Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/222 E. 2024/360 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2021/222
Karar No
2024/360
Karar Tarihi

İtirazname No : 2020/46507

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 4. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 2019/127 Değişik iş

I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın göçmen kaçakçılığı suçundan, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 201/a-2, 201/a-son, 59 ve 40. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis ve 2.650 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba ilişkin Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.11.2007 tarihli ve 32-211 sayılı hüküm, temyiz edilmeksizin 15.11.2007 tarihinde kesinleşmiştir. Edirne Cumhuriyet Başsavcılığınca 13.05.2019 tarih ve 2011/2091 ilamat sayı ile, hapis cezasının yerine getirilmesi için 13.07.2011 tarihinde sanık hakkında yakalama emri düzenlendiği, adli para cezasının ise 15.10.2014 tarihinde kamuya yararlı bir işte çalıştırma cezasına çevrildiğine dair kararın 28.05.2016 tarihinde sanığa ilanen tebliğ edildiği, hapis cezasının zamanaşımını kesen bir işlem bulunmadığı, bu nedenle hapis cezasının ilk kesinleşme tarihi itibarıyla 15.11.2017 tarihinde zamanaşımına uğradığı, adli para cezasının zamanaşımının ise 28.05.2016 tarihli tebligat uyarınca kesildiği ancak TCK'nın 68/4. maddesi gereğince adli para cezasının da zamanaşımına uğradığı belirtilerek bu konuda bir karar verilmesi talebinde bulunulmuş, bu talebin reddine ilişkin Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.05.2019 tarihli ve 32-211 sayılı ek kararına karşı Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan itiraz üzerine inceleme yapan Edirne 3. Ağır Ceza Mahkemesince de 31.05.2019 tarih ve 127 Değişik iş sayı ile itirazın reddine karar verilmiştir. Bu karara yönelik olarak Adalet Bakanlığının 05.05.2020 tarihli ve 6284-2020-Kyb sayılı kanun yararına bozma talebi ve bu talep üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21.05.2020 tarihli ve 46507 sayılı ihbarnamede; "Dosya kapsamına göre sanığın mahkûm olduğu 3 yıl 4 ay hapis hapis cezasının 15.11.2007 tarihinde kesinleşmesi üzerine 13.07.2011 tarihinde yakalama emri düzenlendiği ancak sanığın yakalanamadığı, sanık hakkındaki 2.650,00 Yeni Türk Lirası adli para cezasının Edirne Cumhuriyet Başsavcılığının 09.07.2014 tarihli kararı ile 26 gün kamuya yararlı işte çalışmaya çevrildiği, Edirne Denetimli Serbestlik Müdürlüğü tarafından 28.05.2016 tarihinde ilanen tebliğ yapıldığı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ceza zamanaşımını düzenleyen 68/5. maddesinde yer alan 'Ceza zamanaşımı, hükmün kesinleştiği veya infazın herhangi bir suretle kesintiye uğradığı günden itibaren işlemeye başlar ve kalan ceza miktarı esas alınarak süre hesaplanır.' şeklindeki düzenleme ve anılan Kanun'un 68/1-e maddesi uyarınca ceza zamanaşımı süresinin ceza miktarı esas alınarak hesaplanması gerektiği, somut olayda hükümlünün infaz etmesi gereken cezasının süresi ve türü gereğince zamanaşımına tabi olacağı ve hükümlü hakkında hapis cezası yönünden yakalama emrinin çıkarıldığı 13.07.2011 tarihinden itibaren herhangi bir kesilme nedeni de bulunmadığından, 10 yıllık ceza zamanaşımı süresinin 15.11.2017 tarihinde dolmuş olduğu cihetle, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." gerekçesiyle kararın kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 17.11.2020 tarih ve 20355-16654 sayı ile; "...Öğretide baskın görüş, bir suça ilişkin hapis ve adli para cezasına hükmedildiğinde, bu cezalardan birinin infazına ilişkin yapılan tebligat, diğer cezanın zamanaşımının da kesilmesine neden olacaktır. Somut olayda sanık hakkında göçmen kaçakçılığına neden olma suçundan hükmedilen hapis cezasının ceza zamanaşımı, aynı suçtan hükmedilen adli para cezasına ilişkin 28.05.2016 tarihinde yapılan tebligat nedeniyle kesilmiş olup ceza zamanaşımı dolmadığından itirazın reddine yönelik kararda bir isabetsizlik görülmediği," gerekçesiyle kanun yararına bozma talebinin reddine karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 18.01.2021 tarih ve 46507 sayı ile; "Somut dosyada tartışılması gereken husus, aynı suç sebebiyle ve aynı hükümle verilen hapis veya adli para cezalarından biri için yapılan ve ceza zamanaşımını kesen işlemin diğer ceza açısından zamanaşımını kesip kesmeyeceğidir. Ceza zamanaşımının hangi sebeplerle kesileceği konusu 5237 sayılı TCY'nın 71. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre; 1-Mahkûmiyet hükmünün infazı için yetkili merci tarafından hükümlüye Kanuna göre yapılan tebligat veya bu maksatla hükümlünün yakalanması ceza zamanaşımını keser. 2-Bir suçtan dolayı mahkûm olan kimse üst sınırı iki yıldan fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlediği takdirde, ceza zamanaşımı kesilir. TCY'nın 68/4. maddesine göre de türleri başka başka cezaları içeren hükümler, en ağır ceza için konulan sürenin geçmesiyle infaz edilmeyecektir. Anılan yasal düzenlemeler ve mahkeme ilamında birden çok ceza olsa bile bir kişi hakkında hükmolunan her bir cezanın diğerinden bağımsız olduğunu ve varlıklarını ayrı ayrı koruduklarını belirten 5275 sayılı Yasa'nın 99/1. maddesindeki düzenleme bir arada değerlendirildiğinde, bir ceza için ceza zamanaşımını kesen işlemin diğer cezanın zamanaşımı açısından bir etki yaratmayacağı sonucuna ulaşılmaktadır. Toplanıp bir arada infaz edilmekte olan cezalar için konulan bu kural ayrı ayrı infaz edilmekte olan cezalar için hayli hayli geçerli olmalıdır. Dolayısıyla yakalama ve tebligat hangi cezanın infazı amacıyla yapıldıysa, yalnızca o ceza için ceza zamanaşımını kesecektir. Bu halde her bir ilamın infazına ilişkin işlemler ayrı ayrı yapıldığından, bir ceza için gerçekleşen kesme nedeninin diğer cezayı etkilememesi gerekir. Ayrıca ceza zamanaşımını kesen nedenler yasada açıkça belirtilmiştir. İnfaza ilişkin yasaların infaz rejimine ilişkin hükümlerinde açıkça düzenlenmeyen alanlar kişi hak ve özgürlüklerine aykırı olmamak ve yasanın ruhuna uygun olmak koşuluyla yorum ve kıyasla doldurulabilirse de zamanaşımına ilişkin kuralların maddi ceza hukuku kuralları olduğu gözetilerek, ceza zamanaşımını kesen nedenlerin kişi özgürlüğü aleyhine genişletici yorumla arttırılmasının yasaya ve hukuka uygun olduğunu savunmak olanaklı görünmemektedir. Sözgelimi; aynı ilamda hem adli para cezası ve hem de hapis cezası varsa, adli para cezasının infazı için ödeme emri tebliğe çıkarılmış ve tebligat usulüne uygun yapılmış olsa bile bu işlem sadece adli para cezası açısından ceza zamanaşımını kesecek, hükümlü yakalanmadığı sürece, bağımsız olup varlığını ayrıca koruyan hapis cezası için ceza zamanaşımı kesilmeyecektir. Aksi halde hapis cezaları için 'adli para cezalarına ilişkin ödeme emrinin tebliği gibi' yasada olmayan bir ceza zamanaşımının kesilmesi nedeni kabul edilmiş olacaktır ki bu kabul de yasaya ve hukuka uygun olmayacaktır. Yine aynı ilamda birden çok hapis cezası olduğunda, cezalar toplanıp tek bir yakalama kararı çıkarılıp hükümlü yakalanmadıkça, ayrı ayrı çıkarılan yakalama kararlarından birinin infazı, bir başka ifadeyle hükümlünün bir yakalama kararı sebebiyle yakalanması hâlinde, yakalama kararı infaz edilmeyen diğer ceza açısından ceza zamanaşımı kesilmeyecek ancak 5320 sayılı Yasa'nın 15. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarındaki düzenlemeler gereğince birden fazla mahkûmiyeti olan kişi, bu mahkûmiyetlerden birine ilişkin cezayı infaz kurumunda çektiği sürece, diğer cezaları açısından ceza zamanaşımı işlemeyecektir. Aksinin kabulü TCY'nın 68/4. madde düzenlemesine de uygun olmayacaktır. TCY'nın 68/4. maddesindeki düzenlemede aynı hükümdeki cezalardan biri için gerçekleşen ve ceza zamanaşımını kesen nedenin diğer ceza açısından hükümlüyü olumsuz anlamda etkilemeyeceği ve hatta en ağır ceza için zamanaşımı gerçekleştiğinde daha hafif olan ceza için (tek başına ele alındığında ceza zamanaşımı gerçekleşmemiş olsa dahi) zamanaşımının bir nevi otomatikman gerçekleşeceği belirtilmiştir. Bu düzenlemeden zamanaşımı konusundaki kabul ve yorumun hükümlü aleyhine değil lehine olması gerektiği sonucuna ulaşmak olanaklı görünmektedir." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 18.05.2021 tarih ve 2050-14026 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

III. UYUŞMAZLIK KONUSU ve ÖN SORUN Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; aynı suç sebebiyle ve aynı hükümle verilen hapis ve adli para cezalarından biri için yapılan ve ceza zamanaşımını kesen işlemin diğer ceza açısından zamanaşımını kesip kesmeyeceğinin belirlenmesine ilişkin olup müzakere sırasında Ceza Genel Kurulu Başkanınca, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 28. maddesi uyarınca ilanen yapılan tebligatın niteliği itibarıyla ceza zamanaşımını kesip kesmediğinin değerlendirilmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle bu ön sorun ele alınmıştır. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Edirne Cumhuriyet Başsavcılığının 09.02.2004 tarihli ve 348-33 sayılı iddianamesi ile; sanık hakkında göçmen kaçakçılığı suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda Yerel Mahkemece sanığın 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 201/a-2, 201/a-son, 59 ve 40. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis ve 2.650 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin verilen hükmün temyiz edilmeksizin 15.11.2007 tarihinde kesinleştiği, Hükmün infazı aşamasında; Edirne Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık hakkında hapis cezasının yerine getirilmesi amacıyla 13.07.2011 tarihinde yakalama emri düzenlendiği, ayrıca adli para cezasının infazı için 16.08.2011 tarihinde düzenlenen "Para Cezası Ödeme Emri"ne ilişkin tebligatın adres yetersiz olduğundan 14.11.2011 tarihinde geri gönderildiği, bu defa 15.12.2011 tarihinde "Para Cezasının Hapse Çevrilmesi Kararı" ile adli para cezası 26 gün hapse çevrilip sanık hakkında yakalama emri çıkartılmasına karar verildiği, 09.07.2014 tarihinde ise "Kamuya Yararlı İşte Çalışmaya Çevirme Kararı" ile adli para cezasından çevrili 26 gün hapis cezasının bir günü 2 saat karşılığı olmak üzere toplam 52 saat sanığın kamuya yararlı işte çalıştırılmasına karar verildiği, buna ilişkin çıkartılan tebligatın İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığınca 23.11.2015 tarihli yazısıyla şahıs ile ilgili sicil kaydı sisteminde herhangi bir bilgiye rastlanılmadığından "Adli evrakın tebliği mümkün değildir." şerhi ile iade edildiği, bunun üzerine 28.05.2016 tarihli ve 29725 sayılı Resmî Gazete'de ilanen tebligat yapıldığı, Edirne Cumhuriyet Başsavcılığının 13.05.2019 tarihli ve 2011/2091 sayılı yazısı ile; sanık hakkındaki hapis cezasının zamanaşımını kesen bir işlem bulunmadığı, bu nedenle hapis cezasının ilk kesinleşme tarihi itibarıyla 15.11.2017 tarihinde zamanaşımına uğradığı, adli para cezasına ilişkin zamanaşımının ise 28.05.2016 tarihli tebligat uyarınca kesildiği, ancak TCK'nın 68/4. maddesi gereğince adli para cezasının da zamanaşımına uğramış olacağının değerlendirildiği belirtilerek bu konuda bir karar verilmesi talebinde bulunulduğu, Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.05.2019 tarihli ve 32-211 sayılı ek kararı ile; talebin reddine karar verildiği, Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan itiraz üzerine inceleme yapan Edirne 3. Ağır Ceza Mahkemesince de 31.05.2019 tarih ve 127 değişik iş sayı ile itirazın reddine karar verildiği, Bu karara yönelik olarak Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma talebine istinaden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ihbarname ile dosyanın gönderildiği Yargıtay 4. Ceza Dairesince; sanık hakkında göçmen kaçakçılığına neden olma suçundan hükmedilen hapis cezasının ceza zamanaşımının, aynı suçta hükmedilen adli para cezasına ilişkin 28.05.2016 tarihinde yapılan tebligat nedeniyle kesilmiş olduğu ve ceza zamanaşımının dolmadığı gerekçesiyle kanun yararına bozma talebinin reddine karar verildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca; yakalama ve tebligatın hangi cezanın infazı amacıyla yapıldıysa, yalnızca o ceza için zamanaşımını keseceği, her bir ilamın infazına ilişkin işlemler ayrı ayrı yapıldığından, bir ceza için gerçekleşen kesme nedeninin diğer cezayı etkilememesi gerektiği, ceza zamanaşımını kesen nedenlerin yasada açıkça belirtildiği, zamanaşımına ilişkin kuralların maddi ceza hukuku kuralları olduğu gözetilerek, ceza zamanaşımını kesen nedenlerin genişletici yorumla arttırılmasının yasaya ve hukuka uygun olmadığı, aksi halde hapis cezaları için "adli para cezalarına ilişkin ödeme emrinin tebliği" gibi yasada olmayan bir ceza zamanaşımının kesilmesi nedeninin kabul edilmiş olacağı görüşüyle itiraz yoluna başvurulduğu, Anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat, Ön Soruna İlişkin Doktrindeki Görüşler ve Açıklamalar a. Genel olarak ceza zamanaşımı Kesinleşmiş ve infaz edilebilir bir ceza mahkûmiyetinin muayyen bir müddet geçmesi ile birlikte infaz edilmemesi hâline ceza zamanaşımı denmektedir. Devlet, suç ve ceza politikasının gereği olarak aradan geçen zaman itibarıyla yaptırımın infazından beklenen kişisel ve kamusal yararların etkinliği üzerinden bir değerlendirme yaparak cezayı yerine getirme hakkından vazgeçmektedir. Maddi ceza hukuku kurumu olan ceza zamanaşımının gerçekleşmesi, kişinin mahkûmiyet kararının infazına engel olur. Çünkü devlet, cezanın infazından sarfınazar eder. Yoksa mahkûmiyet ortadan kalkmaz. Bu durumda ceza zamanaşımına uğrayan bu hükümlülük diğer hukuki sonuçları itibarıyla varlığını sürdürür. Ceza zamanaşımı süreleri, mülga 765 sayılı TCK'nın 112. maddesi ile mer'i 5237 sayılı TCK'nın 68. maddesinde yer almaktadır. Suç tarihinde yürürlükte bulunan mülga 765 sayılı TCK'nın 112, 113 ve 114. maddeleri şöyledir; "Bu maddede yazılı cezalar aşağıdaki müddetlerin müruriyle ortadan kalkar: 1- Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbet ağır hapis cezaları otuz sene, 2- Yirmi sene ve daha fazla müddetle ağır hapis cezası yirmi dört sene, 3- Beş seneden ziyade ağır hapis veyahut hapis veya müebbet sürgün cezası yirmi sene, 4- Beş seneye kadar ağır hapis veyahut hapis veya muvakkat sürgün veya muvakkaten hidematı ammeden memnuiyet cezalariyle ağır cezayı nakdi hükümleri on sene, 5- Bir aydan ziyade hafif hapis veyahut bir meslek ve sanatın tatili icrası yahut otuz liradan ziyade hafif cezayı nakdi hükümleri dört sene, 6- Bundan evvelki bentte beyan olunan miktardan aşağı ceza hükümleri on sekiz ay geçmesiyle ortadan kalkar. Nevileri başka başka cezaları havi hükümler, en ağır ceza için konulan müddetin geçmesiyle ortadan kalkar.", 113. maddesi; "Hükümlerde müruru zaman hükmün kat'ileştiği veya infazın her hangi bir suretle inkıtaa uğradığı günden itibaren işlemeğe başlar.", 114. maddesi; "İlamın infazına müteallik mahkûma salahiyetli merci tarafından kanun dairesinde tebliğ olunan her türlü muamele müruru zamanı keser. Bundan başka şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalarda ilamın infazı için mahkümun yakalanması dahi müruru zamanı keser. Bir suçtan dolayı mahküm olan kimse müruru zaman cereyan ettiği sırada mahküm olduğu suç cinsinden diğer bir suç daha işlediği takdirde müruru zaman yine kesilmiş olur.", 5237 sayılı TCK'nın "Ceza zamanaşımı" başlıklı 68. maddesi şu şekildedir; "(1) Bu maddede yazılı cezalar aşağıdaki sürelerin geçmesiyle infaz edilmez: a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarında kırk yıl. b) Müebbet hapis cezalarında otuz yıl. c) Yirmi yıl ve daha fazla süreli hapis cezalarında yirmidört yıl. d) Beş yıldan fazla hapis cezalarında yirmi yıl. e) Beş yıla kadar hapis ve adlî para cezalarında on yıl. (2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle ceza infaz edilmez. (3) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı yurt dışında işlenmiş suçlar dolayısıyla verilmiş ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis veya on yıldan fazla hapis cezalarında zamanaşımı uygulanmaz. (4) Türleri başka başka cezaları içeren hükümler, en ağır ceza için konulan sürenin geçmesiyle infaz edilmez. (5) Ceza zamanaşımı, hükmün kesinleştiği veya infazın herhangi bir suretle kesintiye uğradığı günden itibaren işlemeye başlar ve kalan ceza miktarı esas alınarak süre hesaplanır.", "Ceza zamanaşımının kesilmesi" başlıklı 71. maddesi ise; "(1) Mahkûmiyet hükmünün infazı için yetkili merci tarafından hükümlüye kanuna göre yapılan tebligat veya bu maksatla hükümlünün yakalanması ceza zamanaşımını keser. (2) Bir suçtan dolayı mahkûm olan kimse üst sınırı iki yıldan fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlediği takdirde, ceza zamanaşımı kesilir." şeklindedir. Ceza zamanaşımı bakımından iki kanunun hükümleri karşılaştırıldığında; a) 5237 sayılı TCK'da öngörülen ceza zamanaşımı sürelerinin daha uzun olduğu, b) 765 sayılı TCK'da ceza zamanaşımı sürelerinin geçmesiyle cezaların ortadan kalkacağı belirtilmişken; 5237 sayılı TCK'da ceza zamanaşımı sürelerinin geçmesinin, cezayı ortadan kaldırmadığı, sadece bir infaz engeli oluşturduğu, c) 765 sayılı TCK'da çocuklar bakımından ayrı bir ceza zamanaşımı süresi öngörülmemişken 5237 sayılı TCK'da çocuklar açısından fiili işlediği sıradaki yaşı göz önünde bulundurulmak suretiyle ayrı ceza zamanaşımı süreleri tespit edildiği görülmektedir. Ceza zamanaşımı süresinin hangi andan itibaren işlemeye başlayacağı, 765 sayılı TCK'nın 113. maddesinde "Hükümlerde müruru zaman hükmün katileştiği veya infazın herhangi bir suretle inkıtaa uğradığı günden itibaren işlemeye başlar." şeklinde hükme bağlanmış iken; 5237 sayılı TCK'nın 68. maddesinin beşinci fıkrasında "Ceza zamanaşımı, hükmün kesinleştiği veya infazın herhangi bir suretle kesintiye uğradığı günden itibaren işlemeye başlar ve kalan ceza miktarı esas alınarak süre hesaplanır." biçiminde belirtilmiş olup iki kanun hükümleri arasındaki temel fark, 5237 sayılı TCK'da, ceza zamanaşımının kesintiye uğraması hâlinde göz önünde bulundurulması gereken zamanaşımı süresinin, mahkûmiyete konu ceza süresinin tamamına göre değil kesintiden sonra infazı gereken cezanın süresine göre hesaplanacak olmasıdır. Ceza zamanaşımının kesilmesiyle o güne kadar işlemiş olan zamanaşımı süresi sıfırlanır ve süre, kesilme gününden itibaren yeniden ve tam olarak işlemeye başlar. Dava zamanaşımının kesilmesinin aksine, ceza zamanaşımının kesilmesinde bir üst sınır yoktur. Ceza zamanaşımı süresinin dolmasıyla devletin cezayı infaz hakkı ortadan kalktığından, hükümlünün ceza zamanaşımından feragat etmesi mümkün değildir. Cezanın zamanaşımına uğraması, Cumhuriyet savcısı tarafından re'sen dikkate alınır. Cumhuriyet savcısı, cezanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda tereddüde düşer veya hükümlü cezanın zamanaşımına uğradığını ileri sürerse, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 98. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca infaz hâkimliğinden karar istenir. Ceza zamanaşımını kesen nedenler, 765 sayılı TCK'nın 114. maddesinde, 5237 sayılı TCK'nın ise 71. maddesinde düzenlenmiştir. 765 sayılı TCK'da ilamın infazına ilişkin hükümlüye yetkili merci tarafından kanuna göre tebliğ olunan her türlü muamele, şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalarda ilamın infazı için hükümlünün yakalanması, bir suçtan dolayı mahkûm olan kimse müruruzaman cereyan ettiği sırada mahkûm olduğu suç cinsinden diğer bir suç daha işlediğinde; 5237 sayılı TCK'da ise mahkûmiyet hükmünün infazı için yetkili merci tarafından hükümlüye kanuna göre tebligat yapılması veya bu maksatla hükümlünün yakalanması, bir suçtan dolayı mahkûm olan kimsenin üst sınırı iki yıldan fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlemesi hâllerinde ceza zamanaşımının kesileceği kabul edilmiştir. 765 sayılı TCK'da hükümlünün yakalanmasının ceza zamanaşımını kesmesi, hürriyeti bağlayıcı cezalar yönünden kabul edildiği hâlde, 5237 sayılı TCK'da böyle bir ayırıma yer verilmemiştir. 765 sayılı TCK'da bir suçtan dolayı mahkûm olan kimsenin ceza zamanaşımı süresi içinde mahkûm olduğu suç türünden başka bir suç işlediği takdirde ceza zamanaşımının kesileceği kabul edilmiş iken, 5237 sayılı TCK'da bir suçtan dolayı mahkûm olan kimsenin, üst sınırı iki yıldan fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlemesi hâlinde, ceza zamanaşımının kesileceği öngörülmüştür. Gerek mülga 765 sayılı TCK'nın 112. maddesinin son fıkrasında yer alan "Nevileri başka başka cezaları havi hükümler, en ağır ceza için konulan müddetin geçmesiyle ortadan kalkar." gerekse mer'i 5237 sayılı TCK'nın 68. maddesinin 4. fıkrasında düzenlenen "Türleri başka başka cezaları içeren hükümler, en ağır ceza için konulan sürenin geçmesiyle infaz edilmez." şeklindeki hükümler ile korunan hukuki değer ve niteliğine göre aynı suç/haksızlık için kanunda birlikte öngörülen hürriyeti bağlayıcı ceza ile adli para cezasının, birbirini tamamlayan ve haksızlık içeriğini birlikte ortadan kaldıran yaptırımlar olması birlikte değerlendirildiğinde, bunlardan biri için ceza zamanaşımını kesen sebebin diğeri içinde keseceğinin kabulü gerekir. b. Ceza zaman aşımını kesen sebep olarak "yetkili merci tarafından hükümlüye kanuna göre tebligat yapılması" şartı bağlamında, 5275 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerinin değerlendirilmesi Mahkeme, kesinleşen ve yerine getirilmesini onayladığı cezaya ilişkin hükmü Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Bu hükme göre cezanın infazı Cumhuriyet savcısı tarafından izlenir ve denetlenir (5275 sayılı Kanun madde 5). Cezaların infazında yetkili merci Cumhuriyet savcılığıdır. Kesinleşen mahkumiyet ilamını alan Cumhuriyet savcısının takip edeceği yolu düzenleyen normlardan 5275 sayılı Kanun'un "Yakalama emri" başlıklı 19. maddesi; "(1) Hükümlü, hapis cezası veya güvenlik tedbirinin infazı için gönderilen çağrı kâğıdının tebliği üzerine on gün içinde gelmez, kaçar ya da kaçacağına dair şüphe uyandırırsa, Cumhuriyet savcısı yakalama emri çıkarır. (2) Üç yıldan fazla hapis cezalarının infazı için doğrudan yakalama emri çıkarılır." şeklinde iken 31.01.2013 tarihli ve 28545 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 24.01.2013 tarihli ve 6411 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 5. maddesi ile söz konusu 19. maddenin ikinci fıkrası; "(2) Kasten işlenen suçlarda üç yıl, taksirle işlenen suçlarda ise beş yıldan fazla hapis cezasının infazı için doğrudan yakalama emri çıkarılır." şeklinde değiştirilmiş ve maddeye üçüncü fıkra olarak; "(3) Adlî para cezasından çevrilen hapsin infazında hükümlüye öncelikle çağrı kâğıdı gönderilir." hükmü eklenmiştir. Değişiklik gerekçesi; "Maddeyle, 5275 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin ikinci fıkrası değiştirilmekte ve maddeye yeni bir fıkra eklenmektedir. Mevcut düzenlemeye göre, üç yıldan fazla hapis cezalarının infazı için doğrudan yakalama emri çıkarılmaktadır. Değişiklikle, üç yıllık sınır, kasten işlenen suçlar bakımından korunmakta, taksirle işlenen suçlar bakımından ise beş yıla çıkarılmaktadır. Maddeye eklenmesi öngörülen üçüncü fıkra uyarınca adlî para cezasından çevrilen hapsin infazında hükümlüye öncelikle çağrı kâğıdı gönderilecek, gelmediği takdirde yakalama emri çıkarılacaktır. Bu düzenlemeye göre adlî para cezasının infazında hükümlüye önce ödeme emri gönderilecek, ödemediği takdirde çağrı kâğıdı gönderilecek, gelmediği takdirde yakalama emri çıkarılacaktır. Maddede yapılan düzenlemeyle, açık ceza infaz kurumuna doğrudan gönderilen hükümlülerin durumları bakımından uyum sağlanması amaçlanmaktadır." biçiminde açıklanmıştır. Anılan Kanun'un "Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılacak işlemler" başlıklı 20. maddesi ise şöyledir; "(1) Hapis cezasını içeren kesinleşmiş mahkûmiyet kararları, mahkemece, hangi hükümlü ve hangi cezanın infazına ilişkin olduğu açıkça belirtilmek suretiyle Cumhuriyet Başsavcılığına verilir. (2) Cumhuriyet Başsavcılığınca infaz defterine kaydedilen ilâmdaki cezanın süresi gözetilerek hükümlü hakkında çağrı kâğıdı veya yakalama emri çıkarılır. (3) Çağrı kâğıdı, hükümde gösterilen adrese tebliğ edilir. Hükümlü, adres değişikliklerini mahkemeye veya Cumhuriyet Başsavcılığına bildirmekle yükümlüdür. Aksi hâlde hükümde gösterilen adreste yapılan tebligat geçerlidir. ..." 5275 sayılı Kanun'un 19. maddesinin üçüncü fıkra hükmünün gerekçesi ve 20. maddesinin üçüncü fıkrası ile aynı Kanun'un 106. maddesinin birinci, ikinci, üçüncü ve beşinci fıkralarına göre adli para cezasının infazında hükümlüye önce ödeme emri gönderilecek, ödemediği takdirde çağrı kâğıdı tebliğ edilecek, gelmediği takdirde yakalama emri çıkarılacaktır. Görüldüğü üzere gerek hapis cezasının gerekse adli para cezasının infazına ilişkin düzenlemelerin hiçbirinde ilanen tebligata ya da 7201 sayılı Kanun'a yapılmış bir atıf yoktur. Cumhuriyet Başsavcılığınca infaz defterine kaydedilen ilâmdaki cezanın süresi gözetilerek hükümlü hakkında çağrı kâğıdı veya yakalama emri çıkarılır (5275 sayılı Kanun madde 19, 20/2). Çağrı kâğıdı, hükümde gösterilen adrese tebliğ edilir. Hükümlü, adres değişikliklerini mahkemeye veya Cumhuriyet Başsavcılığına bildirmekle yükümlüdür. Aksi hâlde hükümde gösterilen adreste yapılan tebligat geçerlidir (5275 sayılı Kanun madde 20/3). Bu nedenle 7201 sayılı Kanun'un 10,13,14,17 ve 18. maddeleri doğrultusunda ayrıca bir adres araştırması ve sonucuna göre kanunun öngördüğü ilanen ya da başka yöntemlerle yeni bir tebligat yapma mecburiyeti getirilmemiştir. Esasen buna gerek de yoktur. Hükümde gösterilen adreste yapılan tebligat geçerli sayılarak hükümlü hakkında doğrudan yakalama emri çıkarılması emrolunmuştur. Çünkü maksad kesinleşmiş cezanın infazı olduğundan, doğrudan hükümlüye ulaşmak gerekmektedir. Yargılama sürecinde olduğu gibi, birtakım tebligat yöntemleri kullanılarak zorunluluktan kaynaklanan normatif bir değerlendirme ile ulaşılmış sayılmayı, hükmen/hukuken tebliği kabul etmek pratikte faydasız bir işlem, abesle iştigaldir. Bu durumda TCK'nın 71/1. maddesinde zikredilen "hükümlüye kanuna göre yapılan tebligat"ın usulüne ilişkin olarak riayet edilmesi gereken "kanunun", münhasıran 7201 sayılı Kanun hükümleri olduğu kabul edilecek olursa, infaz için çıkarılan çağrı kâğıdının, hükümde gösterilen adreste tebliğ edilememesi hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresine (7201 sayılı Kanun madde 10/1) tebliğ mazbatası çıkarılması gerekecektir. Halbuki 5275 sayılı Kanun'un 20/3. maddesi ile infaza ilişkin özel bir düzenleme getirilmiştir. Dolayısıyla tebliğe dair "kanundan" kastedilenin; öncelikle özel norm olan 5275 sayılı Kanun'un ilgili hükümleri, tamamlayıcı norm olarak da 7201 sayılı Kanun olduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. c. Ceza zaman aşımını kesen sebep olarak "yetkili merci tarafından hükümlüye kanuna göre tebligat yapılması" şartı bağlamında, aranan tebligatın niteliği/özelliği İhtilafın konusu olmadığından görüşmede tartışılmamakla birlikte, ön sorun bakımından ilgisi nedeniyle ilanen tebligattan ayrı olarak diğer tebligat şekilleri ile ilgili düşüncelere de yer vermekte fayda mülahaza olunmuştur. Tebliğ, kelime anlamıyla kısaca, bildirim, yazılı bildirme anlamına gelir. Tebliğ kelimesinin, çoğulu tebliğler olan ve ancak, artık bugün için dilimizde (tekil) tebliğ kelimesi ile özdeş olarak kullanılan tebligat terimi, hukuksal bir işlemin ilgili kimsenin bilgisine sunulması için yetkili makamın, kanunun öngördüğü esas ve usule uygun bir biçimde (elektronik ortam dâhil) yazı ile veya ilan yoluyla yaptığı belgeleme işlemi demektir (Ejder Yılmaz, Tacar Çağlar, Tebligat Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 2013, s. 39). 5237 sayılı TCK'nın 71. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen ve yetkili merci tarafından hükümlüye kanuna göre yapılan tebligatın ceza zamanaşımını kesebilmesi mahkûmiyet hükmünün infazı için yapılmış olmasına bağlıdır. Yetkili merci infaz savcılığı olup fıkra metnine göre tebligatın hükümlüye yapılması aranmaktadır. Kural olarak 7201 sayılı Kanun'da sayılan usul ve esaslara uygun biçimde yapılan tebligat usulüne uygun yapılmış sayılır. 7201 sayılı Kanun'a göre tebligat, öncelikle tebliğ yapılacak şahsın bilinen en son adresinde yapılır. Adres, muhatabın konut veya iş yeri adresi olabilir. Tebligatı çıkaran makama bildirilen adresin, tebligata elverişli olmadığının anlaşılması ya da bu adrese tebligat yapılamaması hâllerinde, muhatabın 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'na göre adres kayıt sistemindeki adresi bilinen son adresi olarak kabul edilerek tebliğ evrakı buraya gönderilecektir (madde 10). Kanunda sayılan sair yöntemlere göre tebligat yapılamıyan ve ikametgahı, meskeni veya iş yeri de bulunamıyan kimsenin adresi meçhul sayılır. Adresi meçhul olanlara tebligat ilanen yapılır ( madde 28). 7201 sayılı Kanun'un 10. maddesi doğrudan muhataba tebligatı düzenlerken 16/1, 17/1, 18/1, 20, 21/1 ve 28. maddeleri uyarınca yapılan tebligatlarda, diğer bir ifadeyle muhataba bizzat tebliğ yapılmadan tebliğ yapıldığı hukuken varsayılan durumlarda her zaman muhatabın tebligattan haberdar olmama olasılığı vardır. Tebligatın muhataba değil de ilanen ya da muhatap yerine kanunen yetkilendirilen/görevlendirilen kimselere elden tebliğ edildiği hâllerde tebligatın aynı anda muhataba yapıldığı varsayılmıştır. 5275 sayılı Kanun'un 71. maddesindeki hükmün (mahkûmiyet hükmünün infazı için yetkili merci tarafından hükümlüye kanuna göre yapılan tebligat) lafzı ise açıkça tebligatın bizzat hükümlüye tebliğ edilmesini gerekli kılmaktadır. Zira aynı hükümde kanun koyucu, hükümlü hakkında yakalama emri düzenlenmiş olmasını yeterli görmemiş, mahkûmiyet hükmünün infazı için yetkili merci tarafından hükümlünün yakalanmasını diğer bir ceza zamanaşımını kesme nedeni olarak kabul etmiştir. Bu bakımdan muhataba bizzat tebliğ yapılmadan hukuken tebliğ yapıldığı durumlarda da zamanaşımının kesildiğini kabul etmek hakkaniyet ilkesine uygun düşmeyeceği gibi kanun koyucunun aynı hükümde ortaya koyduğu iradesi ile de çelişki oluşturacaktır. Doktrinde; ceza zamanaşımını kesecek olan tebligatın hükümlüye tebliğ edilmiş olması şartının aranması gerektiğine ilişkin olarak şu görüşler ileri sürülmüştür: "İlamın infazına müteallik mahküma salahiyetli merci tarafından kanun dairesinde tebliğ olunan her türlü muamele müruru zamanı keser. Mahkumiyet hükümlerinin infazında selahiyetli merci savcılıktır. Savcılığın muameleleri hükmün infazına matuf bulunmalıdır. Bundan başka muamelenin hükümlüye kanun dairesinde tebliğ edilmiş olması lazımdır. Bu sebeple mesela para cezası hakkında savcılıkta ödeme emrinin yazılmış olması kafi değildir. Hükümlüye tebliğ edilmiş olması da lazımdır." (Faruk Erem, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Cilt II, Sevinç Matbaası, Ankara 1971, s. 516). "İnfaza ilişkin işlemlerin ceza zamanaşımını kesebilmesi için, yetkili merci tarafından ve kanun dairesinde hükümlüye tebliğ edilmiş olması şarttır. Hükümlüden başkasına yapılan tebligat, infaza ilişkin olsa da, zamanaşımını kesmez. Tebligatın cezanın infazına ilişkin olması gerekir. Yargılama giderlerinin, hükümde tespit edilen şahsi hakların ödenmesi için yapılacak tebligat yine zamanaşımını kesmez." (Sulhi Dönmezer, Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Cilt III, 14. Baskı, Der Yayınları, İstanbul 2020, s. 463-464). "Mahkuma tebligat şart olup bunun dışındakilere yapılan tebligatlar infaza ilişkin olsalar dahi zamanaşımını kesmeyecektir." (Mahmut Koca, İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2020, 13. Baskı, s. 770). "Tebligatın mutlaka hükümlüye yapılması gerekir. Müdafi veya başka bir kişiye yapılan tebligat ceza zamanaşımı süresini kesmez. Kanun açıkça tebligatın mahkum ve hükümlüye yapılmasını emretmektedir." (Veli Özer Özbek, Koray Doğan, Serkan Meraklı, Pınar Bacaksız, İsa Başbüyük, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2023, 14. Baskı, s. 787). "Tebligatın yetkili mercii tarafından kanuna uygun olarak hükümlüye yapılmış olması gereklidir. Bu anlamda hükümlünün müdafiine ya da hükümlüyle aynı konutta yaşayan aile üyelerine yapılmış tebligat, 7201 sayılı Tebligat Kanunu m. 11 hükmü gereğince geçerli olmakla birlikte ceza zamanaşımının kesilmesi sonucunu doğurmayacaktır. TCK m. 71/1 hükmünde açıkça tebligatın 'hükümlüye' yapılması şartı aranmıştır." (Erdal Yerdelen, Türk Ceza Hukuku Yaptırımları ve İnfazı, Adalet Yayınevi, 2. Baskı, Ankara 2022, s. 725). "7201 sayılı Kanun'a göre hükümlü dışındakilere yapılan tebligat geçerli olmakla birlikte zamanaşımını kesmeyecektir. Tebligatın zamanaşımını kesebilmesi için hükümlüye yapılması gerekmektedir, hükümlüden başkasına yapılacak tebligat infaza ilişkin ve geçerli bir tebligat olsa da zamanaşımını kesmeyecektir." (Fatih Selami Mahmutoğlu, Serra Karadeniz, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi, Beta Yayınları, İstanbul 2017, s. 1506). "Tebligatın usulüne uygun olarak mahkuma tebliğ olunması gerekir. Mahkumdan başkasına yapılan tebligat infaza ilişkin olsa dahi zamanaşımını kesmez. Kanun, pek ehemniyetsiz olan ve sırf idari ve dahili mahiyette bulunan bir muamelenin zamanaşımından amaçlanan menfaatleri ortadan kaldırmasını men etmek için kanuni tebligat şartını koymuştur." (Mehmet Ali Uzun, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul 1994, s. 183). Şu hâle göre; yapılan açıklamalar ve doktrindeki hakim görüş ile ilgili yasal düzenlemeler, gerekçeleri, amaç ve kapsamları birlikte değerlendirildiğinde; mahkûmiyet hükmünün infazı için yetkili merci tarafından hükümlüye kanuna göre yapılan tebligat veya bu maksatla hükümlünün yakalanması ceza zamanaşımını keseceğine (TCK madde 71/1) göre, hükmün infazı için yakalama emri ya da davetiye çıkarılmasının ceza zaman aşımını kesmeyeceğinde kuşku duyulmamalıdır. Keza kanun vazıının bu amaçla yakalama emri çıkarılmasını yeterli görmeyip mutlak surette "yakalama"yı aradığı çok açık olduğundan, aynı amaca matuf tebligatın da yakalama ile eşdeğer bir etki ve içeriği haiz olması aranmalıdır. Zira infaz hukukuna ilişkin düzenlemelerin amacı, kesinleşen cezanın infazını gerçekleştirmektir. Bunun için doğrudan hükümlüye ulaşmak zorunludur. Yetkili merciin başvurabileceği en son ve ağır/etkili çare, hükümlü hakkında yakalama emri çıkarmaktır. Bu cümleden olarak adresi meçhul olanlara (7201 sayılı Kanun madde 27, 28 ve Yönetmelik madde 48/3) son çare (Yönetmelik madde 48/4) olarak yapılan ilanen tebligatın, hükmi/normatif bir sonucu olduğunda şüphe olmamakla birlikte TCK' nın 71/1 maddesi kapsamında ceza zamanaşımını kesmeyeği kabul edilmelidir. B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme İran uyruklu olup Türkiye'de ikameti bulunmayan sanığın, göçmen kaçakçılığı suçundan Yerel Mahkemece 765 sayılı TCK'nın 201/a-2, 201/a-son, 59 ve 40 maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis ve 2.650 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin verilen hükmün temyiz edilmeksizin 15.11.2007 tarihinde kesinleşerek infaza verildiği, infaz savcılığınca sanık hakkında hapis cezasının yerine getirilmesi amacıyla 13.07.2011 tarihinde yakalama emri düzenlendiği, ayrıca adli para cezasının infazı için 16.08.2011 tarihinde düzenlenen "Para Cezası Ödeme Emri"ne ilişkin tebligatın adres yetersiz olduğundan bahisle 14.11.2011 tarihinde geri gönderildiği, bu defa 15.12.2011 tarihinde "Para Cezasının Hapse Çevrilmesi Kararı" ile adli para cezası 26 gün hapse çevrilip sanık hakkında yakalama emri çıkartılmasına, 09.07.2014 tarihinde ise "Kamuya Yararlı İşte Çalışmaya Çevirme Kararı" ile adli para cezasından çevrili 26 gün hapis cezasının bir günü 2 saat karşılığı olmak üzere toplam 52 saat sanığın kamuya yararlı işte çalıştırılmasına karar verildiği, buna ilişkin çıkartılan tebligatın İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığınca 23.11.2015 tarihli yazısıyla şahıs ile ilgili sicil kaydı sisteminde herhangi bir bilgiye rastlanılmadığından "Adli evrakın tebliği mümkün değildir." şerhi ile iade edildiği, bunun üzerine 28.05.2016 tarihli ve 29725 sayılı Resmî Gazete'de ilanen tebligat yapıldığı anlaşılan olayda; Ön sorun yönünden; Adli para cezasının infazı için 28.05.2016 tarihli ve 29725 sayılı Resmî Gazete'de yapılan ilanen tebligatın, TCK'nın 71.maddesi kapsamında ceza zamanaşımını kesen sebeplerden biri olarak kabul edilemeyeceği gözetilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir. Ulaşılan bu sonuç karşısında asıl uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; ilanen yapılan tebligatın ceza zamanaşımını kestiği ve ön sorun konusu bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının DEĞİŞİK GEREKÇE İLE KABULÜNE, 2- Özel Dairenin kanun yararına bozma isteminin reddi kararının KALDIRILMASINA, 3- Edirne 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.05.2019 tarihli ve 127 Değişik iş sayılı kararının, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 28. maddesinde düzenlenen ilanen tebligatın TCK'nın 71. maddesi gereğince ceza zamanaşımının kesilmesi sonucunu doğuran "mahkûmiyet hükmünün infazı için yetkili merci tarafından hükümlüye kanuna göre yapılan tebligat" niteliğinde olmadığının ve bu nedenle ceza zamanaşımını kesmediğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden CMK'nın 309/4-d maddesi uyarınca kanun yararına BOZULMASINA, 4- Belirlenen hukuka aykırılık, niteliği itibarıyla düzeltilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CMK'nın 309/4-d maddesindeki yetkiye dayanılmak suretiyle sanık hakkındaki hapis ve adli para cezalarının İNFAZ EDİLMEMESİNE, 5- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.10.2024 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 20.11.2024 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğu ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2021/222, K. 2024/360, T. 20.11.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2021-222-e-2024-360-k-90718df7e363