Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2024/336 E. 2025/366 K. – Hizmet Tespiti
Konu: Hizmet Tespiti
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2024/336
- Karar No
- 2025/366
- Karar Tarihi
- Konu
- Hizmet Tespiti
MAHKEMESİ : Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/242 E., 2023/903 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 19.10.2022 tarihli ve 2022/9972 Esas, 2022/12753 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı fer'î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı fer'î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin 2011 yılının Ağustos ayında davalıya ait işyerinde çalışmaya başladığı hâlde sigorta primlerinin 05.07.2012 tarihinden itibaren yatırıldığını, iş sözleşmesinin 19.05.2015 tarihinde feshedildiğini ileri sürerek 25.08.2011-05.07.2012 tarihleri arasında aralıksız geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı vekili; taraflar arasında imzalanan belirsiz süreli iş sözleşmesinde davacının işe başlama tarihinin 05.07.2012 olarak görüldüğünü, dolayısıyla davacının müvekkili nezdinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmasının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Fer'î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili; davacının iddia ettiği tarihler arasında kesintisiz çalışmasının bulunmadığını, hizmet tespiti davaları kamu düzenine ilişkin olup çalışma olgusunun hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde kanıtlanması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 20.02.2019 tarihli ve 2015/563 Esas, 2019/324 Karar sayılı kararı ile; talebe konu edilen dönemde çalışan ve bilgisine başvurulan tanıklardan ... davacının 2011 yılı Ağustos ayında işe başladığı ve kendisinin işten çıktığı 2014 yılına kadar kesintisiz çalıştığı şeklinde beyanda bulunmuş ise de Gevaş Askerlik Şube Başkanlığınca gönderilen 03.03.2016 tarihli cevabi yazıda davacının 27.05.2010 tarihinde askere sevk edildiği, 27.08.2011 tarihinde terhis edildiği bildirildiğinden davacının 2011 yılı Ağustos ayında çalışmaya başlaması mümkün olmadığı gibi davacının imzasının yer aldığı ve imza inkârında bulunmadığı 04.07.2012 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesinde işe başlama tarihinin 05.07.2012 olarak yazılı olduğu, yine davacının imzasını taşıyan ibraname başlıklı belgede de davalı işyerindeki işe başlama tarihinin 05.07.2012, işten ayrılış tarihinin ise 05.06.2015 olduğunun belirtildiği, böylelikle davacının 05.07.2012 tarihinde işe başladığını kendi imzaladığı belgelerle zımnen ikrar ettiği, bu tarihten önceki çalışmalarını somut ve inandırıcı delillerle ortaya koyamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 31.03.2022 tarihli ve 2019/1666 Esas, 2022/522 Karar sayılı kararı ile; davacının imzasının yer aldığı ve imza inkârında bulunmadığı ibraname başlıklı belgede ve belirsiz süreli iş sözleşmesinde işe başlama tarihinin 05.07.2012 olarak belirtilmesinin eldeki dava açısından bir öneminin bulunmadığı, tanıklardan ..., ..., ... ve ...'in beyanlarından işe başladıkları tarihte davacının davalı işyerinde çalıştığı kanaatine ulaşıldığı, yine tanıkların hizmet cetvelleri ile beyanları kıyaslandığında işyerinde işe başlayan işçilerin bir süre sigortasız çalıştırıldığının anlaşıldığı, 2008 yılının 9. ayında davalı işyerinde çalışmaya başlayan tanık ...'in, davacının askerlik dönüşü 2011 yılının 8. ayında işe başladığına ilişkin net beyanda bulunduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde davacının terhis tarihi olan 27.08.2011 tarihini takip eden pazartesi günü olan 29.08.2011 tarihinde işe başladığının ve 05.07.2012 tarihine kadar davalı işyerinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen hizmetlerinin tespiti gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulü ile davacının 100...60 işyeri sicil numaralı davalı işyerinde hizmet akdine dayalı olarak 29.08.2011-05.07.2012 tarihleri arasında toplam 308 günlük hizmetinin Kuruma bildirilmediğinin tespitine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde fer'î müdahil Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... Eldeki davada, davacının işe giriş bildirgesinin verildiği tarihi doğrulayan ve imzasını içeren yazılı iş sözleşmesinin ve bulunduğu; 04/07/2012 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesinde davacının işe başlama tarihinin 05/07/2012 tarihi olarak belirlendiği, yine dosyada yer alan ve davacının imzasını taşıyan ibraname başlıklı belgede davacının davalı iş yerindeki işe başlama tarihinin 05/07/2012 işten ayrılış tarihinin ise 05/06/2015 tarihi olduğunun belirtildiği, anlaşılmakla; davacının iş sözleşmesindeki imzayı inkar edip etmediği sorulmalı, imza inkarı var ise bu husus araştırılmalı, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürdüğü takdirde bunlar üzerinde durulmalı, anılan belgelerin geçerli olduğunun kabulü halinde ise, iş bu yazılı belge karşısında aksinin eş değer belgelerle ispatlanması gerektiği hususu gözetilmeli; imzanın davacıya ait olmadığı iddiası var ve de bu iddianın ispatlanması halinde ise; davacının çalıştığını iddia ettiği dönemde hizmetinin varlığı tereddütsüz belirlenmek suretiyle; hüküm tesisi yoluna gidilmelidir. Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir..." gerekçesiyle oy çokluğuyla karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının çalıştığını iddia ettiği döneme ilişkin iddiasını bordro tanıklarının beyanları ile ispatladığı, tanık beyanları ve tanıkların hizmet cetvellerinden davalı işyerinde çalışanların başlangıçta sigortasız çalıştırıldığının anlaşıldığı, davalı işverence düzenlenen iş sözleşmesi ve ibraname matbu olup işe giriş tarihinin de Kuruma bildirilen tarih olduğu, işçinin bu belgelerde imzasının bulunmasının ve imzayı inkâr etmemesinin fiili çalışmanın anılan tarihte başladığını göstermeyeceği gibi kamu düzeni, resen araştırma ilkesi ve delil serbestisi ilkelerinin geçerli olduğu hizmet tespiti davalarında kesin delillerin bağlayıcılığı bulunmadığı, iddianın ispatının yazılı ve kesin delil ile sınırlandırılmasının vazgeçilmez ve kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olan sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldıracak nitelikte olduğu, ayrıca çalışma olgusu hukuki fiil olup her türlü delille kanıtlanabileceği, Yargıtayın hizmet tespiti davalarında çalışma olgusunun ispatına yönelik yerleşmiş içtihatlarına aykırı bir kararın benimsenmesi hâlinde hukuki güvenlik ilkesinin zedeleneceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde fer'î müdahil Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Fer'î müdahil Kurum vekili; hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, öte yandan tespiti istenen dönemlere ilişkin tanık anlatımları dışında başka delillerin dosyaya ibraz edilmediğini, tanık anlatımları bir bütün olarak değerlendirildiğinde ise beyanların birbiri ile uyuşmadığını ve çeliştiğini, dolayısıyla tanık beyanlarına dayanılarak hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Kurum kayıtlarının aksini gösterir eş değer belge sunulmadığını, bozma kararında belirtilen araştırmaların yapılması gerektiğini belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 29.08.2011-05.07.2012 tarihleri arasında belirsiz süreli hizmet sözleşmesiyle asgari ücretle çalıştığının ve çalışmasının Kuruma bildirilmediğinin tespitine karar verilen eldeki davada, davacının 05.07.2012 tarihli işe giriş bildirgesini doğrulayan ve imzasını içeren iş sözleşmesi ile ibranamenin bulunması karşısında 05.07.2012 tarihi öncesi hizmet tespitine karar verilebilmesi için iş bu yazılı belgelerin aksinin eş değer belgelerle ispatlanıp ispatlanamadığı, buradan varılacak sonuca göre bozma kararında belirtilen araştırma ve incelemeler yapılarak sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 86/9. maddesi. 2. Değerlendirme 1. Öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır. 2. Uyuşmazlık konusu dönem dikkate alındığında davanın yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanun'un 86/9. maddesinde, "Aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır." hükmüne yer verilmiştir. 3. Öte yandan Kanun'da öngörülen koşulların oluşmasıyla birlikte çalıştırılanlar, kendiliğinden sigortalı sayılırlar. Ancak bu kimselerin ayrıca Kanun'da sayılan istisnalara girmemesi gerekir. Çalıştırılanların başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın sigortalı niteliğini kazanmaları 5510 sayılı Kanun'un 4. ve 92. maddeleri gereğidir. 4. Ne var ki, sigortalılığın oluşumu için fiili çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Fiili ve gerçek bir çalışmanın varlığı tespit edilmediği sürece sigortalılıktan söz edilemez. 5. Fiili çalışmanın varlığının hangi kanıt ve olgularla belirleneceği konusu üzerinde de durulmalıdır. 6. Sosyal güvenlik hukukunun hem kamu hukuku hem de özel hukuk alanında kalan özellikleri dikkate alındığında özellikle hizmet tespiti davalarında kendiliğinden araştırma ilkesinin ağır bastığı görülür. Gerçekten de hizmet tespiti davaları, taraflarca hazırlama ilkesi kapsamı dışında olup kendiliğinden araştırma ilkesi uygulandığından bu tür davalarda ispat yükü bir tarafa yükletilemez. 7. Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabileceğinden bu davalarda işyerinde tutulması gerekli dosyalar ile Kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları getirtilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, mümkün oldukça tespiti istenen dönemde işyerinin yönetici ve görevlileri, işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde, tarafları veya işyerini bilen veya bilebilecek durumda olanlar kolluk aracılığıyla araştırılarak saptanmalı, sigortalının hangi işte hangi süre ile çalıştığı, çalışmanın konusu, sürekli, kesintili, mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında beyanları alınarak tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli, beyanları diğer yan delillerle desteklenmelidir. 8. Bu amaçla tanıkların hizmet tespiti istenen tarihte işyeri veya komşu işyeri sigortalısı ya da işvereni olup olmadıkları araştırılmalı, Kurumdan, bu kişilerin belirtilen tarihte sigortalılık bildirimlerinin hangi işyerinden yapılmış olduğu da sorularak elde edilen bilgilerin beyanlarında belirttikleri olgularla örtüşüp örtüşmediği de irdelenmeli, işyerinin kapsamı ve kapasitesi ile niteliği bu beyanlar çerçevesinde kontrol edilmelidir. 9. Diğer taraftan bu davalarda işverenin çalışma olgusunu kabulü ya da reddinin tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı da göz önünde tutulmalıdır. 10. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 09.11.2022 tarihli ve 2021/(21)10-553 Esas, 2022/1475 Karar; 27.09.2023 tarihli ve 2022/10-848 Esas, 2023/853 Karar ile 14.05.2025 tarihli ve 2023/10-500 Esas, 2025/289 Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir. 11. Somut olayda 25.08.2011-05.07.2012 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde kesintisiz çalışma iddiası ile Kuruma bildirilmeyen hizmetlerinin tespiti istemiyle açılan eldeki davada, Bölge Adliye Mahkemesince davacının imza inkârında bulunmadığı iş sözleşmesi ve ibranamede işe giriş tarihinin 05.07.2012 olarak yazılmasının öneminin bulunmadığı, tanık beyanlarından davacının talebe konu dönemde çalıştığının ancak bu çalışmalarının Kuruma bildirilmediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de verilen karar eksik araştırma ve incelemeye dayanmaktadır. 12. Şu hâlde yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; öncelikle çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilirse de tespiti istenen döneme ilişkin yazılı belgelerin varlığı hâlinde öncelikle bu belgelerin geçerli olup olmadığı belirlenmeli ve sonucuna göre değerlendirme yapılmalıdır. Bu itibarla davalı işyerinden davacı adına 05.07.2012 tarihli işe giriş bildirgesi verilerek 05.07.2012-05.06.2015 tarihleri arasında kesintisiz hizmet bildirimi yapıldığı, davacının işe giriş bildirgesinin verildiği tarihi doğrulayan ve imzasını içeren 04.07.2012 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesinde davacının işe başlama tarihinin 05.07.2012 olarak belirtildiği, yine dosyada yer alan ve davacının imzasının bulunduğu ibraname başlıklı belgede de davacının davalı işyerindeki işe başlama tarihinin 05.07.2012, işten ayrılış tarihinin ise 05.06.2015 olarak yazılı olduğu anlaşılmakla; davacının iş sözleşmesindeki imzayı inkâr edip etmediği sorulmalı, imza inkârı var ise bu husus araştırılmalı, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürdüğü takdirde bu iddia üzerinde durulmalı, anılan belgelerin geçerli olduğunun kabulü hâlinde ise iş bu yazılı belgeler karşısında aksinin eş değer belgelerle ispatlanması gerektiği hususu gözetilmeli; imzanın davacıya ait olmadığı iddiası bulunduğu ve ispatlandığı takdirde ise davacının çalıştığını iddia ettiği dönemde hizmetinin varlığı tereddütsüz belirlenmek suretiyle tüm deliller birlikte değerlendirilerek elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir. 13. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 25.09.2024 tarihli ve 2023/10-369 Esas, 2024/462 Karar sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir. 14. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında davacının imzasının bulunduğu iş sözleşmesi ve ibraname başlıklı belgede davacının işe başlama tarihinin 05.07.2012 olarak gösterilmesinin bir öneminin olmadığı, davacının 05.07.2012 tarihinden önceki çalışma iddiasını her türlü delille kanıtlayabileceği, bu itibarla direnme kararı usul ve yasaya uygun olduğundan bozma nedenine göre incelenmeyen davanın esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 15. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 16. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır. 17. Diğer taraftan Sosyal Güvenlik Kurumunun davadaki konumu feri müdahil ise de karar başlığında asli müdahil olarak yazılması mahallinde her zaman düzeltilebilecek mahiyette maddi hata olarak kabul edilmiş ve işin esasına etkili görülmeyerek bozma nedeni yapılmamış, sadece işaret etmekle yetinilmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Fer'î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, Dosyanın HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.06.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.