Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2011/3058 E. 2012/10621 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2011/3058
Karar No
2012/10621
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA :Davacı, kıdem ve ihbar tazminatı ile izin ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı, 01.06.1998 - 22.03.2008 tarihleri arası davalı yanında çalıştığını, 2000 yılında emekli olmasına rağmen tazminatlarını almadan çalışmaya devam ettiğini, 15.11.2006-22.03.2008 arası ...’deki şantiyede görev yaptığını, Türkiye’ye dönünce ücretlerinin ödenmemeye başlandığını, ücretlerini talep edince ödeme yapamayacaklarını kendini de bu durumda çalıştıramayacaklarını söyleyerek iş sözleşmesini feshettiklerini, ayda net 3000-TL ücret aldığını ileri sürerek, kıdem, ihbar tazminatları ile yıllık izin ücreti alacağının davalıdan tahsilini istemiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı, Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27.11.2008 gün ve 2008/261 E sayılı dosyası ile iflaslarına karar verildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, davalının 30.04.2008 tarihinde iflasın ertelenmesi talebinde bulunduğu ve tanık beyanlarına göre iş sözleşmesinin davalı tarafından feshedildiğinin anlaşılması nedeniyle davalının iş sözleşmesini fesihte haksız olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davalı temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1-Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalının çalışma süresinin ve ücretinin ne kadar olduğu noktalarında toplanmaktadır. Somut olayda, davacı davalı yanında 01.06.1998 -22.03.2008 tarihleri arası çalıştığını, bunun 15.11.2006 dan sonrasının...deki şantiyede geçtiğini ileri sürmüştür. Davalı ise bilirkişi raporuna itirazlarında 01.06.1998 de başlayıp değişik işyerlerinde çalıştıktan sonra emekli olmak üzere ayrıldığını, daha sonra 17.10.2003 - 31.12.2004 tarihleri arası çalıştığını, en son 01.01.2005-02.05.2007 arası çalıştığını, uzun süre işe gelmemesi üzerine iyiniyetle işlem yapılmadığını sonra başka bir şirket çalışanı olarak...ye gittiğinin anlaşılması üzerine çıkışının yapıldığını, davalının...de işi bulunmadığını, işten ayrıldığında ücretinin 600 brüt olduğunu savunmuştur. Taraflar arasındaki ihtilaf davacının...de davalı adına çalışıp çalışmadığı noktasında toplanmaktadır. Bu nedenle mahkemece davacının Emniyet Müdürlüğü tarafından tutulan yurtdışına gidiş geliş kayıtlarının araştırılması, Mayıs 2007 tarihinden sonrasına ilişkin...de bulunup bulunmadığına dair gerekirse Büyükelçilik veya Konsolosluk kayıtlarının sorulması, davacının bu dönem çalışmasına dair belgesi varsa sunmasının istenip çalışma süresinin kesin olarak belirlenmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi isabetsizdir. 2- 4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir. İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemesi, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit edilmelidir. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir. 4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.9.2008 gün 2007/27217 E, 2008/24515 K.). Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmemesi ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemesi, işçinin ücret, sigorta primi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenip, düzenlenmediğinin de araştırılması gerekir. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Somut olayda davacı ücretinin 3000 TL. net olduğunu ileri sürmüş, davalı 600 TL brüt olduğunu savunmuştur. Yukarıdaki ilkeler doğrultusunda davacının çalışma süresi kesin olarak belirlendikten sonra alabileceği ücret araştırılarak elde edilecek sonuç tüm dosya kapsamı ile birlikte bir değerlendirmeye tabi tutularak karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 29.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2011/3058, K. 2012/10621, T. 29.03.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2011-3058-e-2012-10621-k-d9d17fb66e64