Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2013/8482, 07.07.2015

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2013/8482
Karar Tarihi

GİZLİLİK

TALEBİ KABUL

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

A.T. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/8482)

Karar Tarihi: 7/7/2015

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, mahalli bir gazetede yer alan bir haberde

gerçeğe aykırı bilgilere yer verilmesi nedeniyle başvurucunun şeref ve

itibarının korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 21/11/2013 tarihinde Antalya 4. Ağır Ceza

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 28/2/2014 tarihinde

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, başvuru tarihi itibarıyla bir üniversitede tıp

fakültesinde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.

6. Mahalli bir gazetenin 21/4/2011 tarihli nüshasında

başvurucu ile ilgili bir haber yayınlanmıştır. Söz konusu haberde, başvurucunun

görev yaptığı üniversitede tedavi gören hastası ile yemek yediği bir restoranda

hastasının eşi ve diğer bazı yakınlarının saldırısına uğradığı iddia

edilmiştir. Söz konusu haber şöyledir:

“…’te yer alan habere göre, … Üniversitesi Tıp

Fakültesi … Bilim Dalı Öğretim Üyesi A.T, yaklaşık 6 aydır tedavisini

sürdürdüğü … hastası Ö.Y.’nin daveti üzerine,

kendisiyle buluşup …’deki bir restoranda yemeğe gitti. Ö.Y.’nin

eşi D.Y., kayınpederi M.Y. ve kayınvalidesi A.Y. de ikiliyi takip ederek

restorana geldi. İddiaya göre D.Y. eşiyle aşk yaşadığını ileri sürdüğü [A.T.’ye] … tepki

gösterince aralarında tartışma çıktı. Restoran dışında kavgaya dönüşen olaya

polis müdahale etti ve taraflar birbirlerinden şikâyetçi oldu. İki çocuk annesi

D.Y., … A.T.’yi suçlayarak şunları söyledi:

‘Yuvamı Yıkacak’

‘6 yıllık eşim, … olduğunu öğrenince tedavi

için ... A.T. ‘ye gitti. Bir süre sonra doktorun eşime gösterdiği özel ilgiden

şüphelendim. Yaklaşık 1 ay önce eşim ‘boşanmamız lazım’ diyerek evi terk etti.

Nedenini sorduğumda anlatmak istemedi. Olay günü eşim, bir telefon gelince

evden ayrıldı. Kayınvalidem kayınpederim ile birlikte eşimi takip ettik.

Amacımız doktordan eşimin yakasını bırakmasını istemekti. Restoranda konuşurken

eşim ve o kadın bize saldırdı. Kayınvalidem, ‘Ne olur oğlumu bize ve

çocuklarına bağışla, peşini bırak’ diye yalvardı. Fakat o yaşlı kayınvalideme

bile tekme tokat vurdu.’

‘Yerde Sürüklediler’

Suçlamanın asılsız olduğunu ileri süren …

A.T., ifadesinde şunları söyledi: ‘Hastam Ö.Y. olay günü telefonla arayıp,

eşiyle kavga ettiğini ve psikolojisinin bozuk olduğunu söyledi. Bir alışveriş

merkezindeydim, Ö.’ü …’da aracıma aldım. Sakin bir

yerde konuşmak amacıyla yakında bulunan bir restorana gittik. Yemek söyledik.

Bu sırada Ö., ‘Eyvah eşim ve ailem geldi dedi.’ dedi. Onları da kısmen

tanıyordum. Beni konuşmak için dışarı çağırdılar. Sonra beni hastamla ilişki

yaşamakla suçlayıp saldırdılar. Saçlarımdan tutup yerlerde sürüklediler. Ö.

beni kurtarmak isterken ona da saldırdılar. Polisler gelip bizi kurtardı.

Hastamla aramda doktor-hasta ilişkisi dışında bir ilişki yoktur.’ Kadın …

ifadelerini doğrulayan Ö.Y. de, ‘Ben istediğim için buluştuk. Eşimin

suçlamaları asılsızdır.’ diye ifade verdi.

‘Eşim boşanmak istemiyordu’

D.Y., eşinin evden ayrıldıktan sonra aracılar

göndererek eve dönmek istediğini, boşanmak istemediğini, ama doktorunun

kendisini ‘Tedavini yarım bırakırım, ölürsün’ diye tehdit ettiğini öne sürdü.”

7. Başvurucu, söz konusu haber nedeniyle kişilik haklarına

saldırıda bulunulduğu iddiasıyla 27/4/2011 tarihinde Antalya 8. Asliye Hukuk

Mahkemesinde tazminat davası açmıştır.

8. Antalya 8. Asliye Hukuk Mahkemesi, şikayet

konusu haberin Anayasa'nın 28. maddesinde ve 5187 sayılı Basın Kanunu'nda

güvence altına alınan basın özgürlüğünün sınırlarını aşmadığı gerekçesiyle

25/10/2011 tarihli kararı ile davanın reddine karar vermiştir. Kararın

gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

“…

Basın özgürlüğü Anayasanın 28.maddesi ile 5187

Sayılı Yasanın 1 ve 3.maddelerinde düzenlenmiştir ve bu düzenlemelerle basının

özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı anlaşılmaktadır. Basına

sağlanan güvencenin amacı toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde

yaşayabilmesinin gerçekleştirmesidir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız

olmayıp Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile T.M.K’nun 24 ve 25.maddesinde yer alan kişilik

haklarına basın yoluyla saldırıda bulunulmaması da yasal bir zorunluluktur. Bu

durumda basının yayın yaparken yaptığı yayının görünür gerçeğe uygun olması,

kamu yararı bulunması, toplumsal ilginin varlığı, konunun güncel olması ve

haberi verirken özle biçim arasındaki dengenin korunması gerektiği ve objektif

sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapması gerektiği, o anda ve görünürde

var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da sorumlu

tutulmaması gerektiği ilkeleri, yerleşmiş Yargıtay kararlarında bildirilmiştir.

Bu ilkeler ışığında somut dava konusu yayına bakıldığında, davacının … Üniversitesi’nde

görevli … bilim dalı öğretim üyesi olduğu ve yaklaşık 6 aydır tedavisini

sürdürdüğü hastasının daveti üzerine restorana yemeğe gittiğini ve hastanın eşi

ile hastanın anne ve babasının restorana geldiklerini ve hastanın eşinin davacı

ile hasta arasında aşk yaşadığını ileri sürerek tepki gösterince aralarında

tartışma çıktığını ve restoran dışında olayın kavgaya dönüşüp polisin olaya

müdahale ettiği, tarafların birbirlerinden şikayetçi oldukları şeklindeki

haberin gazete haberi olarak verildiği, haberin kalan kesimlerin ise tırnak

içinde davacı ile hastanın eşinin sözlerinin aktarılmak suretiyle verildiği,

haberin veriliş şeklinde özle biçim arasında dengenin korunduğu, haberde

davacının iddialarına da yer verildiği, bu açıdan objektif olarak davranıldığı,

davacının hastası ile birlikte yemeğe çıktığı haberi verilirken denge dışı ve

görünür gerçeğe aykırı sözlerin kullanılmadığı, davacının dava konusu ettiği ve

kişilik haklarına saldırı olarak gördüğü sözlerin hastasının eşi tarafından

kullanılan sözlerin aktarımı olduğu, nitekim bu sözlere karşı davacının

yanıtlarının da aynı şekilde verildiği, bu açıdan dava konusu yayında hukuka

aykırı bir unsurun bulunmadığı, bu sebeple davanın reddine karar verilmesi

gerektiği anlaşılmış…”

9. Temyiz üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 18/3/2013

tarihli ilamıyla hükmün usul ve yasaya uygun olduğundan bahisle onanmasına

karar vermiştir.

10. Karar düzeltme istemi ise, aynı Dairenin 24/9/2013

tarihli ilamı ile reddedilmiş ve anılan karar başvurucu vekiline 5/11/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

11. Başvurucu, 21/11/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

12. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun

49. maddesinin şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına

zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar

verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir

fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı

gidermekle yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

13. Mahkemenin 7/7/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 21/11/2013 tarihli ve 2013/8482 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

14. Başvurucu,

i. Anılan gazetenin altıncı sayfasında yer alan “Kadın … kocamı ayarttı” başlıklı haberde

gerçek dışı iddialar nedeniyle mesleki kimlik ve onuruna tecavüz edildiğini,

darp olayının gerçekleştiğini, ancak bunun kişilik haklarını zedeleyecek tarzda

bir haber haline getirilerek hakaret ve iftiraya maruz bırakıldığını, basın

yoluyla vuku bulan haksız fiil nedeniyle öğrencilerinin, hastalarının ve tüm

toplumun önünde şeref ve haysiyetinin zedelendiğini belirterek, Anayasa’nın 17.

maddesinde koruma altına alınan şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal

edildiğini,

ii. Kişilik haklarına yapılan söz konusu saldırıların açılan

tazminat davasının reddedilmesi sonucunda müeyyidesiz kaldığını belirterek,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini,

ileri sürmüştür. Başvurucu ihlalin

tespiti ile 20.000 TL manevi tazminata ve toplam 10.000 TL yargılama masrafı

ile vekâlet ücretine hükmedilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

15. Başvurucu,

hakkında yapılan haberde yer alan ifadelerin asılsız olduğunu, anılan sözler nedeniyle

hakaret ve iftiraya uğradığını, kişilik haklarına saldırı gerçekleştiğini

belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının da

ihlali niteliğinde olduğu yönündeki şikâyetlerinin özü İlk Derece Mahkemesince

şeref ve itibarının korunmadığı hakkındadır. Bu sebeple başvurucunun

şikâyetlerinin bir bütün olarak Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası

kapsamında incelenmesi gerekir.

16. Anayasa

Mahkemesinin benzer şikâyetlerdeki görevi, yargı mercilerinin şeref ve itibar

hakkı ile basın özgürlüğü arasında Anayasa Mahkemesi içtihadında ortaya konulan

kriterlere uygun bir şekilde bir denge kurup kurmadıklarını ve mahkemelerin

başvuranı kabul edilemez bir eleştiriden korumakta yetersiz kalıp

kalmadıklarını denetlemektir. Bu yapılırken derece mahkemelerinin gerekçeleri

göz önüne alınacaktır.

17. Başvuru konusu

olaya benzer olaylarda uygulanacak ilkeler ilk olarak İlhan Cihaner kararında

(İlhan Cihaner,

B. No: 2013/5574, 30/6/2014, §§ 42-74) ortaya konulmuştur. Daha sonra aynı

ilkeler Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından benimsenmiş (bkz. Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617,

8/4/2015, §§ 35-66; Nihat Özdemir [GK],

B. No: 2013/1997, 8/4/2015, §§ 29-61) ve Bölümler önlerine gelen şikayetlerde

sözü geçen ilkeleri uygulamışlardır (Ali Suat

Ertosun, B. No: 2013/1047, 15/4/2015, §§ 21-52; Ali Suat Ertosun (2), B.No: 2013/1640, 15/4/2015, §§ 19-50).

18. Başvuruya konu sözler ve iddialar (§ 6) nedeniyle

başvurucunun kişisel itibarının korunması hakkına müdahale edildiği kabul

edilmelidir. Bu sebeple mevcut davada başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında koruma altına alınan kişisel itibarın korunmasını isteme

hakkı ile yerel günlük gazetenin Anayasa’nın 28. maddesinde güvence altına

alınan basın özgürlüğü ve bu özgürlükle bağlantılı olarak Anayasa’nın 26.

maddesinde korunan ifade özgürlüğü arasında bir denge kurulması gerekmektedir.

19. Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17. maddesinde

yer alan “manevi varlık”

kapsamında yer almaktadır. Devletin, bireyin manevi varlığının bir parçası olan

kişisel şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek şeklinde negatif

yükümlülüğü ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek şeklinde pozitif

yükümlülüğü bulunmaktadır (Abdullah Doğtaş,

B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33). Şeref ve itibarı etkileyen sözel saldırılar

veya basın ve yayın yolu ile yapılan yayınlara karşı bireyin korunmaması

halinde Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası ihlal edilmiş olabilir (Kadir Sağdıç [GK], § 36; İlhan Cihaner, §

42).

20. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasının olaya uygulanabilmesi için kişinin itibarına yapılan saldırının,

kişinin itibarına saygı gösterilmesini isteme hakkından başvurucunun kişisel

olarak yararlanmasına zarar verecek boyuta ulaşmış olup olmadığını, somut

olayın şartlarına göre değerlendirir (bkz. Kadir

Sağdıç [GK], § 39; İlhan Cihaner, § 45, 56).

21. Öte yandan ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini

oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için

gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa’nın 26. maddesinin

ikinci fıkrası saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum

tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve

fikirler için değil, incitici, şoke edici ya da rahatsız edici bilgi ve

düşünceler için de geçerli olduğu yinelenmelidir. İfade özgürlüğü, yokluğu

halinde “demokratik bir toplum”dan söz edemeyeceğimiz

çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir ve bazı istisnalara

tabi ise de, bu istisnaların dar yorumlanması ve anılan hakkın

sınırlandırılmasına ilişkin gerekçelerin ikna edici olması gerekir (bkz. Abdullah Öcalan [GK], B.No: 2013/409, 25/6/2014, § 95; Kadir Sağdıç [GK], § 48; İlhan Cihaner, §

55; başka kararlar yanında bkz. Handyside/Birleşik

Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).

22. Mevcut olaydaki gibi başvurularda başvurunun sonucu, prensip

olarak, başvurunun ihtilaflı sözlerin sahibi tarafından Anayasa’nın 26.

maddesine dayanılarak yapılmış olması ile bu sözlere konu olan kişi tarafından

Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasına dayanılarak yapılmış olmasına göre

değişmez. Aksi halde Anayasa’nın anılan maddelerinde korunan hakların

dengelenmesinde, benzer olaylarda çelişkili sonuçlar ortaya çıkabilir. Yargı

mercilerinin bu iki maddede düzenlenen haklar arasında Anayasa Mahkemesi

içtihadında ortaya konulan kriterlere uygun bir şekilde bir denge kurmaları

gerekir.

23. Basın özgürlüğü

ile itibarın korunması hakkı arasında bir denge kurulmasıyla ilgili olarak

mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterler şu şekilde sayılabilir: yazının

genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, hedef alınan

kişinin konumu (siyasetçi, kamu görevlisi veya sıradan birey olup olmaması ve

ünlülük derecesi gibi), haber veya makalenin konusu, ilgili kişinin önceki

davranışları, yayımın içeriği, şekli ve sonuçları ile haber veya makalenin

yayımlanma şartları (bkz. İlhan Cihaner, § 66-73; Kadir Sağdıç [GK], §§ 58-66; Nihat Özdemir [GK], §§ 54-61; Ali Suat Ertosun, §§ 44-52; Ali

Suat Ertosun (2), §§ 42-50).

24. Somut davanın kendine has koşullarında mahkemelerin

başvurucuyu aşırı bir eleştiriden korumakta yetersiz kalıp kalmadıkları

incelenmelidir. Bu bağlamda somut başvuruda taraflar arasındaki ihtilaf, büyük

ölçüde, dava konusu yazının maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısı

olarak nitelendirilmesi ile ilgilidir. Bu noktada, maddi olgular ile değer

yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular ispatlanabilse

de, değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı hatırda

tutulmalıdır (bkz. Kadir Sağdıç, B.No: 2013/6617, 8/4/2015 [GK], §

57; İlhan Cihaner,

B.No: 2013/5574, 30/6/2014, § 64; bkz. Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, §

46). Yine de yeterli bir olgusal temele sahip olması beklenmekle birlikte yargılamaya

konu bir yazının bir bütün olarak ele alındığında kamu yararını ilgilendirmesi,

değer yargısı kavramının geniş yorumlanması gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Bir suç isnadının sağlam bir nedene dayandığının ortaya konulmasında aranan

kesinlik derecesinin, kamu yararı ile ilgili bir konuda, gazetecilerin değer

yargısı içeren ifadeleri bakımından da aranmasını beklemek basın özgürlüğünün

amacı ile bağdaşmaz (aynı yönde bkz. Scharsach ve News Verlagsgesellschaft GmbH/Avusturya, B. No: 39394/98, 13/2/2004, §§

39-43).

25. Başvurucu, haber içeriğinde yer alan ifadelerin kendisine

yönelik iftira ve hakaret oluşturduğunu, yapılan haberle saygın bir bilim

insanı olması göz ardı edilip hukuka aykırı şekilde şeref ve haysiyetine

tecavüz edildiğini, meslektaşları, öğrencileri, hastaları ve toplum karşısında

küçük düşürüldüğünü iddia etmektedir. Buna karşın İlk Derece Mahkemesine göre

eylem, basın özgürlüğü kapsamında olup haberin içeriği başvurucunun hastasının

eşi tarafından söylenen sözlerin aktarımı şeklindedir. Mahkeme, haberde

başvurucunun iddialarına da yer verildiğini ve görünür gerçeğe aykırı sözlerin

kullanılmadığını hatırlatmaktadır. İlk Derece Mahkemesi başvurucunun talebini,

haberin veriliş şeklinde öz ile biçim arasında dengenin korunduğu ve haberin

bir bütün olarak görünür gerçeğe uygun olduğu gerekçesi ile reddetmiştir.

26. İlk olarak, anılan yerel gazetenin başvuruya konu haberinde

dile getirdiği ifadelerin olgular temelinde gelişen bir tartışmaya katkı sunup

sunmadığı ve içeriğinin kamunun merakını giderme isteğinin ötesine geçip

geçmediği sorularına cevap verilmelidir. Bu bağlamda, bir haber veya yazının

kamuyu bilgilendirme değeri ne kadar yüksek ise kişinin söz konusu haber veya

makalenin yayımlanmasına o kadar çok katlanması gerekir. Aksine, yazının

bilgilendirme değeri ne kadar düşükse kişinin korunan çıkarına da o kadar çok

üstünlük tanınması gerekir (İlhan Cihaner, § 74). Basının genel yarar nitelikli

bütün sorunlarla ilgili olarak bilgi ve fikir yayma fonksiyonuna, kamunun bu

bilgi ve fikirleri alma hakkının eklendiği hatırlanmalıdır.

27. Şikâyet konusu haberin yayınlandığı dönem, başvurucunun da

karıştığı darp eylemleri nedeniyle ceza soruşturmasının yürütüldüğü bir

dönemdir ve başvurucu öğretim üyesi unvanına sahip bir kamu görevlisidir. Bir

bütün olarak, şikâyet konusu haber yazısında başvurucunun adının karıştığı bir

adli vakadan söz edilerek soruşturma işlemleri kaynak olarak gösterilmiştir.

Daha sonra ceza davası da açıldığı görülen olayla ilgili olarak soruşturma

sürecindeki ifadeler habere aktarılmış, başvurucunun evli olan hastası ile aşk

yaşadığı iddiaları ve hasta yakınları ile arasında yaşanan darp olaylarına

haberde yer verilmiştir. Anılan haberde sarf edilen sözlerin bir ölçüde,

bilgilendirme değerinin bulunduğu ve genel yarar nitelikli tartışmaya katkı

sundukları kabul edilebilir. Ayrıca başvurucunun mesleği ile habere konu olan

darp olayları arasında illiyet bağının bulunmadığı da söylenemeyecektir. Bir

başka deyişle, yaşanan olayların, başvurucunun salt özel hayatına ilişkin olarak

değil, hasta-doktor arasındaki hizmet ilişkisi bağlamında haber yapıldığı

görülmektedir. Bu hususla ilgili olarak, basının genel yarar nitelikli bütün

sorunlarla ilgili olarak bilgi ve fikir yayma fonksiyonuna, kamunun bu bilgi ve

fikirleri alma hakkının eklendiği hatırlanmalıdır. Ayrıca, basında yer alan

bilgilerin tüm yönleriyle doğruluğunun ortaya konulması beklenmemelidir.

28. Son olarak, anılan haberin başlığında geçen sözlerin

seçiminde abartıya kaçılmadığı da söylenemez. Ne var ki basın özgürlüğünün

kapsamının, demokrasi ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak, bir dereceye

kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması

gerektiği kabul edilmelidir (Kadir Sağdıç

[GK], § 76; Radio France ve Diğerleri/Fransa, B. No: 53984/00, 30/3/2004, §

37).

29. Anayasa Mahkemesi veya derece mahkemeleri, gazetecilik

mesleğinin nasıl yapılması gerektiğini ve gazetecilerin haber verme tekniğini belirleyemezler.

Zira bir düşüncenin en iyi hangi üslup ve biçimle aktarılacağına ancak bizzat

düşünceyi dile getirenler karar verebilir. Bu bağlamda Anayasa’nın 26.

maddesinin sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğini değil, fakat aynı

zamanda bunların nakledilme biçimlerini de koruduğu hatırda tutulmalıdır (bkz. Ali Suat Ertosun, § 66; Oberschlick/Avusturya, B. No: 11662/85, 23/5/1991, §

57).

30. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, davalının basın özgürlüğü

ve bu bağlamda ifade özgürlüğü ile başvurucunun şeref ve itibarının korunması

hakları arasında bir denge kurma işlemi yapmıştır. İlk Derece Mahkemesi, değer

yargılarına dayanan söz konusu haberdeki ifadelerin genel çıkarı ilgilendiren

bir tartışmaya katkı sunup sunmadığı sorusuna özel bir önem vermiş, ayrıca

haberin yapıldığı şartlar üzerine de eğilmiştir. Mahkeme, davaya konu yazıda

geçen olayların gerçekliği üzerinde durmuş, olayın gerçekleştiği tarihte başvurucunun

tıp fakültesi öğretim üyesi olduğunu, başvurucu ile tedavisini sürdürdüğü

hastasının yakınları arasında darp olaylarının yaşandığını, tarafların

birbirlerinden şikâyetçi olmaları üzerine ceza soruşturması başlatıldığını, her

iki tarafın da beyanlarının tırnak içinde aktarılmak suretiyle basın ve yayın

organlarında yer aldığını belirterek, dava konusu haberin yeterli bir olgusal

temele sahip olduğunu ortaya koymuş ve yayının yapıldığı tarihte meydana gelen

olayla yayının içeriği arasındaki öz-biçim ilişkisinin bozulmadığı, başvuruya

konu haberde geçen olayın “gerçekliğe uygun”

olduğu yönünde değerlendirme yapmıştır. Nitekim başvurucu vekilinin de

gerçekleşen darp olayının varlığını açıkça kabul ettiği görülmektedir (§ 14).

31. Bu şartlarda, yukarıdaki değerlendirmelerin tamamı ve yargı

mercilerinin farklı çıkarları dengelerken sahip oldukları takdir payları da

dikkate alındığında, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alan

pozitif yükümlülüklere uyulduğu, derece mahkemelerince tarafların haklarının

değerlendirilmesinde açık bir dengesizlik saptanmadığı ve bu kapsamda bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

V. HÜKÜM

A. Başvurucunun,

1. Başvurucunun; kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE, bu belgelerde kimliğinin GİZLİ TUTULMASINA,

2. Şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin

başvurusunun “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

7/7/2015 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Engin FIRAT

Başvurucu

:

A.T.

Vekili

:

Av. Tülin

UYAR BALCIOĞLU

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2013/8482, T. 07.07.2015, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2013-8482-basvuru-07-07-2015-6b22f2fff27e