Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2024/489 E. 2025/266 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2024/489
- Karar No
- 2025/266
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2275 E., 2024/300 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21.09.2023 tarihli ve 2022/1231 Esas, 2023/5232 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki ... Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalılar vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin tanınmış “...” ibareli markanın sahibi olduğunu, ticari faaliyetleri sırasında diğer markalarının yanında “...” ibaresini içeren çeşitli sınıflarda tescilli markalarının bulunduğunu, davalı şirketin 2007/44078 sayılı ve 23, 24, 25 ve 26. sınıflarda tescilli “...” ibareli markasını gerekçe göstererek müvekkilinin markalarına itiraz ettiğini, tescil edilmiş markalarına karşı hükümsüzlük davası açtığını, davalı şirketin marka ticareti yapmayı hedeflediğini, kullanmadığı bir markaya dayanarak haksız kazanç sağlamaya çalıştığını, davalı şirket aleyhine ikame edilen markaları kullanmama nedeni ile iptal talepli davaların olumsuz sonuçlarından kurtulmak için kötüniyetli olarak 2016/58131 sayılı “...” ibareli dava konusu marka başvurusunu gerçekleştirdiğini, müvekkili tarafından davalının marka başvurusuna itiraz edildiğini, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından itirazın reddedildiğini, bu karara karşı müvekkilince yapılan itirazın dava konusu YİDK kararıyla reddedildiğini, anılan kararın hukuka aykırı olduğunu, davalı şirketin 2007/44078 sayılı markası için Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 31.01.2017 tarihli ve 2016/37 Esas, 2017/10 Karar sayılı dosyasında bilirkişi raporu ile markanın kullanılmadığının tespit edildiğini, Anayasa Mahkemesinin 556 sayılı Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname'nin (556 sayılı KHK) 14. maddesinin iptali nedeniyle mahkemece davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğini, aynı markaya yönelik 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) hükümleri kapsamında kullanmama nedeniyle iptal istemiyle açılan davanın Bakırköy Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 2017/69 Esas sayılı dosyası kapsamında yeniden görülerek davanın kısmen kabulü ile davalının 2007/44078 sayılı “...” ibareli markasının 23, 24, 26. sınıflar bakımından iptaline karar verildiğini, davalının eldeki dava konusu marka başvurusunu kötüniyetli olarak gerçekleştirdiğini, davalı şirket tarafından eldeki dava konusu marka başvurusunun yanı sıra kullanmama nedeniyle hükümsüzlük davalarından doğan olumsuz sonuçlarından kaçınmak üzere mükerrer marka başvurularında bulunulduğunu, bu başvuruların da kötüniyetli olarak yapıldığını, marka ticareti ile ekonomik şantaj amaçlarının mevcut olduğunu ileri sürerek dava konusu 2017-M-11268 sayılı YDİK kararının iptali ile davalı şirketin 2016/58131 sayılı “...” ibareli markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı Kurum vekili; YİDK kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, SMK'nın geçici 1. maddesi gereğince YİDK kararının verildiği tarihte 556 sayılı KHK hükümlerinin uygulama alanı bulduğunu, kesinleşmiş yargı kararı olmaksızın markanın kullanılmadığına yönelik Kurumun karar tesis edemeyeceğini, taraflar arasında uyuşmazlıkların mevcut olduğunu, kötüniyet iddialarının ispatı bağlamında yeterli delil sunulmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı şirket vekili; taraflar arasındaki uyuşmazlıklara dair açılan davalar kapsamında alınan bilirkişi raporlarında müvekkilinin markalarını kullandığının tespit edildiğini, kötüniyet iddiasının dayanaksız olduğunu, müvekkilinin markaları üzerindeki haklarını korumak amacıyla itiraz ve dava süreçlerinin yürütüldüğünü, bizzat davacı taraftan gelen tekliflerle yapılan sulh görüşmelerinin kötüniyet olarak yorumlanamayacağını, kötüniyetle hareket eden tarafın davacı olduğunu, dava konusu marka başvurusunun müvekkiline ait eski markaların yeni versiyonu olarak oluşturulduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 24.10.2019 tarihli ve 2018/118 Esas, 2019/440 Karar sayılı kararı ile; dava konusu YİDK karar tarihinde davalı şirketin “...” markasını kullanmama nedeniyle iptal davalarının kesinleşmemiş olduğu, YİDK tarafından karar tarihindeki şartlara göre değerlendirme yapıldığı, taraflar arasında “...” ve “...” ibareli markalar sebebiyle 2012 yılından bu yana süregelen bir uyuşmazlığın mevcut olduğu, davalı şirket tarafından davacı aleyhine “...” ibareli markaların hükümsüzlüğü talebiyle açılan bir kısım davalar sonucunda davacıya ait anılan ibareli markaların kısmen hükümsüz kılındığı, söz konusu davalar devam ederken taraflar arasında muhtelif tarihlerde sulh görüşmelerin yapıldığı ancak uzlaşma sağlanamadığı, bu hususun her iki tarafın da kabulünde olduğu, davacı tarafından davalı şirket aleyhine Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 2016/37 Esas sayılı dosyası nezdinde alınan bilirkişi raporunda davalı şirketin, 2007/44078 sayılı ve 23/24/25/26. sınıflarda tescilli “...” ibareli markasını kullanmadığının tespit edildiği, yapılan yargılama sonunda mahkemece 556 sayılı KHK'nın 14. maddesinin Anayasa Mahkemesince iptali nedeniyle davanın yasal dayanağı ortadan kalktığından davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği, söz konusu davanın ardından davacı tarafından Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2017/69 Esas sayılı dosyası kapsamında yeniden açılan davada, 2007/44078 sayılı ve “...” ibareli markanın bu defa 25. sınıf yönünden kullanıldığının kabul edildiği, ancak 23, 24 ve 26. sınıflar yönünden anılan markanın iptaline karar verildiği, dava konusu marka başvurusunun da esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, davalı şirketin iptal edilen sınıflarının işbu başvuru konusu marka kapsamında yer aldığı, bu haliyle davalı şirketin eldeki dava konusu marka başvurusunun, kullanmama nedeniyle aleyhine açılan ya da açılabilecek olan bir iptal davasının sonuçlarından kurtulmak amacıyla veya hükümsüzlük davasında alınacak kararı etkisiz hale getirmek amacıyla kanunun kendisine tanıdığı yetkileri kötüye kullanarak markayı hayatta tutmak, haksız kazanç elde etmek ve baraj marka yaratmak amacıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. madde hükümlerine aykırı bir şekilde kötüniyetle yapılmış bir başvuru olduğu, bu kapsamda hükümsüzlük koşullarının oluştuğu, davalı Kurum kararının yerinde olmadığı ve iptal şartlarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu YİDK kararının iptaline, davalı şirkete ait 2016/58131 sayılı “...” ibareli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 11.11.2021 tarihli ve 2020/253 Esas, 2021/1450 Karar sayılı kararı ile; davalı şirketin daha önceden tescilli olan "..." ibareli ve 2007/44078 sayılı markası ile sonraki başvuru olan dava konusu “...” ibareli muhtelif sınıflarda yapılan marka başvurusunun birbirinden bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiği, Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince 2016/73 Esas sayılı davada karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği, bu anlamda kötüniyete dair başka emare ve delil olmaksızın salt kullanmama nedeniyle marka iptali davasının varlığının kötüniyet olgusunun ispatı için yeterli olmadığı, bu anlamda davalı şirketin dava konusu marka başvurusunun kötüniyetli yapıldığına dair iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle davalılar vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... Davacı vekili, davalı şirketin 2016/58131 sayılı başvurusunun kötüniyetli olduğunu, 2007/44078 sayılı önceki markasının kullanmama nedeniyle hükümsüzlüğü için dava açıldığını, davanın sonuçlarını engellemek amacıyla bu başvuruyu yaptığını belirterek YİDK kararının iptalini istemiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı markalarının ayrı markalar olarak değerlendirilmesi gerektiği, kullanmama nedeniyle marka hükümsüzlüğü davasının varlığının başvurunun kötüniyetli olduğunun kabulü için yeterli olmadığı gerekçesiyle karar kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. Davacı, YİDK kararının iptali davasını marka başvurusunun kötüniyetli olmasına dayandırmaktadır. Kötüniyetli marka başvurusu, hak sahibi olunmadığı bilinmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde başvuru yapılması durumunda söz konusu olacaktır (Ozan CAN, Türk Hukukunda Kötü niyetli Marka Başvuru ve Tescilinde İptal ve Hükümsüzlüğün Kapsamı Üzerine Düşünceler, Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Dergisi, 2015, Cilt:1, Sayı:1, s.51). Marka Hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.07.2008 tarihli, 2008/11-501 E. ve 2008/507 K. sayılı kararı). Davalının önceki tarihli markası "..." ibareli olup 23, 24,25 ve 26. sınıflarda tescillidir. Davalının davaya konu başvuru markası ise "..." ibareli olup 18, 24, 25, 26 ve 35. sınıflar için başvuru yapılmıştır. Davalı şirket, önceki tarihli markası hakkında hükümsüzlük davası açılması üzerine önceki markasına ve davacı markalarına benzer şekilde ve ortak sınıflarda dava konusu marka başvurusunu yapmıştır. Davalı; kullanmama nedeniyle aleyhine açılan davanın sonuçlarından kurtulmak, hükümsüzlük kararının verilmesi durumunda kararın uygulanmasını engellemek amacıyla marka başvurusunda bulunmuştur. Bu açıklamalar ışığında, davalının "yedekleme" amacıyla önceki markası ile ortak sınıfları içeren yeni bir marka başvurusunda bulunarak kötüniyetli hareket ettiğinin kabulü gerekir. O halde Bölge Adliye Mahkemesince başvuruda davalının kötüniyetli olduğu gerekçesiyle davalıların istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeye ilâveten; Özel Daire emsallerine göre yasal dayanağını kaybetmiş davaların kötüniyet iddiaları bakımından dikkate alınmasının mümkün olmadığı, TMK hükümleri uyarınca aslolan iyiniyet olup kötüniyetin iddia eden tarafça ispatlanması gerektiği, dosya kapsamında böyle bir ispatın bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; davalı şirketin kullanmama nedeniyle kısmen hükümsüz kılınan markası ile dava konusu markasının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, davalı şirketin kötüniyetinin bilirkişi raporları ile ortaya konulduğu gibi 2007/44078 sayılı "..." markasının kullanmadığının da yargı kararları ile kesinleştiğini, kötüniyetin ispat edildiğini belirterek direnme kararını temyiz etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davalı şirkete ait 2016/58131 sayılı ve “...” ibareli marka tescil başvurusunun kötüniyetli bir marka tescil başvurusu olarak kabul edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre anılan markanın hükümsüzlüğü ile dava konusu YİDK kararının iptalinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. 1. İlgili Hukuk 1. Sınai Mülkiyet Kanunu'nun geçici 1. maddesi, 2. 556 sayılı KHK'nın 35 ve 42. maddeleri, 3. Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 2. Sınai Mülkiyet Kanunu'nun geçici 1. maddesi gereğince dava konusu marka başvurusunun yapıldığı tarih itibariyle yürürlükte olup somut olaya uygulanması gereken 556 sayılı KHK'nın 7. maddesinde bir marka tescil başvurusunun “mutlak ret nedenleri” düzenlenmiş iken; anılan KHK’nın 8. maddesinde ise markanın tescili ile ilgili “nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Ancak 556 sayılı KHK’da kötüniyet açıkça bir tescil engeli olarak düzenlenmemiş; sadece 556 sayılı KHK’nın 35/1. maddesinde mutlak ve nispi ret nedenlerinin yanında, ayrıca itiraz nedeni olarak öngörülmüştür. Anılan madde “Tescil başvurusu yapılmış markanın 7 nci ve 8 inci madde hükümlerine göre tescil edilmemesi gerektiğine ilişkin itirazlar ile başvurunun kötü niyetle yapıldığına ilişkin itirazlar ilgili kişiler tarafından marka başvurusunun yayınından itibaren üç ay içerisinde yapılır.” hükmünü haizdir. Buna göre, bir marka başvurusunda mutlak veya nispi ret nedenlerinin varlığı mevcut olmasa dahi marka başvurusu kötüniyetle yapıldığı takdirde ilgili kişiler marka başvurusuna itiraz edebileceklerdir. 3. 556 sayılı KHK'nın 35/1. maddesi gereğince kötüniyet itirazının ilgili kişiler tarafından ileri sürülmesi ve bu talebin Kurum tarafından ret veya kabul şeklinde karara bağlanması gerekmektedir. Görüldüğü üzere Kurum, kötüniyetli marka başvurusuna karşı resen hareket etmemekte, bu yönde yapılacak bir itiraz üzerine inceleme yapmaktadır. Bu nedenle kötüniyet itirazı nispi veya mutlak ret nedenleri açısından değerlendirildiğinde, itiraz üzerine harekete geçilmesi nedeniyle nispi ret nedeni olarak kabul edilmelidir. 4. Tescil edilmiş bir markanın hükümsüzlük hâlleri 556 sayılı KHK’nın 42. maddesinde düzenlenmiş olup 556 sayılı KHK’nın 42/1-a maddesinde aynı KHK’nın 7. maddesinde sayılan mutlak ret nedenleri; 42/1-b maddesinde ise aynı KHK’nın 8. maddesinde sayılan nispi ret nedenleri hükümsüzlük hâlleri arasında belirtilirken kötüniyetli tescil, ayrı bir hükümsüzlük nedeni olarak sayılmamıştır. Ancak 556 sayılı KHK'nın 42. maddesinde düzenlenmemiş olsa da tescil başvurusunun kötüniyetle yapılmış olması hâli genel hüküm ve temel prensip niteliğindeki TMK'nın 2. maddesi gereğince kötüniyetin korunması söz konusu olamayacağından, başlı başına bir hükümsüzlük nedeni olarak öğreti ve uygulamada benimsenmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.07.2008 tarihli ve 2008/501 Esas, 2008/507 Karar ve 17.06.2021 tarihli ve 2017/11-25 Esas, 2021/778 Karar sayılı kararları). Nitekim bu benimseme, aynı zamanda 556 sayılı KHK'nın marka hakkının korunmasına ilişkin genel sistematiğine de aykırı düşmemektedir. Zira 556 sayılı KHK'nın 42/1-a maddesinde yer alan “Tanınmış markalarla ilgili hükümsüzlük davalarının tescil tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde açılması gerekir. Markanın tescilinde kötü niyet varsa iptal davası süreye bağlı değildir" hükmünden de anlaşılacağı üzere 556 sayılı KHK'nın amacı her hâlükarda kötüniyetli tescillerin önlenmesidir. Bununla birlikte 556 sayılı KHK’nın mehazını oluşturan 89/104 sayılı Avrupa Birliği Marka Yönergesi’nin 3/2 maddesi ve 40/94 sayılı Topluluk Marka Tüzüğü’nün 51/1-b maddesinde de kötüniyetli marka tescil başvurusu, mutlak ret ve hükümsüzlük nedeni olarak düzenlenmiştir. Bu durumda, gerek öğretide ve uygulamada gerekse mukayeseli hukuk ve mehaz Avrupa Birliği mevzuatında yer alan hükümler itibariyle; markalar hukukundaki ülkesellik ile başvuru ve tescilde öncelik ilkelerinin yanında ayrıca başvuru ve tescilde kötüniyetin himaye edilmemesine ilişkin temel ilkenin de aynen korunduğu anlaşılmaktadır. 5. Hemen belirtilmelidir ki; 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren SMK'nın 6/9. maddesinde, kötüniyetle yapılan marka başvurularına itirazın nispi ret nedeni olduğu açıkça düzenlenmiştir. Ayrıca hükümsüzlük hâllerinin düzenlendiği SMK'nın 25. maddesinde nispi ret nedenlerinden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verileceği belirtilmiştir. Bu kapsamda kötüniyetli tescil 556 sayılı KHK döneminde öğreti ve uygulama ile hükümsüzlük nedeni olarak kabul edilmiş iken SMK ile birlikte artık açıkça hükümsüzlük hâli olarak düzenlenmiş bulunmaktadır. 6. Öte yandan 556 sayılı KHK’da ve SMK'da hangi hâllerde kötüniyetli marka başvurusunun söz konusu olduğu belirtilmemiştir. Ancak genel olarak kötüniyetli marka başvurusu; hak sahibi olmadığını bilmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde tescil için başvuruda bulunulması veya başvurunun tescil ettirilmesi olarak tanımlanabilir. Bu kapsamda başvuru sahibinin markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekmesi hâli, kötüniyetin varlığında önem kazanmaktadır. Örneğin, gerçek hak sahibi olmamakla birlikte başkasının ticaretinde kullandığı tescilsiz bir işareti, kendisinin hak sahibi olmadığını bile bile tescili için başvuruda bulunan kimse kötüniyetli sayılacaktır. Yine başkası tarafından kullanılan bir markanın aynısını veya benzerini bilerek ve haklı bir neden olmaksızın sırf rakibini engellemek amacı taşıyan engelleme markaları kötüniyetli marka başvurusu olarak değerlendirmelidir. Ayrıca başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme ve marka ticareti yapmak ya da şantaja yönelik başvuruda bulunmak ve tescil ettirmek de kötüniyetli olarak kabul edilmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.07.2008 tarihli ve 2008/501 Esas, 2008/507 Karar ve 17.06.2021 tarihli ve 2017/11-25 Esas, 2021/778 Karar sayılı kararları). 7. Görüldüğü üzere kötüniyetli marka başvurusu hâli her somut olay kapsamında ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur. Bu kapsamda marka hükümsüzlüğü davalarında kötüniyet iddiası ileri sürülmüş ise TMK'nın 2. maddesi gereğince kötüniyetin korunması söz konusu olamayacağından her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak açıkça kötüniyetle gerçekleştirildiği belirlenen marka tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilmelidir. 8. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı şirket tarafından yapılan 2016/58131 sayılı ve "..." ibareli marka başvurusuna karşı, kötüniyetli tescil iddiasına dayalı olarak davacı tarafından yapılan itirazın davalı Kurum kararıyla nihai olarak reddedilmiş, kötüniyet iddiasına dayanak olarak ise yine davalı şirkete ait 2007/44078 sayılı ve "..." ibareli markanın kullanmama nedeniyle iptali için açılan davanın olumsuz sonuçlarından kurtulma amacıyla eldeki dava konusu marka başvurusunun yapıldığı ileri sürülmüştür. 9. Dava konusu YİDK karar tarihi itibariyle davalı şirketin 2007/44078 sayılı ve "..." ibareli markasının kullanmama nedeniyle iptali için Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinde açılan davada verilen 31.01.2017 tarihli ve 2016/37 Esas, 2017/10 Karar sayılı karar ile davaya dayanak olan 556 sayılı KHK'nın 14. maddesinin Anayasa Mahkemesi kararı ile iptaline karar verilmesi nedeniyle davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Öte yandan bahse konu karar sonrasında yine davalı şirkete ait 2007/44078 sayılı ve "..." ibareli markanın kullanmama nedeniyle iptaline dair taleple Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 2017/69 Esas sayılı dosyası kapsamında dava açılmıştır. 10. Bu kapsamda davalı şirketin kullanmama nedeniyle iptali istenen markasının 23, 24, 25 ve 26. sınıflarda tescilli olup eldeki dava konusu marka başvurusunda ise 18, 24, 25, 26 ve 35 sınıflarda tescil başvurusu yapılmış olması nazara alındığında; davalı şirketin önceki tarihli markasının kullanmama nedeniyle iptali davası açılması üzerine önceki tarihli markasına davacı markalarına benzer şekilde ve ortak sınıflarda dava konusu marka başvurusunda bulunduğu açıktır. 11.Dolayısıyla davalı şirkete ait dava konusu marka tescil başvurusunun yukarıda bahsi geçen eski tarihli markasının kullanmama nedeniyle iptaline ilişkin davalardan doğabilecek olumsuz sonuçlarından kurtulmak, başka bir anlatımla eski tarihli markası hakkında iptal kararı verilmesi durumunda anılan kararın uygulanmasını engellemek amacıyla yapıldığı anlaşılmaktadır. 12. Bu itibarla davalı şirketin 2016/58131 sayılı ve "..." ibareli marka başvurusunun, davalı şirketin kendi mal ve/veya hizmetlerini başkalarına ait işletmelerin mal ve/veya hizmetlerinden ayırt etme amacından ziyade, tescilli marka korumasının amacına aykırı olarak markayı kullanmayıp yedekleme amacıyla kötüniyetli bir marka tescil başvurusu olarak kabulü zorunludur. Başka bir anlatımla davalı şirketin, dava konusu marka başvurusu sırasında markanın sahip olduğu fonksiyonların kapsamı dışında bir amaçla tescil isteminde bulunmak suretiyle kötüniyetli hareket ettiğinin kabulü gerekir. 13. Hâl böyle olunca; direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.04.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.