Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/229 E. 2025/217 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2021/229
- Karar No
- 2025/217
- Karar Tarihi
İtirazname No : 2019/98693 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan)14. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1285-1367 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nıun 103/2-2. cümlesi, 62/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Bursa 7. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 06.12.2018 tarihli ve 165-412 sayılı hükmün, mağdur vekili, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ile sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 18.06.2019 tarih ve 1285-1367 sayı ile; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bu kararın da katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ile sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 18.02.2021 tarih ve 573-1312 sayı ile; "Olayın intikal şekli ve zamanı, Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 20.02.2018 tarihli raporuna göre mağdurda akut veya kronik fiili livata bulgusunun tespit edilmemesi, suç tarihinde sekiz yaşı içerisinde bulunan mağdurun beyanı dışında delil bulunmaması, savunma ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, ilk derece mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya içeriğiyle çelişmesi nedeniyle mahkumiyet kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, söz konusu hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 25.03.2021 tarih ve 98693 sayı ile; "...Mağdurun olayın intikal tarihi itibariyle yaklaşık 8 yaş 3 aylık olduğu, henüz ergenlik dönemi öncesinde bulunduğu, bulunduğu yaş itibariyle henüz soyut düşünce özelliklerinin gelişmediği, bu nedenle bulunduğu çevre ve tanık olduğu maddi olgular üzerinden düşünce geliştirebileceği bir dönemi yaşadığı gözetildiğinde, anlatımlarının kurgu olma ihtimalinin bulunmadığı, Adli Görüşme ve Değerlendirme Raporunda anlatımlarının gerçeği yansıttığına dair çocuk gelişimi uzmanının görüşü bulunduğu, duruşmaya iştirak eden psikolog uzmanın da mağdurun beyanına itibar edilebileceğini beyan ettiği, mağdurun anlatımında vücuda sokulan organ ya da cisim konusunda bir çelişki var gibi görünse de, ilk ifadesinde de önce yuvarlak bir cisimden bahsettiği, ifade alımı sırasında müdahale üzerine sanığın cinsel organı olarak tanımlamada bulunduğu gözetildiğinde esasen bir çelişkinin bulunmadığı ve böylece olay tarihinde sanığın ailesinin evinde sanıkla yalnız kalan mağdurun sanık tarafından yatak odasına sokularak yatağa yüzü koyun yatırıldığı, mağdurun alt kıyafetleri sıyrılarak yuvarlak bir cismin mağdurun anüsüne sokulduğu, sanığın daha sonra mağdura bunu kimseye söylememesini tembih ettiği, ancak mağdurun çekinme nedenlerinden sıyrılarak intikal tarihinde durumu ailesine anlattığı, sanığın 12 yaşından küçük mağdurun vücuduna sair cisim sokmak suretiyle nitelikli cinsel istismar suçunu işlediğinin sabit olduğu, Ancak sanığın yaz ayları başında 07/06/1999 tarihinde doğmuş olması, olayın da 2017 yılı yaz tatilinde mağdurca bildirilmeyen bir tarihte gerçekleştiğinin öne sürülmesi karşısında, 2017 yılı itibariyle suç tarihinin tam olarak tespit edilmesi, tespit edilemezse sanık lehine kabul edilerek sanığın eyleminin 18 yaşından küçük olduğu dönemde kaldığının kabulü ile bu nedenle hükmün bozulmasına karar verilmesi gerektiği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 03.06.2021 tarih ve 1313-4053 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının, sabit olduğunun kabulü hâlinde sanık hakkında TCK’nın 31/3. maddesinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 20.02.2018 tarihinde Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli doktor tarafından düzenlenen raporun olay öyküsünde; 7,5 yaşında bir çocuk ile babasının acil servise başvurdukları, babanın çocuğuna uygulanan fiilî livata ve cinsel istismar durumundan şüphelendiği ve detaylı inceleme istediği, mağdurun yapılan ilk fizik muayenesinde acil durum tespit edilmediği, muayene için adli tabibe yönlendirildiği, 20.02.2018 tarihinde Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli adli tıp uzmanı tarafından düzenlenen raporlara göre; akut veya kronik fiilî livatayı düşündürecek ekimoz, mukoza veya sfinkter yırtığı gibi bir bulguya rastlanmadığı ancak anal yolla ırza geçme sonrası görülmesi beklenen ekimoz, mukoza veya sfinkter yırtığı gibi travmatik değişimlerin olaydan kısa bir süre sonra iz bırakmaksızın kaybolabileceği, yine olay sırasında girişi kolaylaştırıcı kaygan madde kullanımı ile hile, tehdit ya da rıza gibi nedenlerle direncin kırıldığı durumlarda travmatik bir bulgu olmaksızın livata eyleminin gerçekleşebileceği, bu hususun adli tahkikatla değerlendirilmesinin uygun olacağının mütalaa edildiği, fizik muayenesinde; bahsi geçen olayla illiyet bağı kurulabilecek haricen travma bulgusu saptanmadığının belirtildiği, 20.02.2018 tarihinde mağdurla yapılan görüşmeye ilişkin değerlendirme raporunda; mağdurun gerçek-yalan ayrımını yapabildiğinin görüldüğü, adli görüşmeyle ön görüşme ile uyumlu olduğu, mağdurun adli görüşmeciyle işbirliği içerisinde bulunduğu, mağdurun kendisini ifade edebildiği, olayın yaşandığı yer ve zaman ile ilgili sorulara net cevaplar verebildiği, mental kapasitesinin yaşıtlarıyla paralel olduğu, anlattıklarının gerçeği yansıttığı yönünde bir izlenim oluştuğu, 10.05.2018 tarihinde mağdur hakkında sosyolog tarafından düzenlenen sosyal inceleme raporuna göre; mağdurun maruz kaldığı istismar olayından sonra agresif tavırlar sergilediği, gece uyumakta zorluk çektiği, tek başına dışarı çıkamadığı, evin içinde lavaboya dahi annesiyle gittiği ve yaşadığı travmayla başa çıkamadığı, 25.04.2018 tarihli şikâyetçi ... tarafından sunulan dilekçede; sanığın ailesiyle olan dostlukları nedeniyle ileride aralarında düşmanlık olmaması için hiç kimsenin tesiri altında kalmadan şikâyetten vazgeçtiğini bildirdiği, Anlaşılmaktadır. Mağdur aşamalarda; ilköğretim ikinci sınıfa gittiğini, sanığın, oturdukları apartmanın dördüncü katında ikamet ettiğini ve 18 yaşında olduğunu, 2017 yılı yaz tatilinde sanığın evinin salonunda yalnız olduklarını, kendisini yatak odasına götüren sanığın, pijamasını ve külodunu çıkardığını, ardından kendi kıyafetlerini de çıkarıp kendisini yüzükoyun yatırarak "Arkanı dönme!" dediğini, poposunun deliğine yuvarlak bir şey koyduğunu (resim üzerinden yuvarlak olarak tabir ettiği şeyi, sanığın cinsel organı olarak gösterdiği), canının biraz acıdığını, olayın yaklaşık 5-10 dakika sürdüğünü, sanığın "Bunu kimseye söyleme!" dediğini, bu olayın bir kez yaşandığını, olaydan sonra bazen matematik ödevleri için sanığın yanına gittiğini ancak ona yaklaşmadığını, korktuğu için yaşananları kimseye söylemediğini, olayı ilk kez annesine anlattığını, annesinin de babasına aktardığını, Mahkemede hazır bulunan adli görüşmeci; mağdurun fiziksel, bilişsel ve sözel gelişiminin yaşına uygun olduğunu, anlatımlarının ön görüşmeyle uyumlu bulunduğunu, iyi dokunuş-kötü dokunuş ayrımı yapabildiğini, yaşına uygun, açık ve sıralı bir şekilde olayı aktarabildiğini, beyanlarına itibar edilebileceğini, Katılan ...; sanığın ailesiyle komşuluk ilişkilerinin olduğunu, bu nedenle birbirlerinin evlerine gittiklerini, normalde sanığın evine gitmek konusunda istekli olan mağdurun şikâyetten bir ay önce bu duruma karşı çıkmaya başladığını, bir akşam oğlunun kendisine; "Anne sana bir şey anlatacağım." dediğini, çekingen tavırlar sergilediğini, anlatması hususunda ısrar etmesi üzerine mağdurun; evine gittiğinde, sanığın kendisini yatak odasına götürdüğünü, pantolonunu ve iç çamaşırını çıkardığını, sanığın cinsel organını gördüğünü, sanığın "Acıyor mu? Acıyor mu?" şeklinde kendisine arada bir soru sorduğunu söylediğini, banyo yaptırırken mağdurun "Popom acıyor!" dediğini, ısrarla acıdığını söyleyince kontrol için baktığını ve kızarıklık gördüğünü, mağdura bunun nedenini sormadığını, bunun kabızlıktan kaynaklanabileceğini değerlendirdiğini, Şikâyetçi ...'in kollukta; şikâyet tarihinden bir gün önce akşam saat 20.00 sıralarında mağdurun "Ben size bir şey söylemek istiyorum ama korkuyorum!" dediğini, "Korkma oğlum, söyle!" diyerek mağduru ikna ettiklerini, mağdurun; 2017 yılının yaz tatilinde sanığın kendisini evlerinin yatak odasına götürdüğünü, pantolonunu çıkarıp arkasını dönmemesini söylediğini, poposuna yuvarlak bir şey dayadığını, canının acıyıp acımadığını sorduğunu ve bu olayı kimseyle paylaşmamasını, zira kendisine kimsenin inanmayacağını söylediğini belirttiğini, bunun üzerine oğlunu 20.02.2018 tarihinde hastaneye götürdüğünü, orta kattaki komşu çocuğu tanık ...'nın, sanığın kendisine de aynı şeyleri yaptığını, "Gel pipimle oyna!" dediğini anlattığını kendisine söylediğini, Tanık ...; sanığın annesi olduğunu, mağdur ve ailesiyle birlikte yaklaşık yedi yıldır aynı binada yaşadıklarını, mağdur ve annesinin birçok kez evlerine geldiklerini, Tanık ...; sanığın ablası olduğunu, mağdurun ailesiyle birbirlerinin evlerine gidip geldiklerini, sanığın yalnız bir şekilde mağdurun evine gitmediğini, Tanık ...; sanığın yaptığı iddia edilen olay hakkında bilgi sahibi olmadığını, mağdurun kendisine bir şey anlatmadığını, sanığın kendisine herhangi bir şey yapmadığını, İfade etmişlerdir. Sanık kollukta; önceki sene yaz tatilinde akrabalarının oto tamir dükkânında çalıştığını, mağduru aynı binada oturmaları nedeniyle kapının önünde bahçede gördüğünü, yaz tatilinde evinde mağduru hiç görmediğini, pazar günleri çalışmayıp dışarıya motosikletle gezmeye çıktığını, bildiği kadarıyla mağdurun babası şikâyetçi ... ile mağdurun annesi arasında sürekli tartışmalar yaşandığını, şikâyetçi ...'in eşini aldattığını öğrendiklerini, mağdurun annesinin bu husus nedeniyle sürekli evlerine geldiğini, bu nedenle şikâyetçi ...'in kendisini düşman olarak görüp mağdur üzerinden kendisine iftira atmaya çalışıyor olabileceğini, mağdurun neden böyle bir ithamda bulunduğunu bilmediğini savunmuştur. V. GEREKÇE 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’nin 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Mağdurun yaz ayında gerçekleştiğini iddia ettiği cinsel istismar olayının net tarihinin tespit edilememiş olması, 20.02.2018 tarihinde adli mercilere başvuru üzerine mağdurun alınan adli raporunda olaya ilişkin herhangi bir bulguya rastlanmaması, şikâyetçi ...'in, mağdurun orta kattaki komşunun çocuğu olan tanık ...'nın sanığın kendisine de aynı şeyleri yaptığını ve "Gel pipimle oyna!" dediğini anlattığı şeklindeki iddiasının, tanık olarak dinlenen ...'nın; sanığın yaptığı iddia edilen olay hakkında bilgi sahibi olmadığı, mağdurun kendisine bir şey anlatmadığı ve sanığın kendisine herhangi bir şey yapmadığı yönündeki beyanlarıyla çürütülmesi, her ne kadar katılan ...; banyo yaptırırken mağdurun "Popom acıyor!" dediğini, ısrarla acıdığını söyleyince kontrol için baktığını ve kızarıklık gördüğünü, mağdura neden olduğunu sormadığını ve bunun kabızlıktan kaynaklanabileceğini değerlendirdiğini ileri sürmüş ise de katılan ...'nin bu tespiti ile mağdurun maruz kaldığı iddia edilen eylemin aynı tarihlere ilişkin olduğuna dair bir tespit yapılamaması, 10.05.2018 tarihinde mağdur hakkında düzenlenen sosyal inceleme raporunda; mağdurun maruz kaldığı istismar olayından sonra agresif tavırlar sergilediğinin, gece uyumakta zorluk çektiğinin, tek başına dışarı çıkamadığının, evin içinde lavaboya dahi annesiyle gittiğinin ve yaşadığı travmayla başa çıkamadığının öğrenildiği şeklindeki bulguların, mağdurun olaydan sonra bazen matematik ödevleri için sanığın yanına gittiği, ancak ona yaklaşmadığı şeklindeki beyanıyla tutarsızlık oluşturması, kovuşturma aşamasında hazır bulunan adli görüşmecinin mağdurun beyanlarına itibar edilebileceği, 20.02.2018 tarihinde mağdurla yapılan görüşmeye ilişkin değerlendirme raporunda da mağdurun anlattıklarının gerçeği yansıttığı yönünde bir izlenim oluştuğu yönündeki değerlendirmelerinin ise iddia edilen olayın gerçekleştiğine ilişkin başkaca somut delil bulunması durumunda sanığın hukuki durumunun takdirinde oluşacak kanaati etkileyecek nitelik taşıması ve sanığın tüm aşamalarda suçlamayı kabul etmemesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın isnat olunan suçları işlediği yönünde vicdani kanaat oluşturması bakımından yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Ulaşılan bu sonuç karşısında ikinci uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu ...; "Gerekçe bölümünde ayrıntılarına yer verilen açıklamalar doğrultusunda oluşturulduğu değerlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ileri sürülen nedenlerin yerinde olduğu ve itirazın kabulü gerektiği anlaşılmakla; Sayın Çoğunluğun görüşüne muhalifim." Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanığa isnat edilen eylemin sabit olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.04.2025 tarihinde yapılan müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 21.05.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.