Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2017/27841, 04.11.2020

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2017/27841
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ENES BESLİ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/27841)

Karar Tarihi: 4/11/2020

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, iş kazası neticesinde ölüm olayının meydana

gelmesiyle ilgili olarak idareye karşı açılan tazminat davasının reddedilmesi

nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 23/6/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle,

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen bilgi ve

belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Olayda vefat eden 1/10/1963 doğumlu Y.B.

başvurucuların eşi ve babaları olup olay tarihinde 48 yaşındadır.

9. Devlet Su İşleri (DSİ) Yaylakavak Barajı'nda bekçi

olarak çalışmakta olan Y.B. 28/12/2011 tarihinde sabah saatlerinde su

seviyesini ölçmek için gittiği barajdan evine dönerken eğimli arazide kayarak

başını kaya parçasına vurmuş ve üzerine kaya düşmesi sonucu hayatını

kaybetmiştir.

10. 28/12/2011 tarihli olay yeri inceleme raporunun

ilgili kısmı şöyledir:

"...Maktulün üzerine yuvarlandığı

belirtilen ve 6 numara ile işaretlenen kaya parçasının kopmuş olduğu mevkinin

tespiti hakkında yapılan araştırmada maktulün 320 cm ve 350 cm batı

istikametinde maktulün üst kısmı yamaçtaki 100.40 ebadındaki kayalık zeminden

kaya parçası kopma izinin olduğu tespit edildi. 7-8 olarak tespit edilen

zeminde oluşmuş kaya parçası izinden maktul istikametine ve 6 numara ile

işaretlenen kaya parçasına kadar zeminde kaya yuvarlanma izlerinin ve küçük

kaya parçacıklarının oluşmuş olduğu görüldü. 6 numara ile işaretlenen kaya

parçasının ölçüsü kayanın renk ve özellikleri bakımından olay öncesi 7-8 sayılı

bulgu numarası ile işaretlenen zeminde bulunduğu sırada maktulün muhtemelen

zemin alt hizasının bir kısmı boş olan bu kayanın üzerine basması sonucu

kayanın bulunduğu yerden aşağıya yuvarlanabileceği ve dengesini kaybederek yere

düşen maktulün üzerine gelebileceği değerlendirildi...

...Maktulün 6 metre kuzey istikametinde

kayalık ve ağaçlık küçük bir alana sıkışmış vaziyette baş kısmından kendi ön

ayağına bağlı büyükbaş hayvan tespit edildi. Bu hayvanın maktule ait olduğu

anlaşıldı..."

11. 28/12/2011 tarihli otopsi raporunda Y.B.nin kesin

ölüm nedeninin kafa travmasına bağlı intraserebral hemaroji kaynaklı

ölüm olduğu tespit edilmiştir.

12. Y.B.nin eşi olan başvurucu Serpil Besli kendisi ve

çocuğu başvurucu Esma Besli adına velayeten 30/1/2012 tarihinde DSİ Genel

Müdürlüğü aleyhine Ankara 14. İş Mahkemesinde (Mahkeme) 2.000 TL maddi tazminat

ödenmesi talebiyle dava açmıştır.

13. Mahkeme 8/2/2012 tarihli ara kararıyla Sosyal

Güvenlik Kurumu (SGK) İş Teftiş Kurulu Başkanlığından soruşturma evrakına dair

tüm bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenmesine, dava dilekçesinin DSİ'ye

tebliğ edilmesine karar vermiştir.

14. DSİ Genel Müdürlüğü, Y.B.nin baraj su seviyesini

ölçtükten sonra dönüş esnasında sürekli kullandığı güzergâh dışına çıkarak önceki

günlerde otlatmış olduğu büyükbaş hayvanın yanına gittiğini, bu sırada üzerine

bastığı kaya parçasının hareket etmesi nedeniyle ayağının kayarak düştüğünü,

başını kaya parçasına çarparak yaralandığını ve hareket eden kaya parçasının

üzerine düşmesi sonucunda öldüğünü, idareye kusur izafe edilemeyeceğini,

Y.B.nin dönüş yolundan saparak kendisine ait büyükbaş hayvanı kontrol etmek

için büyük ve keskin kayaların bulunduğu yolu tercih ettiğini, olayın iş kazası

olmadığını iddia ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

15. SGK Rehberlik ve Teftiş Başkanlığının 12/2/2013

tarihli inceleme raporunun sonuç ve kanaat bölümünün ilgili kısmı şöyledir:

"...a)[YB.nin] maruz kaldığı kaza

olayının 5510 sayılı Kanunun 13.maddesinin (a) fıkrası uyarınca iş kazası

olarak kabul edilmesi gerektiği,

b) Kazada işçilerin sağlığını koruma ve

iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı davrandığı anlaşılan DSİ

211. Şube Müdürlüğü hakkında 5510 sayılı Kanunun 21. maddesinin birinci fıkrası

ile sağlık hizmet giderleri açısından aynı kanunun 76. maddesinin dördüncü

fıkrası uyarınca işlem yapılması gerektiği, yine 5510 sayılı Kanunun 21. ve 76.

Maddelerinde yer alan kaçınılmazlık ilkesinin uygulanmasına ise mahal

bulunmadığı,

...kanaatine varılmıştır."

16. Mahkeme 17/7/2013 tarihli ara kararıyla bilirkişi

raporu alınmasına karar vermiştir. 5/8/2013 tarihli bilirkişi raporu Mahkemeye

sunulmuştur. Anılan bilirkişi raporunun ilgili kısmı şöyledir:

"...Olay tarihinde DSİ'ye ait

Yaylakavak Barajında bekçi olarak istihdam edilen [Y.B.nin] işyerinde tek

başına çalıştığı, baraj sahası içinde ailesi ile birlikte lojmanda ikamet

ettiği sabah saatlerinde baraj su seviyesini kontrol etmesinden sonra dönüş

yolunda yamaçta üzerine çıktığı kayadan aşağıya düşerek yaralanıp vefat ettiği

olayda maddi gerçeklik olarak kazanın çalışanın görev sahası içinde meydana

gelmiş olması nedeniyle idarenin hayvan beslemesine müsaade etmiş olabileceği

5510 sayılı kanunun iş kazası tanımında kazanın çalışanın görev sahası içinde

meydana gelmiş olması şartı arandığından ve kazanın da [YB.nin] çalışma

sahasında meydana gelmiş olması nedeniyle ölümlü kazanın 5510 sayılı kanun

kapsamında iş kazası olarak tanımlanması gerekir.

DSİ İdaresinin [Y.B.nin] bekçi olarak

görevli olduğu baraj sahasında işlerini yürüttüğü sırada barajı kontrol için

kullandığı yol güzergahını değiştirmemesi için yazılı uygulanabilir

talimatların hazırlanmasında geliş gidiş yollarındaki tehlikeli bölgelerde

nasıl davranması hareket etmesi gerektiği noktasında eğitim verilmesinde,

hayvan besleme işlerini mesai saatleri dışında yapması gerektiği noktasında

gerekli talimatların verilmesinde veyahut müsaade edilmemesi noktasında gerekli

telkin ve yaptırımların uygulanmasında ihmali ve yukarıda sayılan nedenlerle

illiyet bağı bulunan DSİ Genel Müdürlüğünün yüzde elli oranında kusurlu olduğu

Kazalının üzerinde bulunduğu kayadan

dikkatsizliği tedbirsizliği veyahut kaya yapısının sağlamlığı gözle muayene

etmeden üzerine çıkarak yere düşüp başını çarpması ve üzerine kaya parçasının

düşerek vefat eden [Y.B.nin] yüzde elli oranında kusurlu olduğu kanaatine

varılmıştır..."

17. Başvurucular 9/4/2014 tarihinde maddi ve manevi

tazminat ödenmesi talebiyle yeni bir dava açmış ve daha önce başvuruculardan

Serpil Besli ile Esma Besli'nin açtığı maddi tazminat talepli dava ile bu

davanın birleştirilmesini talep etmişlerdir. Başvurucular aynı tarihte

bilirkişi raporu doğrultusunda ıslah talebinde bulunmuşlardır.

18. Mahkeme 15/4/2014 tarihinde başvurucular tarafından

açılan davaların birleştirilmesine karar vermiştir. 5/6/2014 tarihli karar ile

de asıl davanın kabulüne; birleşen davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar

vermiştir. Mahkemenin gerekçeli kararının ilgili kısmı şöyledir:

" ...Maktulün de olayın meydana

geliş şekli itibariyle dikkatsizlik ve tedbirsizlik neticesi kendi yaralanması

ve müteakiben ölümüne sebebiyet vermesi olgusu da dikkate alındığında her iki

yanında ölüm olayının meydana gelmesinde eşit düzeyde ve %50 şer kusuru

bulundukları sonucuna varıldığı...

...davacı Serpil Besli açısından

10.491,97 TL maddi tazminat talebinin kabulü, davacı Esma Besli'nin zararı

kurum tarafından karşılandığından maddi tazminat talebinin reddi, davacıların

sosyal ve ekonomik durumu, maktulün olayı hazırlayıcı kusurunun büyüklüğü nazara

alınarak manevi tazminat taleplerinin davacı eş Seripil Besli bakımından 15.000

TL, çocuklar Esma ve Enes Besli bakımından ise 10.000 er TL lık kısmının

kabulü, bakiye taleplerinin reddi yönünde hukuki kanaat hasıl olmuş..."

19. Anılan karar başvurucular tarafından tazminat

miktarının az olduğu iddiasıyla; DSİ Genel Müdürlüğü tarafından da hükme esas

alınan bilirkişi raporunun keşif yapılmadan alındığı, olayın iş kazası olarak

nitelendirilemeyeceği iddialarıyla temyiz edilmiştir.

20. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi (Daire) 23/2/2015 tarihli

kararı ile "bir işverenin çalışanına karşı özen yükümlülüğü bulunduğunu

ancak bu akdi yükümlülüğün sınırsız olmadığını, zararlandırıcı olayın kazaya

uğrayanın ağır kusurundan kaynaklanması durumunda illiyet bağının kesileceğini,

bekçilik işi ile ilgisi olmayan kendi hayvanını kontrol etme işi sırasında

yüzde 60-70 oranında eğimli bir araziye çıkan Y.B.nin ağır kusurunun illiyet

bağını keseceğini, işverenin özen yükümlülüğü kapsamında alınacak bir tedbirin

bulunmadığını" belirterek mahkeme kararının bozulmasına karar

vermiştir.

21. Mahkeme 17/6/2015 tarihli kararıyla Dairenin bozma

kararına uymuş ve davanın reddine karar vermiştir. Anılan karar, Dairenin

16/11/2015 tarihli kararıyla onanarak kesinleşmiştir.

22. Nihai karar, başvuruculara 20/6/2017 tarihinde tebliğ

edilmiş olup başvurucular 23/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

23. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve

Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun "İş kazasının tanımı, bildirilmesi ve

soruşturulması" kenar başlıklı 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"İş kazası;

a) Sigortalının işyerinde bulunduğu

sırada,

(...)

meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya

sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaydır."

24. 5510 sayılı Kanun'un "İş kazası ve meslek

hastalığı ile hastalık bakımından işverenin ve üçüncü kişilerin

sorumluluğu" kenar başlıklı 21. maddesinin (1) ve (4) numaralı

fıkraları şöyledir:

"İş kazası ve meslek hastalığı,

işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına

aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak

sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler

ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı,

sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı

olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde

kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır.

(...)

İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık,

üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak

sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan

gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan

üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edilir.

"

25. 5510 sayılı Kanun'un "Sigortalının

kendisinden kaynaklanan sebeplerle tedavi süresinin uzaması, iş göremezliğinin

artması" kenar başlıklı 22. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) ve

(c) bentleri şöyledir:

"...Sigortalının aşağıdaki

sayılan nedenlerden dolayı iş kazasına veya meslek hastalığına uğraması,

hastalanması, tedavi süresinin uzaması veya iş göremezliğinin artması

hallerinde geçici iş göremezlik ödeneği veya sürekli iş göremezlik geliri;

...

b) Ceza sorumluluğu olmayanlar hariç,

ağır kusuru yüzünden iş kazasına uğrayan, meslek hastalığına tutulan veya

hastalanan sigortalının kusur derecesi esas alınarak üçte birine kadarı Kurumca

eksiltilir.

c) Kasdî bir hareketi yüzünden iş

kazasına uğrayan, meslek hastalığına tutulan, hastalanan veya Kurumun yazılı

bildirimine rağmen teklif edilen tedaviyi kabul etmeyen sigortalıya, yarısı

tutarında ödenir..."

B. Uluslararası

Hukuk

26. 1961 tarihli Avrupa Sosyal Şartı’nın yerini almak

üzere Avrupa Konseyi tarafından 1996 tarihinde kabul edilen (gözden geçirilmiş)

Avrupa Sosyal Şartı'nın "Güvenli ve sağlıklı çalışma koşulları

hakkı" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"Âkit Taraflar, işverenlerin ve

çalışanların örgütlerine danışarak, güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına

sahip olma hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak üzere;

1- İş güvenliği, iş sağlığı ve çalışma

ortamı hakkında tutarlı bir ulusal politika oluşturmayı, uygulamayı ve bunu

belli aralıklarla gözden geçirmeyi, bu politikanın temel hedefi, iş güvenliği

ve iş sağlığını iyileştirmeyi ve özellikle çalışma ortamının doğasından

kaynaklanan tehlike sebeplerini en aza indirmek yoluyla, çalışma sırasında

ortaya çıkan ya da bununla bağlantılı olan hastalıkları ve kazaları önlemeyi;

2- Güvenlik ve sağlık alanlarında

yönetmelikler hazırlamayı;

3- Denetim yoluyla bu yönetmeliklerin

uygulanmasını sağlamayı;

4- Tüm çalışanlar için, aslen koruma ve

danışmanlık işlevlerine sahip iş sağlığı hizmetlerinin geliştirilmesini

desteklemeyi;

taahhüt ederler."

27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam

hakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

"Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur (...)"

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında

Sözleşme'nin 2. maddesinin ilk cümlesinin devletlerin yalnızca kasti ve hukuka

aykırı ölüme sebebiyet vermekten kaçınmasını değil aynı zamanda kendi egemenlik

yetkileri içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumak amacıyla gerekli

tedbirleri almaları için devletlere pozitif yükümlülük yüklediğini de

hatırlatmaktadır (L.C.B/İngiltere, B. No: 23413/94, 9/6/1998,

§ 36).

29. AİHM’e göre Sözleşme’nin 2. maddesi devletin

sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının bulunduğu

durumlarda devlete, elindeki tüm imkânları kullanarak yaşama hakkını korumak

için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu

hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak yeterli

yargısal veya diğer tedbirleri alma görevi yüklemektedir (Osman/İngiltere [BD],

B. No: 23452/94,28/10/1998, § 115; Paul ve Audrey Edwards/İngiltere, B.

No: 46477/99, 14/3/2002, § 54). AİHM, bu yükümlülüğün -kamusal olsun veya

olmasın- yaşama hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından

da geçerli olduğu kanaatindedir (Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No:

48939/99, 30/11/ 2004, § 71).

30. AİHM, Ciechonska/Polonya (B. No: 19776/04,

14/6/2011, § 67) kararında devletin yaşama hakkını güvence altına alma

görevinin kamuya açık alanlarda bireylerin güvenliğini sağlamaya yönelik makul

tedbirler almayı, ciddi bir yaralanma ya da ölüm olayının yaşanması durumunda

olayların tespit edilmesi, hatalı kişilerin sorumlu tutulması ve mağdura uygun

telafinin sağlanması bakımından yeterli nitelikteki yasal yolların mevcut

olduğunu güvence altına alan etkili ve bağımsız bir adli sisteme sahip olmayı

kapsadığını kaydetmiştir.

31. Ancak AİHM'e göre Sözleşme’nin 2.maddesikapsamında,

yetkililerin pozitif yükümlülükleri mutlak/koşulsuz değildir. Yaşama yönelik

varsayılan her tehdit, yetkilileri riski önlemek için özel önlemler almaya

zorlamaz. Özel önlemler alma yönünde bir görev, sadece yetkililerin yaşama

yönelik gerçek ve yakın bir riskin bulunduğunu bildikleri ya da bilmeleri

gerektiği ve yetkililerin durum üzerinde belirli derecede hâkimiyetlerinin

bulunduğu hâllerde ortaya çıkar (Finogenov ve diğerleri/Rusya, B. No:

18299/03, 27311/03,20/12/ 2011, § 209).

32. Diğer taraftan söz konusu pozitif yükümlülük; modern toplumların

güvenliğini sağlamadaki zorluklar, insan davranışlarının öngörülemezliği ve

belirli bir faaliyete ilişkin tercihlerin önceliklere ve kaynaklara göre

yapılması gerektiği akılda tutularak yetkililere imkânsız veya aşırı bir

sorumluluk yüklemeyecek şekilde yorumlanmalıdır (Finogenov ve diğerleri,§

209; Makaratzis/Yunanistan [BD], B. No: 50385/99, 20/12/2004, § 69).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

33. Mahkemenin 4/11/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

34. Başvurucular; Y.B.nin DSİ'ye ait barajda bekçi olarak

görevini yerine getirip dönerken hayatını kaybettiğini, kazanın işverenin

gözetim ve denetimindeki baraj sahası içinde olduğunu, gerekli güvenlik

önlemlerinin alınmadığını belirterek yaşam hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

35. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve

manevî varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

36. Anayasa'nın “Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri,

…Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların iddiaları yaşam hakkına yönelik olduğundan şikayetleri

yaşam hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

38. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını

kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı

nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013,§ 41). Başvuru konusu

olayda müteveffa, başvurucuların babaları ve eşidir. Bu nedenle başvuruda

başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan başvurucuların yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Genel İlkeler

40. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete negatif

yükümlülükler yanında pozitif yükümlülükler de yükler (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 50).

41. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin yetki

alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer

bireylerin ve hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere

karşı koruma ödevi vardır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 51). Devlet,

öncelikle yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı caydırıcı ve koruyucu

yasal düzenlemeler yapmalı; bununla da yetinmeyerek gerekli idari tedbirleri

almalıdır. Bu ödev ayrıca bireyin yaşamını her türlü tehlike, tehdit ve

şiddetten koruma yükümlülüğünü de içerir (İpek Deniz ve diğerleri, B.

No: 2013/1595, 21/4/2016, § 149).

42. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar

altında can kaybının gerçekleştiği durumlarda kamu makamlarının Anayasa'nın 17.

maddesi gereğince öncelikle yetkileri dâhilinde tüm imkânları kullanarak yaşam

hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı etkili yasal ve idari tedbirleri

oluşturmaları gerektiği ifade edilmelidir. Bu kapsamda anılan yasal ve idari

tedbirler, yaşam hakkına yönelik ihlalleri durdurmayı ve gerektiğinde faillerin

cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır. Bu yükümlülük, yaşam

hakkının tehlikeye girebileceği her durum bakımından geçerlidir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

43. Öte yandan yaşam hakkının gerektirdiği pozitif

yükümlülüklerin yerine getirilmesi kapsamında alınacak tedbirlerin

belirlenmesi, idari ve yargısal makamların takdirinde olan bir husustur. Hak ve

özgürlüklerin güvence altına alınması adına pek çok yöntem benimsenebilir ve mevzuatta

düzenlenmiş herhangi bir tedbirin yerine getirilmesinde başarısız olunsa bile

pozitif yükümlülükler diğer bir tedbirle yerine getirilebilir (Bilal Turan

ve diğerleri, B. No: 2013/2075, 4/12/2013, § 59).

44. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir

tehlikenin bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği

durumlarda, makul ölçüler çerçevesinde kamu makamlarının bu tehlikenin

gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlem alması gerekir. Ancak özellikle

insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar

değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate

alındığında pozitif yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak

şekilde yorumlanamaz (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 53).

45. Öte yandan devletin yaşamı korumaya ilişkin

yükümlülüğü, tehlikeye karşı aşırı tedbirsiz davranan kişiler bakımından da

sınırsız bir şekilde söz konusu olamaz. Ayrıca bu yükümlülük her durumda ve

koşulda tehlikeye karşı mutlak bir güvenlik sağlamayı da garanti etmez. Bununla

birlikte kamusal makamların gerekli güvenlik tedbirlerini almaları gerekirken

almamaları hâlinde özellikle korunmaya özel muhtaç kişilerin bu

tedbirsizliğinin anılan makamların sorumluluklarını tamamen ortadan

kaldırmayacağını da belirtmek gerekir (Hüseyin Münüklü, B. No:

2014/5973, 13/9/2017, § 67).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

46. Başvurucular, yaşam hakkının kasten ihlal edildiğini

ileri sürmedikleri gibi somut olayda bu yönde değerlendirme yapmayı

gerektirecek bir durum da saptanmamıştır. Başvurucuların yakını eğimli arazide

kayarak başını kaya parçasına vurması ve üzerine kaya düşmesi sonucu hayatını

kaybetmiştir.

47. Olay Yeri İnceleme Tutanağı'nda başvurucuların yakını

olan Y.B.nin zemin alt hizasının bir kısmı boş olduğu muhtemel olan kayanın

üzerine basması sonucu aşağıya yuvarlandığı ve kayanın Y.B.nin üzerine düştüğü

değerlendirilmiştir. Olay Yeri İnceleme Tutanağı'nda ayrıca Y.B.nin altı metre

kuzey istikametinde kayalık ve ağaçlık küçük bir alana sıkışmış vaziyette, baş

kısmından kendi ön ayağına bağlı büyükbaş hayvan olduğu, bu hayvanın Y.B.ye ait

olduğu tespiti yer almaktadır.

48. Y.B.nin DSİ'ye ait barajda bekçi olarak çalıştığı,

baraj sahası içinde lojmanda kaldığı, olay günü su seviyesini ölçüp yetkililere

bildirmek için dönüş yolunda iken eğimli araziye çıkıp kendine ait hayvanını

kontrol ettiği sırada geçirdiği kaza nedeniyle hayatını kaybettiği hususu

açıktır. Tartışılması gereken husus idarenin gerekli tedbirleri alması

yükümlülüğünün ortaya çıkabilmesi için tehlikenin idarece bilinip bilinmediği

ya da bilinmesinin gerekip gerekmediğidir.

49. Mahkemece verilen 5/6/2014 tarihli davanın kabulüne

dair karara esas alınan 5/8/2013 tarihli bilirkişi raporunda, kazanın Y.B.nin

su seviyesini ölçtükten sonra dönüş yolunda olması ve idarenin hayvan

beslemesine müsaade etmiş olabileceği ihtimali değerlendirilerek kazanın iş

kazası olarak tanımlanması gerektiği belirtilmiştir.

50. Bireysel başvuru formu ve eklerinde başvurucuların

Y.B.nin hayvan beslemesine idarece izin verip verilmediğine ilişkin bir

beyanları olmadığı gibi idarece bu konunun bilindiğine veya bilinmesi

gerektiğine ilişkin bir bilgi veya belgeye de rastlanmamıştır.

51. Bu durumda baraj su seviyesi ölçümünü yaptıktan sonra

dönüş yolunda güzergâhını değiştirerek hayvanını beslemek için eğimli araziye

çıkan Y.B.nin kaza geçirerek hayatını kaybettiği olayda idarenin söz konusu

tehlikenin varlığından haberdar olduğunun ya da tehlikenin varlığını bilmesi

gerektiğinin kabulü makul görünmemektedir.

52. Bu noktada devletin yaşamı koruma yükümlülüğünün

tehlikeye karşı aşırı tedbirsiz davranan kişiler bakımından sınırsız bir

şekilde söz konusu olmayacağı, her durumda ve koşulda tehlikeye karşı mutlak

bir güvenlik sağlamayacağı da ifade edilmelidir (benzer yöndeki değerlendirme

için bkz. Gürkan Kaçar ve diğerleri, §75).

53. Aksinin kabulü devletin hüküm ve tasarrufu altındaki

her yerde ve koşulda devletin sorumluluğunun bulunduğunu kabul etmek anlamına

gelir ki bu kabul, modern yaşamın gerçekleri ile insan davranışlarının

öngörülemezliğini ve idarenin öncelikleri ile kaynaklarını gözetmeden kamu

makamları üzerine aşırı yük yükleyen bir yoruma meydan verir (benzer yöndeki

değerlendirme için bkz. Eren Kayaalp ve diğerleri, B. No: 2014/2433,

4/10/2017, § 62).

54. Açıklanan gerekçelerle yaşamı koruma yükümlülüğünün

ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde

BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 4/11/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Cafiye Ece YALIM

Başvurucular

:

1. Enes BESLİ

2. Esma BESLİ

3. Serpil BESLİ

Başvurucular Vekili

:

Av. Tuba AKPINAR TÜRKER

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2017/27841, T. 04.11.2020, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2017-27841-basvuru-04-11-2020-e45cdf3e115d