Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/290 E. 2025/3550 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/290
Karar No
2025/3550
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/163 E., 2023/181 K. KARAR : Kısmen kabulüne Taraflar arasındaki kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, davacı vekili, davalı ... İdaresi vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R ...köyü çalışma alanında, 5403 sayılı Kanun ile değişik 3402 Sayılı Kanun'un 4. maddesi gereğince yapılan orman kadastrosu çalışmaları sonucunda, 101 ada 1 parsel sayılı 2.969.508,87 m² yüzölçümündeki taşınmaz ve ...köyünde kain 102 ada 1 parsel sayılı 9.090.085,85 m² yüzölçümündeki taşınmaz, orman vasfıyla Hazine adına tespit edilmiş ve bu kadastro tespiti 04.06.2008 ile 03.07.2008 tarihleri arasında ilanı edilerek itirazsız kesinleşmiştir. Davacı ... vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, 1975 yılından bu yana eşiyle birlikte aralıksız olarak kullandığı, ...köyü .......... mevki Doğusu Eski su alanı, batısı ... Tarlası, Kuzeyi mezarlık, Güneyi... evi ve ...köyü .......... Mevki Doğusu Botan Çayı, batısı Çeşme ve Tepe, kuzeyi kuru dere, Güneyi Çeşme ve Tepeyle çevrili taşınmazların 101 ada 1 nolu parsel içerisinde orman alanı olarak gösterilerek Hazine adına tescil edildiğini, taşınmazın orman alanına girmediğini, sulu tarla olduğunu, söz konusu taşınmazın 40 yıla yakın süredir davacının kullanımında bulunduğunu, haksız olarak Hazine adına tescil edildiğini iddia ederek, 101 ada 1 nolu parsel taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı Hazine 22.12.2014 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; 3402 sayılı kadastro kanunun 12. maddesinde belirtilen hak düşürücü süre içinde açılmamış olduğunu, 3402 sayılı kadastro kanunun anılan maddesine göre kadastro tutanakları kesinleştikten sonra bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlama ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamadığını, davanın açılamayacağını, anılan maddenin emredici hüküm niteliğinde olup bu madde ile kadastro tutanaklarına karşı kadastro önceki hukuki sebeplere dayanılarak tapu iptal ve tescil davasının açılması için 10 yıllık hak düşürücü süre içinde davanın açılması gerektiği açıkça belirtilmiş olduğunu, Açılan davada Türk Medeni Kanunu'nun 713. maddesinde belirtilen olağanüstü kazandırıcı zaman aşımı koşullarının gerçekleşmediği kanaatinde olduğunu, dava konusu edilen yerler devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu söz konusu yerlerin Türk Medeni Kanunu'nun 713 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunun 14 ve 17. maddeleri uyarınca olağanüstü kazandırıcı zaman aşımı ile kazanılabilmesi için özel mülkiyete konu edilebilecek bir taşınmaz olması, taşınmazın tescil dışı olması davacı tarafın 20 yıldan fazla bir süre ile çekişmesiz ve fasılasız bir şekilde dava konusu edilen taşınmazlar üzerinde zilyet olması koşularının birlikte gerçekleşmesi gerektiğini belirterek, açılan haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesini beyan etmiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen, davanın kısmen kabulüne dair önceki kararın, davalı Hazine vekili ile davalı ... İdaresi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 17.02.2020 tarihli ve 2019/4522 Esas, 2020/787 Karar sayılı ilamıyla; "... yapılan inceleme ve araştırmanın hüküm kurmaya yeterli olmadığı, bilirkişi raporunda incelendiği bildirilen 1987 tarihli hava fotoğraflarında temyize konu 102 ada 1 sayılı parselin fen bilirkişisinin 26.05.2015 tarihli ek raporunda belirtilen 5.303,44 m² kısmı ile 101 ada 1 parsel sayılı taşınmazın fen bilirkişisinin 06.05.2015 tarihli ve 26.05.2015 tarihli raporlarında belirtilen (D), (F) ve (H) harfleriyle gösterilen bölümlerinin orman niteliğinde olup olmadığı, kullanılan yerlerden olup olmadığı, kullanılan yerlerden ise zilyetliğin türünün yöntemine uygun şekilde belirlenmediği, hava fotoğrafları üzerindeki gösterimin yetersiz olduğu, temyize konu taşınmazların öncesinin hukuki niteliği ile zilyetlikle mal edinme şartlarının oluşup oluşmadığı hususlarında tereddüt oluştuğu, en eski tarihli hava fotoğraflarıyla bu fotoğraflardan üretilen memleket haritaları ve kadastro tarihinden 20 yıl öncesine ait hava fotoğraflarıyla bu fotoğraflardan üretilen memleket haritaları ve varsa bu tarihlere ilişkin ortofoto haritaları bulundukları yerlerden getirtildikten sonra daha önceki keşiflerde görev almamış bir orman mühendisi bilirkişi, bir ziraat mühendisi bilirkişi ve bir jeodezi ve fotogrametri elemanı veya harita mühendisi ile yeniden keşif yapılması gerektiği, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulmasının usul ve kanuna aykırı olduğu ..." gerekçesiyle davalılar Hazine ve Orman İdaresinin temyiz itirazlarının kabulü ile bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; "... (D-B) ve (F-B) harfleri ile gösterilen kısımların dinlenen mahalli bilirkişi beyanlarından anlaşılacağı üzere dava konusu taşınmazın davacının zilyetliğinde olduğu, davacının eşi ve onun atalarının taşınmazı kullandığı süreler de göz önünde bulundurulduğunda eklemeli zilyetlik yoluyla dava konusu taşınmazın 20 yılı aşkın süre boyunca davacı tarafından malik sıfatıyla kullanılageldiği, 19.06.2023 havale tarihli ek jeodezi bilirkişi raporunda, 1984 ve 1987 yıllarında taşınmazlarda tarımsal kullanım olduğu, dolayısıyla imar-ihyanın bu yıllarda vücut bulduğu, 18.01.2023 tarihli orman bilirkişisi raporunda da dava konusu taşınmazların "Orman Sayılmayan" yerlerden olduğunun tespit edildiği, Türk Medeni Kanunu'nun 713. maddesindeki belirtilen zilyetlikle iktisap şartlarının gerçekleşmiş olduğu, (D-A), (H-A), (H-C) ve (F-A) harfleri ile gösterilen kısımların hükme esas alınan orman mühendisi bilirkişisi raporunda orman sayılan yerlerden olduğunun belirtildiği, orman sayılan yerlerden zilyetlikle kazanma imkanının bulunmadığı ve bu yerlerin özel mülkiyete konu olamayacakları, (A) ve (H-B) harfi ile gösterilen kısımların gerek mahalli bilirkişilerin beyanları gerekse de bilirkişi raporlarındaki bilimsel tespitler ışığında (D-B) ve (F-B) harfleri gösterilen taşınmazlarda olduğu gibi Türk Medeni Kanunu'nun 713. maddesinde belirtilen zilyetlikle iktisap şartlarının gerçekleşmiş olduğu anlaşılmış ise de, A harfi ile gösterilen yerin tamamının baraj gölü sahasında kaldığı, (H-B) harfi ile gösterilen kısmın da Siirt-Pervari yol güzergahında kaldığının mahallinde yapılan keşifle gözlendiği, bu bölümler üzerinde zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının oluştuğunun kabulü ile bahsi geçen kısımlar yönünden tapu iptali ve tescil yerine mülkiyetin tespitine yönelik karar verilmesi gerektiği ..." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile ...köyü 101 ada 1 parsel sayılı taşınmaz içerisinde kalan 07.06.2023 havale tarihli ek fen bilirkişisi raporunun kroki ekli raporunda (D-B) harfi ile gösterilen 3.435,80 m² ve (F-B) harfi ile gösterilen 812,32 m² kısımlarının davalı Hazine adına olan tapu kaydının iptali ile taşınmazların aynı ada üzerinden son parsel numarası verilmek suretiyle davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, ...köyü 102 ada 1 parsel sayılı taşınmaz içerisinde kalan ve dosyada mevcut 26.05.2015 tarihli ek fen bilirkişi raporunun kroki eki raporunda (A) harfi ile gösterilen 5.303,44 m² kısmının mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tespitine, ...köyü 101 ada 1 parsel sayılı taşınmaz içerisinde kalan 07.06.2023 havale tarihli ek fen bilirkişisi raporunun kroki ekli raporunda (H-B) harfi ile gösterilen 3.123,37 m² kısmının mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tespitine, fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ile davalı ... İdaresi vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; orman yüksek mühendisi tarafından düzenlenen 18.01.2023 tarihli bilirkişi raporu ile 19.01.2023 tarihli fotogrametri ve uzaktan algılama bilirkişisi tarafından düzenlenen rapor arasında çelişki bulunduğunu, 04.05.2015 tarihli ilk alınan raporun daha bilimsel ve hakkaniyetli olduğunu, son orman bilirkişi raporuna itibar edilmeyerek ilk orman raporu doğrultusunda karar verilmesi gerekirken yerel Mahkemece son alınan bilirkişi raporunun yeterli görüldüğünü, taşınmazların yaklaşık 40 yıldan bu yana müvekkili tarafından kullanıldığını ve kendisine imam nikahlı eşi tarafından verildiğini, müvekkilinin imam nikahı ile evlenmeden önce kocasının kullandığını, ona da atalarından kaldığını, müvekkilinin 1975 yılında imam nikahı ile evlendiği tarihten bu yana söz konusu yerleri tarımsal faaliyetler amacıyla kullandığını ileri sürerek, hükmün bozulmasını talep etmiştir. Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114(1)-d, Türk Medeni Kanunu'nun 640, 701ve 702.maddeleri gereğince Mahkemenin davayı reddetmesi gerekirken kısmen kabul kararı vermesinin kabul edilemeyeceğini, açılan davada kazandırıcı zamanaşımı koşullarının gerçekleşmediğini, zilyet olunması koşulunun sağlanmadığını ve somut delillerle ispatlanmadığını, davacıların tescilini talep ettikleri yerlerin devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve Hazineye ait yerlerden olduğunu, zilyetlik unsurları ve ekonomik zilyetlik ile imar ihya şartlarının oluşmadığını, denetime elverişsiz bilirkişi raporları ile objektif beyanlarda bulunmayan mahalli bilirkişilerin beyanlarına dayanarak karar verildiğini ileri sürerek, usul ve kanuna aykırı kararın bozulmasını ve dava konusu taşınmazların Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı ... İdaresi vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın süresinde açılmadığını, hak düşürücü süre dikkate alınarak davanın reddedilmesi gerektiğini, dava konusu yerin eski tarihli memleket haritasında ve amenajman planında orman alanı olarak gözüktüğünü, taşınmazın orman vasfında olduğunu, Orman içi açıklık yönünde bir inceleme ve değerlendirme yapılmamasının eksiklik olduğunu, eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulduğunu, eski tarihli memleket haritası getirtildikten sonra ek rapor alınması yönündeki taleplerinin gerekçesiz olarak reddedildiğini, dava konusu edilen taşınmazın dört tarafının orman parseli olması ve yüz ölçümünün 30 dönümün altında olması nedeniyle orman içi açıklık kapsamında kalacağını, davalılar lehine oluşan usulü müktesep hakkın Mahkeme tarafından dikkate alınmadığını, davanın kısmen kabulüne kısmen de reddine karar verilmiş olmasına rağmen idareleri lehine reddedilen kısımlar üzerinden vekalet ücretine hükmedilmemesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu ileri sürerek, hükmün bozulmasını talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince, yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne ve reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermek için yeterli olmadığı gibi, bozma ilamına uyulduğu halde, bozma ilamının gerekleri de tam olarak yerine getirilmemiştir. Bozma ilamına uyulmakla taraflar yararına usuli kazanılmış hak oluşacağından, bozma ilamında belirtilen hususların tam ve eksiksiz olarak yerine getirilmesi gerekir. Şöyle ki; Harita Genel Müdürlüğü web sitesinin "Hgm-Geoportal" sayfasından yapılan araştırmada dava konusu taşınmazın bulunduğu yere ilişkin 1956, 1961, 1962, 1968, 1973, 1984, 1987 ve 2001 tarihli analog, 2010, 2012 ve 2013 tarihli sayısal hava fotoğraflarının bulunduğu anlaşılmakta olup, hükmüne uyulan bozma ilamında en eski hava fotoğrafı temin edilerek incelenmesi gerektiği belirtilmesine rağmen yalnızca 1984 ve 1987 tarihli hava fotoğraflarının incelenmesiyle yetirilmiş ve bunun yanında taşınmazın mera niteliğinde olup olmadığı, imar planı kapsamında kalıp kalmadığı ve 3402 sayılı Kanun' un 14. maddesinde düzenlenen 40/100 dönümlük norm kısıtlaması yönünden belgesiz araştırması da yapılmamıştır. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilemez. Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için ilk Derece Mahkemesince, öncelikle dava konusu ...köyünde kain 102 ada 1 parsel sayılı taşınmaza ilişkin kadastro tutanak sureti ve dayanağı olan belgeler ile hükmen tescil tescile esas Mahkeme dosyası dosya arasına alınmalı, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde onaylanan bir imar planı bulunup bulunmadığı, varsa hangi tarihte yapılıp kesinleştiği, dava konusu taşınmazın bu planlar kapsamında kalıp kalmadığı hem ilçe hem il belediyelerinden sorulmalı, Özel İdare ve İlçe Tarım Müdürlüğünden dava konusu yerin tahsisli mera olup olmadığı sorulmalı, yöreye ait en eski (1956) tarihli ve kadastro tespitinden 15-20-25 yıl öncesine ilişkin memleket haritası ve hava fotoğraflarının tamamı ile varsa amenajman planı ve komşu parsellere ait kadastro tutanakları, tutanaklar kesinleşmiş ise tapu kayıt örnekleri ve tapu kayıtları Mahkeme kararı sonucu oluşmuş ise mahkeme karar örnekleri ilgili yerlerden getirtilip dosya ikmal edildikten sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan aynı köyde ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek ayrı ayrı 3’er kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek 3 orman mühendisi bilirkişi, bir ziraat mühendisi bilirkişi, bir fen elemanı ve bir jeodezi ve fotogrametri mühendisinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalı ve bu keşifte, getirtilen belgeler çekişmeli taşınmazlar ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazların öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; zilyetlikle veya hukuki değeri kalmamış olan tapu kayıtlarıyla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; yukarıda değinilen diğer belgeler fen, jeodezi ve fotogrametri ile uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) hava fotoğrafları ve memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ve memleket haritası ölçeğine (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak) denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle çekişmeli taşınmaz, çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli; taşınmazların gerçek eğimi klizimetre aletiyle ölçülerek memleket haritalarındaki münhanilerden (yükseklik eğrilerinden) de faydalanılmak suretiyle belirlenmeli; hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle üç boyutlu incelemesi yapılarak, temyize konu taşınmazların niteliği ve kullanım durumu ile tasarruf sınırlarının belirgin olarak görünüp görünmediği belirlenmeli; taşınmazların üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranı ile taşınmazın imar-ihyaya konu olup olmadığını, olmuş ise imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığını ve imar-ihyanın hangi tarihte tamamlandığını, taşınmazların ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığını belirten müşterek imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak şekilde, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli ve dosyadaki belgeler ile karşılaştırıldığında denetime elverişli rapor alınmalı; keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazların öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, imar-ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanmak suretiyle, dava konusu taşınmazları sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; yerel bilirkişiler ve tanıkların sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı; ziraatçi bilirkişiden, taşınmazların evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, komşu taşınmazla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; fen bilirkişisinden, keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir, dava konusu yerlerin büyük parsel içindeki konumlarını ve komşu parselleri de gösterecek şekilde rapor ve geniş çaplı kroki alınmalı; 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesi uyarınca, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları ile davacı bayii adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediği ilgili tapu müdürlüğü ve kadastro müdürlüğü ile hukuk Mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulup, aynı Kanun'un 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır. İlk Derece Mahkemesince, bu hususlar gözetilmeksizin, hükmüne uyulan bozma ilamında değinilen bozma ilamının gerekleri tam olarak yerine getirilmeden, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, 08.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2024/290, K. 2025/3550, T. 08.05.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2024-290-e-2025-3550-k-e790185e4ac0