Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2011/52692 E. 2013/22704 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2011/52692
Karar No
2013/22704
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA :Taraflar arasındaki, icra takibine yapılan itirazın iptali, takibin devamı ile % 40 icra inkar tazmintının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hüküm süresi içinde temyizen incelenmesi taraflar avukatlarınca istenilmesi ve davalı avukatınca duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 17.09.2013 Salı günü tayin edilerek taraflara ... kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına Avukat ... ile karşı taraf adına Avukat... geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı, 05/05/2003-01/06/2010 tarihleri arasında davalı şirkete ait ... işyerinde çalıştığını, son ücretinin aylık net 1.350,00TL.olduğunu, iş akdinin kıdem-ihbar tazminatı ödenmeksizin haksız olarak feshedildiğini, yıllık ücretli izin kullanmadığını, 02/06/2010 tarih, 13979 sayılı ihtarnameyle ödenmeyen işçilik alacaklarını talep etmesine rağmen herhangi bir ödeme yapılmadığını, bunun üzerine ... 25. İcra Müdürlüğünün 2010/14133 sayılı dosyasında ilamsız icra takibi yapıldığını, davalı şirketin kötüniyetli olarak takibe itiraz ettiğini ve takibin durduğunu ileri sürerek, davalının itirazının iptali ile icra inkar tazminatı talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı, davacının davalı şirkette iş sözleşmesine dayalı fiili bir çalışmasının bulunmadığını, iş sözleşmesiyle çalışma iddiasını bir hizmet tespiti davası ile ispat etmesi gerektiğini, bu nedenle haksız feshin söz konusu olduğunu, dolayısıyla kıdem-ihbar tazminatı ve yıllık ücretli izin alacağının da bulunmadığını, faiz talebinin yasal dayanaktan yoksun olduğunu, icra inkar tazminatı talebinin de dayanağının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının iş sözleşmesini fesihte haksız olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı taraflar temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının davalı işyerinde çalışıp çalışmadığı noktasında toplanmaktadır. Davacı, davalı işveren bünyesinde 5.5.2003-1.6.2010 tarihleri arasında muhasebeci olarak çalıştığını iddia etmiştir. Davalı işveren ise davacının bünyesinde çalışmadığını savunmaktadır. Davacı 1987 yılında ...’dan yaşlılık aylığı almaya başlamış olup bu tarihten sonra kuruma bildirilmiş bir çalışması bulunmamaktadır. Davacı çalışma olgusunun ispatı için iki tanık dinletmiştir. Tanıklardan birisi davacı ile birlikte 2006/Nisan-2008/Kasım, diğeri ise 2004-2009 yılları arasında çalıştığını belirtmiştir. Mahkeme davacının çalıştığını iddia ettiği süreler içerisinde çalıştığını kabul edilmiştir. Davacının dinlettiği tanıkların davalı işyerinde çalışıp çalışmadıklarına ilişkin dosya içerisinden bilgi ve belge bulunmadığından, davalı şirketin merkezinin ... da bulunması da nazara alınarak davalı işverenin 2003-2010 yıllarına ilişkin dönem bordroları ile tanıkların ... hizmet cetvelleri getirtilerek usulünce tespit edilmeli, bunun sonucuna göre davacının kıdeme esas süresi tespit edilerek işçilik alacakları hususunda yeniden bir karar verilmelidir. 3- Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir. İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir. 4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.9.2008 gün 2007/27217 E, 2008/24515 K.). Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Somut olayda davacı en son aylık 1.350 TL net ücret aldığını iddia etmiştir. Davacı tanığı ... davacının 2008 yılında 1.200-1.300 TL ücret aldığını, diğer tanık İbrahim ise 1.250 TL ücret aldığını belirtmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının aylık net 1.350 TL ücret aldığı kabul edilerek hesaplama yapılmıştır. Davacının yukarıda belirtildiği üzerine davalı işyerinde çalışıp çalışmadığı, çalışmış ise kıdem süresi tespit edildikten sonra muhasebeci olarak çalışması nazara alınarak meslek kuruluşlarından alabileceği ücret hususunda araştırma yapılarak ücreti tespit edilmelidir. Bu tespit edilen ücrete göre davacının işçilik alacakları hesaplanarak hüküm altına alınmalıdır. 4-Davacı icra takibine geçmeden önce 22.6.2010 tarihinde davalı işvereni temerrüde düşürmüştür. Bu durumda temerrüt tarihinden takip tarihine kadar olan dönem için davacının talep ettiği ihbar ve izin alacaklarının işlemiş faiz alacakları hesaplanarak hüküm altına alınmalıdır. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, Davalı yararına takdir edilen 990.00 TL.duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 17.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2011/52692, K. 2013/22704, T. 17.09.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2011-52692-e-2013-22704-k-8d58d37b1473