Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/841 E. 2026/3127 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/841
- Karar No
- 2026/3127
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1948 E., 2025/1967 K. DAVA TARİHİ : 01.02.2022 İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 27. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/79 E., 2024/260 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352/1-(b) hükmü uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Reddedilen ve davacı tarafça temyize konu edilen toplam miktarın (dava tarihindeki ... Bankası efektif satış kuru üzerinden Türk lirası karşılığı), Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi dikkate alındığında, 04.06.2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20. maddesi ile değiştirilen 6100 sayılı Kanun'un ek madde 1/2 hükmü uyarınca dava tarihi itibarıyla kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmakla; davacı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı vekilinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi; Davalı vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de 6100 sayılı Kanun'un 369/2 hükmü gereğince duruşma isteğinin miktardan reddi ile incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı nezdinde çalışmaya başlaması akabinde Almanya’da bulunan şantiyede görev almasına karar verildiğini ve davacının davalı tarafından Almanya’ya gönderildiğini, boru montaj ustası olarak ilk dönem 28.07.2018-27.09.2019 tarihleri arasında, ikinci dönem ise 20.08.2020-19.01.2021 tarihleri arasında fasılalı şekilde çalıştığını, iş sözleşmelerinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini, davacının aylık net ücretinin 2.915,25 Euro olmasına rağmen aylık ücret olarak sadece 2.250,00 Euro ödendiğini ve bakiye ücret alacağına ilişkin başkaca bir ödeme yapılmadığını, üç öğün yemek ve barınmanın davalı tarafından karşılandığını, çalıştığı sürece fazla çalışma yaptığını, her iki ülkenin genel tatil günlerinde çalıştığını ancak karşılığı ücretlerin ödenmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil, eksik ödenen ücret ile asgari geçim indirimi alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı Firmanın proje bazlı çalışan bir taahhüt firması olup davacının belirli süreli iş sözleşmeleri ile çalıştığını, her ne kadar İŞKUR sözleşmesinde saat ücretinin 14,95 Euro olduğu yazmakta ise de ilgili sözleşmesinin 6. maddesine bakıldığında, bu miktardan sigorta primi, gelir vergisi, yatacak yer, lojman ve iaşe bedelini kestikten sonra bakiye tutarının işçiye ödeneceği şeklinde açık hüküm bulunduğunu, tüm bu kesintiler neticesinde davacının aldığı ücretin son olarak brüt 4.411,77 TL’ye ulaştığını, çalışma koşullarına ve ödenmeyen ücret alacaklarına dair davacı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, ilk dönem çalışmasında davacıya tazminatlarının ödendiğini, davacının hiçbir alacağı kalmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tüm dosya kapsamına göre davacının davalı nezdinde 28.07.2018-27.09.20 19... .08.2020-19.01.2021 tarihleri arasında çalıştığı, her bir çalışmanın davalı tarafından davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanacağı şekilde feshedildiği, bu taleplerin kabulüne karar verildiği, davacının eksik ödenen ücret alacağı ile karşılığı ödenmeyen fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin bulunduğu, tanık beyanları dikkate alınarak hesaplanan fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinden %40 oranında indirim yapıldığı, ispatlanamayan asgari geçim indirimi alacağı talebinin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut olayda davacının dava dilekçesinde açıkça ilk döneme (28.07.2018-27.09.2019) ilişkin talepte bulunmasına rağmen her iki döneme ilişkin hizmet süresi birleştirilerek sonuca gidilmesinin hatalı olduğu, ücret yönünden davalı savunması gibi yemek, barınma ve yol ihtiyaçlarının işverence karşılandığı, sözleşmede kararlaştırılan saat ücretinin ise uygulanmayıp davacıya fiilen 2.250,00 Euro ücret ödendiği, davacının da esasen 2.250,00 Euro ödendiğini kabul ettiği, bu durumda sözleşme gereği yemek, barınma ve yol ihtiyaçları dâhil olmamak üzere davacıya ödenen çıplak brüt ücretin hesaplamalara esas alındığı gibi net 2.283,55 Euro değil, net 2.250,00 Euro olduğu, bununla birlikte bordrolarda ücretin brüt 4.411,77 TL olarak gösterildiği anlaşılmakta ise de davacının yurt dışında çalıştığı, tanık beyanları ve emsal ücret araştırmaları dikkate alındığında bu savunmaya itibar edilmediği, buna göre davacının net 2.250,00 Euro, brüt 3.142,89 Euro çıplak ücretle çalıştığı, buna 200,00 Euro sosyal hak eklenmesiyle giydirilmiş brüt ücretinin 3.342,89 Euro olduğu, bu kabule göre davacıya ödenmeyen aylık ücret alacağının bulunmadığı ve bu talebin reddi gerekeceği, davalının iş sözleşmesinin 8. maddesine göre fazla çalışma ücreti konusunda ... İş Kanunu'nun uygulanması gerektiğini savunduğu, davalının cevap dilekçesinde uyuşmazlığa yabancı hukukun uygulanması gerektiğini ileri sürmediği, davalının ön inceleme duruşmasında da yabancılık itirazını ileri sürmediği, buna göre davalı tarafça usulüne uygun şekilde yabancılık itirazı ileri sürülmediği ve uyuşmazlığa uygulanacak hukukun fazla çalışma ücreti yönünden de Türk hukuku olarak zımnen seçildiğinin kabulü gerekeceği, dava konusu alacakların ücrete dair kabul doğrultusunda yeniden hesaplandığı, hesaplanan fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinden %30 oranında indirimin makul olduğu gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında hüküm kurularak kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının kabulü, ücret ve asgari geçim indirimi alacaklarının reddi suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; a. Yabancılık unsuru bulunan bir davada hâkimin resen uygulanacak hukuku tespit etmesi gerektiğini, davacının fiilen çalıştığı ülkenin hukukunun uygulanmak zorunda olduğunu, bu sebeple Türk hukukunun uygulanmasını talep eden görüşlerin reddi ile uyuşmazlığın işçinin mutad işyeri hukuku uyarınca çözümlenmesi gerektiğini, b. Kısmi davada ıslaha karşı zamanaşımı def'inin gözetilmediğini, somut davada zamanaşımının işçinin mutad işyeri hukuku olan ... hukuku uyarınca değerlendirilmesi gerektiğini, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkeleri gereği kanunun açık hükümleri ile yüksek yargı kararlarının aynen uygulanması gerektiğini, belirsiz alacak olarak istenen kalemlerde de dava tarihinden geriye 3 yıl gidilerek değerlendirme yapılması gerektiğini, c. Davacı tanıklarının örtüşen süreleri yönünden başvuruları dikkate alınmadan yapılan hesaplama ile kabul kararı verildiğini, ç. Davacının hizmet süresi yönünden talebi aşılarak karar verildiğini, kararın yeterli gerekçeyi taşımadığını, d. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, ücrete dâhil olan ödeme ve yardımlar mükerrer olarak davacının ücretine eklenerek 3.363,75 Euro giydirilmiş brüt ücret tespitinin hatalı olduğunu, davacı lehine sebepsiz zenginleşmeye yol açacağını, e. Davacı ile belirli süreli iş sözleşmesi yapıldığını, işin belirli süreli olduğunu, davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanamayacağını, davalının hiçbir yükümlülüğü olmamasına rağmen davacıya kıdem ve ihbar tazminatını ödediğini, müvekkili Şirketin proje bazlı olarak çalıştığını, bu nedenle iş bitiminde işçi çalıştırılmasının mümkün olmadığını, f. Davalının hukuken yükümlülüğü bulunmasa dahi ilk dönem son ücret bordrosunda gözüktüğü şekilde ihbar ve kıdem tazminatı ödemeleri yaptığını, ilgili ödemelerin hükme esas alınmadığını, davacının haksız taleplerinin reddi gerekirken kabulüne karar verildiğini, g. Davacı ile yapılan ihtiyari arabuluculuk anlaşmasının dikkate alınmadığını, davacının hak ve alacaklarını aldığına dair imzasının bulunduğu ibranamenin de hesap yapılırken gözetilmediğini, h. İŞKUR sözleşmesinde fazla çalışma ve fazla sürelerle çalışma ücreti konusunda ... İş Kanunu uygulanacağının öngörüldüğünü, davacının fazla çalışma alacağı bulunmadığını aksi kanaat hâlinde Türk hukukuna göre %50 zamlı değil, %25 zamlı ücret oranında hesaplanması gerektiğini, ı. Davacının ücretine genel tatil ücretlerinin dâhil olduğunu, İŞKUR sözleşmesinin 9. maddesinde "Hafta tatili ile Şeker ve Kurban Bayramının ilk günü, AFC'nin (Almanya Federal Cumhuriyeti'nin) dini ve diğer resmî bayram ve günlerinde işçi çalıştırılamaz." hükmüne yer verilerek Ramazan ve Kurban bayramlarının ilk günü dışında çalışabileceğinin belirtildiğini, iş sözleşmesine ek bilgi formunda genel tatillerde ücret ödenmeyeceği ile yerel ve genel tatil günlerinin Almanya resmî tatil günleri olduğunu, davacının iddia ettiği çalışma şeklinin zaten İŞKUR tarafından düzenlenmiş standart çalışma günleri olduğunu, i. Davacı ile menfaat birliği içinde olan tanık beyanlarının esas alınmasının hatalı olduğunu, j. Davacının son dönem çalışmasında ihtiyari arabuluculuk kapsamında davalı ile anlaştığından hiçbir alacağı kalmadığını, fasılalı olarak iki dönem çalışan davacının iki dönem çalışmasının birleştirilemeyeceğini, davacıya dönem çalışmalarının sona ermesi akabinde işçilik hak edişlerinin ödenmesi nedeniyle hiçbir alacağının kalmadığını, k. İndirim oranının %40 olması gerektiğini, faiz başlangıç tarihleri ile faiz oranlarına da itiraz ettiklerini ileri sürmüştür. 2. Davacı vekilinin temyiz dilekçesi miktardan reddedildiğinden, temyiz sebeplerine yer verilmemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; uygulanacak hukuk, zamanaşımı, iş sözleşmesinin niteliği, hizmet süresi, ücret miktarı, davacının dava konusu alacak kalemlerine hak kazanıp kazanmadığı, alacakların ispatı, hesap dönemi, indirim oranı, faiz başlangıç tarihi ve faiz türü hususlarına ilişkindir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 24/1 hükmüne göre hukuk seçimi, taraflarca açıkça yapılabileceği gibi zımni olarak da yapılabilir. Yabancılık unsuru taşıyan bir iş sözleşmesinin varlığı karşısında, Türk hukukuna göre açılmış bir davada davalı tarafça en geç cevap dilekçesi ile yabancı hukukun uygulanması gerektiği yönünde itirazda bulunulmaması yahut en geç ön inceleme duruşmasında tarafların hukuk seçimi konusunda anlaşmamış olmaları durumunda uyuşmazlığa uygulanacak olan hukukun Türk hukuku olarak zımnen seçilmiş olduğunun kabulü gerekir. Buna göre somut uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz başvuruları yerinde görülmemiştir. 2. Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş ve işyerinden çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle ispatlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır. Fazla çalışmanın yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkân dâhilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez. Çalışma sürelerinin ispatı noktasında işverene karşı dava açan tanıkların beyanlarına ihtiyatla yaklaşılması gerekir. Fazla çalışma alacağının ispatında salt menfaat birliği içinde olan tanık beyanlarıyla sonuca gidilemez. Bununla birlikte başkaca delil ya da olgularla desteklenen bu tür tanık beyanlarına itibar edilmelidir. Bu çerçevede; işin ve işyerinin özellikleri, davalı tanıklarının anlatımları, iş müfettişinin düzenlediği tutanak veya raporlar ve aynı çalışma dönemi ile ilgili olarak söz konusu alacağın varlığına ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararları gibi hususlar başkaca delil ya da olgular olarak değerlendirilebilir. Tanıklar ancak kendi çalışma dönemlerindeki çalışma şekli ile ilgili bilgi sahibi olabilirler ve tanıklıklarına ancak kendi çalışma dönemleri ile sınırlı olarak itibar edilebilir. Başka bir anlatımla; tanık beyanlarına, davacı ile birlikte çalıştıkları dönem dikkate alınarak değer verilmelidir. Aynı ilkeler, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili günündeki çalışmanın ispatı bakımından da geçerlidir. Somut uyuşmazlıkta; hüküm altına alınan fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları davacı tanıklarının beyanlarına itibar edilerek hesaplanmıştır. Fazla çalışma ve genel tatil günlerinde çalışmanın ispatı konusunda, dosya içerisinde işyerindeki çalışma düzenini gösterir işyeri kayıtları bulunmadığından davacının söz konusu alacak kalemlerinin tanık beyanlarına göre kabulünde isabetsizlik bulunmamakta ise de beyanları esas alınan davacı tanıklarının davacı ile birlikte çalıştıkları dönemle sınırlı olarak değerlendirilmesi gerektiği göz ardı edilmemelidir. Davacı tanıklarının yurda giriş çıkış kayıtlarına göre yurda en son giriş tarihleri 31.08.20 19... .08.2019 olmasına karşın fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının 27.09.2019 tarihine kadar hesaplandığı görülmektedir. Davacı tanıklarının davacı ile birlikte çalıştıkları dönemler esas alınarak söz konusu alacakların yeniden hesaplanması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. 3. Usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin yerleşik ilke Dairemizin 29.06.2022 tarihli ve 2022/7746 Esas, 2022/8494 Karar sayılı kararında; "Bilindiği üzere; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda (keza mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda) "usuli kazanılmış hak" kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. (Yargıtay İBK 9.5.19 60... /9, RG. 28.6.1960-10537) Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usulü kazanılmış hakları oluşturup, korumaktır. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK)." şeklinde açıklanmıştır. Somut uyuşmazlıkta; İlk Derece Mahkemesince fazla çalışma ve ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları, hesaplanan miktar üzerinden %40 oranında indirim uygulanarak hüküm altına alınmıştır. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı tarafından istinaf edilmemiş olup davalının istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden hüküm kurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince yeniden yapılan değerlendirmede, fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarına %30 oranında indirim uygulandığı ve İlk Derece Mahkemesince hüküm altına alınan miktarlardan fazlasına hükmedildiği görülmektedir. Davacının istinaf yoluna başvurmamış olması nedeniyle davalı yararına miktar itibarıyla oluşan usuli kazanılmış haklar göz önünde bulundurulmadan, yazılı şekilde sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; A. Davacı Temyizi Yönünden Davacı vekilinin temyiz isteminin miktardan REDDİNE, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine, B. Davalı Temyizi Yönünden Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.