Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/823, 08.03.2018

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2014/823
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

KADRİ KARAKAŞ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/823)

Karar Tarihi: 8/3/2018

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutukluluğun makul süreyi aşması ve tutukluluğa

itiraz incelemesinde savcılık görüşünün bildirilmemesi nedenleriyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 20/1/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasınakarar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve

bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını

bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, yasa dışı silahlı örgüte (KCK) üye olma

suçlamasıyla Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/3/2012 tarihli kararıyla

tutuklanmıştır.

9. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma

sonunda başvurucu hakkında anılan suçlamaya ilişkin açılan dava, Diyarbakır 5.

Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/219 sayılı esasına kaydedilmiştir.

10. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesince 26/12/2013 tarihli

duruşmada başvurucunun tutukluluğunun devamına karar verilmiş, bu karara

yapılan itiraz Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 6/1/2014 tarihli kararıyla

reddedilmiştir.

11. Başvurucu 20/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

12. Başvurucu 13/2/2014 tarihinde tahliye edilmiştir.

13. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/3/2014 tarihinde

görevsizlik kararı vermesi üzerine dosya Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinin

2014/2017 sayılı esasına kaydedilmiştir. Dava, ilk derece mahkemesinde

derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

14. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tazminat istemi" kenar başlıklı

141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını,

Devletten isteyebilirler."

15. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde

karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat

isteminde bulunulabilir.

İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza

mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili

ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza

mahkemesinde karara bağlanır."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

16. Mahkemenin 8/3/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığına İlişkin

İddia

1. Başvurucunun İddiaları

17. Başvurucu; tutukluluğun devamı kararlarının hukuka aykırı

olduğunu, tutukluluğun devamına karar veren Mahkemenin her seferinde aynı klişe

gerekçelerle tahliye taleplerini reddettiğini, adli kontrol hükümlerinin

gözetilmediğini, tutukluluğun makul süreyi aştığını, aynı dosyada tutuksuz

yargılanan sanıklarla aynı konumda olmasına rağmen tutuklu yargılanmasının

eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, tutukluluk hâlinin devamına ilişkin kararlara

yaptığı itirazların yeterince incelenmediğini ve ret kararlarında somut

gerekçelerin gösterilmediğini belirterek adil yargılanma, kişi hürriyeti ve

güvenliği, etkili başvuru haklarının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğiniileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

18. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somut olayda ihlal iddialarının özünün

tutukluluğun uzun sürmesine ve yargılamanın tutuklu devam ettirilmesine yönelik

olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucunun bu başlık altındaki iddiaları Anayasa'nın

19. maddesinin yedinci fıkrası kapsamında değerlendirilmiştir.

19. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil olma

niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).

20.Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise -asıl dava sonuçlanmamış da olsa- (ilgili Yargıtay içtihatlarına

atıf yaparak) 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası

açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğunu

belirtmektedir (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016,§§ 33-45).

21. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 13/2/2014

tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi

aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak

davada da incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre

başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli

mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna

uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan

başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel

başvurunun "ikincillik niteliği" ile bağdaşmadığı sonucuna

varılmıştır.

22. Açıklanan gerekçelerle tutukluluğun makul süreyi aştığına

ilişkin iddianın yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru konusu

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. İtiraz Merciince

Alınan Cumhuriyet Savcısının Görüşünün Bildirilmediğine İlişkin İddia

1.Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu, tutukluluğun devamı kararlarına karşı yaptığı

itirazların incelenmesinde Cumhuriyet savcısının görüşünden sonra dinlenilmeden itirazın reddine karar

verildiğini belirterek adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun bu başlık altındaki iddiaları Anayasa'nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrası kapsamında değerlendirilmiştir.

25. Başvurucu, başvuru dilekçesinde spesifik olarak hangi

tutukluluğa itirazın reddi kararından şikâyetçi olduğunu belirtmemiştir. Ancak

Anayasa Mahkemesine sunmuş olduğu belgelerde 28/2/2013, 1/4/2013, 11/11/2013,

6/1/2014 tarihli itirazın reddi kararları yer almaktadır. Bu nedenle

başvurucunun şikâyetleri bu kararlarla sınırlı olarak incelenecektir.

a. 28/2/2013, 1/4/2013,

11/11/2013 Tarihli Tutukluluğa İtirazın Reddi Kararları Yönünden

26. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı

fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64.

maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvurunun başvuru yollarının

tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.

27. Tutukluluğa itirazın incelenmesi sırasında alınan Savcılık

görüşüne karşı savunma yapma imkânı verilmemesi şikâyeti, itirazın reddi

kararının öğrenilmesinden sonra otuz günlük başvuru süresi içinde bireysel

başvuruya konu edilebilir. Ancak itirazın reddilmesine

bağlı şikâyetlerin her bir itirazın reddi kararı açısından ayrı ayrı süre

yönünden incelenmesi gerekir. Zira bu durumda devam eden bir müdahale söz

konusu değildir. İtirazın reddedilmesiyle birlikte müdahale sona ermektedir. Bu

durumda bireysel başvurunun her bir itirazın reddi kararının tebliğ

edilmesinden itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.

28. 1/4/2013 tarihli itirazın reddi kararı, başvurucuya

10/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. 28/2/2013 tarihli itirazın reddi

kararının ne zaman tebliğ edildiği tespit edilememişse de bu itirazın reddi

kararının da en geç 1/4/2013 tarihli itirazın reddi kararının tebliğ edildiği

10/4/2013 tarihinde öğrenildiğinin kabul edilmesi gerekir. Zira başvurucu bu

tarihe kadar tutukludur ve itirazın en geç bu tarihe kadar reddedilmiş olduğu

kabul edilebilir. 11/11/2013 tarihli itirazın reddi kararı, başvurucuya

19/11/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucunun bu tarihlerden itibaren

otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonra 20/1/2014 tarihinde bireysel

başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.

29. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. 6/1/2014 Tarihli İtirazın Reddi Kararı

Yönünden

30. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve

yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi

açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı

başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar

verebilir."

31. Başvurucunun bu iddiasının kabul edilebilirlik

kriterlerinden olan anayasal ve kişisel önemden yoksun olma kriteri yönünden

incelenmesi gerekir.

32. Anayasal ve kişisel önemden yoksun olma kriterine ilişkin

genel ilkeler Anayasa Mahkemesince daha önce incelenmiş ve bu konuda karar

verilmiştir (K.V. [GK], B. No:

2014/2293, 1/12/2016, §§ 47-68). Başvuru konusu olayda bu ilkelerden ayrılmayı

gerektiren bir husus bulumamaktadır.

33. Anayasa Mahkemesi, tutukluluk ve/veya tutukluluğa itiraz

incelemeleri sırasında alınan Savcılık görüşünün şüpheli/sanık veya müdafiine bildirilmemiş olması nedeniyle silahların

eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin başvurunun

genel bir soruna işaret etmediği gibi Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanması

veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından da önem

taşıdığının ortaya konulamadığı sonucuna varmıştır (Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 22/5/2017, §§

113-117).

34. 26/12/2013 tarihli duruşmada verilen tutukluluğun devamı

kararına yönelik itirazı inceleyen Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesine

Cumhuriyet savcısı tarafından bildirilen yazılı görüşün içeriğinde, yalnızca

usul ve yasaya aykırılık olmadığından itirazın reddine karar verilmesi

gerektiği belirtilmiştir.

35. Anılan görüş yazısında, başvurucunun ayrıca cevap vermesini

gerektiren daha önce ileri sürülmemiş herhangi yeni bir olgudan bahsedilmemiş

hatta hiçbir olguya veya gerekçeye yer verilmemiştir. Öte yandan başvurucu,

anılan görüş yazısında cevap vermesini gerekli kılan ve daha önceden haberdar

olmadığı yeni bir olgunun bulunduğunu ileri sürmediği gibi bu hususta herhangi

bir açıklama da yapmamıştır. Son olarak itirazın reddine ilişkin Mahkeme

kararında, hükmün Cumhuriyet savcısının görüşüne uygun olduğu belirtilmişse de

Savcılık görüşünde yer alan herhangi bir olguya atıf yapılması veya bu görüşe

dayanılması söz konusu değildir.

36. Tutukluluğa ilişkin itiraz incelemesi sırasında alınan

Savcılık görüşünün kendisine bildirilmemesi nedeniyle ciddi anlamda zarar

gördüğü, bu görüşün kendisi için ne denli önemli olduğu hususunda başvurucunun

herhangi bir açıklamasının bulunmadığı da gözetildiğinde başvurunun bu kısmı

açısından önemli bir zararın olmadığı kanaatine varılmıştır.

37. Açıklanan gerekçelerle anayasal

ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle başvurunun bu kısmının

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. İtiraz merciince alınan Cumhuriyet savcısının görüşünün

bildirilmediğine ilişkin iddianın 28/2/2013, 1/4/2013, 11/11/2013 tarihli

tutukluluğa itirazın reddi kararları yönünden süre

aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. İtiraz merciince alınan Cumhuriyet savcısının görüşünün

bildirilmediğine ilişkin iddianın 6/1/2014 tarihli tutukluluğa itirazın reddi

kararları yönünden anayasal ve kişisel

önemden yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

8/3/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes

KAYA

Başvurucu

:

Kadri

KARAKAŞ

Vekili

:

Av. Yılmaz

DEMİROĞLU

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/823, T. 08.03.2018, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2014-823-basvuru-08-03-2018-2ee1d5e0adb2