Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2013/5085, 13.04.2016

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2013/5085
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ALİ İHSAN KILINÇER BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/5085)

Karar Tarihi:13/4/2016

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, iptal davası üzerine açılan tam yargı davasının

makul sürede sonuçlandırılmamasının ve davanın reddedilmesinin adil yargılanma

hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 22/12/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 4/2/2016 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından süresi içindegörüş

sunulmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, 1998 yılında Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı tarafından

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezine (ÖSYM) yaptırılan Gümrük Komisyonculuğu

ve Gümrük Komisyonculuğu Yardımcılığı sınavına girmiş ve sınavı kazanamamıştır.

8. Başvurucu, söz konusu başarısız sayılma işleminin ve sınav

sonucunun iptali istemiyle Ankara 10. İdare Mahkemesinde dava açmıştır.

Mahkemece 30/11/1999 tarihli kararla dava konusu işlem iptal edilmiştir.

9. Karar, Danıştay Onuncu Dairesinin 25/5/2000 tarihli ilamıyla

bozulmuştur.

10. Yapılan yargılama sonucunda Ankara 10. İdare Mahkemesinin

18/6/2008 tarihli kararıyla davanın kabulüne, dava konusu işlemin iptaline

karar verilmiş ve karar Danıştay Onuncu Dairesinin 30/10/2008 tarihli ilamıyla

onanmış, yapılan karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 2/12/2009 tarihli

kararıyla reddedilmiştir.

11. Başvurucu dava konusu işlemin iptal edilmesi üzerine,davalı idarenin hatalı ve

hukuka aykırı işlemi nedeniyle on yıldan fazla bir süre gümrük komisyon

yardımcılığı karnesini alamadığı için maddi ve manevi zarara uğradığından

bahisle 11/2/2009 tarihinde tazminat davası açmıştır.

12. Ankara 15. İdare Mahkemesi 10/7/2009 tarihli ve E.2009/173,

K.2009/934 sayılı kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

"Anayasanın 125.

maddesinin son fıkrasında; idarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararı

ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdarenin kamu hizmetinin

yürütülmesinden doğan zarardan sorumlu tutulmasını gerektiren nedenlerden

birisi hizmet kusurudur. Genel olarak hizmet kusuru bir kamu hizmetinin kuruluş

ve işleyişindeki aksaklık ve bozukluktur. İdarenin uygunsuz, iyi olmayan bir

etkinliği, kusurlu bir davranışı hizmetin gereği gibi yapılmaması, idarenin

yeterli olanaklara sahip olmaması, kullanmak zorunda olduğu yetkiyi kullanmamak

ve harekete geçirmemek suretiyle zarara sebebiyet vermesi; kamu hizmetinin

işlemesinde olağan sayılmayacak bir gecikme, işin gerektirdiği çabukluğun

gösterilmemesi hallerinde idarenin hizmeti kusurlu işlettiği kabul edilmelidir.

Öte yandan, idarenin, hizmet kusuru nedeniyle

sorumlu tutulabilmesi için tek başına hizmet kusurunun varlığı yeterli olmayıp,

bunun yanında idari işlem veya eylemden bir zarar doğmuş olması ve idari eylem

veya işlemle zarar arasında bir illiyet bağının kurulabilmesi gerekmektedir.

Başka bir anlatımla zarar ile idari işlem veya eylem arasında bir bağın varlığı

şart olup, ancak zarar doğuran işlem veya eylemin idareyle ilişkisinin

kurulmasından sonra zararın tazmini yoluna gidilmesi mümkündür.

İdarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için

sadece zararın varlığı yeterli olmayıp; bu zararın kesin olarak ortaya çıkmış,

miktar olarak belirgin yani gerçek zarar olması zorunludur. Kişinin isteği

dışında maddi varlığında meydana gelen kayıp ve eksiklikler ile çoğalma

olanağından yoksunluk olarak tanımlanan maddi zarar, henüz kesin olarak ortaya

çıkmamış, belirgin hale gelmemiş ise, idarenin tazmin yükümlülüğüne gidilmesine

olanak bulunmamaktadır.

...

Olayda, davacı tarafından hukuka aykırı

bulunan işlem nedeniyle gümrük komisyonculuğu yardımcılığı mesleğini

yapamadığı, bu işlemin tesis edilmemiş olması durumunda gümrük müşavir

yardımcılığı mesleğini yürüteceği, bu süre zarfında gümrük müşavirliği

sınavlarına girerek gümrük müşavirliği karnesini alması kuvvetle muhtemel

olduğu, gümrük müşavirinin yanında onun adına iş takibi yapan gümrük müşavir yardımcılarının

elde edeceği aylık ortalama gelir ve meslekten on yıl fazla süre uzak

bırakılması hususları değerlendirildiğinde en az 150.000,00 TL maddi gelir elde

edeceği belirtilerek tazminat talebinde bulunulduğu görülmekte ise de; idare

yönünden tazmin borcunun doğabilmesi için sadece zararın varlığı yeterli

olmayıp; bu zararın kesin olarak ortaya çıkmış, miktar olarak belirgin yani

gerçek zarar olmasının zorunlu olduğu, oysa, davacı tarafından uğranıldığı

iddia edilen zararın, varsayım ve tahmine dayalı olduğu anlaşıldığından maddi

tazminat isteminin reddi gerekmektedir.

Davacının manevi tazminat talebine gelince,

manevi tazminat, doktorinde kabul edildiği üzere,

malvarlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı

olmayıp, manevi tatminaracıdır. Manevi tazminat

idarenin mevzuata aykırı eylem ve işlemi sonucunda şeref ve haysiyetin rencide

edilmesi veya maddi ve manevi elem ve ızdırap

duyulması halinde söz konusu olur. Davacının başarısız sayılmasına ilişkin

işlemin iptali istemiyle açtığı dava sürecinde, değişik bilirkişiler tarafından

yapılan bilimsel değerlendirmeler sonucu düzenlenen raporların verilen

kararlara esas alındığı, ancak bu kararların yargı süreci içerisinde

Danıştay'ca bozulduğu hususları gözönünde

bulundurulduğunda, dava konusu işlem nedeniyle davacının şeref ve haysiyetinin

rencide edilmesi veya elem ve ızdıraba sevk edilmesi

durumu oluşmadığından manevi tazminat isteminin reddi gerektiği sonucuna

varılmıştır."

13. Söz konusu kararının başvurucu tarafından temyiz edilmesi

sonucu Danıştay Onbeşinci Dairesi 11/4/2012 tarihli

ve E.2011/16038, K.2012/2100 sayılı ilamıyla kararı onamış, karar düzeltme

talebini de 19/2/2013 tarihli ve E.2012/8749, K.2013/1343 sayılı ilamıyla

reddetmiştir.

14. Anılan kararın 12/6/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmesi üzerine 10/7/2013 tarihinde yapılan başvuruda süre aşımı olmadığı

tespit edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

15. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun "İptal ve tam yargı davaları"

kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir;

"İlgililer haklarını ihlal eden bir idari

işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi

mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı

davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın

karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına

başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası

sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde

tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları

saklıdır."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

16. Mahkemenin 13/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

17. Başvurucu, başarısız sayıldığı sınava ilişkin açtığı davada

sınav sorularının bazılarının yanlış olduğunun tespit edildiğini ancak bu

hususun on yıllık bir yargılama sonucu ortaya çıkması nedeniyle bu sürede

mesleğini icra edemediğini, ağır bir zarara maruz kaldığını, yanlış sorular

nedeniyle idareye kusur ve külfet yüklenmemesinin ise adil olmadığını, toplam

yargılama süresinin on beş yıl olduğunu, bunda kendisinin bir kusuru

bulunmadığını belirterek adil yargılama hakkının ihlal edildiğini, ayrıca

yargılama sürecinde mesleğini icra edememesi nedeniyle de elde edebileceği

gelirden mahrum kaldığındanmülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1- Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. İptal Davasına İlişkin İhlal İddiaları

18. Başvurucu, idarenin hatalı sınavı nedeniyle on yıl boyunca

müşavirlik karnesini alamadığını ve mesleğini icra edemediğini ileri sürerek

adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

19. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar

aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler."

20. Bu hüküm uyarınca Anayasa Mahkemesinin yetkisinin zaman

bakımından başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup Mahkeme ancak bu tarihten sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları

inceleyebilecektir. Anayasa Mahkemesinin yetki kapsamının anılan tarihten önce

kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde genişletilmesi mümkün

değildir (Hasan Taşlıyurt,

B. No: 2012/947, 12/2/2013, § 16).

21. Somut olayda başvurucunun açtığı iptal davasında, Ankara 10.

İdare Mahkemesinin 18/6/2008 tarihli kararı Danıştay Onuncu Dairesinin

30/10/2008 tarihli kararıyla onanmış; karar düzeltme talebi de aynı Dairenin

2/12/2009 tarihli kararıyla reddedilerek karar kesinleşmiştir. Böylece anılan

kararın Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012

tarihinden önce kesinleştiği anlaşılmaktadır.

22. Açıklanan nedenlerle başvurucunun iptal davasına yönelik

ihlal iddialarının Anayasa Mahkemesinin yetkisinin başladığı tarihten önceye

ait olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Tam Yargı Davasına İlişkin İhlal İddiaları

i. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığına

İlişkin İddia

23. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvuruda,

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz."

24. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi" kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, ... açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir."

25. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri önünde

dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

açık keyfîlik içermesi ve bu durumun kendiliğinden

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu

çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi

kararları açık keyfîlik içermedikçe Anayasa

Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve

Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

26. Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilen

kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme

imkânı verir. Bu nedenle bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin

şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına

saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde

itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı ya

da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi

tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi mahkeme kararının

oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya

da açık keyfîliğe ilişkin bir bilgi ya da belge

sunmuş olması gerekir (Naci Karakoç,

B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).

27. Somut olayda başvurucu, iptal davasının ardından açtığı tam

yargı davasında idarenin hatalı sınavı nedeniyle on yıl boyunca müşavirlik

karnesini alamadığını ve mesleğini icra edemediğini ileri sürerek maddi ve

manevi tazminat talebinde bulunmuş; Ankara 15. İdare Mahkemesi, idare yönünden

tazmin borcunun doğabilmesi için zararın varlığının kesin vegerçek

olarak ortaya çıkmasının zorunlu olduğu oysa başvurucu tarafından uğranıldığı

iddia edilen zararın varsayım ve tahmine dayalı olduğunun anlaşıldığı, idarenin

mevzuata aykırı eylem ve işlemi sonucunda şeref ve haysiyetin rencide edilmesi

veya maddi ve manevi elem ve ızdırap duyulması

hâlinde manevi tazminat söz konusu olabileceği, dava konusu işlem nedeniyle

davacının şeref ve haysiyetinin rencide edilmesi veya elem ve ızdıraba sevk edilmesi durumunun ise oluşmadığı sonucuna

vararak davanın reddine karar vermiş; karar Danıştay incelemesinden geçerek

kesinleşmiştir.

28. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları

incelendiğinde sonuç olarak iddiaların özünün Derece Mahkemeleri tarafından

delillerin değerlendirilmesinde, hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet

olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır.

29. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının dinlenmediğine

ilişkin bir iddia, bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Derece Mahkemesi

kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

30. Açıklanan nedenlerle başvurucunun iddialarının kanun yolu

şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

ii. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

31. Başvurucu davanın makul sürede bitirilmediğini ileri

sürmüştür.

32. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18) Sözleşme metni

ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil

yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36.

maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara Anayasa’nın 36.

maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul

sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

33. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

34. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara

bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu

hukuku” alanına dâhil olan ancak sonucu itibarıyla özel nitelikteki haklar ve

yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan davalar da

Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesinin koruması kapsamına

girmektedir. Bu anlamda belirtilen düzenlemelerde yer verilen güvenceler,

başvurucunun haklarına zarar verdiği iddia edilen idari bir kararın iptali

talebiyle açılan davalara da uygulanacaktır (Selahattin

Akyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44). Başvuruya konu, tam yargı

davasının medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku

yoktur.

35. Başvurucu, iptal davası ile birlikte tam yargı davasının

toplamda on beş yıl sürdüğünü belirterek davanın makul sürede sonuçlanmaması

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri

sürmüşse de iptal davasında verilen karar 2/12/2009 tarihinde kesinleşmiş

olduğundan ve bu karara yönelik olarak zaman bakımından kabul edilemezlik

kararı verildiği dikkate alındığında makul süre incelemesinde esas alınacak

yargılama, Ankara 15. İdare Mahkemesinin E.2009/173 sayılı dosyasında yapılan

tam yargı davasına ilişkin yargılamadır.

36. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarih olup somut başvuru açısından bu tarih

11/2/2009'dur.

37. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Bu kapsamda somut yargılama

faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihi, başvurucunun karar düzeltme talebinin

Danıştay Onbeşinci Dairesince karara bağlandığı

19/2/2013'tür.

38. İlgili yargılama evrakının incelenmesi neticesinde başvuruya

konu yargılama sürecinin idari yargı makamları nezdinde sürdüğü görüldüğünden

2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama faaliyetinin

söz konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhil uyuşmazlıkları konu alan

yargılama faaliyetleri için geçerli usule ilişkin genel hükümler içeren 2577

sayılı Kanun’un 14., 20. ve 49. maddeleri gibi muhtelif maddelerinin,

uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu

anlaşılmaktadır.

39. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde

11/2/2009 tarihinde açılan davada Ankara 15. İdare Mahkemesinin 10/7/2009

tarihinde davanın reddine karar verdiği, temyiz incelemesinin Danıştay Onbeşinci Dairesi tarafından yapılarak 11/4/2012 tarihli

ilamla hükmün onandığı, karar düzeltme isteminin de 19/2/2013 tarihinde karara

bağlandığı ve iki dereceli yargılama sisteminde davanın 4 yıl 7 gün sürdüğü

anlaşılmaktadır.

40. Somut olayda başvuruya konu yargılama, temyiz ve karar

düzeltme safhalarıyla birlikte toplam 4 yıl 7 gün sürmüştür. Yargılama

sürecinin bütünü dikkate alındığında başvurucunun haklarını ihlal edecek

şekilde bir gecikme olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

41. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanma

hakkı açısından bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. İptal davasına ilişkin ihlal iddialarının zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tam yargı davasına ilişkin ihlal iddialarının;

a. Yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

b. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerine BIRAKILMASINA

13/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri

NECİPOĞLU

Erdal TERCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Mehmet Sadık

YAMLI

Başvurucu

:

Ali İhsan

KILINÇER

Vekili

:

Av. Jülide

ERTÜRK

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2013/5085, T. 13.04.2016, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2013-5085-basvuru-13-04-2016-05c6d5fac898