Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/4190 E. 2026/3649 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/4190
- Karar No
- 2026/3649
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1571 E., 2025/1051 K. İHBAR OLUNAN ......... DAVA TARİHİ : 22.11.2016 İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 30. İş Mahkemesi SAYISI : 2016/681 E., 2021/711 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işverene ait yurt dışında bulunan araç servisinde 30.09.2014-30.09.2016 tarihleri arasında servis direktörü olarak çalıştığını, davalı Şirketin Azerbaycan merkezli ... Holdingin Türkiye şubesi olduğunu, davalı Şirket ile ... Holding Yönetim Kurulu üyelerinin aynı kişiler olduğunu, iş sözleşmesinin işverence haklı bir neden olmadan feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile ve ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; husumet itirazında bulunduklarını, davacının çalıştığını iddia ettiği Azerbaycan'daki araç servisiyle hiçbir ilgilerinin olmadığını, Azerbaycan merkezli ... Holding bünyesindeki firmalar ile müvekkili Şirket arasında yalnızca ticari ilişki mevcut olup bu ilişkinin ürün veya malzeme temin edilmesinden ibaret olduğunu, yurt dışı şirketlerin farklı tüzel kişilikleri olduğunu, aksi kabul edilecekse dahi uyuşmazlığa yabancı hukukun uygulanması gerektiğini, davacının müvekkili Şirketten hiçbir alacağı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının Azerbaycan'da ...işyerinde çalıştığı, her ne kadar davacı ... Holding ile sözleşme yapmış ise de ... Holdingin internet sayfasında ... İstanbul olarak davalı Şirket merkezinin bulunduğu, fotoğrafların yer aldığı, telefon numarası ve e-posta adresinin davalı Şirkete ait olduğu, davalı Şirketin dava dışı ... Holdingin grup şirketlerinden biri olduğu, ortaklarının aynı olduğu, ... Holdingin yurt dışı faaliyetlerini davalı ve dava dışı şirketler eliyle yürüttüğü, davalı ve davacının yurt dışında çalıştığı ...Şirketi arasında organik bağ bulunduğu, işçilik alacaklarından davalının da müştereken ve müteselsilen sorumluluğunun bulunduğu gerekçesiyle husumet itirazına değer verilmeyerek ve uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının yurt dışında çalıştığı ...Şirketi ile davalı Şirket arasında organik bağ bulunduğu, dolayısıyla davalı vekilinin organik bağ ve husumete yönelik itirazlarının yerinde olmadığı, ayrıca davacı ve davalı taraf arasındaki hukuki ilişkiye uygulanacak olan hukukun tespitinde taraflarla sıkı ilişkili hukuk olan Türk hukukunun uygulanmasında kanuna aykırı bir yön bulunmadığı değerlendirilerek İlk Derece Mahkemesi kararının isabetli olduğu ifade edilmiş, davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Müvekkili Şirketin işveren sıfatı bulunmadığını, davalı Şirket ile dava dışı yurt dışı Şirketin farklı tüzel kişilikleri, farklı faaliyet alanları olduğunu, işçilik alacaklarından müvekkilinin müşterek ve müteselsilen sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu, 2. Aynı holding bünyesinde bulunan bir şirketin, holding bünyesindeki diğer şirketlerin tüm işçilerinin işvereni olarak sayılabilmesi ve işçilerin alacaklarından sorumlu tutulabilmesi için birlikte istihdam olgusunun ispatlanabilmesi gerektiğini, 3. Davayı kabul etmemekle birlikte uygulanacak hukukun Azerbaycan hukuku olduğunu, 4. Davacının müvekkili Şirket nezdinde hiçbir zaman çalışmadığını, müvekkili Şirketten ücret almadığını ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, uygulanacak hukuk, husumet ve hüküm altına alınan alacakların ispatı noktalarında toplanmaktadır. 1. Tüzel kişiler arasında sadece organik bağ bulunması, çalışma döneminin tamamına ilişkin alacaklardan işçinin çalışmış olduğu her bir tüzel kişinin müteselsilen sorumlu olması sonucunu doğurmaz. Zira sadece organik bağın varlığı tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir. Grup şirketleri veya holdingler bünyesinde yer alan çalışmalar açısından; çalışma hayatında işçinin sigorta kayıtlarında yer alan işverenin dışında grubun başka şirketlerine hizmet verdiği, yine işçinin bilgisi dışında birbiri ile bağlantısı olan bu şirketler tarafından sürekli giriş çıkışlarının yapıldığı sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Sadece şirketler arasında organik bağdan söz edilerek işçilik alacaklarından aralarında bağlantı bulunan işverenlerin birlikte sorumluluğuna gidilmesi veya birden fazla şirkette geçen çalışmalar için sadece bir şirketin sorumluluğunun yeterli görülmesi mümkün değildir. Belirtmek gerekir ki aynı gruba ait olan şirketlerin aralarında organik bağ bulunması olağandır. İşçilik alacaklarının belirlenmesi noktasında, kural olarak aynı gruba ya da holdinge bağlı farklı tüzel kişiliği haiz şirketlerde geçen hizmetlerin birleştirilmesi mümkün olmaz. Bu gibi durumlarda işçilik alacaklarının hesabında, hizmetlerin değerlendirilmesi ve işverenlerin sorumluluklarının belirlenmesi için şirketler/işverenler arasında işyeri devri, iş sözleşmesi devri, asıl işveren alt işveren ilişkisi veya birlikte istihdam olgularının bulunup bulunmadığının somut olarak belirlenmesi gerekir. Türk uyruklu kişilerin yabancı ülkelerde o ülke vatandaşları ya da şirketleriyle birlikte kurdukları şirketler aracılığıyla aldıkları işler kapsamında çalıştırdıkları Türk işçilerinin alacaklarından yabancı kişinin şirketteki pay durumuna göre Türk firmasının sorumluluğunun irdelenmesi gerekir. Yurt dışında kurulan firmanın hâkim ortağı Türk firması ise yurt dışında bu işyerinde çalıştırılan işçiler yönünden hâkim ortağın sorumluluğuna gidilmesi mümkündür. Yabancı kişinin ortaklığı; gerçek bir ortaklık olmayıp o ülkede iş yapabilmek amacıyla salt bir formalitenin yerine getirilmesinden ibaret ise işçilik alacaklarına karşı tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınmak hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir. Bu durumda Türk firmasının sorumluluğu söz konusu olur. Somut uyuşmazlıkta; davacı vekili, davacının davalı işverene ait Azerbaycan'da bulunan araç servisinde çalıştığını, müvekkilinin hak ve alacaklarından davalı Şirketin sorumlu olduğunu ileri sürmüştür. Davalı ise davacı ile davalı Şirket arasında herhangi bir iş ilişkisi mevcut olmadığını savunmuştur. Mahkemece davalı Şirket ile dava dışı ...arasında organik bağ bulunduğu, işçilik alacaklarından davalının da müştereken ve müteselsilen sorumluluğunun bulunduğu kabul edilmiştir. Ancak yapılan inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Bu itibarla; öncelikle davalı Şirketin ve dava dışı ... ... LLC'nin ortaklarını gösterir ... sicil kayıtları usulünce temin edilmelidir. Bunun yanı sıra davacı vekili beyan dilekçesinde müvekkilinin eşi H.Ö'ye ait banka hesabına muhtelif tarihlerde ve düzensiz şekilde davalı işveren personeli tarafından para yatırıldığını ileri sürmüştür. Söz konusu banka kayıtları da getirtilerek ödemeleri yapan kişilerin kimliği ve bu kişilerin davalı Şirketle bağlantısı araştırılmalıdır. Bu eksiklikler giderildikten sonra belirtilen ilkeler doğrultusunda davacının iddiası değerlendirilerek tüm dosya kapsamına göre karar verilmesi gerekirken, deliller tam olarak toplanmadan, eksik inceleme ile davalının sorumluluğuna hükmedilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 2. Diğer yandan taraflar arasında uygulanacak hukuk noktasında da uyuşmazlık bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir. Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir. Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile Devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir. Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır. İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır. Tarafların hukuk seçimi anlaşması yapmadıkları veya yapılan hukuk seçimi anlaşmasının geçersiz olduğu dönemde iş sözleşmesine, kural olarak işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukukunun uygulanması gerektiği 5718 sayılı Kanun’un 27/2 hükmünde genel bir kural olarak düzenlenmiştir. Burada yetkili kılınan hukuk, işçinin işini fiilen yerine getirdiği yer ülke hukukudur. Ancak 5718 sayılı Kanun’un 27/4 hükmünde düzenlenen daha sıkı ilişkili hukukun varlığı hâlinde bu hukuk uygulanabilir. Bu bağlamda tarafların tabiiyeti, sözleşmenin dili ve imzalandığı yer, işçinin tâbi olduğu ... sistemi, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, ücretin ödendiği yer, iş sözleşmesinin daha sıkı ilişkili hukuka özgü kurumlar (Örneğin Türk hukuku) gözetilerek yapılması, daha önceki (daha sıkı ilişkili hukukun uygulandığı) iş sözleşmesine gönderme yapılması gibi unsurların sözleşmenin hangi hukukla daha sıkı ilişkili olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması mümkündür. Somut uyuşmazlıkta; taraflar arasında hukuk seçimi anlaşması bulunmamaktadır. Bu hâlde uyuşmazlık konusu dönemde iş sözleşmesine, daha sıkı ilişkili hukukun varlığı tespit edilmediği sürece, işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukukunun uygulanması gerekir. Somut olayda; mutad işyerinin Azerbaycan'da bulunduğu sabittir. Yukarıda yer alan (1) numaralı paragrafta yapılacak araştırma sonucunda davacıya yapılan ücret ödemelerine ilişkin banka kaydı olup olmadığı, ücret ödemelerinin Türkiye'deki banka hesabına işverence yapılıp yapılmadığı hususu da netleştirilerek yapılacak değerlendirme sonucunda daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu anlaşılırsa şimdiki gibi uyuşmazlığa Türk hukuku aksi hâlde ise mutad işyeri olan Azerbaycan hukuku uygulanmalıdır. Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeden eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanarak karar verilmesi de hatalı olup kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.