Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/7450 E. 2025/8476 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/7450
Karar No
2025/8476
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 52. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1670 E., 2025/1215 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 16. İş Mahkemesi SAYISI : 2024/133 E., 2024/437 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Şirketin ... Şirketler Grubunun Türkiye iştiraki olduğunu, müvekkilinin dava dışı ... Türkiye Şirketinde genel müdürlük yaptığını, ... Türkiye Şirketinin tasfiye sürecine girdiğini, eski yöneticileriyle birlikte müvekkilinin %30 hissedar, tek başına temsil ve ilzama yetkili olduğu ... Lojistik Hizm. ve Tic. AŞ (... Lojistik Şirketi) adında bir şirketin kurulduğunu, davalı Şirket ile işbirliği kapsamında beş yıl süreli danışmanlık sözleşmesi tasarlandığını, müzakereler devam ederken davalının şifahi taahhütleriyle hayata geçirilen ... projesi kapsamında müvekkilinin çabaları neticesinde yaklaşık 86 çalışanın 2017 yılı Temmuz ayında davalı Şirkette çalışmaya başladığını ve bunu takiben aktif 1800 müşterinin davalı Şirketin portföyüne eklendiğini, bu kapsamda müvekkili ile belirli süreli iş sözleşmesinin akdolunduğunu, davalının belirli süreli iş sözleşmesini 27.12.2017 tarihinde haklı bir nedene dayanmaksızın feshettiğini, belirli süreli iş sözleşmelerinin işveren tarafından haksız fesih ile feshedilmesi hâllerinde, bakiye alacak tutarlarının ödenmesi gerektiğini, ... Danışmanlık Sözleşmesinin, davalı Şirketin haksız hukuka aykırı ve kötüniyetli eylemleri nedeniyle imzalanmadığını, ancak müvekkilinin imzalanmamış olmasına rağmen ... Danışmanlık Sözleşmesindeki yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve bu kapsamda imzalanan iş sözleşmesinde yer alan yükümlülüklerini de yerine getirdiğini, haksız feshedilen iş sözleşmesinin taraflarca belirlenen süreden önce sona ermesi nedeniyle müvekkilinin bakiye ücret alacağının net 1.538.155,00 TL olduğunu, bunun dışında davacının 60 aylık sözleşme boyunca hiç ödenmeyen aylık 1.700,00 Euro araç tahsis bedeli, davacının tüm ailesini kapsayan sağlık sigortası ve her ay 1.000,00 TL olmak üzere bireysel emeklilik sistemi desteği olmak üzere ödenmesi gereken yan haklarının da olduğunu, ayrıca davalı işverenin eşit davranma borcuna aykırı eylemi neticesinde ayrımcılık tazminatı ödenmesi gerektiğini ileri sürerek bakiye süre ücreti ve ayrımcılık tazminatı alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının bir dönem Türkiye’de faaliyet gösteren ... Nakliyat AŞ (... AŞ) nezdinde genel müdür olarak çalıştığını ancak ilgili firmanın zarar etmesi üzerine Türkiye pazarından çekildiğini, davacının müvekkiline bu durumdan bahsetmediğini, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin belirli süreli olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, ... Lojistik Şirketi ile planlanan işbirliğinin davacı ve Şirketin diğer ortaklarının basiretli bir tacir gibi davranmaması nedeni ile bir türlü imzalanamadığını, davacının 01.07.2017 tarihi itibarıyla deniz hava operasyonları başkan yardımcısı olarak müvekkili Şirkette belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışmaya başladığını, bunun dışında taraflar arasında ayrı bir sözleşme yapılması gerektiğini, davacı ve kardeşinin hissedarı olduğu ... Lojistik Şirketi ile Ticari İşbirliği ve Danışmanlık Hizmet Tedariki Sözleşmesi adı altında ayrı bir sözleşmenin davacının kötüniyetli davranışları/eylemleri ve haksız gelir elde etme çabaları nedeniyle hiç imzalanmadığını ve sadece müzakere aşamasında kalınıldığını, taraflar arasında imzalanmış iş sözleşmenin belirsiz süreli olduğunun kabulü gerektiğini, zira sürelendirmeye esas objektif bir koşul bulunmadığı takdirde sözleşmenin belirsiz süreli iş sözleşmesi olarak kabul edilmesinin gerektiğini, bu nedenle davacının bakiye süre ücreti tutarındaki tazminat taleplerinin reddinin gerektiğini, davacı ile imzalanan belirsiz süreli iş sözleşmesinin haklı nedenle sona erdirildiğini, çünkü müvekkili Şirketin 2015-2016 yıllarında sürekli olarak kâr elde etmesine rağmen 2017 yılının Temmuz ayından itibaren, yani ... Global AŞ ile ticari ilişkinin başladığı ve davacının müvekkili Şirket nezdinde istihdam edilmeye başlandığı tarihten itibaren sürekli olarak zarar ettiğini, davacının bunun üzerine görevini sonlandırmak istediğini açıkça beyan ettiğini, bu nedenle taraflar arasındaki iş ilişkisinin aslında tarafların karşılıklı anlaşması üzerine sona erdiğini, davaya konu taleplerin asılsız olduğunu, kaldı ki davacının araç kira sözleşmesi ve özel sağlık poliçesine ilişkin sözleşme imzalamadığını, bunun dışında eşit işlem ilkesine aykırı herhangi bir durumun da söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı sonrası yargılamaya devam edildiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 438. maddesinde bakiye süre ücreti tutarında tazminatın düzenlendiği, Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) bildirilen çıkış kodunun belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirmeden feshine ilişkin kod 4 olarak gösterilmiş olduğu, iş sözleşmesinin tazminat gerektirmeyecek şekilde feshedildiğinin ispat külfetinin işverende olduğu, davalı tarafın iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğine ilişkin herhangi bir belge sunmadığı, buna göre iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından tek taraflı olarak haksız ve bildirimsiz feshedildiği anlaşılmakla davacı işçinin bakiye süre ücret alacağına hak kazandığı, kaldırma kararı doğrultusunda taraflar arasındaki sözleşmenin belirli süreli olduğunun kabul edildiği, bilirkişi raporu ile hesaplanan net 1.538.155,00 TL bakiye süre ücreti tutarında tazminat alacağından 6098 sayılı Kanun’un 438. maddesi gereğince takdiren %30 indirim yapıldığı, ayrımcılık tazminatının ise reddi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesi kararının davalı tarafça istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasında 01.07.2017 tarihinde beş yıllık belirli süreli iş sözleşmesi düzenlendiği, iş sözleşmesinin 27.12.2017 tarihinde işverence feshedildiği, belirli süreli olarak düzenlenen iş sözleşmesinin belirsiz süreli olduğu hususu, davalı tarafça ileri sürülemeyeceği gibi objektif neden bulunup bulunmadığı hususunda resen değerlendirme de yapılamayacağı, sözleşme devam etseydi elde edilecek maddi menfaatin karşılığının "bakiye süre ücretinden kaynaklı tazminat" adı altında talep edilmesinde kanuni bir engel bulunmadığı, davalı işveren tarafından SGK'ya verilen işten ayrılma bildirgesinde davacının iş sözleşmesinin sona erme sebebinin, belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirmeden feshi anlamına gelen 04 kodu ile bildirildiği, SGK'ya verilen resmî belge ile çelişen işveren savunmasına itibar edilemeyeceği, davacının iş sözleşmesinin belirli süreli olduğunun kabulü ile bakiye süre ücretinin ve bordrosuna göre belirlenen sosyal yardım alacağının hüküm altına alınmasının yerinde olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Taraflar arasındaki iş sözleşmesinin belirli süreli olmayıp belirsiz süreli olduğunu, sözleşmenin niteliğinin tespiti için tarafların ortak iradelerine bakılması gerektiğini, belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasını haklı kılacak herhangi bir objektif sebep de bulunmadığını, 2. Davacı ile müvekkili Şirket arasındaki iş ilişkisinin karşılıklı anlaşarak sonlandırıldığını, müvekkilinin sözleşmeyi feshettiği iddiasının doğru olmadığını, davacının deniz ve hava operasyonları başkan yardımcısı olarak ve ekibine istediği kişiler ile birlikte toplam 73 kişinin daha istihdam edilmesinden sonra, vadedilen şekilde iş hacmi ve ciroyu artırmak bir yana müvekkil Şirketin zarar ettiğini, katılması gereken toplantı ve oryantasyon görüşmelerini de aksatan davacının sözleşmeden doğan edimlerini yerine getirmediğini, bunun üzerine yapılan görüşmeler neticesinde davacının Şirket bünyesindeki çalışmalarına son verilerek dava dışı ... Şirketi üzerinden danışmanlık hizmeti alınmasına karar verilerek iş sözleşmesinin karşılıklı anlaşarak sonlandırıldığını, 3. İşçinin bakiye süre içinde başka bir iş sebebiyle elde ettiği gelirleri belirli süreli sözleşmenin kalan süresinde elde edeceği tutardan daha fazla ise, bakiye süre ücretine hak kazanamayacağını, bakiye süre ücretinin tazmin yönü ağır bastığını, o halde bakiye süre ücreti için 4857 sayılı İş Kanunu'nun 34. maddesinde öngörülen özel faizin uygulanamayacağını, işçinin, sözleşme kapsamındaki işi yapmaması sebebiyle tasarruf ettiği miktar ile diğer bir işten elde ettiği gelirleri veya kazanmaktan kasten feragat ettiği şeylerin kalan süreye ait ücretler toplamından indirilmesi gerektiğini, bu konuda gerekli araştırmaya gidilmeyip, işçinin sözleşmenin feshinden sonraki dönem içinde başka bir işten gelir elde edip etmediği, ya da iş arayıp aramadığı araştırılmadan eksik incelemeyle karar verildiğini beyan etmiş ve inceleme sırasında resen gözetilmesi gereken diğer nedenlerle kararın bozulması gerektiğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacının bakiye süre ücretine tutarında tazminatın ispatı ve hesaplanmasına ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 6098 sayılı Kanun'un 438/1 hükmünde,“İşveren, haklı sebep olmaksızın hizmet sözleşmesini derhâl feshederse işçi, belirsiz süreli sözleşmelerde, fesih bildirim süresine; belirli süreli sözleşmelerde ise, sözleşme süresine uyulmaması durumunda, bu sürelere uyulmuş olsaydı kazanabileceği miktarı, tazminat olarak isteyebilir.” şeklinde kurala yer verilmiştir. Belirli süreli iş sözleşmeleri yönünden bu tazminat, belirli süreli sözleşmenin kalan süresine ait ücretin karşılığıdır. Yani söz konusu tazminat, ücret kaybına yönelik bir tazminattır. İlgili maddenin gerekçesinde de bu tazminatın işçinin uğradığı ‘müspet (olumlu) zararların’ giderilmesi amacı ile getirildiği ifade edilmektedir (E. Tuncay Kaplan Senyen, Belirli Süreli İş Sözleşmesinin Haksız Feshinin Hüküm ve Sonuçları, Sicil İş Hukuku D., S. 36, 2016, 24; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.01.2017 tarihli ve 2014/9-2514 Esas, 2017/13 Karar sayılı kararı). Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise belirli süreli hizmet sözleşmesinde işçinin hizmet sözleşmesinin sona ermesi yüzünden tasarruf ettiği miktar ile başka bir işten elde ettiği veya bilerek elde etmekten kaçındığı gelirin tazminattan indirileceği hususu düzenlenmiştir. Bu kapsamda; işçinin, başka bir işten elde ettiği gelir veya bilerek elde etmekten kaçındığı gelir araştırılmalı, işin yapılmaması ve işyerine gidip gelinmemesi sebebiyle işçi tarafından yapılmayan giderler de belirlenerek (işçinin kendi arabası ile gidip gelmesi, toplu taşıma ile gidip gelmesi gibi) tazminattan indirim yapılmalıdır. Bakiye süre ücretinden kaynaklı tazminat cezai şart niteliğinde olmadığından; 6098 Sayılı Kanun’un 438 inci maddesinin 2. fıkrasına göre yapılacak indirim somut verilere dayalı olmalıdır. Ancak bakiye süre ücreti tutarında tazminat hesabına konu dönem içinde bilinmeyen bir dönem söz konusu ise, henüz gerçekleşmeyen (gelecekteki) dönem bakımından işçinin gelir elde edip etmeyeceği yahut tasarruf edip etmeyeceği gibi hususların fiilen tespiti de mümkün değildir. Bu nedenle bilinmeyen bir dönemin varlığı hâlinde; hesaplanan tazminattan, 438. maddenin 2. fıkrası gereğince indirilmesi gereken miktarlara ilişkin hiçbir somut delil bulunmasa dahi, davacının yaptığı iş, istediği takdirde yeni iş bulma ihtimali, çalışılmayan bakiye sürenin uzunluğu vb. hususlar dikkate alınarak varsayımsal bir indirim yapılması gerekir. Diğer taraftan ilk derece mahkemesinin karar tarihine kadar bakiye süre sona ermekle bilinmeyen bir dönem kalmamış, yani iş sözleşmesinin kalan süresi de bilinebilir hâle gelmişse, varsayımsal indirim yapılması gerekliliği ortadan kalkar. Bu durumda davacının iş sözleşmesinin sona ermesi yüzünden tasarruf ettiği miktar ile başka bir işten elde ettiği veya bilerek elde etmekten kaçındığı gelire ilişkin somut bir delil dosyaya sunulduğu takdirde bu miktarların mahsubu ile yetinilir; hiçbir delil sunulmadığı takdirde varsayımsal bir indirime gidilmez.

Bu ilke ve esaslara göre somut olay değerlendirildiğinde; davacı taraflar arasında 01.07.2017 tarihinde beş yıllık belirli süreli iş sözleşmesi düzenlendiği, bu sözleşmenin 27.12.2017 tarihinde işverence haksız feshedildiği gerekçesiyle bakiye süre ücreti tutarında tazminat talebinde bulunmuştur. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, sözleşmenin kalan süresinin tamamı (54 ay) için hesaplama yapılmış, Mahkemece bu miktar üzerinden %30 indirim yapıldıktan sonra belirlenen tazminat üzerinden hüküm kurulmuştur. Dosya kapsamından iş sözleşmesinin davalı işverence haksız feshedildiği anlaşılmakta olup davacının bakiye süre ücreti tutarında tazminata hak kazandığı sonucuna varılması yerinde ise de, tazminatın belirlenmesinde yukarıda açıklanan ilke ve esasların dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır. Belirli süreli iş sözleşmesinin kalan süresine ait ücret ve diğer haklar tespit edilirken davacıya ödenen ücretin yanı sıra yemek yardımı, bireysel emeklilik sigortası ve hayat sigortası yardımlarının mahrum kalınan kazanç kapsamına dâhil edilmesi yerinde ise de araç temin bedeli adı altında aylık 7.650 TL yol yardımı eklenerek sonuca gidilmesi hatalıdır.

Dosya içeriğinden, davacının yargılama sırasında, 20.07.2020 tarihinde, dava dışı başka bir işveren nezdinde çalışmaya başladığı anlaşılmaktadır. Mahkemece davacının bu işten elde ettiği gelir ve diğer haklar araştırılmaksızın varsayımsal bir indirim yapılarak sonuca gidilmesi isabetsizdir. Bu nedenle 6098 sayılı Kanun'un 438/2 hükmü çerçevesinde davacının bu işten elde ettiği gelir araştırılmalı, söz konusu gelir ile birlikte varsa tasarruf ettiği miktarlar da mahsup edilerek bakiye süre ücreti tutarında tazminatın miktarı belirlenmelidir. 2. Davacıya iş sözleşmesinin sona erdiği tarihe kadar yapılan yardımların (yemek, bireysel emeklilik, hayat sigortası vb) parasal değeri, sözleşmenin kalan süresine ait ücret ve diğer hakların tespitinde dikkate alınmıştır. Buna rağmen, bu yardımların aylık miktarı 54 (ay) ile çarpılmak suretiyle "sosyal yardım" adı altında ayrı bir alacak kalemi olarak mükerrer biçimde davalıdan tahsiline karar verilmesi hatalı olup kararın bu sebeple de bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/7450, K. 2025/8476, T. 04.11.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2025-7450-e-2025-8476-k-18e20fbb7313