Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/4601, 20.09.2017

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2014/4601
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ARİF ÇELEBİ BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2014/4601)

Karar Tarihi: 20/9/2017

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, uzun tutukluluk ve kanunda öngörülen azami tutukluluk

süresinin aşılması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/4/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube

Müdürlüğünün birçok ilde eş zamanlı yürüttüğü yasa dışı MLKP (Marksist Leninist

Komünist Parti) örgütüne yönelik operasyon kapsamında 8/9/2006 tarihinde

gözaltına alınmış ve 12/9/2006 tarihinde tutuklanmıştır.

8. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 17/5/2007 tarihli ve

2006/1013 Soruşturma sayılı iddianamesiyle başvurucu hakkında anayasal düzeni

silahlı ayaklanma yoluyla değiştirmeyi amaçlayan silahlı terör örgütünü

yönetme, sahte kimlik kullanma, patlayıcı madde bulundurma, 10/7/1953 tarihli

ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’a

muhalefet etme suçlarını işlediği iddiasıyla kamu davası açmıştır.

9. İddianamenin kabul edilmesinden sonra İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2007/303 sayılı dosyasında yürütülen davanın ilk duruşması

26/10/2007 tarihinde yapılmıştır.

10. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 5/11/2013 tarihli ve

E.2007/303, K.2013/192 sayılı kararıyla başvurucunun, üzerine atılı suçların

bir kısmı yönünden mahkûmiyetine ve tutukluluk hâlinin devamına karar

vermiştir.

11. Bu karar temyiz edilmiş olup temyiz incelemesi devam

etmektedir.

12. Başvurucu 10/3/2014 tarihli dilekçe ile tahliye talebinde

bulunmuş, İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi 10/3/2014 tarihli ve 2014/249 Değişik

İş sayılı kararıyla başvurucunun tahliye talebini reddetmiştir. Bu kararın

ilgili kısmı şu şekildedir:

"İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin

E.2007/303, K.2013/192 sayılı dosyası incelendiğinde; sanıkların İstanbul 14

Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/41 sorgu sayılı kararı ile 12/9/2006 tarihinde

tutuklandıkları yapılan yargılama sonucunda sanıklar …, Arif Çelebi'nin ...

TCK’nın 309.maddesi gereğince cezalandırılmalarına karar verildiği gerekçeli

kararın yazıldığı, kararın kesinleşmediği ve henüz Yargıtay ceza dairesine

gönderilmemiş olduğu görülmekle,

5271 sayılı yasanın 102/2 maddesine göre ağır

ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresi en çok 2 yıl olup bu

süre zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabilir. Uzatma süresi toplam

üç yılı geçemez. Buna göre ağır ceza mahkemelerinin görevine giren suçlar da

toplam tutukluluk Suresi 5 yılı geçemez. Terörle Mücadele Kanunu’nun

10.maddesinde sayılan suçlarda kanunda öngörülen tutuklama süresi 2 kat olarak

uygulanır.

6352 sayılı kanunun geçici 2.maddesinin

4.maddesi gereğince kovuşturmaya ilişkin hükümler CMK 250.maddesiyle görevli

özel yetkili mahkemeler de uygulanmaya devam eder.

Son olarak 6526 sayılı yasanın 1. maddesi

gereğince Terörle Mücadele Kanunu’nun ve 6352 sayılı yasanın geçici 2. maddesi

gereğince görevine devam eden CMK’nın 250.maddesi

gereğince özel yetkili ağır ceza mahkemeleri kaldırılmış olup 6526 sayılı yasa

doğrultusunda tutuklulukta geçecek süre ağır ceza mahkemelerinin görevine giren

işlerde azami olarak 5 yıl olacaktır.

Ancak yerleşmiş Yargıtay kararları, Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesinin kararları ile CMK’nın 102/2

maddesine göre,yasa yolu ve Yargıtay aşamasında geçen

sürelerin azami tutuklama süresinden sayılmayacağı açık olup, sonuç itibarıyla

sanıklara ilişkin suçların TMK’nın 10. maddesinde

sayılı suçlardan olması sebebiyle karar tarih uyarınca sanıkların tutukluluk

sürelerinin CMK’nın 102/2 ve TMK’nın

10.maddesine göre, belirleneceği, buna göre, karar tarihi itibarıyla,

tutukluluktaki azami 10 yıllık sürenin aşılmamış olduğu dosyadaki sanık sayısı

ve eylemlerin sayısının fazlalığı göz önüne alındığında, zorunlu hallerin

bulunduğu dolayısıyla tutukluluk süresinin uzatılmasının makul olduğu

anlaşılmakla, sonuç olarak; sanıklar hakkında İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2007/303, K.2013/192 sayılı kararı ile mahkumiyet hükmü

kurulduğu ve kararla birlikte sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verildiği,bu şekilde sanıkların hüküm özlü sıfatını aldığı,

bu nedenle bu aşamada sanıklar hakkında 6526 sayılı kanunla yapılan

değişiklikler sonucunda CMK’nın 102/2 maddesindeki

azami tutukluluk suresinin sona erdiğinden bahsedilemeyeceği kabul edildiğinden

sanıkların tahliye taleplerinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.

13. İtiraz üzerine, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi 17/3/2014

tarihli ve 2014/299 Değişik İş sayılı kararı ile başvurucunun itirazını kesin

olarak reddetmiştir. Başvurucu bu kararı 20/3/2014 tarihinde öğrenmiştir.

14. Başvurucu, 2/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

15. Başvurucu, 8/5/2015 tarihinde tahliye edilmiştir.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

16. Mahkemenin 20/9/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

17. Başvurucu, 8-12/9/2006 tarihleri arasında gözaltına

alındığını, 12/9/2006 tarihinde tutuklandığını, atılı suçlardan yargılanarak

mahkûm edildiğini ve tutukluluk hâlinin devamına karar verildiğini, 7 yıldan

fazla süredir tutuklu bulunduğundan bahisle makul sürenin ve kanunda öngörülen

azami tutukluluk süresinin aşıldığını, dosyanın temyiz aşamasında bulunduğunu,

başka davalarda yargılanan ve kendisi gibi hüküm özlü olan kişilerin tahliye

edilmelerine rağmen kendisinin tahliye edilmediğini, tahliye talebinin

reddedilmesinin hukuki dayanaktan yoksun ve keyfî olduğunu belirterek

Anayasa'nın 10. ve 19. maddelerinde tanımlanan kanun önünde eşitlik ilkesi ile

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

18. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

19. Başvurucu, hakkında hüküm verildikten sonra 1/2/2014 tarihli

ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı

Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'da yapılan değişiklik sonrasında

azami tutukluluk süresinin 5 yıla indirildiğini ve yargılandığı dava

kapsamındaki tutukluluk süresinin azami sınırı aşığını ileri sürerek,

tutukluluk durumunun incelenmesini ve tahliyesine karar verilmesini talep

etmiştir. Başvurucu, aynı yargılamaya ilişkin olarak daha önce yapmış olduğu

bireysel başvurusuyla (2013/7917) ilk derece mahkemesindeki yargılamaya ilişkin

tutukluluk süresinin makul olmadığını ve yasal tutukluluk süresinin aşıldığını

iddia etmiştir. Bu başvuruda uzun tutukluluk nedeniyle başvurucunun kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Ancak

başvurucu bu başvurusunda, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği

kamu gücü işlemi olarak İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/3/2014 tarihli ve

2014/299 Değişik İş sayılı kesin kararını göstermiş ve mahkûmiyet kararı

verildikten sonraki süreçten şikâyetçi olmuştur. Bu nedenle başvurucunun şikâyetlerimahkûmiyetsonrası tutma hâliyle sınırlı olarak

incelenmiştir.

20. Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı

cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; … halleri dışında kimse

hürriyetinden yoksun bırakılamaz.”

21. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi”

kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

22. Anayasa’nın 19. maddenin birinci fıkrasında herkesin kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu, ikinci ve üçüncü fıkralarında ise

bireylerin bu haktan şekil ve şartları kanunda gösterilen bazı istisnai

durumlarda mahrum edilebileceği kuralı yer almaktadır (Hamit Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, §

38). Buna göre hürriyetten yoksun bırakılma ancak Anayasa’nın anılan maddesi

kapsamında belirlenen durumlardan birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Fikret Eskin, B. No: 2012/348, 4/12/2013,

§ 39). “Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların yerine

getirilmesi” amacıyla kişilerin hürriyetinden yoksun bırakılması maddenin

ikinci fıkrasında sayılan hâllerden biridir.

23. Somut olayda İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/11/2013

tarihinde açıklanan kararıyla başvurucunun mahkûmiyetine ve hükümle birlikte

tutukluluğunun devamına karar verilmiştir. Başvuruya konu ilk derece

mahkemesinin vermiş olduğu mahkûmiyet kararı sonrasındaki bu tutma hâli

Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasındaki “Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların yerine getirilmesi”

kapsamındadır. Başvurucu mahkûmiyet kararından sonraki sürenin de tutukluluğa

dâhil olduğu kabulüyle kanunda öngörülen azami tutukluluk süresinin aşıldığını

ve tutukluluk süresinin makul olmadığını ileri sürmüş ise de mahkûmiyet

kararından sonra geçen sürenin tutukluluk süresine dâhil edilmeyeceği açıktır.

Buna göre başvurucunun şikâyetçi olduğu tutma hâli, Anayasa'nın 19. maddesinin

ikinci fıkrası çerçevesinde yetkili mahkemece verilmiş bir mahkûmiyet kararına

dayalı ve kanuna uygun bir tutma mahiyetinde olup kişi özgürlüğü ve güvenliği

hakkına yönelik bir ihlal oluşturmamaktadır.

24. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

20/9/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes

KAYA

Başvurucu

:

Arif ÇELEBİ

Vekili

:

Av. Mehmet

Ali KIRDÖK

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/4601, T. 20.09.2017, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2014-4601-basvuru-20-09-2017-8fa4ef5f9220