Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/211 E. 2025/362 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2021/211
- Karar No
- 2025/362
- Karar Tarihi
İtirazname No : 2020/76338
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 229-223
I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın katılan mağdur ... ile mağdurlar ... ve ...'ye karşı nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/2, 43/1, 53... . maddeleri uyarınca üç kez 10 yıl hapis, katılan mağdur ...'ya yönelik nitelikli cinsel saldırı suçundan ise aynı Kanun'un 102/2, 102/5, 43/1, 53... . maddeleri uyarınca 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Aksaray Ağır Ceza Mahkemesince verilen 01.04.2015 tarihli ve 229-223 sayılı hükümlerin, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı duruşma açarak inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 19.12.2016 tarih ve 4887-8588 sayı ile; "Olayın meydana çıkış biçimi, mağdurelerin aşamalardaki beyanları, iletişimin dinlenmesine ilişkin görüşme dökümleri, savunma ile tüm dosya kapsamına göre; sanık ...'nın, beden veya ruh sağlığı bakımından kendilerini savunabilecek durumda bulunan mağdurelere yönelik eylemlerini cebir, tehdit veya mağdurelerin rızası dışında gerçekleştirdiğine dair delil bulunmadığından, mağdureler ..., ..., ... ile ...'ya yönelik nitelikli cinsel saldırı suçundan (dört kez) beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyetine hükmedilmesi," isabetsizliğinden oy çokluğuyla bozulmasına karar verilmiştir. Daire Başkanı ... ile Daire üyesi ...; "...Somut olayda sanığın, mağdurelere karşı cebir, şiddet veya tehdit kullanmadığı, diğer bir ifade ile maddi cebir uygulamadığı hususu tartışmasızdır... Ancak sanığın, hile ile mağdurelerin rızalarını temin ederek cinsel ilişkide bulunduğu, TCK'nın 102/2. maddesinde düzenlenen nitelikli cinsel saldırı suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu, açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin mahkûmiyet hükümleri yasal ve yerinde olduğundan onanması gerektiği" düşüncesi ile karşı oy kullanmışlardır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 24.02.2017 tarih ve 353017 sayı ile; karşı oyda belirtilen gerekçeler doğrultusunda itiraz yoluna başvurmuştur. Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 03.05.2017 tarih, 1645-2379 sayı ve oy çokluğu ile itirazın reddiyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 6352 sayılı Kanun'un 99. maddesiyle değişik 308. maddesi uyarınca itirazın Yargıtay Ceza Genel Kurulunca incelenmesi için dosyanın Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 09.05.2019 tarih ve 785-404 sayı ve oy çokluğu ile; "...Davadan haberdar edilmesi gereken, temyiz aşamasına kadar bu hakkı kullandırılmayan ve haklarını korumanın başka bir yolu da bulunmayan Bakanlığın katılma hakkını, katılan mağdure ... ...'ın (...) ise hükmü temyiz etme hakkını kullanabilmeleri amacıyla; Özel Dairece öncelikle tevdi kararı verilmek suretiyle, 01.04.2015 tarihli hükmün katılan ... ...'a (...) ve Bakanlığa usulünce tebliğinin sağlanarak yasal temyiz süresinin başlatılması, kararın Bakanlık veya katılan ... tarafından tarafından temyiz edilmemesi durumunda temyiz davasının sadece sanık müdafisinin temyiziyle sınırlı olarak sonuçlandırılması; Bakanlık veya katılan ... tarafından temyiz edilmesi durumunda ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ek tebliğname düzenlenmesi sağlanıp, CMK'nın 260. maddesi uyarınca Bakanlığın davaya katılan olarak kabulüne karar verildikten sonra temyiz istemlerinin birlikte ve tek seferde incelenerek temyiz davasının sonuçlandırılması gerekmektedir." şeklindeki gerekçe ile "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne", "Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 19.12.2016 tarihli ve 4887-8588 sayılı katılan mağdureler ... ... (...) ve ... ile mağdureler ... ve ...'a yönelik eylemlerinden dolayı nitelikli cinsel saldırı ile beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde nitelikli cinsel saldırı suçlarından kurulan hükümlere ilişkin bozma kararının kaldırılmasına'' ve ''Dosyanın, 01.04.2015 tarihli gerekçeli kararın katılan ... ...'a (...) ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına tebliğin sağlanması için tevdi kararı verilmesi amacıyla Yargıtay 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmesine," karar verilmiştir. Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 05.05.2020 tarih ve 6410-2114 sayı ile; "...Suç tarihinde yetişkin olan mağdureler ..., ..., ... ile ...'ya yönelik sanık tarafından işlenen suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve görülen kamu davası ile ilgili olarak aşamalarda dosyadan haberdar edilmeyen Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile davada katılan sıfatını alan mağdure ... ... (...) yönünden söz konusu tebligat eksikliklerinin usulünce ikmali ile verildiği takdirde temyiz ve cevap dilekçelerinin eklenip, hükümlerin temyizi halinde bu hususta ek tebliğname düzenlenmesinden sonra Dairemize iade edilmek üzere esası incelenmeyen dosyanın mahkemesine gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine," 02.03.2021 tarih ve 7064-1725 sayı ile de; "Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekilinin temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 317. maddesi uyarınca reddine, Sanık müdafiinin temyiz istemiyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucu; Olayın meydana çıkış şekli, mağdurelerin aşamalardaki beyanları, iletişimin dinlenmesine ilişkin görüşme dökümleri, savunma ile tüm dosya içeriği nazara alındığında sanığın, beden veya ruh sağlığı bakımından kendilerini savunabilecek durumda bulunan reşit mağdurelere yönelik eylemlerini cebir, tehdit veya rızaları dışında gerçekleştirdiğine dair delil bulunmadığı gözetilerek kanuni unsurları itibarıyla oluşmayan müsnet suçtan (mağdure sayısınca) beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına", Karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 01.04.2021 tarih ve 76338 sayı ile; "...Sanığın ağır ve karşı konulması neredeyse imkansız bir psikolojik baskı oluşturacak düzeye erişen hile elde edilmiş mağdure rızaları hukuken geçersiz olduğundan, sanığın fiillerini hukuka uygun hale getirmeyeceğinin kabul edilmesi gerektiği düşüncesine ulaşılmıştır. Bu nedenle mağdureler ... ..., ..., ... ve ...'ın hile sakatlanmış rızalarına dayanılarak gerçekleştirilen eylemler yönünden sanığın beraat etmesi gerektiğine temas eden bozma kararına itiraz etmek gerekmiştir.'' görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 28.04.2021 tarih ve 1383-3345 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçlarının unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle sanığın duruşmalı temyiz incelemesi talebi ve 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gözetildiğinde, Özel Dairece temyiz davasının duruşmasız olarak görülmesinin savunma hakkının ihlali niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
IV. OLAY VE OLGULAR Yargılama sürecinin "Hukuki Süreç" başlığı altında anlatıldığı gibi gerçekleştiği dosya kapsamından; Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin duruşmalı inceleme sonucu verdiği 19.12.2016 tarihli ve 4887-8588 sayılı kararın heyetinde görev alan bir Daire üyesinin, 28.12.2016 tarihinde tefhimi gerçekleştiren heyette bulunmadığı, Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince verilen 05.05.2020 tarihli ve 6410-2114 sayılı kararın heyetinde, 19.12.2016 tarihli kararı veren heyetten yalnızca bir Daire üyesinin görev aldığı, Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince verilen 02.03.2021 tarihli ve 7064-1725 sayılı kararın heyetinde görev alan Başkan ve bir Daire üyesinin, Dairenin 19.12.20 16... .05.2017 tarihli kararlarını veren heyetlerde de görev aldıkları, diğer daire üyelerinin ise söz konusu heyetlerde yer almadıkları, Anlaşılmıştır. V. GEREKÇE A. Ön Soruna İlişkin Hukuki Açıklamalar Ayrıntıları Yüksek Genel Kurulun 06.11.20 24... -343 sayılı, 06.03.20 24... -111 sayılı, 08.03.20 22... -157 sayılı içtihatları ile diğer müstakar kararlarında belirtildiği üzere; Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar bakımından hemen ve derhâl uygulama ilkesi geçerli olmayacak, bu kararlar kesinleşinceye kadar 5320 sayılı CMK’nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 8. maddesindeki açık ve emredici düzenleme uyarınca 1412 sayılı CMUK'un temyize ilişkin hükümleri uygulanmaya devam edecektir. (Mülga) 1412 sayılı CMUK'un ''Ağır ceza hükümlerinin tetkikinde duruşma'' başlıklı 318. maddesi şöyledir; "Ağır cezaya mütaallik hükümlerde Temyiz Mahkemesi tetkikatını maznunun temyiz istidasındaki talebi üzerine veya dilerse resen duruşma icrası suretiyle yapar. Duruşma gününden maznuna veya talebi üzerine müdafiine haber verilir. Maznun duruşmada hazır olabileceği gibi kendisini vekaletnameyi haiz bir müdafi ile de temsil ettirebilir. Maznun mevkuf ise bizzat ispatı vücut etmek talebinde bulunamaz." Aynı Kanun'un ''Bu kanuna göre ağır ceza işleri" başlıklı mülga 421. maddesine göre; "Bu Kanuna göre ağır ceza işlerinden maksat, (...) ağır hapis ve on seneden fazla hapis cezalarını gerektiren cürümlere ilişkin davalardır." Ancak 5320 sayılı mer'iyet Kanununun "Mahkemelerin görevleri" başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasında; ''Ceza Muhakemesi Kanunu, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, aşağıdaki maddelerin hükümleri saklı kalmak üzere, kesin hükme bağlanmış olanlar hariç, görülmekte olan bütün soruşturma ve kovuşturmalarda uygulanır.'' hükmüne yer verilmiş, adlî yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkilerini düzenleyen ve 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5235 sayılı Kanun'un "Ağır ceza mahkemesinin görevi" başlıklı 12. maddesinde ise "...ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere..." bakmakla ağır ceza mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiştir. 5235 sayılı Kanun'un 12. maddesi 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş ve 1412 sayılı Kanunun 421. maddesi de aynı tarihte yürürlükten kalkmış olmasına göre, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçların, 5235 sayılı Kanun'un 12. Maddesine göre belirleneceğinde kuşku duyulmamalıdır. Buna göre ağır cezalık işler; ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlerdir. 1412 sayılı Kanun hükümleri uyarınca Yargıtayın ağır cezaya müteallik kararlar hakkında temyiz yargılamasını sanığın isteği üzerine yahut re'sen duruşmalı olarak yapar. Sanığın istemesi hâlinde duruşma yapılması mecburidir. Müstekar uygulama doktrinde de (Kunter-Yenisey Muhakame Hukuku Dalı olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 11.bası, İstanbul, 2000, s.1141-1143) aynı yönde savunulmuştur. Keza Yüksek Ceza Genel Kurulunun 12.02.2008 tarih ve 230-23 sayılı kararında da; "5320 sayılı CYY’nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasanın 8. maddesi uyarınca halen bir kısım hükümleri uygulanma olanağına sahip bulunan, 1412 sayılı CYUY’nın 318. maddesinde duruşmalı incelemenin koşulları düzenlenmiş olup, anılan hükümde; "Ağır cezaya müteallik hükümler" ibaresi kullanılmış, anılan ibare 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlükten kaldırılmış bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 421. maddesindeki 'ağır ceza işlerinden maksat, ölüm ve ağır hapis ve on seneden fazla hapis cezasını gerektiren cürümlere ilişkin davalardır.' hükmü doğrultusunda yorumlanarak, duruşmalı incelemenin koşulları belirlenmiş, 1 Haziran 2005 tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’da ağır-hafif hapis ayrımının kaldırılması ve 421. maddeye benzer bir hükme 5271 sayılı CYY’da yer verilmemesi nedeniyle konu yeniden tartışılmış, Bir kısım Dairece, anılan hükmün, Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanına giren suçları işaret ettiği kabul edilerek, 5235 sayılı Yasanın 12. maddesindeki düzenleme doğrultusunda uygulama yapılmış, Bir kısım Dairece de, duruşmalı incelemeyi düzenleyen 5271 sayılı CYY’nın 299. maddesindeki 'on yıl veya daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümler…' ibaresi esas alınmak suretiyle uygulama yapılmıştır. 1412 sayılı CYUY’nın 318. maddesindeki düzenleme her iki uygulamaya da haklılık verebilecek nitelikte ise de, Yasa koyucunun amacı gözetildiğinde ve 5271 sayılı CYY’nın hiçbir ayrıksı durum belirtilmeksizin tüm hükümleriyle yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemelerinin henüz kurulmaması nedeniyle, bazı hükümleri uygulama olanağına kavuşmamış ise de, 5271 sayılı CYY’da doğrudan uygulanabilir nitelikte hükmün bulunması halinde, bu hükmün uygulamada dikkate alınması gerekmesi karşısında, 1412 sayılı CYUY’nın 318. maddesinin, 5271 sayılı CYY’nın 299. maddesi ile birlikte yorumlanarak, on yıl veya daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümlerin diğer koşulların varlığı halinde duruşmalı incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmış, duruşmalı inceleme koşullarının bulunmadığı bir ahvalde bu konuda Özel Dairece bir değerlendirme yapılmamış olmasının hükmün esasını incelemeye engel teşkil etmeyeceği,'' kabul edilmiştir. Diğer taraftan, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından sayılan ve Anayasa’nın 141. maddesinde düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. Duruşma; aleniyet ve çelişmeli yargılamanın anlam kazanmasının, silahların eşitliği ve yüz yüzelik ilkelerinin hayata geçirilmesinin olmazsa olmazı, adil yargılamanın bir anlamda ruhunu barındıran vücudunu teşkil eder. Adil/hakkaniyete uygun yargılamanın en önemli unsuru olan sanığın kendini savunma hakkından faydalanmasının ilk koşulu, savunmasını yapabilmesi için mahkeme önünde hazır bulunma olanağına sahip olmasıdır. İHAS'nin 6. maddesinde açıkça belirtilmemiş olsa da duruşmada hazır bulunma hakkı İHAS'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adil muhakeme hakkının bir parçasıdır (İHAM, Sejdovic/İtalya, B. No: 56581/00, 1/3/2006, § 81, Anayasa Mahkemesi B. No: 2013/1461, 12.11.2014) . Yargılamanın açıklığı ilkesinin amacı adli mekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarak yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence altına almak ve yargılamada keyfiliği önlemektir. Bu yönüyle hukuk devletinin en önemli gerçekleştirme araçlarından birisini oluşturur. Özellikle ceza davalarında yargılamanın duruşmalı ve aleni yapılması silahların eşitliği ilkesinin ve savunma haklarının güvencesini oluşturur. Ancak bu her türlü yargılamanın mutlaka duruşmalı yapılması zorunluluğu anlamına gelmez. Adil yargılama ilkelerine uyulmak şartıyla usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibi amaçlarla bazı yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşma yapılmaksızın karara bağlanması anayasal hakların ihlalini oluşturmaz. Özellikle ilk derece mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıp karar verildikten sonra kanun yolu incelemesinin tarafların iddia veya savunmaları yazılı olarak alınıp dosya üzerinden yapılması halinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez. (Anayasa Mahkemesi, Nevruz Bozkurt [1. B.], B. No: 2013/664, 17/9/2013, §...)
Bölge adliye mahkemelerinin Türk yargı sistemine dâhil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir durum ve anlayış ortaya çıkmıştır.İlk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı başvurulabilen, hatta başvuru olmasa da bir kısmı için re'sen öngörülen bir kanun yolu (CMK madde 272/1) olarak istinafta, hem maddi vakıa denetimi hem de hukuki denetim yapılabilmekte, sebep gösterilmese de ilk derece mahkemesi hükmü, bir bütün olarak incelenmekte, varsa hukuka aykırılıklar re'sen belirlenerek, kural olarak yeniden yapılacak yargılama ile ıslah edilmekte iken, Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerini konu edinen temyiz kanun yolu, bir hukuki denetim mekanizması olarak öngörülmüş, temyiz merciinin yetkisi de, kural olarak Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerince verilen kararların, maddi ceza hukuku ve muhakeme hukuku normlarının kullanılması bakımından hukuka aykırılık taşıyıp taşımadıklarının incelenmesi ile sınırlanmış (CMK. madde 288/1, 294/2), hukuka aykırılık, aynı yasa maddesinin ikinci fıkrasında; "Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması" olarak tanımlanmıştır. Kural olarak Yargıtay ilk mahkemenin yerine geçerek olaya (maddi vakıaya) ilişkin sorunları çözemez. (YİBGK 14.12.1992 tarih, 1-5) Hukuki denetim yapmakla görevli bir bozma mahkemesi olan Yargıtay'ın aksine, aynı zamanda bir derece mahkemesi olan bölge adliye mahkemesi bir ıslah merciidir. Bu nedenle istinaf incelemesinde aslolan, hukuka aykırılığın duruşma yapılarak ıslah edilmesidir. Doktrinde farklı görüşler savunuluyor olsa da ( Kaymaz Seydi, Ceza Muhakemesinde İstinaf Seçkin Yayınevi 2. Baskı sayfa 217) bölge adliye mahkemesinde yapılacak duruşmanın hukuki mahiyeti itibariyle ilk derece mahkemesince icra edilen duruşmadan farklı bir hukuki mahiyet taşımadığı açıktır. CMK'nın 282/1. maddesinde bu duruşmada uygulanacak usul kuralları açısından bazı istisnalara yer verilmesi de anılan kurumun bu vasfını değiştirmez. Bir hukuki denetim mekanizması olarak öngörülmüş temyiz merciindeki duruşmaya gelince: Öncelikle maddi sorunun ve buna bağlı olarak da hukuki sorunun çözümü için, yargılamanın ruhunu oluşturması itibarıyla derece mahkemelerinde icrası kural olarak zorunlu olan aleni duruşmanın, temyiz aşamasında, belli ağırlıktaki suç/cezaların söz konusu olduğu hallerde, tutuklu olmayan sanık ve müdafii ile katılan tarafın (5271 sy CMK madde 299) iştirak ettiği, istisnai ve nev'i şahsına münhasır bir kovuşturma işlemi olduğu görülmektedir. Bu özelliği nedeniyledir ki, CMK'nın duruşmaya ilişkin her hükmünün temyiz duruşmasında uygulanma kabiliyeti bulunmayabilir. Bununla birlikte her halükarda, temyiz incelemesinin duruşmalı yapıldığı ahvalde bu duruşmanın; "alenilik", "sözlülük" ve "yüz yüzelik" gibi temel ilkeler yönünden yeterli güvenceleri sağlaması gerekir. Bu cümleden olarak; mümkün ise kararın aynı duruşmada açıklanması, bu mümkün değil ise bilahere verilecek karar ya da safahattaki kararların, engel olmadıkça aynı heyetçe (Kurulun sonraki toplantılarına engelleri bulunmadıkça aynı üyeler katılırlar (Yargıtay İç Yönetmeliği madde 21)) veya en azından duruşmaya katılanların çoğunluğu ile alınması aranmalıdır. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Bölge Adliye Mahkemelerinin henüz faaliyete geçmediği dönemde, ağır cezaya müteallik olmak üzere 01.04.2015 tarihinde verilen hükümleri mürafaa talebiyle temyiz eden sanık müdafiinin istemine binaen, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi gereği CMUK'un 318. maddesi uyarınca duruşma açarak inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin, katılan mağdurlar ... ve ... ile mağdurlar ... ve ...'ye yönelik eylemleri bakımından sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerinin 19.12.2016 tarihli ve 4887-8588 sayılı kararla bozulduğu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine Ceza Genel Kurulunca, temyiz davasının davaya katılma ve hükmü temyiz etme hakkı bulunan ancak davadan haberdar edilmeyen Bakanlık ile temyiz hakkı bulunan fakat usul ve mevzuata uygun olarak kendisine gerekçeli karar tebliğ edilmeyen katılan ...'in bu haklarından mahrum bırakılması nedeniyle, öncelikle tevdi kararı verilip, 01.04.2015 tarihli hükümlerin usulünce tebliğinin sağlanarak yasal temyiz süresinin başlatılması, taraflarca temyiz edilmemesi hâlinde temyiz davasının sadece sanık müdafiinin temyizi ile temyiz edilmesi hâlinde ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ek tebliğname düzenlenmesi sağlanıp CMK'nın 260. maddesince Bakanlığın davaya katılan olarak kabulüne karar verildikten sonra temyiz istemlerinin birlikte ve tek seferde incelenerek temyiz davasının sonuçlandırılması gerektiğinden bahisle 09.05.2019 tarih ve 785-404 sayı karar ile itirazın değişik gerekçe ile kabulüne ve anılan bozma kararının kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmakla; Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 05.05.2020 tarih ve 6410-2114 sayılı ile esası incelenmediği belirtilen dosyanın tevdiini müteakip Bakanlığın katılma istemli temyiz başvurusuna istinaden ek tebliğname düzenlenmesi üzerine verilen 02.03.2021 tarihli ve 7064-1725 sayılı kararın, duruşmaya iştirak eden üyelerin çoğunluğu olmaksızın teşekkül eden heyetçe, sanık müdafiinin duruşma talebi nazara alınmadan ve buna dair izahtan da sarfınazarla duruşma açılmadan esasa ilişkin karar verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlandığı kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir. Ulaşılan sonuç karşısında esas uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile KABULÜNE, 2- Sanık müdafiinin mürafaa talebi üzerine duruşma açılarak verilen bozma kararının, itiraz üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca kaldırılmış olması, duruşma açılmadan verilen ikinci Özel Daire kararının, heyette duruşmaya katılan üyelerin çoğunluğu yer almaksızın verilmiş olması karşısında savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle, Yargıtay 14. (Kapatılan) Ceza Dairesinin 02.03.2021 tarihli ve 7064-1725 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı uyarınca Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 01.07.2021 tarihinden geçerli olmak üzere kapatılmasına ve tüm işlerin Yargıtay 9. Ceza Dairesine devredilmesine karar verildiğinden dosyanın, gereği ( duruşmaya katılanlarca ya da bu heyetin çoğunluğunun iştirak ettiği heyetçe karar verilmesi, bunun mümkün olmaması halinde yeniden duruşma icrası ) için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.09.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.