Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2020/313 E. 2025/169 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2020/313
- Karar No
- 2025/169
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 11-23 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2-3-4-6, 43, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 24 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Boyabat Ağır Ceza Mahkemesince verilen 22.04.2015 tarihli ve 58-30 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 28.01.2016 tarih ve 6944-827 sayı ile; "..Mağdurenin aşamalardaki ifadelerinde sanığın bıçak zoruyla nitelikli cinsel istismarda bulunduğunu beyan etmesine karşılık, 18.09.2014 günlü jandarma tutanak içeriğinde; abisi ... tarafından sürekli olarak kendilerine ait evlerinde cinsel saldırıya uğradığı ancak abisiyle ilişkiye girdiğini hatırlamadığı şeklinde ifade de bulunması, eylemleri, tanıklar; halası ... ile annesi ...'ün gördüğünü beyan etmesine karşılık, tanıkların bunu doğrulamaması, mağdurenin sürekli evden kaçması, babası ...'ın 17.12.2014 günlü mahkeme beyanında da oğlu ... eve gelmeden önce de mağdurenin evden kaçtığını ifade etmesi, inkara yönelik savunmaları da gözetilerek sanığın atılı suçu işlediği hususunda şüphe oluşması karşısında şüpheden sanığın yararlanacağı ilkesi doğrultusunda beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi " isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Boyabat Ağır Ceza Mahkemesi ise 13.04.2016 tarih ve 11-23 sayı ile "...Sanık ...'ün ilk olarak mağdur ... ... ilkokul veya ortaokula devam ederken tam tespit edilemeyen bir tarihte Gerze'ye bağlı ... Köyünde tehdit ve cebir kullanarak organ sokmak suretiyle mağdur ... ...'e yönelik cinsel istismarda bulunduğu, eylemlerine burada devam ettiği, mağdur ... ... ve ailesinin ilk önce Gerze ilçesine taşınmaları ve daha sonra Boyabat'a taşınmaları nedeniyle mağdur ... ... ve ailesi ile kalmadığı için eylemlerine devam edemediği, daha sonra Boyabat'a geldikten sonra yine eylemine devam ettiği, bu şekilde mağdur ... ...'e yönelik cebir ve tehdit kullanarak nitelikli cinsel istismar suçunu işlediğinin sabit olduğu," şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.07.2016 tarihli ve 244001 sayılı onama istekli tebliğnamesi ile dosyanın gönderildiği Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 1179-1743 sayı ile; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 02.05.2017 tarih ve 435-2332 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 02.04.2019 tarih ve 670-289 sayı ile; gerekçeli kararın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına tebliğinin sağlanması için Yerel Mahkemeye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmiştir. ... vekili tarafından kararın temyiz edilmesi üzerine, dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.09.2019 tarihli ve 89541 sayılı onama istekli ek tebliğnamesiyle kararına direnilen Daireye gönderilmiş ve inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 02.07.2020 tarih ve 7062-2908 sayı ile; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının kanun yolu muhakemesinde davaya katılma talebinde bulunamayacağından dolayı temyiz istemi reddedilmiş ve direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II.UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın, katılan ... ...'e yönelik eyleminin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Sanık ...'ün, tanık ...'ün önceki evliliğinden olan oğlu olduğu, 1995 doğumlu olup suç tarihinde 18 yaşından büyük olduğu, katılanın ise tanık ...'ün ikinci evliliğinden olan ve hayatta bulunan üç çocuğundan biri olduğu, 1999 doğumlu olup suç tarihinde 12 yaşını doldurduğu, sanık ...'ın 15 yaşına kadar halası olan tanık ... tarafından büyütüldüğü ve 15 yaşına gelince Sinop ili Gerze ilçesi ... köyündeki evlerine geldiği, sanığın 15.08.2014 tarihinde yeniden babası ..., eşi ... ve kızları olan katılanın birlikte yaşadığı Boyabat ilçesindeki evlerine geri döndüğü, kısa bir süre sonra katılanın 04.09.2014 tarihinde evi terk ettiği, babası ...'ın 13.09.2014 tarihinde kızının bulunması için polise başvurduğu, katılanın 18.09.2014 tarihinde jandarma karakoluna müracaat ettiği ve buradan polise teslim edildiği anlaşılmaktadır. Katılan ... ...; sanığın kendisine ilk kez köydeki evde saldırdığını, "Seni keserim, öldürürüm!" şeklinde tehdit edip bıçak göstererek kendisiyle zorla birlikte olduğunu, bu olayın birçok kez tekrar ettiğini, zihinsel rahatsızlığı olan annesinin kendilerini gördüğünü, halası ...'ün de kendilerini gördüğünü ama bir şey demediğini, olanları kimseye anlatmadığını, babasına söylemediğini, eylemleri sırasında sanığa direnmeye çalıştığını ancak yaşının küçüklüğü ve korkması sebebiyle bunu başaramadığını, Boyabat'a taşındıktan yedi ay sonra sanığın tekrar yanlarına geldiğini, babalarının sabah evden gitmesini fırsat bilip odasının kapısını kilitlediği hâlde yedek anahtarla kapıyı açıp bir bıçakla yanına geldiğini, sohbet eder gibi yapıp elleriyle göğüslerini, bacaklarını ve kalçalarını okşadığını, olanlara dayanamadığı için evden kaçtığını, önceden tanımadığı 68 yaşlarındaki tanık ...'tan telefonunu isteyip babasını aradığını, ancak babasının da kaçtığı için kendisini tehdit ettiğini, bu nedenle kendisini eve davet eden tanık ... ile birlikte kalmaya başladığını, yaklaşık on gün adı geçen tanığın evinde kaldığını, tanığın özellikle son zamanlarda kendisiyle cinsel anlamda birlikte olmak istediğini söylediğini, kabul etmeyince gitmesini istediğini, Gerze'de oturdukları sırada tekstilde çalışırken tanık ... ile tanıştığını, herhangi bir cinsel ilişkileri olmadığını ancak onunla bir buçuk yıl boyunca arkadaşlık ettiklerini, kendisiyle beraberken sanığın cinsel eylemlerde bulunduğunu söylemesi üzerine tanık ...'in de karakola gitmeyi önerdiğini, bunun üzerine sanıktan şikâyetçi olduğunu, Tanık ...; Boyabat'a taşındıktan sonra mart ayından itibaren kızı olan katılanın birçok kez evden kaçtığını, her seferinde Boyabat İlçe Emniyet Müdürlüğüne durumu bildirdiğini, en son çok bunaldığı için oğlu olan sanığı da Boyabat'a getirdiğini, sanığın katılan karşı herhangi bir cinsel eylemini görmediğini, oğlunun kızına cinsel içerikli bir davranışta bulunduğunu da düşünmediğini, katılanın sanık gelmeden önce de sürekli evden kaçtığını, kızının daha sonradan tanık ... ile görüştüğünü öğrendiğini, katılanın tanık ...'le ilişkisinin ne derecede olduğunu bilemediğini ancak sanığa iftira atıldığını düşündüğünü, kızının tanık ... ile evlenmesine yaşı küçük olduğundan izin vermediğini, Tanık ...; Boyabat Emniyet Müdürlüğünün karşısında bulunan parkta oturduğu sırada daha önceden tanımadığı bir kız çocuğunun yanına geldiğini, kullanmak için cep telefonunu istediğini ve babasını aradığını, daha sonra da ağlamaya başladığını, kendisine ne olduğunu sorduğunda babasının kendisini dövdüğünü, annesinin akli rahatsızlığının olduğunu, abisinin de kendisini taciz ettiğini, gidecek yeri olmadığını, kendisine yardım etmesini, intihar edeceğini söylediğini, bu sırada kızın kıyafetlerinin yırtık olduğunu, kolunda yara bulunduğunu, perişan hâldeki kıza şu an kendisine yardım edemeyeceğini belirtip evini tarif ederek çok bunalırsa gelmesini söylediğini, daha sonra kızın babası olduğunu öğrendiği şahsın aradığını, parkta buluşmak istediğini, buluştuklarında bu şahsa kızına sahip çıkmasını ve dövmemesini, ayrıca kızın kendisini öldüreceğini söylediğini, şahsın ''Kızım alkol alıyor, sigara içiyor, bir işe verdim mi çıkıp işten gidiyor, eğer ölürse de iki üç metre çadır alır, kazar gömerim!'' dediğini, bu tarihten sonra birkaç kez kız çocuğunun yanına geldiğini ve kendisinden yiyecek ve içecek istediğini, en son geldiğinde ise kendisine 100,00TL para verdiğini ve ''Bir daha da gelme!'' dediğini, katılanın kendisine Sinop'ta akrabalarının, teyzesinin ve kız arkadaşlarının, Gerze'de ise sevgilisinin olduğunu ve onların yanına gideceğini söylediğini, Tanık ...; Yeğeni olan katılanın tanık ... ile görüştüğünü ve arkadaş olduklarını belirterek bunu babasına ve üvey ağabeyi olan sanığa söylememesini istediğini, telefonunun sürekli çaldığını ve biri ile konuştuğunu, Tanık ...; Askerde olduğu dönemde arkadaşı olan katılanın telefonda üvey ağabeyinin kendisini bıçak çekmek suretiyle tehdit ettiğini söylediğini, nedenini sorduğunda kendisine "Boşver!" dediğini, babasının kendisini alkol alarak dövdüğünü anlattığını, karakola gidip şikâyetçi olması gerektiğini söylediğini, Tanık ...; Sanığın katılana tecavüz ettiğini görmediğini, Beyan etmişlerdir. Sanık ...; Ne köyde, ne Gerze'de, ne de Boyabat'ta katılan ...'e cinsel istismarda bulunmadığını, isnatların esas sebebinin erkek arkadaşı tarafından bu konuda kendisine baskı yapılması olduğunu, suçlamayı kabul etmediğini savunmuştur. IV. GEREKÇE Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve AİHS’nin 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmına gözetilip diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, muhtemel şüphenin gerekçeli bir şekilde tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti durumunda vicdani kanaate ulaşılmasının mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığın kardeşi olan katılana yönelik ... köyündeki evlerinde cebir ve tehdit kullanmak suretiyle, Boyabat'a taşındıktan sonra ise basit şekilde birçok kez cinsel istismarda bulunduğu kabul edilen olayda; Katılan ...'in, sanık ...'ın kendisine yönelik eylemi sırasında kendilerini gördüğüne ilişkin beyanının tanık ... tarafından doğrulanmaması, tanık ...'ün, oğlu ... yanlarına gelmeden önce de kızı ...'in defalarca evden kaçtığına dair anlatımı, bu hususun başvuru tarihinden önceki altı aylık sürede üç kez evden kaçtığına ilişkin emniyet görevlilerince düzenlenen tutanak içeriğiyle örtüşmesi, 13 yaşından itibaren tanık ...'la arkadaşlık yaptığını ve evlenme niyetinde olduklarını, ancak babasının buna izin vermemesi şeklindeki katılan ifadelerinin tanık ... tarafından da teyit edilmesi ve sanığın, katılana cinsel istismarda bulunmadığı ve katılanın, erkek arkadaşını korumak için kendisine iftira attığı yönündeki savunmasının aksinin kanıtlanamaması hususları birlikte değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın müsnet çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Boyabat Ağır Ceza Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1-Boyabat Ağır Ceza Mahkemesinin 13.04.2016 tarihli ve 11-23 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün katılan ... ...'e yönelik çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, Boyabat Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.04.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.