Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/6267 E. 2025/7427 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/6267
- Karar No
- 2025/7427
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/75 E., 2025/1034 K. İLK DERECE MAHKEMESİ: ... İş Mahkemesi SAYISI : 2023/219 E., 2024/379 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... Belediye Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 2009 yılından 2023 yılına kadar aralıksız olarak davalılar bünyesinde çalıştığını, emeklilik nedeniyle iş sözleşmesini feshettiğini, Belediyenin muhasebecisinin müvekkilini aradığını, alacaklarını almak için imza atması gerektiğini söylediğini, daha sonrasında kendisi ile birlikte Avukat ...'nin yanına gittiklerini, bütün evrakların hazırlanmış olduğunu, "imzayı at alacağını al" denildiğini, müvekkilinin o dönem paraya ihtiyacının olduğunu, kızının evlenecek olduğunu, banka borçlarının bulunduğunu, depremden dolayı evinin hasar gördüğünü, bu nedenlerle imzaladığını, müvekkilinin son beş yıllık dönemin karşılığını aldığını geri kalan kısım için ise dava açacağını düşündüğünü, arabulucuya işçi başvurmuş gibi gözükse de başvurunun işveren tarafından yapıldığını, müvekkilinin işçilik alacaklarını alabilmek için ihtiyari arabuluculuk sürecine zorla dâhil edildiğini ileri sürerek 23.05.2023 tarihli ve ... no.lu arabulucuk dosyasındaki anlaşma tutanağının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacının paraya acil ihtiyacı olması sebebiyle işyerinden alacağını en kolay ve en hızlı yolla alabilmek adına dava şartı arabuluculuk yerine ihtiyari arabuluculuk yolunu tercih ettiğini, sonrasında davalı müvekkilinden acil şekilde ihtiyacı olan alacağını arabuluculuk görüşmeleri kapsamında karşılıklı anlaşarak tahsil etmesinin ardından hakkını kötüye kullanmak suretiyle işbu davayı açtığını, arabulucunun yapılan görüşmeler neticesinde davacıya haklarını ve anlaşma maddelerini tek tek açıkladığını, davalı İdareye de aynı şekilde açıklamalar yaptıktan sonra tarafların karşılıklı anlaşmaları ve rızaları sonucunda arabuluculuk tutanaklarının düzenlendiğini, davacının en baştan davalı ile anlaşma yoluna gitmeyip dava açma hakkını kullanabilecekken kendi rızası ile başvuru yapıp anlaşmış bulunduğunu, davacıya müvekkili İdare tarafından çalışmış olduğu tüm dönemlere ait alacaklarının ödemesinin yapılacağına dair bilgilendirme yapıldığını, davacı taraf bu durumu kabul ettiğinden anlaşma sağlandığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 09.03.2023 tarihli dilekçesi ile emeklilik talebinde bulunduğu, 22.05.2023 günü davalı işverenin yönlendirmesi ile arabulucuya başvurduğu, arabuluculuk sürecinin arabulucunun bürosunda gerçekleştirildiği, süreçte tarafların hazır bulunduğu ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) 9. maddesi kapsamında özellikle davacının arabulucu tarafından bilgilendirildiği, arabucunun taraflarca seçilmesinin, Kanun'un 15. maddesine uygun olduğu ve 11. madde kapsamında tarafların aydınlatıldığı, davalı İdareyi temsilen komisyon başkanı avukatın bizzat görüşmede yer aldığı, diğer iki komisyon üyesinin imza eksikliğini sonradan tamamlamasının usuli bir işlem olduğu ve sürecin esasını etkilemediği, 6325 sayılı Kanun'daki düzenlemelere uygun bir arabuluculuk sürecinin yürütüldüğü sonucuna ulaşıldığı, davacının müzayaka hâlinden istifade edilerek aşırı yararlanma (gabine) maruz bırakıldığı iddiasına ilişkin olarak tanık ve süreci yürüten arabulucunun beyanına itibar edildiği, davacının bu süreci yürütmek yerine dava açma yolunu tercih edebileceği, ayrıca hizmet cetvelindeki kesintili çalışmaları nedeni ile 2016 yılı öncesine ait taleplerinin İdarenin muhtemel bir zamanaşımı def'inden etkileneceği dikkate alındığında hak kazanılabilecek miktarla ödenen meblağ arasında açık bir oransızlık olmadığı ve arabuluculuk sürecinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 37. madde hükümlerinden etkilenmediği ve davacının iradesinin sakatlanmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davalıya ait işyerinde 15.12.2009 -09.02.2023 tarihleri arasında çalıştığı, emeklilik nedeniyle iş sözleşmesinin sonlandırıldığı, 23.05.2023 tarihli arabuluculuk son tutanağında, tarafların arabuluculuk son tutanağının hukuki ve mali tüm sonuçları yönünden anlaştıkları belirtilerek, başvurucunun (davacının) ücret alacağı, yıllık ücretli izin, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, asgari geçim indirimi alacakları yönünden görüşme sonucunda anlaştıkları belirtilmiş ise de emekli olan davacıya ihbar tazminatı ödeneceğinden söz edilmesinin çelişki oluşturduğu, arabuluculukta anlaşılan tutarlar ile davacının hizmet süresine göre alacak miktarları arasında açıkça bir oransızlık bulunduğu, davacının işten çıkışının verildiği günden aylar sonra arabuluculuk sürecinin başlaması ve anlaşma tutanağının düzenlenmesi hususu da dikkate alındığında arabuluculuk sürecinde davacının iradesinin sakatlandığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulü ile 23.05.2023 tarihli ve ... no.lu ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptaline karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; 1. Arabuluculuk anlaşma tutanağının usulüne uygun bir şekilde düzenlendiğini, tarafların serbest iradeleriyle ve arabulucu huzurunda imza attıklarını, 2. Davacının taraflarca mutabakata varılan tüm alacak kalemlerini açıkça belirterek ödeme yapılması koşuluyla anlaşmaya razı olduğunu, herhangi bir baskı, hile veya yanıltma iddiasında da bulunmadığını, 3. Bölge Adliye Mahkemesinin gabine ilişkin değerlendirmesinin hatalı olduğunu, 4. Arabuluculuk sürecinin davacı işten ayrıldıktan aylar sonra yapılmasına bir engel bulunmadığını ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, taraflar arasında imzalanan ihtiyari arabuluculuk (anlaşma) tutanağının iptali istemine ilişkindir. Somut uyuşmazlıkta davacı dava dilekçesinde, emekli olarak işten ayrıldığını, davalının muhasebecisi tarafından kendisine alacaklarını almak istiyorsa imza atması gerektiğinin söylendiğini, daha sonra kendisini Avukat ...'nin yanına götürdüğünü, orada her şeyin hazırlanmış olduğunu, paraya ihtiyacı olması nedeniyle imza attığını, sadece son 5 yıllık çalışmasının karşılığını aldığını, geri kalan dönem için dava açacağını düşündüğünü, kendisine yeterli bilgilendirmenin yapılmadığını iddia ederek ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptalini talep etmiş, davalı taraf ise arabuluculuk sürecinin usulüne uygun bir şekilde yürütüldüğünü savunarak davanın reddini istemiştir. Taraflar arasında imzalanan ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi 23.05.2023 tarihli olup davacının emekli olarak iş sözleşmesini sona erdirdiği tarih 09.03.2023'dür. Anlaşma belgesine göre davacıya 15.12.2009-03.04.2018 ... Belediyesi ve 04.04.2018-09.03.2023 tarihleri arasında ...'deki çalışması bakımından kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin ücreti, hafta tatili, ücret, asgari geçim indirimi ile fazla çalışma ücreti alacaklarının karşılığı olmak üzere toplam 107.918,27 TL'nin ödenmesi hususunda anlaşılmıştır. Ayrıca arabulucu tarafından dosyaya 23.05.2025 tarihli davacının da imzasının yer aldığı "İhtiyari Arabulucukta Bilgilendirme Tutanağı" başlıklı belge sunulmuştur. Tüm dosya kapsamına ve özellikle davacı tanıklarının beyanı ile davacı asılın duruşmalardaki, "...O günlerde ekonomik koşullarım çok kötüydü nakit paraya çok ihtiyacım vardı belgenin içeriğini okumadan imzaladım. ...", "...Avukatım aynı zamanda yeğenim olur O'nu aradım, imzalama dedi ancak bende nakit paraya ihtiyacım olduğunu, deprem sonrası piyasaya ve kredi kartlarına çok borcum olduğunu söyledim, avukatım ve arabulucunun görüşmesi açık görüşme değildi, ne konuştuklarını bilmem. ..." şeklindeki beyanlarına göre; davacı, iradesinin imza anında sakat olduğu iddiasını yöntemince ispatlayamamıştır. Aksine arabuluculuk sürecinin şeffaf bir şekilde yürütüldüğü, düzenlenen arabuluculuk anlaşma tutanağının şekli anlamda da usul ve kanuna uygun olduğu ve arabuluculuk sürecinin davacının bilgisi dâhilinde gerçekleştirildiği açıkça ortadadır. Diğer taraftan 6098 sayılı Kanun'un "Aşırı yararlanma" kenar başlıklı 28. maddesinin “Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir." şeklindeki 1. fıkrasında, gabinin unsurları ile sonuçları düzenlenmiştir. Sözleşmenin taraflarından birinin, gabin hukuksal nedenine dayanarak sözleşmeyle bağlı olmamayı ya da sözleşmenin varlığını korumakla birlikte edimler arasındaki dengesizliğin giderilmesini istemesi hâlinde; gabinin objektif ve sübjektif unsurlarının somut olayda varlığının irdelenmesi gerekir. Bu bağlamda gabinin kabulü için sözleşmede edim ve karşı edim arasındaki oransızlığın, taraflardan birinin, diğerinin şahsında mevcut özel bir durumu bilerek istismar etmesi, sömürmesi sonucu oluşması gerekir. Anlaşma belgesinde anlaşılan miktarla işçinin belge kapsamındaki alacakların karşılaştırılması sonucunda açık bir oransızlık bulunduğu (objektif unsur) tespit edilse dâhi, gerek işçi bakımından gerekse işveren bakımından sübjektif unsurun varlığı aranmalıdır. İşçi bakımından sübjektif unsur; işçinin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle anlaşmaya varmış olması, işveren bakımından sübjektif unsur ise işverenin işçinin bu durumunu bilerek ondan yararlanma kastıyla hareket etmiş olmasıdır. Bölge Adliye Mahkemesince; gabinin varlığı kabul edilerek sonuca gidilmiş ise de varılan bu sonuç somut olayda gabinin koşulları oluşmadığından yerinde değildir. Zira dosya içeriğine göre davalının davacının özel durumunu bilerek istismar ettiği (sübjektif unsur) ve edimler arasında açık oransızlık olduğu (objektif unsur) ispatlanmış değildir. Şu hâlde davanın reddi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Dosya kapsamına göre davacı işçinin aynı işyerinde 15.12.2009-03.04.2018 tarihleri arasında davalı ... Belediyesinde, 04.04.2018-09.03.2023 tarihleri arasında ...'de çalıştığı, iş sözleşmesinin emeklilik nedeniyle davacı tarafından feshedildiği anlaşılmaktadır. Taraflar arasında imzalanan 23.05.2023 tarihli ihtiyari arabululuculuk anlaşmasına göre davacıya kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, hafta tatili, fazla çalışma, ücret ve asgari geçim indirimi alacaklarına karşılık olmak üzere toplam 107.918,27 TL ödenmiştir. Davacı işçi, alacaklarını almak için arabuluculuk anlaşmasını imzalaması gerektiğinin kendisine söylendiğini, o dönem kızının evlenecek olması, depremden dolayı evinin hasar görmesi ve banka borçları nedeniyle paraya ihtiyacının olduğunu, bu nedenle belgeyi imzalamak zorunda kaldığını ileri sürerek anlaşmanın iptaline karar verilmesi talebinde bulunmuştur. İlk Derece Mahkemesince arabuluculuk faaliyetinin usulüne uygun yürütüldüğü, davacının 2016 yılı öncesine ait alacaklarının İdarenin muhtemel zamanaşımı def'inden etkileneceği dikkate alındığında hak kazanılabilecek miktarla ödenen meblağ arasında açık bir oransızlık bulunmadığı, davacının iradesinin sakatlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince iş sözleşmesinin emeklilik suretiyle davacı tarafından feshedilmesine rağmen anlaşma belgesinde ihbar tazminatı karşılığının da ödendiğine yer verilmesinin çelişkili olduğu, anlaşılan miktar ile davacının hak ettiği alacakları arasında açık bir oransızlık bulunduğu ve davacının iradesinin sakatlandığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dairemizce incelenen karar, davacının gabinin varlığını kanıtlayamadığı gerekçesiyle oy çokluğuyla bozulmuştur. 6098 sayılı Kanun'un “Aşırı Yararlanma” başlığını taşıyan 28. maddesinin 1. fıkrasına göre “Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir”. Anılan hükümle amaçlanan, sözleşme özgürlüğünden ahlaka aykırı biçimde yararlanmak suretiyle zayıf durumdaki karşı tarafın sömürülmesini önlemektir (Necip Kocayusufpaşaoğlu, Genel Bölüm, Sözleşme, İstanbul, 7. Basım, 2017, s.484). Buna göre, sözleşmelerin aşırı yararlanma nedeniyle geçersiz kabul edilmesinin temelinde ahlaka aykırılık yatmaktadır. Aşırı yararlanma; “...Dar ve zor durumda kalmalarından ötürü sözleşme yapmaya sürüklenmiş olan kişileri korumak ve zayıfı güçlüye ezdirmemek için daha çok sosyal amaçlarla kabul edilmiş bir müessesedir. ...” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 24.01.1973 tarihli ve 1971/376 Esas, 1973/24 Karar sayılı kararı). Yargılama sırasında davacı işçi “… O günlerde ekonomik şartlarım çok kötüydü nakit paraya çok ihtiyacım vardı belgenin içeriğini okumadan imzaladım. ...”, “...Avukatım aynı zamanda yeğenim olur O’nu aradım, imzalama dedi ancak bende nakit paraya ihtiyacım olduğunu, deprem sonrası piyasaya ve kredi kartlarına çok borcum olduğunu söyledim. ...” şeklinde açıklamada bulunmuştur. İlk Derece Mahkemesince bilgisine başvurulan ve davalı Belediyede personel şefi olarak çalışan davalı tanığı ...'nin de davacı için “...Emeklilik sürecinde zor durumda olduğunu, bir an önce parasının ödenmesini istiyordu. ...” şeklinde ifadede bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalı tanığı ...'nın “...Davacı bağlı olduğu şirketten emeklilik talebinde bulundu, Avukat hanım (davalı vekili) arabuluculuğa müracaat etmesini söylemiş, daha sonra biz avukat hanımla arabuluculuk sürecine katıldık. Arabulucunun ofisinde buluşuldu, muhasebeci ... miktarları çıkarmıştı, davacının herhangi bir itirazı olmadı, taraflar anlaştıklarını beyan ettiler, imzalar atıldı bizde tazminatı ödedik. ...” şeklindeki açıklaması, ortada bir uyuşmazlık bulunmadığı hâlde davacının arabuluculuğa yönlendirildiğini ve kıdem tazminatı ödenmesinin anlaşma tutanağını imzalaması şartına bağlandığını göstermektedir. Anlaşma tutanağında ise kıdem tazminatının sadece bir kısmına tekabül eden tutar, tüm işçilik alacaklarını kapsar şekilde ifade edilmiştir. Davacının toplam çalışma süresi ve son giydirilmiş ücretine göre sadece kıdem tazminatı yaklaşık 190.000,00 TL tutmaktadır. Diğer işçilik alacakları da dikkate alındığında davacının alacakları ile ödenen tutar arasında aşırı bir oransızlık söz konusudur. Davacı işçinin, büyük bir depremin yaşandığı bölgede evinin hasar görmesi, kızının evlenecek olması ve bankaya olan borçları nedeniyle zor durumda olduğu açıktır. Davacının yeğeni olan avukattan hukuki yardım alması, zor durumda olduğu gerçeğini değiştirmez. Belirtmek gerekir ki zor durumda olmadan, tek geçim kaynağı ücret olan bir işçinin alacaklarının yüzde ellisinden feragat etmesi hayatın olağan akışına aykırıdır. İşverenin bu hukuki ve sosyal gerçekliği bilmediği düşünülemez. Dolayısıyla, edimler arasında yüzde elli veya daha fazla bir oransızlık bulunduğunda, işverenin işçinin zayıflığından yararlanmak kastıyla hareket ettiğinin işçi tarafından ayrıca ispat edilmesine gerek bulunmamaktadır. Zira karşılıklı edimler arasında oransızlık çok büyük olduğu zaman, bu oransızlıktan yararlanan tarafın sömürü bilincine sahip olarak hareket ettiği hususunda bir fiilî karinenin varlığı kabul edilmelidir (Kocayusufpaşaoğlu, s.493). Yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olgulara göre arabuluculuk anlaşma belgesinin aşırı yararlanma nedeniyle geçersizliğine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesinin kararının onanması gerekir. Bu nedenle Sayın Çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılamıyorum.