Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/2655 E. 2026/5041 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/2655
Karar No
2026/5041
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1812 E., 2025/2657 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 25. İş Mahkemesi SAYISI : 2023/148 E., 2024/163 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ... (Belediye) bünyesinde davalı ... Hizmetleri AŞ (...) sigortalısı olarak çalıştığını, davalı ... ile davalı ... arasındaki ilişkinin muvazaalı işleme dayandığı hususunun Çalışma ve ... Bakanlığı (Bakanlık) iş müfettişlerince dava dışı Şirket bünyesinde yapılan teftiş sonucunda düzenlenen 07.07.2014 tarihli ve 4687 sayılı muvazaa raporunda tespit edildiğini, davalının raporun iptali için İstanbul Anadolu 24. İş Mahkemesinin 2014/468 Esas sayılı dosyasında açtığı davada Bakanlığın tespit raporunun yerinde olduğunun tespiti ile davanın reddedildiğini, kesinleşmiş muvazaa olgusu nedeniyle müvekkilinin başlangıçtan itibaren davalı ... işçisi sayılarak geçmişe dönük ücret ve alacaklarının belirlenmesi gerektiğini ileri sürerek fark alacaklarının ve toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; husumet itirazında bulunduklarını, dava dilekçesinde bahsi geçen muvazaa tespit raporunun iptaline ilişkin davanın kesinleşmediğini, bekletici mesele yapılması gerektiğini, davacının davalı ... çalışanı olduğunu, müvekkili Belediye ile davalı ... arasındaki ilişkinin geçerli asıl işveren alt işveren ilişkisi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, zira söz konusu davalı ... ile yapılan ihalelerin 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na uygun şekilde yapıldığını ve ihale konusu işlerin, 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun (5393 sayılı Kanun) 67. maddesinde sayılan işlerden olduğundan üçüncü kişilere gördürülmesinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının davasına dayanak yaptığı Anadolu 24. İş Mahkemesinin 2014/468 Esas sayılı dosyasının kesinleşmemiş olması sebebiyle bu dosyanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, taraflarına husumet yöneltilemeyeceğini, dava konusu taleplerin zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının muvazaalı olduğu kesinleşmiş hizmet alım sözleşmeleri kapsamında çalışmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının muvazaalı olduğu kesinleşmiş hizmet alım ihalesi kapsamında çalıştığı belirtilmiş, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü ortadan kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; a. Husumet nedeniyle davanın reddi gerekirken kabulü yönündeki kararın hukuka aykırı olduğunu, b. Davacının talebine konu alacakların zamanaşımına uğradığını, dava şartının oluşmadığını, davacı tanıklarının beyanlarının hükme esas alınmayacağını, c. Mahkemenin eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak karar verdiğini, d. Sendika üyeliğinin davalı Belediyeye bildirilmediğini ileri sürmüştür. 2. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; a. Muvazaa kabulünün hatalı olduğunu, b. Talep edilen alacaklara hak kazanılamayacağını ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalının tarafı olduğu asıl işveren alt işveren ilişkisinin kanuna uygun kurulup kurulmadığı, muvazaaya dayanıp dayanmadığı, bunun sonucu olarak da davacının dava konusu alacaklara hak kazanıp kazanmadığına ilişkindir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 2/7 hükmüne göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren alt işveren ilişkisi denilmektedir. Maddeye göre asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak 4857 sayılı Kanun'dan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. Dolayısıyla asıl işveren alt işveren ilişkisinin geçerli olarak kurulabilmesi için iki işverenin bulunması, mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işin varlığı ve asıl işin bölünerek alt işverene verilmesi hâlinde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektirme unsurunun gerçekleşmiş olması gerekir. Sözü edilen bu hususların, aksi kanıtlanabilen adi ... karineler olduğu kabul edilmelidir. Muvazaa ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş olup tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, kendi gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç meydana getirmesini arzu etmedikleri, görünüşte bir anlaşma olarak tanımlanabilir. Muvazaada, taraflar arasında üçüncü kişileri aldatma kastı bulunmakta ve sözleşmedeki gerçek amaç gizlenmektedir. Muvazaa genel ispat kuralları ile ispat edilebilir. Bunun dışında işverenler arasında muvazaalı biçimde asıl işveren alt işveren ilişkisi kurulmasının önüne geçilmek amacıyla 4857 sayılı Kanun'un 2/8 hükmünde bazı muvazaa kriterlerine de yer verilmiştir. Maddenin sekizinci fıkrasına göre, asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi hâlde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş, bölünerek alt işverenlere verilemez. 5393 sayılı Kanun'un 14/1-(a) hükmünde esasen Belediyenin görev ve sorumlulukları düzenlenmiştir. Maddenin sözü edilen bendinin birinci cümlesinde "... yaptırır." ibaresi yer almakta ise de; genel idare esaslarına göre yürütülen kamu hizmetlerinin gerektirdiği görevlerden, asli ve sürekli nitelik taşıyanların memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülmesi zorunlu olduğu hususu gözetildiğinde, maddede sayılan işlerin tamamının alt işverenlere verilemeyeceği açıktır. Kanun koyucu tarafından 14. maddede sayılan işlerden hangilerinin alt işverenlere verilebileceğine ilişkin sınırlamaya ise 5393 sayılı Kanun'un 67. maddesinde yer verilmektedir. 5393 sayılı Kanun’un 67. maddesinde belirtilen asıl işlerin, 4857 sayılı Kanun'un 2. maddesinde belirtilen sınırlamalar olmaksızın alt işverenlere verilebileceği düzenlenmiş olup bu işlerin Belediyenin asli işlerinden olmasına rağmen işletmenin veya işin gereği teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektiren iş olup olmadığına bakılmaksızın üçüncü kişilere gördürülmesi mümkün kılınarak 4857 sayılı Kanun’un 2. maddesine istisna getirilmiştir. Diğer yandan 11.09.2014 tarihli ve 29116 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6552 sayılı İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun ile 4734 sayılı Kanun'un 62/1-(e) hükmü ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'nun 8. maddesinde yapılan değişikliklerle personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım sözleşmelerinin yapılabilmesine imkân tanınmıştır. Bu nedenle düzenlemenin yürürlüğe girdiği 11.09.2014 tarihinden sonra asıl işveren alt işveren ilişkisinin, sırf işçi teminine dayalı olduğu gerekçesiyle geçersiz olduğunun kabulü mümkün değildir. 5393 sayılı Kanun’un 70. maddesinde de "Belediye kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usûllere göre şirket kurabilir." düzenlemesi yer almaktadır. Belirtilen düzenlemeler dikkate alındığında davalı Belediyenin görevi kapsamına giren işlerin hizmet alım sözleşmesi ile gördürülmesinin ve Belediyelerce şirket kurulmasının yasal olarak mümkün olduğu; kurulan bu şirketlerden hizmet alımı kanuna aykırı olmadığı gibi bu hususun tek başına muvazaaya delil de teşkil etmediği sonuçlarına ulaşılmaktadır. Dairemiz uygulamasına göre her ihale dönemi kendi içinde değerlendirilerek davalı ile dava dışı şirketler arasında asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayanıp dayanmadığı tespit edildikten sonra karar verilmesi gerekir. Somut uyuşmazlıkta İlk derece Mahkemesince, davacının kimlik bilgilerinin, muvazaalı olduğu kesinleşmiş hizmet alım ihaleleri kapsamında çalışan işçileri gösterir isim listelerinde bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davacının muvazaalı olduğu kesinleşmiş "80 Adet Şoför Personel Hizmet Alımı İşi" kapsamında çalıştığı kabul edilmiş ve davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dosya kapsamında mevcut, davalılar tarafından sunulmuş belgeler incelendiğinde; "80 Adet Şoför Personel Hizmet Alımı İşi"ne dair hizmet alım ihalelerine dair bilgilere ulaşılmakla birlikte davacının bordrolarında "otobüs kiralama" ibaresi de bulunmaktadır. Bu itibarla davacının yaptığı iş ve hangi ihaleler kapsamında çalıştığı hususunda tereddüt hasıl olmuştur. Belirtilen hususlar açıklığa kavuşturularak yukarıda açıklanan ilkelere uygun değerlendirme yapılması için hükmün bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2026/2655, K. 2026/5041, T. 03.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2026-2655-e-2026-5041-k-b243bae597ae