Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/6035 E. 2025/9076 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/6035
Karar No
2025/9076
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 52. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/3728 E., 2025/613 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 11. İş Mahkemesi SAYISI : 2018/332 E., 2021/535 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirketin yurt dışı projelerinde 2007-2016 yılları arasında inşaat mühendisi olarak çalıştığını, son ücretinin net 5.000,00 USD olduğunu, fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin ödenmediğini ileri sürerek fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafın .... unvanlı Şirketin işçisi olduğunu, zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davacının iddiasının gerçek dışı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; her ne kadar davalı Şirket davacının kendi bünyelerinde değil yurt dışında mukim .... Şirketi çalışanı olduğunu savunmuşsa da davacı tanıklarının davacının davalı Şirkette çalıştığını beyan ettikleri, davacı tarafından dosyaya sunulan bordroların başlığında açıkça davalı Şirketin ve dava dışı yabancı Şirketin ticaret ünvanlarının birlikte bulunduğu, bordroya itirazların davalı Şirketin insan kaynakları birimine bildirileceğinin yazılı olduğu, davalı tarafça sunulan sözleşmede yabancı Şirket merkezinin Türkiye'de gösterildiği, ayrıca davacının bir dönem davalı Şirkette de sigorta kaydının bulunduğu hususları bir arada değerlendirildiğinde; davalı Şirket ile davacının iş sözleşmesi imzaladığı ... isimli Şirket arasında organik ve fiilî bağlantı bulunduğu ve davacının birlikte istihdam edildiği kanaatine varıldığı, davalının husumet itirazına itibar edilemediği, yine aynı gerekçelerle davacının işvereninin davalı Şirket olduğu kanaatine varıldığından özlük dosyasının davalıdan istendiği ve sunulan belgelerin incelendiği, bu konuda istinabe de yazıldığı ve 2019 yılından beri beklenmekte ise de işveren olarak davalıda bulunması gereken özlük dosyasının verilen ihtaratlı sürelere rağmen sunulmadığı ve istinabenin daha fazla beklenmesinin yargılamayı sürüncemede bırakmaya neden olacağı gözetilerek usul ekonomisi, makul sürede yargılanma hakkı gereğince beklenmesinden vazgeçildiği, davacının ücretinin net 5.000,00 USD ve brüt 6.993,79 USD olduğunun tespit edildiği, tanık beyanlarına göre davacının fazla çalışma yaptığını, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını ispat ettiği, bilirkişi raporunda davaya karşı zamanaşımı def'inin değerlendirildiği, davanın kısmi dava olarak açılması nedeniyle davalı vekilinin ıslaha karşı itiraz dilekçesinin incelendiği, ıslaha karşı itiraz dilekçesinde ıslaha karşı değil açıkça davaya (dava tarihi açıkça belirtilerek) karşı zamanaşımı def'ini tekrar ettiği ve bu hâliyle dilekçenin hiçbir yerinde ıslaha karşı zamanaşımı def'inde bulunmadığı görüldüğünden bu yönde hesaplama yapılmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının husumet itirazının yerinde olmadığı, davacının yaptığı iş, işin niteliği, bordrolar ve banka kayıtlarına göre ücretinin ve Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtları, yurt dışına giriş çıkış kayıtları, dinlenen tanık beyanlarına göre tespit edilen fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağının dosya kapsamına uygun olduğu, hükümde tahsiline karar verilen yabancı para alacağının, karar tarihi itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden Türk lirasına çevrilerek hesaplanacak vekâlet ücretine karar verilmesi gerekirken, davacı lehine eksik vekâlet ücreti takdir edilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Adil yagılanma ve dinlenme hakkına aykırı şekilde, hiçbir delilleri toplanmadan, tanıkları dinlenilmeden hüküm verildiğini, 2. Davacının, .... unvanlı Şirketin işçisi olduğunu, 3. Taraflar arasındaki sözleşme ile bordrolar incelenmeden davacının alacak iddiasının değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, 4. Hükme dayanak sayılan raporda yapılan hesaplamaların tamamında, davacı tanıklarının beyan ettiği ücret temel alındığını, tüm hesaplamalar bu ücret üzerinden yapıldığını, dosyada herhangi bir delleri toplanmamış olduğundan davacının hak ettiği işçilik alacaklarının yanında davacıya yapılan ödemelerin belirlenmesinin de imkânsız olduğunu, 5. Davacının çalıştığı Katar ülkesindeki çalışma saatleri ve koşulları, mevzuat hükümleri gözetilmeksizin karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, 6. Ödemelerin tamamı Katar’da banka hesabına yatırılmakta olup Katar mevzuatı dolayısıyla Katar'dan banka hesap dekontu taraflarınca temin edilemediğini ve işbu dekontların İlk Derece Mahkemesi tarafından temin edilip incelenmesinin söz konusu dava konusu uyuşmazlığın neticesi açısından oldukça önem arz ettiğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, husumet ile dava konusu alacakların ispat ve hesaplanmasına ilişkindir. 1.2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 90/son hükmü şöyledir: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (5718 sayılı Kanun) "Kapsam" başlıklı 1. maddesi şu şekildedir: "(1) Yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlem ve ilişkilerde uygulanacak hukuk, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, yabancı kararların tanınması ve tenfizi bu Kanunla düzenlenmiştir. (2) Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümleri saklıdır." 01.04.1986 tarihinde Doha'da imzalanan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca Temsil Edilen Türkiye Cumhuriyeti İle Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığınca Temsil Edilen Katar Devleti Arasında İşgücü İstihdamının Tanzimine Dair Anlaşma'nın (Anlaşma) 8. maddesi ise şöyledir: " Katar’daki Türk işçilerinin çalışma şartları örneği ekte bulunan ve yalnızca iki Hükümetin karşılıklı rızasıyla değiştirilebilecek olan, işçi ve işveren arasında imzalanacak ferdi iş sözleşmeleri ile belirlenir. Bu sözleşmede, haklar ve yükümlülükler de dahil olmak üzere, temel çalışma şartları da bu Anlaşma hükümlerine ve Katar İş Kanunu hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde açıkça belirtilir." Anayasa'nın 90/son hükmünde usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı ifade edilmiştir. 5718 sayılı Kanun'un 1/2 hükmünde ise yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlem ve ilişkilerde uygulanacak hukuk bakımından Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümlerinin saklı tutulduğu belirtilmiştir. Buna göre yabancılık unsuru taşıyan bir iş sözleşmesine ilişkin uyuşmazlığın çözümü konusunda, 5718 sayılı Kanun karşısında uluslararası sözleşmenin uygulanma önceliği bulunmaktadır. Dolayısıyla belli bir ülke hukukunun uygulanmasını öngören uluslararası anlaşmanın varlığı durumunda 5718 sayılı Kanun'un 24. maddesi çerçevesinde hukuk seçimine değer verilmesi mümkün olmadığı gibi aynı Kanun'un 27. maddesi uyarınca iş sözleşmesine uygulanacak hukuka yönelik bir değerlendirme yapılması da mümkün değildir. Buna göre davalının esasa cevap dilekçesinde yabancı hukuk itirazı ileri sürüp sürmemesinin de sonuca etkisi bulunmamaktadır. Yukarıda yapılan açıklamalara göre somut uyuşmazlıkta, Ülkemiz ile Katar Devleti arasında yapılan Anlaşma hükümlerinin gözetilmesi gerekir. Sözü edilen Anlaşma'nın 8. maddesi hükmü uyarınca işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlığın çalışılan ülke hukukuna göre çözümleneceğinin kararlaştırıldığı görülmekle uyuşmazlığa, çalışılan ülke olan Katar hukuku uygulanmalıdır. Hâl böyle olunca, gerekirse uzman bir bilirkişiden denetime elverişli rapor alınmak suretiyle dosya kapsamındaki delil durumu birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekmektedir. Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

2. Anayasa'nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak hukuki dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Hukuki dinlenilme hakkı" başlıklı 27. maddesi ile iddia ve savunma hakkı usul hukukumuza yansıtılmıştır. Anılan maddenin 1. fıkrasında davanın taraflarının kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtildikten sonra maddenin 2. fıkrasında bu hakkın açıklama ve ispat hakkını da içerdiği vurgulanmıştır. Hukuki dinlenilme hakkı açıklamada bulunma hakkını ve dolayısıyla delil bildirme, bildirilen delillerin toplanmasını ve değerlendirilmesini de kapsar. Davanın taraflarının, usul hukuku hükümlerine aykırı olarak ispat hakkını kullanmalarının kısıtlanması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur. Hukuki dinlenilme hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gereğince her iki tarafın eşit şekilde bilgi ve belge sunma, beyanda bulunma, açıklama yapma imkânının bulunması, tarafların yargılama süresince mahkeme nezdinde sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından eşitliğin gözetilmesi, taraflar arasındaki mücadelenin eşit silahlarla yürütülmesi ve iki tarafın delillerinin değerlendirilerek tartışılması adaletin görünür kılınmasını da sağlayacaktır. Somut olayda, davalı taraf süresinde sunduğu cevap dilekçesinde delil olarak, "1. Taraflar arasında akdedilmiş Yurtdışı İş Sözleşmesi ( Davacının asıl işvereni olan .... unvanlı firmadan istenmesi talebimiz mevcuttur. 2. Davacıya ait bordrolar ( Davacının asıl işvereni olan .... unvanlı firmadan istenmesi talebimiz mevcuttur. 3. Davacıya ait Özlük Dosyası ve sair belgeler ( Davacının asıl işvereni olan ... unvanlı firmadan istenmesi talebimiz mevcuttur. 4. Tanıklar (isim ve adresleri bildirilecek), 5.Bilirkişi incelemesi, 6. Her türlü yasal delil" göstermiştir. İlk Derece Mahkemesince davalı vekilinin de hazır bulunduğu 23.10.2018 tarihli ön inceleme duruşmasında ara karar ile, tanık gösteren taraflara tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinletmesini istediği tanıkların adı soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini sunması için iki haftalık kesin süre verilmesine ve davalı vekiline, davacının özlük dosyasının istenmesini talep ettiği .... ünvanlı firmanın adresini bildirmesi için 2 haftalık kesin süre verilmesine, bu süre içinde bildirmediği takdirde bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağının ihtarına, bildirdiğinde yurt dışı adres olması hâlinde ilgili istinabe işlemlerinin yapılması, masrafları için davalı vekiline muhtıra çıkartılmasına karar verilmiştir. Davalı vekili süresinde sunduğu 06.11.2018 tarihli dilekçesinde .... Şirketinin adresini ve tanıklarının Türkiye'deki adresini bildirmiştir. İlk Derece Mahkemesince davalı tanığı V.Ö'nün adresine tebligat çıkartılmış, tebligatın iade gelmesi üzerine, davalı tarafa tanık V.Ö'nün tebligata yarar adresini bildirmesi için bir haftalık kesin süre verilmiş, davalı tarafça kesin süre içerisinde tanığın Katar'daki adresi bildirilmiş, Mahkemece 22.02.2019 tarihinde istinabe yoluyla tanığın dinlenilmesi için Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü aracılığı ile Katar Başkonsolosluğu'na gönderilmek üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmıştır. Diğer taraftan İlk Derece Mahkemesince 04.11.2019 tarihinde ... Bankası/Katar'da yer alan Bankadan davacıya ait hesap dökümlerinin gönderilmesi için istinabe talepnamesi Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü aracılığı ile Katar Başkonsolosluğuna gönderilmek üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş, Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü'nün 17.01.2020 tarihli yazısında istinabe talep evrakındaki eksiklikler belirtilerek, adli yardım evrakının tekrar gözden geçirilerek gönderilmesi hâlinde dış temsilciliğimize sunulacağı bildirilmiş, Mahkemece bu yazıya cevap verilmemiştir. İlk Derece Mahkemesince 09.02.2021 tarihli duruşmada, "istinabe evraklarının dönüşünün beklenmesine ancak ispat yükü ve hedef süre gözetilerek bu aşamada davacı vekilince ilgili evraklar sunulduğunda dosyanın bilirkişiye tevdi edilmesine" şeklinde ara karar oluşturulmuş, davacı vekilince ellerinde bulunan banka hesap dökümleri sunulduktan sonra dosya bilirkişiye tevdi edilmiş ve bilirkişi raporu alınmıştır. Daha sonra İlk Derece Mahkemesince 01.05.2021 tarihli duruşmada, "Davalı vekiline davacıya ait tüm özlük dosyası ile banka kayıtlarını sunması için 1 aylık kesin süre verilmesine, aksi halde mevcut delil durumuna davaya devam edilebileceğinin İHTARINA" karar verilmiş, davalı tarafça 04.06.2021 tarihinde iş sözleşmesi dosyaya sunulmuştur. İlk Derece Mahkemesince, istinabelerin 2019 yılında yazılmasına rağmen hâlen yanıt olmadığı, ara kararla davalı vekiline bir kez daha süre verildiği, mevcut delil durumu, ispat yükü ve makul sürede yargılanma hakkı da gözetilerek istinabe dönüşlerinin beklenmesine bu aşamada yer olmadığına karar verilerek dosyanın esası hakkında hüküm kurulmuştur. Yukarıda yapılan açıklamalara göre Mahkemece, davalı tanığı dinlenilmeden ve davalının delilleri toplanmadan karar verilmesi adil yargılanma ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkının ihlali olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebeplerine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/6035, K. 2025/9076, T. 24.11.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2025-6035-e-2025-9076-k-c3a64a13e184