Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2023/4395 E. 2024/8010 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/4395
- Karar No
- 2024/8010
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/323 E., 2021/139 K. DAVA TÜRÜ :Vakıf üyeliği ile prim miktarının tespiti istemi DAVA TARİHİ : 02.03.2015 HÜKÜM/KARAR : Bozma sonrası davanın reddine Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen vakıf üyeliğinin ve prim miktarının tespiti davasına dair verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiş, İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A Dava dilekçesinde; davacı ...'ın Türkiye İş Bankası ...de güvenlik görevlisi olarak çalışmaya başladığı 15.07.1982 ile emekli olduğu 01.02.2002 tarihleri arası davalı vakfa üyeliğinin ve prim borcunun tespiti istenmiştir. İlk Derece Mahkemesince, davacının 2002 yılında emekli olduğu, 2002 yılından davanın açıldığı 02.03.2015 tarihine kadar 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçesi ile davanın zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. İstinaf başvurusunun esastan reddi kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 21.09.2020 tarih ve 2018/274 Esas, 2020/5203 Karar sayılı ilamı ile; "Mahkemece, zamanaşımı başlangıcı olarak emeklilik tarihi esas alınmış ise de, geçici 3. madde ile davacı gibi güvenlik görevlilerine borçlanma ile emekli olma hakkı getirildiğinden, bu hakka ilişkin davalarda zamanaşımı başlangıcı emeklilik tarihi değil (çünkü emeklilik tarihinde böyle bir hak mevcut değil) borçlanma hakkı getiren geçici 3. maddeye göre ödemenin yapılması için gösterilen son tarih olan 30.12.2005 tarihidir. Borçlar Kanunu’nun 146. maddesine göre, bu tarihten itibaren on yıllık zamanaşımı süresi, davanın açıldığı 02.03.2015 tarihi itibari ile dolmadığından, Mahkemece, işin esasına girilerek Yönetmeliğin 3. maddesine göre, davacının davalı munzam vakfa müracaatının olup olmadığı, süresinde ödeme yapıp yapmadığı hususları araştırılarak oluşacak sonuç doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken, davanın zamanaşımından reddine karar verilmesi" doğru görülmediğinden; Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf isteminin esastan reddine dair kararı kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyulduktan sonra yapılan yargılama sonucunda; davacı tarafın sunduğu dilekçe ile 30.12.2005 tarihine kadar yazılı talepte bulunduğu anlaşılmakta ise de, belirtilen şartların gereklerini tam olarak yerine getirmediği, yaptığı borçlanma nedeni ile tespit edilen aidatların tamamını 30.12.2005 tarihine kadar ödediğine dair bir belgenin olmadığı ve zaten davacının başvuru formu altına yazılan yazı ile katılma payını ödemek istemediğini açıkça şerh ettiği ve bu halde ise davacı tarafça belirtilen şartlar tam olarak yerine getirilmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Davanın reddine dair Mahkeme kararına karşı davacı vekili verdiği temyiz dilekçesinde; davacının, Vakıf Senedine göre davalı-Vakfa üye çalışanların ödemesi gereken katkı payının %9'unun işveren tarafından, %6'sının ise çalışanlar tarafından ödenmesi gerekmesine rağmen davalı-Vakıf tarafından davacı gibi güvenlik görevlisi olarak çalışanlardan aralarında organik bağ bulunan dava dışı-işverenin katkı payını da ödemelerinin talep edilmesi üzerine ileride herhangi bir hak kaybı yaşamamak adına başvuruda bulunan tüm çalışanlar gibi başvuru formuna "Katılma payı ödeme borcu T.İş Bankası A.Ş.'ye aittir. Bu nedenle katılma payının muhatabı olduğum anlamına gelmemek kaydı ile imzalamış bulunuyorum." şeklinde ihtirazi kayıt düşerek imzaladığını, huzurdaki davanın tam da bu sebeple; davacının, davalı-Vakfa üye olduğunun ve davalı-Vakfa ödemesi gereken işveren katkı payı dışındaki kendi payının tespiti için ikame edildiğini, diğer bir deyişle; davacının toplam katkı payından işverenin payı düşülmek suretiyle payına düşen katkı payının kendisine bildirilmemesi nedeniyle davalı-Vakfa katılım payının ödenemediğini ve huzurdaki davayı ikame etmek zorunda kaldığını, huzurdaki davanın konusunun davacının, davalı-Vakfın üyesi olduğunun ve kendi payına düşen katkı payı tutarının tespiti iken, davacının katkı payını ödemek istemediğinin anlaşıldığı şeklindeki dosya içeriği ile çelişen ve hiçbir gerçeklik payı olmayan kararın kabulünün mümkün olmadığını ileri sürerek Mahkeme kararının bozulmasını istemiştir. 04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak Kanun hükümlerini tespit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33 üncü maddesinde hâkimin, Türk hukukunu resen uygulayacağı belirtilmiştir. Bu ilke gereği açılan davayı nitelemek ve açılmış bir dava hakkında doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak hâkime düşen bir görevdir. Dava, davalı Vakıf Senedinde 2005 yılında yapılan değişiklik sonucu davacının Vakıf üyesi olduğu ile davalı vakfa ödemesi gereken prim miktarının tespiti istemine ilişkindir. Vakıf hukukunda aslolan yürürlükte bulunan vakıf senedi ile buna göre yapılan düzenlemelerin tüm üyelerine doğru ve eşit biçimde uygulanmasıdır. Yürürlükte bulunan, değiştirilmedikçe vakfı ve vakıf üyelerini bağlayan mevcut vakıf senedi ile vakıf senedine istinaden düzenlenen Yönetmelik hükümlerine göre somut uyuşmazlık çözümlenmelidir. Kanun koyucu, hukuki durumu daha hızlı bir şekilde çözüme kavuşturmak istediği haller için hak düşürücü süreleri öngörmüştür. Hak düşürücü sürenin, dava şartlarından olması nedeniyle taraflar ileri sürmeseler dahi hakim tarafından re’sen gözönünde bulundurması gerekmektedir. Kamu düzeninden olan hak düşürücü sürelerin taraflarca değiştirilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla bir hakkı sona erdiren ve dava şartı olarak kabul edilen hak düşürücü süre ancak kanunla düzenlebilir. Bununla birlikte dava konusu vakfa ait yönetmelikte yapılan değişiklik ile davacı gibi daha önce vakfa üyelik hakkı tanınmayanlara üyelik hakkı tanınması ve bunun için belirlenen süre içerisinde müracaat şartı getirilmesinde düzenlenen süre hak düşürücü süre mahiyetinde değildir. Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu vakfın 30.09.2005 günlü olağan genel kurulunda kabul edilip 01.10.2005 tarihinde yürürlüğe giren Munzam Sosyal Güvenlik Hakları Yönetmeliğine eklenen geçici 3 üncü madde ile, Türkiye İş Bankası ...de koruma ve güvenlik görevlisi olarak süreli sözleşmeli çalışmış ve 01.10.2005 tarihinden önce emekli olmak üzere Bankadaki görevinden ayrılmış ve Türkiye İş Bankası A.Ş. Mensupları Emekli Sandığı Vakfından yaşlılık, malullük aylığı veya sürekli işgöremezlik geliri bağlanmış olanlara, 30.12.2005 tarihine kadar yazılı talepte bulunmak ve gereklerini tam olarak yerine getirerek yapacakları borçlanma nedeni ile tespit edilen aidatlarının tamamını 30.12.2005 tarihine kadar ödenmesi halinde vakıftan emeklilik aylığı bağlanabileceği düzenlenmiştir. Yönetmelikte yapılan bu değişiklik üzerine davacı tarafından 07.12.2005 tarihinde vakfa yazılı müracaatta bulunduğu, davacı ile vakıf arasında borçlanma nedeni ile vakfa ödenecek miktar konusunda ihtilaf oluştuğu, vakıf tarafından, işveren katkı payının da davacıdan talep edildiği, dolayısıyla davacının yönetmelikle belirlenen süre içerisinde vakfa müracaat ettiği, davalı Vakıf tarafından, işveren katkı payının da davacıdan talep edilmesi üzerine taraflar arasında ödenecek miktar konusunda ihtilaf oluştuğu, uyuşmazlığında davacının ödemesi gereken katkı payından kaynaklandığı anlaşılmakla Mahkemece, davacı tarafından süresi içerisinde üyelik için yazılı başvuruda bulunulduğu kabul edilerek işin esasına girilip, iddia doğrultusunda toplanan ve toplanacak deliller doğrultusunda oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ : Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,İstek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 26.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.