddesinde; bireylerin temel hak ve

özgürlüklerinin korunması, maddi ve manevi varlıklarının geliştirilmesi için

gerekli şartların hazırlanması devletin temel amaç ve görevlerinden biri olarak

sayılmaktadır. Söz konusu düzenlemelerle temel hak ve hürriyetlerin korunması

konusunda devlete birtakım pozitif yükümlülükler yüklendiği açıktır (Mustafa

Vural, B. No: 2015/18609, 11/9/2019, § 33).

28. Dolayısıyla Anayasa'nın 20. maddesinin birinci

fıkrasında güvence altına alınan hak kapsamında devletin -pozitif bir

yükümlülük olarak- yetki alanında bulunan tüm bireylerin özel hayata saygı

haklarını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin

kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü

bulunmaktadır (Erol Kumcu, B. No: 2015/18988, 9/5/2019, § 33; Ali

Çığır, B. No: 2015/19298, 8/5/2019, § 33).

29. Bu anlamda öncelikle devlet, uyuşmazlıkların çözümüne

ilişkin etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünü yerine getirmelidir.

Devletin özel hayatın bir parçası olan konuşma ve görüntülerin kayıt altına

alınmasını önleyici tedbirler alması ve kayıt altına alınması hâlinde ise

benzer durumların bir daha yaşanmaması için bunu yapanlara karşı caydırıcı

yargısal tepki göstermesi gerekir. Bu yargısal tepkinin adli ceza biçiminde

olması zorunlu değildir. Ancak bu tür müdahaleler için adli ceza öngörülmüş

olması hâlinde buna dair soruşturmanın etkili bir biçimde işlemesini sağlamak

devletin pozitif yükümlülükleri kapsamındadır.

30. Öte yandan yargısal sistem kurma yükümlülüğünün ceza

soruşturması/yargılaması yapılmasını gerekli kılması, failler hakkında mutlaka

ceza davası açılmasını ya da onların cezalandırılmasını zorunlu hâle

getirmediği gibi başvuruculara üçüncü tarafları bir suç nedeniyle yargılatma ya

da cezalandırılmalarını talep etme hakkı da vermemektedir. Zira burada kastedilen

sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Ancak her

durumda söz konusu yargısal sistemlerin etkili şekilde işletilmesi ve

soruşturmalar ya da yargılamalar neticesinde yargısal makamlarca ulaşılan tüm

sonuçların temel hakların içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde ilgili ve

yeterli gerekçelerle açıklanması gerekir (Erol Kumcu, § 35; Ali

Çığır, § 35).

31. Ek olarak ayrıca vurgulamak gerekir ki kişilerin

cezai sorumluluğuna ilişkin hukuki sorunların incelenmesi, ceza soruşturması/kovuşturması

sürecinin mahkûmiyet kararı ile sonuçlanması, bu hâlde takdir edilecek cezanın

miktar ve mahiyetinin belirlenmesi Anayasa Mahkemesinin görev alanı içinde

olmayıp bu husus esasen derece mahkemelerinin takdirindedir (Erol Kumcu, §

36; Ali Çığır, § 36).

32. Somut olayda başvurucu, özel hayat alanında

gerçekleştirdiği bir konuşmanın rızası dışında kayıt altına alındığını ileri

sürmüş ve ismini verdiği kamu görevlilerinin cezalandırılması ve gerçeklerin

ortaya çıkarılması amacıyla suç duyurusunda bulunmuştur. Olayın özellikleri

dikkate alındığında -her ne kadar başvurucunun ismini verdiği şüpheliler olsa

da- kamusal makamların devreye girmeleri ve olayı tüm yönleriyle aydınlatmaları

gerektiği değerlendirilmektedir. Başka bir anlatımla olayın meydana gelme şekli

gözönüne alındığında devletin etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünün

-somut olay özelinde- etkili bir ceza soruşturması yapılmasını gerekli kıldığı

kanaatine varılmaktadır.

33. Bu durumda bireysel başvuru kapsamında yapılacak

değerlendirmede dikkate alınacak husus; belirtilen çerçeve içinde yeterli usule

ilişkin güvencelerin sunulduğu bir cezai takibatın yürütülüp yürütülmediğine,

soruşturmanın bağımsız, özenli, süratli, etkili şekilde yapılıp yapılmadığına

ve ulaşılan sonuçların temel hakların içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde

ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanıp açıklanmadığına ilişkin olacaktır (Ali

Çığır, § 38; Erol Kumcu, § 38). Bu başlık altındaki değerlendirmeler

ise yalnızca özel hayata saygı hakkının koruma alanında olan ve soruşturmaya

konu edilen olaylar yönünden yapılacaktır.

34. Öncelikle somut başvuruya konu soruşturma sürecinde

başvurucunun şikâyeti üzerine Başsavcılık tarafından soruşturmaya derhâl

başlandığı ve bu kapsamda müştekinin ifadesinin alındığı, iddialarla ilgili

disiplin soruşturma raporunun temin edildiği ve kameraların kurulma aşamasına

ilişkin İdareyle yazışma yapılarak olayın aydınlatılmaya çalışıldığı

görülmektedir. Ayrıca soruşturmanın açıklığını temin edecek ve başvurucunun

meşru menfaatlerini koruyabilecek şekilde hareket edilerek ses kayıtlarının

içerikleri de göz önüne alınarak bir değerlendirme yapıldığı anlaşılmaktadır.

35. Başvurucunun şikâyeti doğrultusunda Başsavcılık

tarafından yapılan değerlendirme neticesinde; kameraların idare tarafından

takıldığı ve şüphelilerin görevleri çerçevesinde kayıt işlemi yaparak inceleme

yaptığı gözetilerek suçun unsurlarının oluşmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

36. Başvuruya konu olan tüm bu süreç, olayın kendine özgü

koşulları dikkate alınarak başvurucunun iddialarıyla ve soruşturma aşamasında

dile getirdiği hususlarla birlikte değerlendirilmelidir. Olayda, müfettiş

raporları ile kameraların konulma şekli ve amacının gözetildiği neticede

verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararıyla şüphelilerin eylemlerinin

suç oluşturup oluşturmadığı konusunda değerlendirmelerin yapıldığı

anlaşılmaktadır. Ayrıca suç oluşturduğu ileri sürülen söz konusu eylemlerin kim

tarafından, nasıl gerçekleştirildiği konusunda kamusal makamların ceza

soruşturması yoluyla aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediğini söylemeye

neden olacak belirsiz bir durum olmadığı gibi bunun aksine bir iddiada da

bulunulmadığı görülmektedir. Neticede başvurucu tarafından gerçeklerin ortaya

konulması talebiyle ileri sürülen iddialar konusunda kamusal makamlarca gerekli

tatbikatın yürütüldüğü, ulaşılan sonucun ilgili ve yeterli gerekçelerle

açıklandığı, soruşturmanın etkili bir şekilde yapılmadığı tespitinde bulunmayı

gerektiren bir nedenin ve keyfi bir tutumun bulunmadığı kanaatine varılmıştır.

37. Öte yandan başvurucunun kişilik haklarına saldırı

mahiyetindeki söz konusu iddialarının ayrıca idare mahkemelerince

değerlendirilebileceği, bu doğrultuda ilgili mevzuat kapsamında kişilik

haklarına yönelen saldırıların sona erdirilmesi ve zararın tazmin edilmesi

hususunda dava açılabileceği konusunda bir tereddüt yoktur. Dolayısıyla

başvurucunun anılan yollara başvurarak iddialarını ileri sürebilmesi ve

zararlarını tazmin edebilmesi de mümkündür.

38. Sonuç olarak etkili yargısal sistem kurma

yükümlülüğünün ceza soruşturması/yargılaması yapılmasını gerekli kılmasının

sorumlular hakkında mutlaka ceza davası açılmasını ya da onların

cezalandırılmasını zorunlu hâle getirmediği konusunda ortaya konulan ilke

gözönüne alındığında; kamusal makamlarca üstlenilmesi gereken pozitif

yükümlülüğün gerektirdiği şartların gerisinde kalınmadığı ve açık bir ihlalin

bulunmadığı değerlendirildiğinden başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 10/3/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLEkarar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Muammer TOPAL

Recai AKYEL

Selahaddin MENTEŞ

İrfan FİDAN

Raportör

:

Ali KOZAN

Başvurucu

:

Esabil DEMİR

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2018/18081, T. 10.03.2021, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2018-18081-basvuru-10-03-2021-dcd018cb70bd