Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2017/18560, 12.02.2020

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2017/18560
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

KEMAL ÖZCAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/18560)

Karar Tarihi: 12/2/2020

R.G. Tarih ve Sayı: 1/4/2020 - 31086

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, sosyal güvenlik aylığının ödenmeye başlandığı

tarihten itibaren geçerli olacak şekilde iptal edilmesi ve geriye dönük olarak

borçlandırılma nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 9/2/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. 5/10/1958 doğumlu olan başvurucu 1/3/1978 tarihinden

21/12/1999 tarihine kadar Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) iştirakçisi olarak

çalışmış, 5/7/1978 ile 6/3/1980 tarihleri arasında geçen 601 günlük hizmet

süresini borçlanmış ve 10/5/2001 tarihinde de Kurumdan aylık tahsis talebinde

bulunmuştur. Kurum, yaşlılık aylığı tahsisi için gerekli olan asgari 5.000

günlük hizmet süresini doldurduğundan 1/6/2001 tarihinde başvurucuya aylık

bağlamıştır.

9. Aynı ad ve soyada sahip başka bir şahıs tarafından emeklilik

talebinde bulunulması üzerine başvurucunun birleştirilen hizmetleri konusunda

oluşan tereddüt nedeniyle SGK, başvurucunun 2012 yılı Nisan ayına ait aylığının

ödemesini durdurmuştur.

10. SGK, başka bir kişiye ait 832 günlük hizmet süresinin

başvurucunun hizmet süresine eklendiğinin tespiti ve kalan 4.606 günlük hizmet

süresinin aylık bağlama tarihindeki asgari süreyi karşılamaması nedeniyle

31/5/2012 tarihinde aylığın iptaline ve beş yıl boyunca ödenmiş toplam

43.704,41 TL'nin bir ay içinde tek seferde ödenmesine karar vermiştir.

11. Başvurucu 4/7/2012 tarihinde işlemin iptali talebiyle dava

açmıştır. Başvurucu anılan dava dilekçesinde; aylık bağlama kararının ve

ödemelerin Kuruma ait belgeler esas alınarak yapıldığını, kendisine izaf

edilebilecek bir kusur bulunmadığını ve aradan uzun bir zaman geçtikten sonra

işlem tesis edilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

12. Karabük İş Mahkemesi (Mahkeme) 29/5/2014 tarihinde davanın

kabulüne karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, yaşlılık aylığı bağlama tarihi

itibarıyla şartları gerçekleşemeden aylık bağlanmış ise de bu hususta

başvurucuya izaf edilecek bir kusur bulunmadığına işaret etmiştir. Mahkeme

ayrıca başvurucunun 10/5/2001 tarihli tahsis talebinin isteğe bağlı

sigortalılık talebi olarak kabul edilmesi gerektiğinden buna göre eksik

günlerin tamamlanacağı 1/8/2002 tarihinden itibaren başvurucuya yaşlılık aylığı

bağlanmasına karar vermiştir.

13. Hüküm, davalı SGK tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 21.

Hukuk Dairesi (Daire) 8/9/2015 tarihinde başvurucunun 5.000 günlük asgari

hizmet süresini doldurmaması ile isteğe bağlı sigortalılık yönünden talep ve

prim ödeme söz konusu olmadığından davanın reddine karar verilmek üzere hükmü

bozmuştur.

14. Mahkeme 1/12/2015 tarihinde yaşlılık aylığı bağlama

tarihinde asgari hizmet süresinin dolmadığından ve isteğe bağlı sigortalılığa

ilişkin olarak da başvurucunun işe giriş bildirimi, düzenli prim ödemesi; zorla

prim tahsili bulunmadığından davanın reddine karar vermiştir.

15. Başvurucu tarafından temyiz edilen hüküm, Dairece 19/1/2017

tarihinde onanarak kesinleşmiştir.

16. Nihai karar 2/2/2017 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiştir.

17. Başvurucu 9/2/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

18. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel

Sağlık Sigortası Kanunu'nun 96. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Kurumca işverenlere, sigortalılara,

isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak

sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu

kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun

kapsamındaki her türlü ödemeler;

a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından

doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık

sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,

b) Kurumun hatalı işlemlerinden

kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş

yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten

itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık

sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan,

itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile

birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir,

alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.''

B. Uluslararası Hukuk

19. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Uğur Ziyaretli,B. No: 2014/5724,

15/2/2017, §§ 30, 31.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 12/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

21. Başvurucu, davalı hangi tarihte emekli olabileceğine ilişkin

olarak SGK'nın bildirimi üzerine yaşlılık aylığı tahsisi talebinde bulunduğunu

ve SGK'nın da bu talebi kabul ederek 1/6/2001 tarihinden itibaren kendisine

aylık bağladığını bildirmiştir. Başvurucu, anılan tarihten itibaren kendisine

aylık bağlanmışken 12/4/2012 tarihinde öncelikle ödemenin durdurulduğunu ve

31/5/2012 tarihinde de aylığın iptal edilerek beş yıl boyunca ödenmiş olan

toplam 43.704,41 TL'nin faiziyle tahsiline karar verilmesinden yakınmıştır.

Başvurucu; hizmetine ilişkin belge ve bilgilerin SGK tarafından tutulmakta olup

Kurumun cevabına göre hareket ettiğini ve bu kapsamda kendisine kusur izafe

edilemeyeceğini belirterek hukuk devleti ilkesi, eşitlik ilkesi, mülkiyet

hakkı, hak arama hürriyeti ile sosyal güvenlik hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

22. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, yaşlılık

aylığının iptali ve iptal tarihinden geriye doğru beş yıl boyunca yapılan

ödemelerin iadesine yönelik olduğundan tüm şikâyetlerinin mülkiyet hakkı

kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan geçmişe

yönelik borç çıkarılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

25. Somut olayda sosyal güvenlik kapsamında yapılan ödemeler

Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında mülk teşkil etmektedir (benzer yönde ki

değerlendirmeler için bkz. Uğur Ziyaretli,

B. No: 2014/5724, 15/2/2017, § 44).

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

26. Başvurucuya yapılan sosyal güvenlik ödemelerinin istirdadı

yolunda işlem tesis edilmesinin mülkiyet hakkına müdahale oluşturduğu açıktır.

Anayasa Mahkemesi daha önce benzer başvuruları mülkiyetin kamu yararına

kullanımının kontrolüne veya düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde

incelemiştir (Kuddis Büyükakıllı,

B. No: 2014/3941, 5/10/2017, § 45; Fatma

Ülker Akkaya, B. No: 2014/18979, 22/2/2018, § 46). Somut olayda da

aynı ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

i. Kanunilik

27. Olayda, yaşlılık aylığı tahsisi için talepte bulunulduğu

tarih itibarıyla gerekli olan 5.000 günlük çalışma süresi başvurucu tarafından

sağlanmadığından 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesi uyarınca yapılan ödemelerin iadesinin

gerektiği belirtilmiştir. Mahkemenin bu yorumunun bariz bir takdir hatasına

dayanmadığı ve açık bir keyfîlik içermediği görülmektedir. Dolayısıyla

müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

ii. Meşru Amaç

28. Şartları gerçekleşemeden yapılan sosyal güvenlik

ödemelerinin zamanaşımı süresi içinde iadesi yolunda işlem tesis edilmesinin

kamu yararı çerçevesinde sosyal güvenlik sisteminin devamlılığını ve sınırlı

kamusal kaynakların doğru şekilde harcanmasını gözeten meşru bir amaç taşıdığı

sonucuna varılmıştır.

iii. Ölçülülük

29. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102,

K.2012/207, 27/12/2012; E.2012/149, K.2013/63, 22/5/2013; E.2014/176,

K.2015/53, 27/5/2015; E.2015/43, K.2016/37, 5/5/2016; E.2016/13, K.2016/127,

22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

§ 38).

30. Hukuka aykırı ödemelerin tahsiline ilişkin uyuşmazlıklarda

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilebilmesi için

başvurucuya kanuna aykırı olarak ödeme yapılması biçiminde ortaya çıkan sonuca

tarafların katkı derecelerine de bakılması gerekmektedir. Bu bağlamda

tarafların yasal yükümlülüklerinin neler olduğu, bunların yerine getirilmesinde

ihmal gösterilip gösterilmediği ve ihmalin varlığının tespiti hâlinde bunun

hukuka aykırı sonucun doğmasında bir etkisinin bulunup bulunmadığı da gözönünde

tutulmalıdır (Uğur Ziyaretli, §

65).

31. Öte yandan idarenin iyi

yönetişim ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. İyi yönetişim ilkesi kamu yararı

kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda,

uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir

(Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B.

No: 2013/711, 3/4/2014, § 68).

32. Anayasa Mahkemesi daha önce kamu makamlarının uygun zamanda,

uygun yöntemle ve tutarlı olarak hareket etme sorumluluğu ile başvurucunun

tutum ve davranışlarını gözeterek benzeri başvuruları incelemiştir. Suzi Alyüz (B. No: 2013/679, 20/4/2016)

kararında başvurucuya yaklaşık sekiz buçuk yıl boyunca yapılan yaşlılık aylığı

ödemelerinin, geçmişte yapılan usulsüz prim girişleri nedeniyle kanuni faizi

ile birlikte iadesinin istenmesinin başvurucunun ağır kusuru nedeniyle ölçülü

bir müdahale olduğu sonucuna varılmıştır (Suzi

Alyüz, §§ 45-63). Uğur Ziyaretli kararında

ise başvurucunun emekliye ayrıldıktan sonra tekrar çalışmaya başlaması üzerine

yersiz olarak ödenen yaşlılık aylıklarının başvurucunun ve idarenin müterafik

kusurlarına rağmen anaparanın çok üzerinde bir miktarda faizle geri istendiği

olayda, bütün külfetin başvurucuya yükletilmesi nedeniyle ölçüsüz bir müdahale

olduğu değerlendirilerek faiz talebi yönünden mülkiyet hakkının ihlaline karar

verilmiştir (Uğur Ziyaretli, §§

69-78).

33. İdarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına

yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının tespitinde idarenin hatalı işlemi

karşısındaki tutumunun yanında işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalı

işlem nedeniyle ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa kanuni faiz

uygulanması gibi yaptırımların öngörülüp görülmediği önem arz etmektedir (Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074,

9/3/2016, § 71).

34. Sosyal adaletin gereği olarak idarenin tesis ettiği hatalı

işlemi somut olayın koşullarına göre geri alabileceği veya belli durumlarda

kaldırabileceği hususunda kuşku yoktur. Bu tespit hatalı idari işlemden

kaynaklanan sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerlidir. Aksi durum kişilerin

sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği gibi sosyal güvenlik fonlarına katkıda

bulundukları hâlde kanunlardaki koşulları sağlamadıkları gerekçesiyle ödemelerden

mahrum kalan kimseler yönünden adil olmayan sonuçlar doğurabilir. Bu durum,

sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan yöntemlerle dağıtımına cevaz verilmesi

anlamına gelebileceğinden kamu yararı ile örtüşmez (Tevfik Baltacı, § 74).

(1) Yaşlılık Aylığının

İptal Edilmesine İlişkin Şikâyet

35. Olayda başvurucu 1/3/1978 tarihinden 21/12/1999 tarihine

kadar SGK iştirakçisi olarak çalışmış, 5/7/1978 ile 6/3/1980 tarihleri arasında

geçen 601 günlük hizmet süresini borçlanması için 10/5/2001 tarihinde SGK'ya

müracaat etmiştir. Başvurucunun anılan talebi Kurumca kabul edilip 1/6/2011

tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmıştır. Başvurucuya bu şekilde 5.438

gün üzerinden yaşlılık aylığı tahsis edilmiştir. SGK başka bir kişiye ait 832

günlük hizmet süresinin başvurucunun hizmet süresine eklendiğinin tespiti ve

kalan 4.606 günlük hizmet süresinin aylık bağlama tarihindeki asgari süreyi

karşılamaması nedeniyle 31/5/2012 tarihinde aylığın iptaline ve beş yıl boyunca

ödenmiş toplam 43.704,41 TL'nin bir ay içinde tek seferde ödenmesine karar

vermiştir.

36. Anayasa Mahkemesi benzer bir konu ile ilgili şikâyetleri

daha önce incelemiş ve uygulanacak ilkeleri

Ümmü Çakır kararında ortaya koymuştur. Anayasa Mahkemesi anılan

kararında; sigortalıya atfedilecek bir kusurun bulunmaması, bütünüyle idarenin

gözetimi ve denetimi altında gerçekleştirilen bir idari işlemden makul

görülemeyecek kadar uzun bir süre sonra dönülmesi, hatanın yalnızca prim

günlerinin hesaplanmasından kaynaklanması, eksik kalan gün sayısının oldukça az

olması, sigortalının yaşı itibarıyla yeni bir sigortalılık talebinde bulunma

imkânının kısıtlı olması ve bağlanan aylığın oldukça mütevazı olup sigortalının

başkaca bir gelirinin tespit edilememesi hâllerinde yaşlılık aylığının

kesilmesi ve ödenen aylıkların geri istenmesinin sigortalıya önemli bir külfet

yüklediği saptamasında bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi bu saptamadan hareketle

müdahalenin içerdiği kamu yararı amacı ile mülkiyet hakkının korunması

arasındaki adil dengenin kişiler aleyhine bozulduğu sonucuna ulaşmış ve

mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir (Ümmü Çakır, §§ 58, 59).

37. Somut olayda öncelikle başvurucunun yaşlılık aylığının

kesilmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup

olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. 1958 doğumlu olup yaşlılık

aylığının bağlandığı tarihte kırk üç ve bu aylığın kesildiği tarihte ise elli

dört yaşında olan başvurucu, kendi isteğiyle çalışmaktan vazgeçmiş olup

çalışmasına engel bir durumu bildirmediği ve hâlen çalışma çağında

bulunduğundan eksik kalan 396 günlük hizmet süresini doldurma imkânına

sahiptir. Dolayısıyla başvurucunun emekli olduğu ve aylığın kesildiği tarihler

ile mevcut yaşı uyarınca eksik kalan gün sayısı nazara alındığında yaşlılık

aylığının kesilmesi yönündeki müdahalenin -içerdiği meşru amacın dayandığı kamu

yararı ile karşılaştırıldığında- başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı

bir külfet yüklemediği değerlendirilmiştir.

38. Açıklanan gerekçelerle iade edilen miktar yönünden Anayasa’nın

35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

(2) Yaşlılık Aylığı

Tahsisinin İptal Tarihinden İtibaren Son Beş Yıl İçinde Yapılan Ödemelerin

İadesi Hususunda Benimsenen Yönteme İlişkin Şikâyet

39. Başvurucu, daha önce ödenen maaşların faizi ile cebren

tahsiline yönelik işlem başlatılmasından yakınmaktadır.

40. İadeye ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin

(a) ve (b) bendinde SGK tarafından fazla veya yersiz ödeme yapıldığının tespit edilmesi

hâlinde bu ödemelerin geri alınacağı düzenlenmiştir. Anılan maddenin (a)

bendinde; yersiz ödemenin kişilerin kasıtlı veya kusurlu davranışlarından

doğması durumunda hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on

yıllık sürede, ödeme tarihinden itibaren hesaplanan kanuni faizi ile birlikte

geri alınacağı hüküm altına alınmıştır. Bununla birlikte maddenin (b) bendinde,

fazla veya yersiz ödemenin kurumun hatalı işleminden kaynaklanması hâlinde

hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede

yapılan ödemeler toplamının ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmi

dört ay içinde ödenmesi durumunda faizsiz olarak tahsil edileceği belirtilmiş;

bu sürenin geçmesinden sonra yapılacak ödemeler bakımından ise yirmi dört aylık

sürenin sonundan itibaren hesaplanan kanuni faizi ile geri alınacağı ifade

edilmiştir (bkz. § 27).

41. Sözü edilen hükümler uyarınca idare tarafından hatalı olarak

ödendiği tespit edilen anapara tutarının iadesinin talep edilebileceği

hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksine bir durumun başvurucunun sebepsiz

zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır. Buna

karşın alacağın başvurucudan tahsilindeki yöntem önem arz etmektedir. Olayda

başvurucuya ödenen toplam 43.704,41 TL tutarındaki yaşlılık aylığının Kurumun

bildiriminden itibaren bir ay içinde ödenmesine hükmedilmiştir. Başvurucunun

işe başladığı ve yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunduğu tarihteki yaşına

göre başkasına ait kısa sayılmayacak bir hizmet süresinin lehine

değerlendirilmesinde üzerine düşen sorumluluğu tam anlamıyla yerine

getirdiğinden söz edilemez ise de sigortalılara ait bilgi ve belgeleri tutması

nedeniyle davalı idarenin daha fazla kusurlu olduğu gözetildiğinde başkaca bir

geliri ve mal varlığı saptanmayan başvurucunun kendisi için önemli bir meblağ

oluşturan bu rakamı bir ayda ödemekle yükümlü kılınması, başvurucuya kusurlu

davranışıyla orantısız bir külfet yüklenmesi sonucunu doğurmaktadır.

42. Bütün bu hususlar gözetildiğinde somut olay bağlamında kamu

yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken

adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla

başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahale ölçüsüzdür.

43. Açıklanan gerekçelerle iade yöntemi yönünden Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

44. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

45. Başvurucu ihlalin tespit edilmesini istemiş ve tazminat

talebinde bulunmuştur.

46. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler

belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte

ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına değinmiş ve bu durumun

ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal

edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506,

7/11/2019).

47. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından

söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani

ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle

ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan

karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması,

varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu

bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

48. İncelenen başvuruda başvurucunun iadesi istenen tutarı bir

ayda ödemekle yükümlü kılınması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

sonucuna ulaşılmıştır.Dolayısıyla ihlalin idarenin işleminden kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

49. Bu durumda somut başvuru bakımından ihlalin idari işlemden

kaynaklandığı ve başvurucunun iade etmekle yükümlü olduğu tutarın iade şekli ve

zamanı hususunda takdir yetkisi de idareye ait olduğundan mülkiyet hakkının

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak bir ödeme yöntemi belirlenmek üzere

kararın bir örneğinin ilgili SGK Başkanlığına gönderilmesine karar verilmesi

gerekir.

50. İhlal nedenlerine göre kararın bir örneğinin ilgili kuruma

gönderilmesine karar verilmesinin ihlal iddiası açısından yeterli bir giderim

oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar

verilmesi gerekir.

51. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 3.000

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL tutarındaki yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Yaşlılık aylığının iptal edilmesine yönelik şikâyet

yönünden Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının

İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Yaşlılık aylığı tahsisinin iptal tarihinden itibaren son beş

yıl içinde yapılan ödemelerin iadesi hususunda benimsenen yöntem nedeniyle

Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına

GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

3.257,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/2/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Heysem KOCAÇİNAR

Başvurucu

:

Kemal ÖZCAN

Vekili

:

Av. Seyfettin DİKMEN

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2017/18560, T. 12.02.2020, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2017-18560-basvuru-12-02-2020-17b836d7fbd1